Van’da bitmeyen yasak yine uzadı

Ana Sayfa » Kültür - Sanat » Büyük ressam Balaban!

Büyük ressam Balaban!

Umudun ve direnişin ressamını bir de böyle okuyun

 
10 Haziran 2019 Pazartesi 09:54 
Yorum YapYazdır
 
 
Büyük ressam Balaban!

9 Haziran 2019 Pazar günü Balaban'ı 98 yaşında yitirdik. Nâzım Hikmet, cezaevinden, Kemal Tahir’e yazdığı mektupta: “Ben burada, bir ressam Yunus Emre keşfettim” diye yazmış. Onu Türkçenin büyük söz ustası Yunus’a benzetmiş.

İbrahim Ali Balaban, yaptığı özgün tablolarla, Türk resim sanatının köşe taşlarından biriydi. Kendi yaşam deneyiminden damıttığı özü resmediyordu. Konusu baştan sona Anadolu… Balaban, ilk profesyonel ressamımız, yalnızca resim yapmış ve yazmış. Ailesiyle birlikte önemli parasal sıkıntılar yaşamalarına karşın vazgeçmemiş.

“Ümidi, sevgiyi, çok şükür’ü çiziyorum” diyen Balaban yaşantısının suretini, 26 Şubat 2008’de şu sözlerle ifade etmişti: “Ümidi, kendimde buldum. Mutluluğa çalıştıkça erdim. Çok şükür’ü soyumda gördüm.”

Balaban, en yürek sızlatan konularda bile sevinç, umut ve direniş öğelerini resmine katmayı başarıyor. Kimi zaman bu etkiyi tabloya giren, ışıl ışıl gözlerle ufka bakan bir çocukla yaratıyor. Onun insanları yere sağlam basıyor. Şair Hasan Hüseyin de benzer bir görüşü dile getiriyor: “Balaban, karamsar konulara eğilmiştir. Ama bu konuların işlenişi karamsar değildir. Balaban’da umut vardır. Balaban ‘umut’un resmini yapmıştır.”

Balaban da bu görüşü doğruluyor: “Dün tarladaki anayı resmediyordum. Bugün kucağında çocuğuyla deprem yıkıntıları arasından kaçan anayı çiziyorum. Ama felaketin, yılgınlığın görüntüsünü değil; felakete rağmen yaşamak için elinde feneri ile gece karanlığında yıkıntılardan çıkan, dimdik yürüyen anaları yapıyorum.”

balaban ile ilgili görsel sonucu

BALABAN KENDİNİ EĞİTMİŞ BİR YETENEK

Balaban’ın ismi hep büyük şairimiz Nâzım Hikmet’le birlikte anılıyor; çünkü onun yeteneğini ilk kez Nâzım keşfediyor. Onun en güzel şiirlerinden birkaçı Balaban’ın tabloları üzerine yazılmış. “Balaban… Ressam diye ben ona derim işte! Hapishanede tanıştığımızda şu kocaman burnumun ucuyla hemen sezmiştim. Nasıl bir yetenek olduğunu onun! Ve yanılmadım.”

Balaban da Nâzım’ı hiç dilinden düşürmüyor. “Şair babamla ikimiz buluşmadan önce el yordamı ile arıyordum kendi kendimi karanlıkta. İlkin O’nu buldu ellerim. O da alıp koydu beni kendi yerime.” Balaban resme tutkun ancak Nâzım’la tanıştıktan sonra ressam olmaya karar veriyor.

Balaban hakkında en çok yazılan sanatçıların, başında geliyor. Akademi eğitiminden geçmemiş ama kendi kendini eğitmiş bir yetenek. Bu eğitimde Nâzım’ın rolü de çok büyük… O, Nâzım’dan sanatçı olmanın, bu toprakların ressamı olmanın yolunu, insanını anlamayı, sevmeyi öğrenmiş. Nâzım bir baba gibi onu teşvik etmiş. Ona destek olmuş, çalışma azmi, üretme disiplini aşılamış. Yaşamındaki büyük zorluklar, acılar da insan olarak onu derinleştirmiş ve direnme gücünü bilemiş.

Yakın dostları Balaban’ın bir resim delisi olduğunu, resimden başka bir dünyasının olmadığını söylüyor ve günün 24 saatinde 24 saat resimle yaşadığını anlatıyorlar. “Yatar, kalkar, yer içer, oturur düşünür, resim düşler.” Bütün ömrünü resme adamış. Yazmasını bile resmini rahatlatacak bir uğraş olarak değerlendiriyor: “Serüvenimin bir kısmını yazıya aktardım böylece resimlerim rahat etti.”

Yaşamı ve insanı sevmek, tuttuğu işi sonuna kadar götürmek, yararlı olacağı her noktada üretmek, inandığı davada kararlı olmak, çocuksu yanını hep canlı tutmak, işte Balaban’ın özelliklerinden birkaçı…

“Türkiye dünyanın en güzel ülkesidir”, diyen Balaban, güzellik sıralamasına şöyle sürdürüyor: “Bence dünyanın en büyük, en güzel adamı Atatürk. Şuna bak yahu, ne kadar güzel adam. Benim ustam Nâzım Hikmet de çok güzel adamdı.”

SANAT ERGİN AKLIN ÜRÜNÜDÜR

Balaban, soyut sanata hayır der, ama düşünsel soyutlamayı destekler. “Sanat aklın esrikliği değil, ergin aklın ürünüdür. İnanç, öfke ve bilgiyle resim yapıyorum. Etimden, budumdan, kanımdan getirerek bir nevi kanımla işler gibi işliyorum. Görüntünün resmini yapmak sanat değildir. Ben görüntünün değil, yaşantının resmini yapıyorum” Balaban, önce seçtiği konuyu yaşıyor, konu adeta düşüncesinde demleniyor, kendine uygun bir kıyafete bürünüyor ve sonra tuvale aktarılıyor.

Hasan Hüseyin Korkmazgil, Balaban’a, Balabanca Bir Övgü adlı şiirinde bu süreci şairce anlatıyor:

“resmini yaparken de gördüm balaban’ı ben

resminin konusunu yaşarken de”

Balaban için sanat bir biçim yaratmak işidir. Diken, çiçek, kaplumbağa, kertenkele, bulut kompozisyona göre roller alır. Tablo bir coşkuyu anlatıyorsa hepsi gerçekte olduğundan farklı biçim ve büyüklükleriyle bu coşkuya katılırlar. Bazı resimlerinde düşsel masalsı bir atmosfer yaratır. O, göze, akla, daha çok da yüreğe seslenen tablolar yapar.

Melih Cevdet Anday, sanatçının gerçekten kopmamasını övüyor: “İbrahim Balaban resim dünyamıza taptaze bir hava getiriyor. Özsüz, konusuz, salt çizgiden, renkten kurulu biçimcilik akımına karşı koması, stilizasyonda hayat ölçüsünü bir an unutmaması onun belki en büyük başarısıdır.”

ONUN İÇİN ÖNEMLİ OLAN İNSANDIR

“Ben ata göre insan resmi yapmıyorum. İnsana göre at resmi yaparak tablomu donatıp geliştiriyorum. İnsanın gücünü göstermek için Köroğlu’nu seçtim. Kocaman Köroğlu figürünün altına da ufacık bir at koydum. Hâlbuki Köroğlu masalında Köroğlu’nun atı dağdan dağa ulaşır. O zaman attı önemli olan. Ben santimetrik ölçülerle resim yapmıyorum. Diyalektik ölçülerle çalışıyorum. Bundan dolayı resmim, kimseninkine benzemiyor, ulusal olması da bundan... Perspektifi de tablonun gereğine göre kullanırım. Gerekmiyorsa kullanmam.

Benim figürlerimin ışığı, kendi içinden çıkar. Kendi kendini ışıtıyor ve yerini buluyor. Hiçbir zaman özgün olayım diye kendimi zorlamadım. Başkalarını kopya etmek yerine kendi yaşantımı model aldım. Sonra ülkemdeki insanların serüvenlerini, sevinçlerini, duygularını, mutluluklarını yumak ettim. Benimki orta yerde bir çekirdek, bizim Anadolu insanımızın yaşantısı bir nevi yumak oldu. Ben onları da yükümlendim. ‘Ben hangi topraklar üzerinde resim yapıyorum’ dedim. Hemen karşıma kendi modelim çıktı. Yaşantımdaki, sanatımdaki tortuları öyle bir ayıkladım ki sanki sel gitti kum kaldı. Fazlalar gitti. Sanki damıtıklaştırdım.

Kitaplarda görmüş olduğum Batı resimlerini, Avrupa’ya gidince müzelerde gördüm. Hepsini de beğendim. Onların hiçbirinden örnek almadım. Fakat benim öz kaynaklarım olan Doğu’daki; Asur, Sümer, heykellerini ve Hitit rölyeflerini, Hattuşaş’a gittiğimde gördüğüm: Bereket Tanrısı’nı, Savaş Tanrısı’nı, daha birçok rölyefin desenini çizdim. Hepsine de hayran oldum. Ama örnek almadım. Fakat İBRET aldım.”

Balaban’ın her sergisi birbirini yeniler. Anlatımdaki biçim arayışları hep devam eder. Yeni teknikler bulup, geliştirip, zenginleştirmeyi hiç bırakmaz. Resmindeki dönemler bunu ortaya koyar.

Balaban’la ilgili kapsamlı bir çalışma yapan Zafer Bilgin, onun hem sanatını hem de kişiliğini değerlendiriyor: “1953’te Fransız Konsolosluğu Sergi Salonu’nda ilk sergisini açtığı zaman görüldü ki Balaban, Batı’nın ve akademinin etkisinden çok uzak ve son derece özgündür. Balaban yalnızca yaratıcı kişiliğiyle değil sağlam toplumsal kimliğiyle de çağdaşlarından farklı bir yaşam sürdürmüştür. Düşüncesini eylemiyle bütünlemiştir. Örgüt insanıdır; Türkiye İşçi Partisi’nin üyesidir ve örgütlenmesine fiilen katılmıştır. Siyasi olumsuzluklardan yılmamıştır. Dün Nâzım Hikmet’le olan beraberliğini, ilk sergi öncesinde başlayarak Mehmet Ali Aybar’la olan yakınlığı, Doğu Perinçek’le, Rauf Denktaş’la omuz omuza sürdürmüştür. Bildiriler imzalamış, görüşlerin oluşmasına katkı vermiş ve açıklamıştır. Resmiyle yaptığı görsel etki, toplumsal siyaset alanında sürmüş, Balaban olarak insanca yaşamıştır. Bulunduğu yeri değiştiren, dönüştüren olmuştur.”

Ergenekon sürecinde de ileri yaşına karşın cesurca tertiplerin karşısına dikilmekten çekinmemiştir.

Balaban, son yıllarda ressam olan oğlu Hasan Nâzım’la birlikte tablolarını sergiliyordu. UNESCO Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği’nin 12 Temmuz 1996’dan beri onur üyesi olan Balaban’a pek çok ödülün yanı sıra fahri doktora ve profesörlük unvanı verildi. Tabloları birçok ülkenin sanatseverlerinin koleksiyonlarında yer alıyor.

Bizler, Balaban’la, eserleriyle gurur duyuyor ve Mehmet Kemal’in şu belirlemesine yürekten katılıyoruz: “Balaban bu toprakların ressamıdır. Bu topraklar durdukça onun resimleri bu topraklar üstünde dallanacak, budaklanacaktır.”

Feyziye Özberk/Odatv

 
10 Haziran 2019 Pazartesi 09:54 
Yorum YapYazdır
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
A. Şefik Mollamehmetoğlu
 
Türker Ertürk
 
Mustafa Önsel
 
Attila Aşut
 
Prof. Dr. Kemal Üçüncü
 
Prof. Dr. Örsan Öymen
 
Osman Cudi Yılmaz
 
Nihat Genç
 
Havva GÜNAYDIN LAKUTOĞLU
 
Arslan Bulut
 
Çiğdem KOÇ
 
Kazım DEMİR
 
Ahmet Özer
 
Prof. Dr. Orhan Özgür
 
Mehmet Polat
 
Göksu Mollamehmetoğlu
 
Muhammet İKİNCİ
 
Abdulkadir TİRYAKİOĞLU
 
Ömer Faruk Altuntaş
 
Gülcan Özgür
 
Ömer Turan
 
Prof. Dr. Burhan Çuhadaroğlu
 
Mehmet Erdal Çağdaş
 
Prof. Dr. Cavit Boz
 
Hüseyin HAYDAR
 
Zekeriya Saka
 
Mehmet Kuvvet
 
Hasan Güneş
 
Erdal ÖZÇELİK
 
Serpil Satut Denizoğlu
 
Erdal Eksert
 
İnci Güngör
 
Coşkun ERUZ
 
Mehmet Akıncı
 
Ruhi  Türkyılmaz
 
İlyas Gümrükçü
 
Sami KOÇ
 
Ömer Asan
 
Kadir ŞİŞGİNOĞLU
 
Son 24 Saat
Haberler RSS Beslemesi
 
 
 
Gazete Manşetleri
 
 
Anket
Halkoylaması sonrası Türkiye'yi ne bekliyor?
1. Daha iyi bir gelecek
2. Daha kötü bir gelecek
3. Birşey değişmez
 
Arşiv
 
Tarihte Bugün
1867 - ABD, Alaska'yı Rusya'dan 7,2 milyon dolar karşılığında alarak topraklarına kattı.
1892 - Chicago ve New York arasında ilk uzun telefon hattı açıldı.
1898 - ABD, Porto Riko'nun sahibi oldu.
1908 - Belçika Kongo Hür Devletini ilhak etti.
1912 - I. Balkan Savaşı başladı.
1912 - Trablusgarp Savaşı'nı sona erdiren Uşi Antlaşması imzalandı.
1920 - Saimbeyli'nin kurtuluşu
1920 - Türkiye Komünist Fırkası, Ankara'da resmen kuruldu.
1922 - İngiliz yayın kuruluşu BBC (British Broadcasting Company, sonradan British Broadcasting Corporation) kuruldu.
1936 - Atatürk, Ankara Hipodromu'nda at yarışlarını izledi.
1943 - Ulvi Cemal Erkin ve Necil Kazım Akses, Berlin'de başarılı bir konser verdi.
1944 - Sovyetler, Çekoslovakya'yı işgal etti.
1954 - Texas Instruments şirketi ilk transistörlü radyoyu üretti.
1959 - III. Akdeniz Oyunları Beyrut'ta yapıldı. Türkiye serbest güreş milli takımı 8 sıklette birinci oldu.
1967 - Sovyetler Birliği'nin fırlattığı Venera 4 uzay aracı Venüs gezegenine ulaştı ve Dünya dışında bir gezegenin atmosferini inceleyen ve gezegenler arası yayın yapan ilk araç oldu.
1968 - Dünya Olimpiyat Komitesi, iki zenci atleti (Tommie Smith ve John Carlos) madalya töreni sırasında kara güç selamı verdikleri gerekçesiyle cezalandırdı.
1976 - Başbakan Süleyman Demirel, Fırat nehri üzerindeki Karakaya Barajı ve hidroelektrik santralının temelini attı.
1977 - Filistin'li gerillaların Somali'nin Mogadişu havaalanına kaçırdığı Lufthansa yolcu uçağını basan GSG-9 Alman anti-terör timi, korsanları öldürüp 86 rehineyi kurtardı.
1979 - Balgat katliamının iki sanığı Mustafa Pehlivanlı ve İsa Armağan idama mahkum edildi. 10 Ağustos 1978'de Ankara Balgat'ta solcuların gittiği 4 kahve taranmış, 5 kişi ölmüş, 11 kişi yaralanmıştı.
1982 - 574 sanıklı Ankara Dev-Yol davası başladı: 186 kişi idam istemiyle yargılanıyor.
1988 - Tuzla'da 7 Ekim'de Türkiye İşçi Köylü Kurtuluş Ordusu (TİKKO) üyesi olduğu öne sürülen dört kişi öldürüldü. Olaya karışan 16 polise 56'şar yıl hapis cezası istemiyle dava açıldı.
1989 - Doğu Almanya lideri Erich Honecker istifa etti.
1991 - Azerbaycan, Sovyetler Birliği'nden bağımsızlığını ilan etti. İlk defa 28 Mayıs 1918'de bağımsız olan dünya Azerileri, bugünü "Cumhuriyet günü" olarak kutluyorlar.
1993 - Yunanistan'da Andreas Papandreou'nun ikinci başbakanlık dönemi başladı.
1996 - Gazeteci Metin Göktepe'nin gözaltında dövülerek öldürülmesiyle ilgili dava Aydın'da başladı.
1996 - Yargıtay, Yaşar Kemal'e verilen 1 yıl 8 aylık hapis cezasını onadı.
2002 - Fildişi Sahili'nde bir ay süren çatışmaların ardından isyancılarla hükümet birlikleri arasında ateşkes yürürlüğe girdi.
2007 - Eski Pakistan başbakanı Benazir Butto, 8 yıllık sürgünün ardından döndüğü ülkesinde bombalı bir saldırıya hedef oldu. 126 kişinin öldüğü ve 248 kişinin yaralandığı saldırıdan Butto yara almadan kurtuldu.
2008 - güzel bir cumartesi günüydü ve bundan sonra hayatıma çıkmamacasına girecek olan insanı o gün tanıdım 599 gün geçmesine ramen ohala ilk günkü gibi hayatımın en güzel yerinde
 
Lig Puan Durumu
 
Takımlar
O
G
B
M
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
 
Şampiyonlar Ligi
 
UEFA Avrupa Ligi
 
Alt Lig
 
Süper Loto
17.10.2019 Tarihli Çekiliş Sonucu050811202324
 
On Numara
14.10.2019 Tarihli Çekiliş Sonucu08141623252627293940414652596061636467717376
 
Sayısal Loto
16.10.2019 Tarihli Çekiliş Sonucu010406354047
 
Şans Topu
16.10.2019 Tarihli Çekiliş Sonucu031117233105
 
Namaz Vakitleri
 
  • İmsak04:47
  • Güneş06:27
  • Öğlen12:18
  • İkindi15:20
  • Akşam17:46
  • Yatsı19:14
 
 
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık