Ankara'yı karıştıran büyük skandal!

Ana Sayfa » Medya Kritik » Cumhuriyet'te sansür iddiası

Cumhuriyet'te sansür iddiası

Cumhuriyet'te Bartu Soral tarafından başlatılan yayın politikası ve Osman Kavala tartışması sürüyor.

 
2 Aralık 2018 Pazar 21:12 
Yorum YapYazdır
 
 
Cumhuriyet'te sansür iddiası

Cumhuriyet'in yeni yazarlarından Bartu Soral, gazetenin yayın politikasını ve Osman Kavala'ya dair haberlerini eleştirmişti. Gazetenin yazarları da Bartu Soral'a bir cevap vermişti.

Osman Kavala ise, Silivri Cezaevi'nden yazdığı mektupla Soral'ın iddialarına ve hakındaki suçlamalara yanıt vermişti.

YAZININ SANSÜRLENDİĞİ İDDİASI

Bartu Soral, bugünkü köşesinde, yazısının sansürlendiğini iddia etti. Soral, kişisel sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, "Maskeleri inince terbiyesizleşen Soroscuların, hakaretlerini yayınlayan genel yayın yönetmeni, bugünkü yazımı kesmiş. Hakaret serbest. Antiemperyalist olmak yasak. Düşünce zenginliği adı altında her türlü terbiyesizliği yapanların gerçek yüzü budur. Demokrat sansürcü" dedi. Soral, yazısının gazeteye gönderilmiş halini de kişisel Facebook hesabından paylaştı.

Soral'ın paylaştığı yazısıyla, gazetede yer alan yazı arasında 3 yerde fark olduğu görüldü.

Soral'ın paylaştığı yazısında, "Kimisi, 'hanımefendi maskesi'ni çıkartmış; kusuyor, kimisi cilalı lafları bırakmış; ustura-maymun diye içindekileri döküyor... Ötekisi, kafan basmıyor diyor… Bu mu Cumhuriyet gazetesi yazarlarının seviyesi?.. İçeriğe giren; emperyalizm, Soros’u konuşan, analiz yapan yok" bölümünde bir değişikliğe gidildiği fark edildi.

Soral'ın Cumhuriyet gazetesindeki yazısının ilgili bölümü ise şu şekilde:

 

Soral'ın paylaştığı yazısındaki bir diğer değişiklik de, "Geçen gün CIA’nın ünlü istasyon şefi Henri Barkey, Cumhuriyet gazetesinden B.Doster’e 'ilkel insan' diye saldırdı, 'Kavala hassasiyeti gösterenlerden' hiç ses çıkmadı!.. Hayırdır?.." ifadelerinde oldu.

Yazıda, "Hayırdır" ifadesinin "Acaba neden" kelimesiyle değiştirildiği fark edildi.

 

Son olarak Soral'ın paylaştığı yazısında, "Kimlerin çizgisi ortak, bir kere daha görüldü… İşin içine gidenler de girdi, gelenler de... Basında Apo güzellemesi yapanlar da… Böylece kamuoyu herkesin çizgisini gördü…" ifadelerinin çıkarıldığı görüldü.

 

EMRE KONGAR KÖŞESİNDE YAZDI

Cumhuriyet gazetesi yazarı Emre Kongar ise, bugünkü köşesinde, Türkiye Cumhuriyeti'ni, Cumhuriyet Halk Partisi'ni ve Cumhuriyet Gazetesini irdeledi.

"'Ağacın kurdu içindedir' sözü, her üçü de Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulmuş olan bu üç Çınarın hepsi için birden söylenmiş gibidir adeta!" diyen Kongar, "Her üç Cumhuriyet de zaman içinde gelişip serpildikçe, kendi kurtlarını kendileri yaratmış, düşmanları tarafından da beslenen bu 'kendi içindeki kurtlar' bu çınarları içerden kemirmeye başlamıştır" diye ifade etti.

Emre Kongar'ın yazısı şu şekilde:

Bu sütunun okurları, Silivri kumpasları başlayalı beri yıllardır hemen hemen her pazar, Hukuk Devletini ve Bağımsız Adaleti savunan yazılar yazdığımı...

Haksızlık, hukuksuzluk sorunlarını açık bir biçimde anlatabilmek için konuları somut kişiler veya olaylar çerçevesinde ele almaya çalıştığımı bilirler.

Bugün iktidar tarafından özel olarak kasten kutuplaştırılan Türkiye’nin siyasal ve kültürel ortamında, Hukuk Devletini ve Evrensel Bağımsız Adaleti savunmak, neredeyse 'ihanetle' suçlanan bir eylem ve söylem haline getirilmek istenmektedir.

Bu yazıda, 'Herkes için, her yerde, her zaman adalet' diyerek Hukuk Devletini savunanlara saldıranları ve böylece Demokrasiden kopuşu hızlandıranları irdelemek istiyorum.

***

Yazının başlığındaki 'Cumhuriyet' sözcüğü ile üç Cumhuriyet’ten birden söz ediyorum:

Türkiye Cumhuriyeti...

Cumhuriyet Halk Partisi...

Cumhuriyet Gazetesi...

'Ağacın kurdu içindedir' sözü, her üçü de Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulmuş olan bu üç Çınarın hepsi için birden söylenmiş gibidir adeta!

***

Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’ni, Cumhuriyet Halk Partisi’ni ve Cumhuriyet Gazetesi’ni 'Cumhuriyet' yapan ilkeler nelerdir...

Bu üç kurum, hangi ilkeleri savunmak zorundadır?

1) Savunulması gereken birinci ilke, hiç kuşkusuz laikliktir.

2) Savunulması gereken ikinci ilke, Laiklik üzerinde yükselen TemelHak ve Özgürlüklerdir.

3) Savunulması gereken üçüncü ilke, Laikliğe, Temel Hak ve Özgürlüklere dayalı olan Demokratik Rejimdir.

4) Savunulması gereken dördüncü ilke, bu ilk üç ilkeyi de koruyacak olan bağımsız yargı ve evrensel hukuk mekanizmasıdır.

Her türlü siyasal etkiden ve tasalluttan korunmuş, bağımsız ve tarafsız, ama yukarda açıklanan, Laiklikten,Temel Hak ve Özgürlüklerden ve Demokratik Rejimden yana olan bir yargı mekanizması ve Adalet, yani Hukuk Devleti, bu her üç Cumhuriyet’in de varlığının temeli, güvencesidir.

***

Ama her ağacın kurdu içindedir:

Her üç Cumhuriyet de zaman içinde gelişip serpildikçe, kendi kurtlarını kendileri yaratmış, düşmanları tarafından da beslenen bu 'kendi içindeki kurtlar' bu çınarları içerden kemirmeye başlamıştır.

1) Laiklik ilkesine karşın, 'sadece tek bir din/mezhep/ırk adına siyaset yapan görüşler' her üç Cumhuriyet içinde de varlıklarını sürdürmektedirler.

2) Başta ifade, medya ve muhalefet özgürlüğü olmak üzere 'Temel Hak ve Özgürlükleri sadece kendileri için isteyenler' her üç Cumhuriyet içine de sızmışlardır.

3) 'Sadece kendine demokrat olmak', farklı düşüncelere tahammülsüzlük, her üç Cumhuriyet içinde de neredeyse egemen akımlardan biri haline gelmek üzeredir.

4) Bu tutum ve davranışların sonucu olarak, bu üç Cumhuriyet’in de temelini ve varlığını simgeleyen Hukuk Devletini yani herkes için, her yerde, her zaman adaleti savunmak:

Laikliğe inanmayan, Temel Hak ve Özgürlükleri sadece kendisi için isteyen ve sadece kendine Demokrat olanlarca, 'ihanetle' bile suçlanabilmektedir.

***

Her üç Cumhuriyet içinde de çeşitli dalgalanmalar, bu dört ilkenin dışına çıkmamak kaydıyla, çeşitli yorum farkları ve hatta yönetim değişiklikleri olabilir.

Bu dalgalanmalar açısından çeşitli eleştiriler de yapılabilir; yapılmalıdır da.

Ama bu yorum ya da yönetim farklarından dolayı, bu dört ilkeyi savunanlara, içerden saldıran, onları 'ihanetle' suçlayanlar, ancak ilkel bir kibir içinde olan ve bu her üç Cumhuriyet’in de önemini, anlamını, değerini hazmedememiş kişilerdir...

İşin en üzücü tarafı ise kendi varlıklarını borçlu oldukları bu üç Çınara ve onların kurucusu olan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e yaptıkları nankörlüktür:

Sanıyorum bu kadar ilkellik, kibir ve nankörlük, ancak yurtiçinde veya yurtdışında bu konularda özel eğitim görmüş olmakla kazanılmış özelliklerdir!"

Bartu Soral'ın Cumhuriyet gazetesindeki köşesinde yayımlanan yazısı şu şekilde:

"Geçen yazılarımdaki vurguları, yazılardan alıntılayarak, bir daha belirteyim; 1) 'Cumhuriyet gazetesi, anayasal hak ve özgürlüklerin, evrensel değerlerin ve devrimlerin bekçisidir'. 2) 'Esasen bir tedbir mahiyetinde olan tutuklamanın ölçüsüz uygulanması ile şüpheliler açıkça hüküm giymeden cezalandırılıyor. Ve en temel anayasal haklarımız ihlal ediliyor. Bu kesinlikle kabul edemeyeceğimiz bir uygulama. Herkes için süratle düzeltilmeli'. 3) 'Hukukun üstünlüğünü savunmak, temel hak ve özgürlükleri korumak, evrensel değerlere sahip çıkmak ile emperyalizmin aparatı olduğunu 40 senedir Türk halkının kalbine sokanları savunur duruma düşmek arasında kalın bir çizgi var'.

Şimdi, bunlardan hangisi rahatsız etti?.. Hangisine katılmadınız?.. Biz Kavala adil yargılanmasın mı dedik? Deliller eksik mi toplansın dedik? İçeride yıllarca iddianame mi beklesin dedik?.. Siz yazının başındaki “hukuki boyut” kısmını okumadan atladınız mı yoksa okudunuz da anlamadınız mı?

Kimisi kusuyor, kimisi cilalı lafları bırakmış; ustura-maymun diye içindekileri döküyor...Ötekisi, kafan basmıyor diyor... İçeriğe giren; emperyalizmi, Soros’u konuşan yok.

Geçen gün CIA’nın ünlü istasyon şefi Henri Barkey, Cumhuriyet gazetesinden B. Doster’e “ilkel insan” diye saldırdı, 'Kavala hassasiyeti gösterenlerden' hiç ses çıkmadı!.. Acaba neden?..

Son yazımda bir Osman Kavala profili çizdim. Ama o profili dün çizmedim ki!.. BM’de yaşanan bir olaydan başladım... 2009’da Kurt Kapanı, 2014’te Paralel Kürdistan Kumpası kitaplarımda, belgeleri ile yazdım... Televizyonlarda, gazetelerde konu oldu... 'Hapisteki birisi için yazmak utanç verici' denmiş... Ben Kavala hapisteyken değil, Ergenekon davasının savcısıyım diyen Tayyip Erdoğan ile açılım süreci yürütürken yazdım

o kitapları... Belgelerini de koydum. O gün hiçbir cevap gelmedi... Dün de bu konu hakkında hiçbir yanıt göremedim... Bu durumda 'utanç verici' yazanlara biz de 'utanmaz' mı diyelim?.. Elbette hayır, biz sadece bu sözleri aynen iade edelim...

Soros’un kim olduğunu bir daha yazalım mı? Ülkeleri nasıl parçaladığını anlatalım mı? Fonlarından bahsedelim mi? Gerek yok, zaten bu konuda binlerce kaynak var. Osman Kavala dünkü açıklamasında, evet, demiş. Ben Soros’tan fon aldım. Ama 'akil adam değilim' demiş Osman Kavala. Benim bilgilendirmem hatalı... Peki, açılım konusundaki rolünü tekrar hatırlayalım mı? PKK’nın başı Apo bana mı selam söyledi? Ergenekon davasını genişletelim bildirilerini nereye koyalım?.. Bunların tamamı belgeleriyle kitaplarda, gazetelerde, internette duruyor...

Ben yargının üstünlüğünü savunurken Soros fonlarını kahramanlaştırma yanlışına düşülmesin dedim. Birçoğu da 'herkes için adalet' kalıbının arkasına sığınarak, sanki biz insanların hukuki haklarına itiraz etmişiz gibi demagoji yaptı...

Karagöz ve Hacivat, malumunuz... Zevkle seyrederdik. Beyaz perdenin önünde Hacivat, Karagöz’e kızar... O, ona vurur, bu buna. Bir kavgadır gider... Ama perdenin arkasına bakınca bir el görürsünüz. Her ikisini de bir el oynatıyor, her ikisini de bir ağız konuşturuyor...

Emperyalizm de Türkiye’ye bunu yapıyor!.. Türk milleti kavramını tartışırsan, etnik kimlik siyaseti yaparsan, 'Başkan Apo’nun heykelini dikeceğiz' sözünü duymaz, ne güzel saz çalıyor dersen, Soros’çu olursan, fonlarından beslenirsen; demokratsın, ilericisin. Nazlı Ilıcak, Selahattin Demirtaş, Osman Kavala’cı olursan insan hakları şampiyonusun, aydınsın!.. 'Ama' dersen; faşistsin, ırkçısın, AKP’lisin, MHP’lisin... Bu ikisinin dışında kalamazsın. Ya Hacivat olacaksın ya Karagöz!.. Kemalist olma da!..

4 Kasım’da 'Doğu Anadolu, PKK ve HDP' başlıklı bir yazı yazdım. İlk iki paragraf şöyleydi:

'Uzun bir süredir çözüm konuşuluyor. Ama aslında ne sorun, ne de çözüm konuşulmuyor! AKP ile MHP ittifakı biter gibi olunca HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan hemen bir davet yapmış, diyor ki; ‘hepimizi mutlu eden süreç (PKK’nın hendeklere bombalar yerleştirdiği süreç - B.S.) bir kez daha başlamalı, Sayın Öcalan üzerindeki tecrit kaldırılmalı ve bu sürece dahil edilmelidir’. Daha önceki Genel Başkan Selahattin Demirtaş da; ‘başkan Apo’nun heykelini dikeceğiz’ diyordu! Anlaşılan HDP’nin sorun çözme, bölgesel kalkınma vizyonu Apo’dan, PKK’dan öteye gidemiyor!..

AKP de farklı değil… Onlar da çözümü Habur’dan terörist geçirmekte, PKK ile açılım yapmakta, Andımız’ı kaldırmakta,Öcalan’dan din âlimi, Rönesans aydını çıkartmakta aradı!..

Bunların hepsini gördük ama henüz bölge için bütüncül kalkınma planı hazırlayanı, sanayi yatırımlarını konuşanı, tarım ve hayvancılığın canlandırılması için alınacak önlemleri ele alanı görmedik. Toprak ağalarını, aşiretleri temizleyelim, toprak reformu yapalım, bu reformu şu model ile gerçekleştirelim diyeni de duymadık.'

Bir meslektaşımla yazı üstüne tartışırken; ne güzel kamuoyu bunu tartışsın, dedi. Birbirimize baktık, güldük... Kamuoyu bunu tartışıyor olsaydı, gazeteler, köşe yazarları bu konuları kamuoyunun önüne getirseydi, nasıl oynayacaktı Karagöz ile Hacivat..."

Bartu Soral'ın Facebook hesabından paylaştığı ve gazeteye gönderilen hali olduğunu belirttiği yazısı şu şekilde:

"Geçen yazılarımdaki vurguları, yazılardan alıntılayarak, bir daha belirteyim; 1) “Cumhuriyet gazetesi, anayasal hak ve özgürlüklerin, evrensel değerlerin ve devrimlerin bekçisidir”. 2) “Esasen bir tedbir mahiyetinde olan tutuklamanın ölçüsüz uygulanması ile şüpheliler açıkça hüküm giymeden cezalandırılıyor. Ve en temel Anayasal haklarımız ihlal ediliyor. Bu kesinlikle kabul edemeyeceğimiz bir uygulama. Herkes için süratle düzeltilmeli”. 3) “Hukukun üstünlüğünü savunmak, temel hak ve özgürlükleri korumak, evrensel değerlere sahip çıkmak ile emperyalizmin aparatı olduğunu 40 senedir Türk halkının kalbine sokanları savunur duruma düşmek arasında kalın bir çizgi var”.

Şimdi, bunlardan hangisi rahatsız etti?.. Hangisine katılmadınız?.. Biz Kavala adil yargılanmasın mı dedik? Deliller eksik mi toplansın dedik? İçeride yıllarca iddianame mi beklesin dedik?.. Siz yazının başındaki “hukuki boyut” kısmını bile okuyamadınız mı!..

Kimisi, “hanımefendi maskesi”ni çıkartmış; kusuyor, kimisi cilalı lafları bırakmış; ustura-maymun diye içindekileri döküyor... Ötekisi, kafan basmıyor diyor… Bu mu Cumhuriyet gazetesi yazarlarının seviyesi?.. İçeriğe giren; emperyalizm, Soros konuşan, analiz yapan yok.

Geçen gün CIA’nın ünlü istasyon şefi Henri Barkey, Cumhuriyet gazetesinden B.Doster’e “ilkel insan” diye saldırdı, “Kavala hassasiyeti gösterenlerden” hiç ses çıkmadı!.. Hayırdır?..

Son yazımda bir Osman Kavala profili çizdim. Ama o profili dün çizmedim ki!.. BM’de yaşanan bir olaydan başladım… 2009’da Kurt Kapanı, 2014’te Paralel Kürdistan Kumpası kitaplarımda, belgeleri ile yazdım… Televizyonlarda, gazetelerde konu oldu… “Hapisteki birisi için yazmak utanç verici” denmiş… Ben Kavala hapisteyken değil, Ergenekon davasının savcısıyım diyen Tayyip Erdoğan ile açılım süreci yürütürken yazdım o kitapları! Belgelerini de koydum. O gün hiçbir cevap gelmedi… Dünkü cevaplarında da göremedim?.. Bu durumda utanç verici yazanlara biz de “utanmaz” mı diyelim?.. Elbette, sözlerini aynen iade edelim!..

Soros’un kim olduğunu bir daha yazalım mı? Fonlarından bahsedelim mi? Açılım sürecini hatırlayalım mı? “Akil adam değilim” demiş Osman Kavala, bilgilendik. Açılım konusundaki rolü hakkında herhalde konuşmaya gerek yok?.. PKK’nın başı Apo bana selam söylemedi! Ergenekon davasını genişletelim açıklamasını nereye koyalım?.. Soros ile ilgili zaten net; Evet Soros tarafından fonlandım diyor… Bu bilgilerin tamamı zaten yıllardır, kitaplarda, gazetelerde, dergilerde, internette duruyor.
Ben yargının üstünlüğünü savunurken Soros fonlarını kahramanlaştırma yanlışına düşülmesin dedim. Çizgi dedim; herkes çizgisini ortaya koydu. Kimlerin çizgisi ortak, bir kere daha görüldü… İşin içine gidenler de girdi, gelenler de... Basında Apo güzellemesi yapanlar da… Böylece kamuoyu herkesin çizgisini gördü…

Karagöz ve Hacivat, malumunuz... Zevkle seyrederdik. Beyaz perdenin önünde Hacivat, Karagöze kızar… O, ona vurur, bu buna. Bir kavgadır gider… Ama perdenin arkasına bakınca bir el görürsünüz. Her ikisini de bir el oynatıyor, her ikisini de bir ağız konuşturuyor…

Emperyalizm de Türkiye’ye bunu yapıyor!.. Türk milleti kavramını tartışırsan, etnik kimlik siyaseti yaparsan, “Başkan Apo’nun heykelini dikeceğiz” sözünü duymaz, ne güzel saz çalıyor dersen, Soros’cu olursan, fonlarından beslenirsen; demokratsın, ilericisin. Nazlı Ilıcak, Selahattin Demirtaş, Osman Kavala’cı olursan insan hakları şampiyonusun, aydınsın!.. “Ama” dersen; faşistsin, ırkçısın, AKP’lisin, MHP’lisin… Bu ikisinin dışında kalamazsın. Ya Hacivat olacaksın ya Karagöz!... Kemalist olma da!..

4 Kasım’da “Doğu Anadolu, PKK ve HDP” başlıklı bir yazı yazdım. İlk iki paragraf şöyleydi:
“Uzun bir süredir çözüm konuşuluyor. Ama aslında ne sorun, ne de çözüm konuşulmuyor! AKP ile MHP ittifakı biter gibi olunca HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan hemen bir davet yapmış, diyor ki; “hepimizi mutlu eden süreç (PKK’nın hendeklere bombalar yerleştirdiği süreç B.S.) bir kez daha başlamalı, Sayın Öcalan üzerindeki tecrit kaldırılmalı ve bu sürece dahil edilmelidir”. Daha önceki Genel Başkan Selahattin Demirtaş da; “başkan Apo’nun heykelini dikeceğiz” diyordu! Anlaşılan HDP’nin sorun çözme, bölgesel kalkınma vizyonu Apo’dan, PKK’dan öteye gidemiyor!..

AKP de farklı değil… Onlar da çözümü Habur’dan terörist geçirmekte, PKK ile açılım yapmakta, Andımızı kaldırmakta, Öcalan’dan din alimi, Rönesans aydını çıkartmakta aradı!..

Bunların hepsini gördük ama henüz bölge için bütüncül kalkınma planı hazırlayanı, sanayi yatırımlarını konuşanı, tarım ve hayvancılığın canlandırılması için alınacak önlemleri ele alanı görmedik. Toprak ağalarını, aşiretleri temizleyelim, toprak reformu yapalım, bu reformu şu model ile gerçekleştirelim diyeni de duymadık.”
Bir meslektaşımla yazı üstüne tartışırken; ne güzel kamuoyu bunu tartışsın dedi. Birbirimize baktık, güldük… Kamuoyu bunu tartışıyor olsaydı, gazeteler, köşe yazarları bu konuları kamuoyunun önüne getirseydi, nasıl oynayacaktı Karagöz ile Hacivat…"

 
2 Aralık 2018 Pazar 21:12 
Yorum YapYazdır
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
A. Şefik Mollamehmetoğlu
 
Türker Ertürk
 
Mehmet Polat
 
Prof. Dr. Örsan Öymen
 
Kazım DEMİR
 
Osman Cudi Yılmaz
 
Nihat Genç
 
Havva GÜNAYDIN LAKUTOĞLU
 
Prof. Dr. Kemal Üçüncü
 
Attila Aşut
 
Prof. Dr. Orhan Özgür
 
Mustafa Önsel
 
Göksu Mollamehmetoğlu
 
Arslan Bulut
 
Muhammet İKİNCİ
 
Ahmet Özer
 
Abdulkadir TİRYAKİOĞLU
 
Ömer Faruk Altuntaş
 
Gülcan Özgür
 
Ömer Turan
 
Prof. Dr. Burhan Çuhadaroğlu
 
Mehmet Erdal Çağdaş
 
Prof. Dr. Cavit Boz
 
Hüseyin HAYDAR
 
Zekeriya Saka
 
Mehmet Kuvvet
 
Hasan Güneş
 
Erdal ÖZÇELİK
 
Serpil Satut Denizoğlu
 
Erdal Eksert
 
İnci Güngör
 
Coşkun ERUZ
 
Mehmet Akıncı
 
Ruhi  Türkyılmaz
 
İlyas Gümrükçü
 
Sami KOÇ
 
Ömer Asan
 
Kadir ŞİŞGİNOĞLU
 
Son 24 Saat
Haberler RSS Beslemesi
 
 
 
Gazete Manşetleri
 
 
Anket
Halkoylaması sonrası Türkiye'yi ne bekliyor?
1. Daha iyi bir gelecek
2. Daha kötü bir gelecek
3. Birşey değişmez
 
Arşiv
 
Tarihte Bugün
1816 - Indiana 19.cu eyalet olarak ABD'ye katıldı.
1901 - İlk masa tenisi turnuvası Birleşik Krallık'ta düzenlendi.
1927 - Doğu illerinde Birinci Genel Müfettişlik kurulmasına karar verildi; müfettişliğe İbrahim Tali Bey (Öngören) atandı.
1928 - İkinci İktisat Şûrası toplandı.
1931 - Westminster Tüzüğü 1931 ile Birleşik Krallık dominyonlarına kendini yönetme hakkı verildi.
1936 - VII. Edward tahttan çekildiğini açıkladı.
1937 - II. İtalya-Habeşistan Savaşı: İtalya Milletler Cemiyeti'nden çekildi.
1941 - Adolf Hitler ve Benito Mussolini'nin açıklamasıyla Almanya ve İtalya, Amerika Birleşik Devletleri'ne savaş ilan etti.
1946 - Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) kuruldu.
1949 - Birleşmiş Milletler, Filistinli mültecilerin kendi topraklarına dönme hakkını kabul etti.
1952 - Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nda ilk uygulama: Telif hakkı Yelpaze mecmuasına ait olan bir resimli romanı yayınlayan Hürriyet gazetesi aleyhine dava açıldı.
1962 - Türkiye'de Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği kuruldu.
1962 - Kanada'da son kez bir mahkuma idam cezası uygulandı.
1964 - Che Guevara, New York'taki Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda bir konuşma yaptı. Konuşma sırasında binaya dışarıdan havanla ateş edildi, faili bulunamadı.
1971 - İstanbul Televizyonu yayınlarını haftada iki günden dört güne çıkardı.
1972 - Genişletilmiş Komuta Konseyi, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Demokrat Parti'lilerin siyasi haklarının iadesine karşı olduğunu açıkladı.
1976 - Ankara Üniversitesi süresiz kapatıldı.
1976 - İstanbul'da Bebek Maksim Gazinosu yandı.
1977 - Yerel seçimler sonuçları: CHP 715, Adalet Partisi 710, MHP 58, Milli Selamet Partisi 46, Cumhuriyetçi Güven Partisi 7 ve bağımsızlar 171 belediye başkanlığı kazandılar.
1987 - Necatigil Şiir Ödülü Ahmet Oktay'a verildi. Şair ödülü, 'Yol Üstünde Semender' adlı yapıtıyla aldı.
1991 - Avrupa Birliği ülkeleri, 1999'un para birliği için son tarih olacağını açıkladı.
1993 - Türkiye'nin Bağdat Büyükelçiliği İdare Ataşesi Çağlar Yücel Bağdat'ta aracının içinde uğradığı silahlı saldırı sonucu şehit oldu.
1994 - Başbakan Tansu Çiller "Ne mutlu Türkiye vatandaşıyım diyene" dedi.
1994 - Tek yanlı olarak bağımsızlığını ilan eden Çeçenistan'a Sovyetler Birliği yüzlerce tank ve askerle girdi.
1997 - Susurluk olayı nedeniyle DYP milletvekilleri Mehmet Ağar ve Sedat Bucak'ın dokunulmazlıkları kaldırıldı.
1997 - Kyoto Protokolü imzaya açıldı
1999 - Avrupa Birliği Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi sona erdi. Sonuç belgesinde Türkiye'nin "adaylığı kesinleşti."
2001 - Çin Halk Cumhuriyeti, Dünya Ticaret Örgütü'ne katıldı.
2002 - Amerikan Temsilciler Meclisi ve Senatosu, istihbarat faaliyetlerinin eşgüdümünün daha iyi sağlanabilmesi için iç istihbarat örgütü kurulmasını tavsiye etti.
2004 - İstanbul Modern Sanat Müzesi açıldı.
2009 - Demokratik Toplum Partisi, Anayasa mahkemesi kararıyla kapatıldı.
 
Lig Puan Durumu
 
Takımlar
O
G
B
M
P
1
Başakşehir
15
10
3
2
33
2
Kasımpaşa
15
8
2
5
26
3
Antalyaspor
15
8
2
5
26
4
Beşiktaş
15
7
4
4
25
5
Malatyaspor
15
7
4
4
25
6
Trabzonspor
15
7
4
4
25
7
Galatasaray
15
7
4
4
25
8
Konyaspor
15
5
6
4
21
9
Sivasspor
15
5
6
4
21
10
Ankaragücü
15
6
2
7
20
11
Bursaspor
15
4
7
4
19
12
Göztepe
15
6
0
9
18
13
Akhisar Bld.Spor
15
4
4
7
16
14
Alanyaspor
15
5
1
9
16
15
Kayserispor
15
4
3
8
15
16
Erzurum BB
15
3
5
7
14
17
Fenerbahçe
15
3
5
7
14
18
Çaykur Rizespor
15
1
8
6
11
 
Şampiyonlar Ligi
 
UEFA Avrupa Ligi
 
Alt Lig
 
Süper Loto
06.12.2018 Tarihli Çekiliş Sonucu061728344753
 
On Numara
10.12.2018 Tarihli Çekiliş Sonucu03050611202123303137434647515255596567727780
 
Sayısal Loto
08.12.2018 Tarihli Çekiliş Sonucu010507144647
 
Şans Topu
05.12.2018 Tarihli Çekiliş Sonucu020713192909
 
Namaz Vakitleri
 
  • İmsak05:40
  • Güneş07:28
  • Öğlen12:26
  • İkindi14:46
  • Akşam17:01
  • Yatsı18:38
 
 
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık