Üs bölgesine saldırı, 3 asker şehit

Ana Sayfa » Bilim - Teknoloji » Türk edebiyatının en iyi 100 eseri

Türk edebiyatının en iyi 100 eseri

Hürriyet Pazar, ‘sinema’ ve ‘müzik’ soruşturmalarının ardından eleştirmenler, yazarlar, akademisyenler, edebiyat öğretmenleri ve yayıncılardan oluşan 100 kişilik bir jüriyle ‘Türk Edebiyatının Gelmiş Geçmiş En İyi 100 Romanı’nı çalıştı. Öneri, bu listenin alınıp ve onun izinden bir kütüphane oluşturulması.

 
18 Haziran 2017 Pazar 09:23 
Yorum YapYazdır
 
 
Türk edebiyatının en iyi 100 eseri

Roman, Türk edebiyatına Fransızcadan yapılan basit çevirilerle girdi. Yıl 1862’ydi, Fénelon’un romanı Türkçeye Yusuf Kâmil Paşa’nın çevirisiyle ‘Terceme-i Telemak’ olarak çevrildi. Sonra Victor Hugo geldi... İlk Türk romanıysa bundan 10 yıl sonra yayımlanacaktı. Şemseddin Sami’nin ‘Talat ile Fitnat’ın Aşkı’ adlı eseri, ana-babasının zorlamaları sonucu istemediği biriyle evlendirilen ve sonunda kendini öldüren genç bir kızı anlatıyordu. Sonra Ahmet Midhat Efendi’ler, Recaizade Mahmut Ekrem’ler geldi.

Türk edebiyatı akımlardan etkilendi ve yazıldığı döneme ışık tutan eserler üretildi. Kimi yazar insanı öne çıkardı, kimi tarihi, siyasi tutumunu, kimi cinselliği...

Hepsi biricikti, hepsi bize masa başında yazılmış gibi görünen ‘gerçek hayatlar’ı anlattı. Okuyana ‘hayatın anlamı’nı sorgulattı.

Bir liste yapıp romanlara gömülsek insanların, ülkelerin, psikolojinin, siyasetin nasıl değiştiğine dair tarih dersi almamız da kaçınılmaz. İşte biz de bu büyük fotoğrafa bakalım istedik.

Hürriyet Pazar, ‘sinema’ ve ‘müzik’ soruşturmalarının ardından eleştirmenler, yazarlar, akademisyenler, edebiyat öğretmenleri ve yayıncılardan oluşan 100 kişilik bir jüriyle ‘Türk Edebiyatının Gelmiş Geçmiş En İyi 100 Romanı’nı çalıştı.

Öneri: bu listeyi alın ve onun izinden bir kütüphane oluşturun.

 

Türk edebiyatının en iyi 100 eseri

 İpek Özbey ve Güliz Arslan/HÜRRİYET PAZAR

 

Nasıl seçtik?

Sıralama, jüri üyelerinin listelerindeki filmlere sırasıyla 10, 9, 8, 7, 6, 5, 4, 3, 2, 1 puan verilmesiyle gerçekleştirildi. Tercihlerini sırasız veren üyelerin listelerindeki yapımlaraysa eşit olan 1 puan verildi.

1- ‘İNCE MEMED’İ OKUDUĞUMDA 13 YAŞINDAYDIM (HASAN ALİ TOPTAŞ YAZDI)

Hevese ‘havas’ derler, biz çocukları da, “Her şeye havas etmeyin, her şeye havas etmeyin!” diye sürekli uyarırlardı. Uyaran ses annemizin, babamızın ağzından konuşan yoksulluğun sesiydi hiç kuşkusuz. Bu uyarıların kıskacında, daha o yaşta içimiz kocaman bir heves mezarlığına dönüşmüştü. Heves ettiğimiz şeyler, ergenliğimizi süsleyecek ufak tefek şeylerdi aslında; kemerdi, gömlekti yahut İspanyol paça bir pantolondu. Hadi diyelim, cafcaflı bir dolmakalem ya da jantlarından parıltılar saçan, gidonu püsküllü bir bisikletti. Sonra ben kendimde nasıl bir cevher gördüysem artık, tuttum, bağlamaya heves ettim ve ağlaya zırlaya, sonunda bir bağlama edindim. Edinir edinmez de kasabadaki bir bağlama ustasının öğrencisi oldum.

 

Türk edebiyatının en iyi 100 eseri

 

 

Huzuruna vardığımda ustamın ilk işi, bağlamanın plastik tezenesini alıp yere fırlatmak oldu. Fırlatırken de, “Tezene dediğin kiraz kabuğundan yapılır yahu”, diye bağırdı. “Ders bir”, dedim ben içimden ve hemen seğirttim tabii, kirazların gövdesinden kabuk kestim geldim. Usta onlardan tezene yaparken, elinde çakı, bana uzun uzun ağaçları anlattı sonra. “Köklerinden ayrılınca ölmezler, toprağa karışıp yok oluncaya kadar yaşarlar” dedi ve bu konuda sağdan soldan, kapıdan pencereden çeşitli örnekler verdi. 22 yıl sonra yazacağım gürgenin hikâyesi zihnimin uzak bir köşesinde o sırada mı yeşermeye başladı, hiç bilmiyorum. Bildiğim şu ki, yanından ayrılırken ustam sıkı sıkı tembihledi beni o gün; “Eve gidince bağlamayı duvara yaslama, sapı eğrilir sonra, düzen tutmaz, tavana as, boşlukta sallansın” dedi.

Türk edebiyatının en iyi 100 eseri

 

İnce Memed - YAŞAR KEMAL 1955

Aldığı puan: 431

Ben de öyle yaptım, bağlamayı tavandaki çengele astım. Aman başına bir iş gelmesin diye, dikkatlice yaptım bunu. İşte, tavandan sarkan hevesimin altına kurbağa gibi yüzükoyun uzanmış, arkadaşımdan ödünç aldığım Yaşar Kemal’in ‘İnce Memed’ini okuyordum o günlerde. Büyük bir heyecanla okuyordum. Hatçe Kozan’a sevk edilirken Memed onu jandarmaların elinden almıştı artık, Iraz’la birlikte üçü mağarada saklanıyorlardı. Yokluklarla dolu, koca bir kış geçmişti üstlerinden. Derken, ikide bir iz sürme tutkusuna yenik düşen, düşünce de iyiliği, kötülüğü unutup adeta kendinden geçen Topal Ali yeniden çıktı sahneye. Fakat bu sefer tuttu kendini, Asım Çavuş’un ısrarlarına rağmen izini sürmedi Memed’in. Yine de jandarmalar mağaranın önüne kadar geldiler ve çatışma başladı. Aniden silah sesleriyle doldu ortalık. Benim elim de yanı başımda duran üzüm tepsisine daha hızlı gidip gelmeye başladı o sırada. Üzüm tanelerini koparıp koparıp ağzıma atmıyor, namluya sürüyordum sanki. Derken tuttu, çatışmanın en şiddetli yerinde Hatçe’nin doğum sancıları başladı. O an ne yapacağımı şaşırdım ben, şaşırdım ve kulaklarımda yankılanan Hatçe’nin çığlıklarıyla birlikte silah seslerinin arasından doğrulup heyecanla ayağa kalktım. Kalkar kalkmaz da başım tepemden sarkan hevesime çarptı tabii, hevesim çengelden kurtulup yere düştü ve kırıldı.

 

‘İnce Memed’i okumaya başladığımda 13 yaşındaydım ama o gün romanın sonuna geldiğimde 13’ünde değildim kesinlikle, iki günde birkaç yaş birden büyümüştüm. Zihnim derin bir nefes almıştı sanki, renkleri, kokuları, sesleri ve ışıltılarıyla birlikte tabiat gelmiş, içime dolmuştu. Bütün bunların yanı sıra, yazma hevesim de hatırı sayılır ölçüde rüzgâr almıştı, hissediyordum. Uzun süre hissettim bunu.

40 küsur yıl sonra da, Ethem Baran, Abdullah Ataşçı ve ben, Yaşar Kemal’i dünya gözüyle görelim dedik; “İnce Memed’i 13, 14 yaşlarındayken okuduk, sizin cümlelerinizle büyüdük, diyelim” dedik ve bu hevesle kalktık, yola düştük. Bir gün önceden gitmiştik İstanbul’a. Ertesi gün Yaşar Kemal’in evine giderken ne götüreceğimizi bilemiyorduk bir türlü, çikolata mı götürsek yoksa tatlı mı diyor, acaba çiçek mi yoksa bir biblo mu diyor ama bunların hiçbirine karar veremiyorduk. İçimizden Anadolu’daki dağları, ovaları, nehirleri apak bir mendile koyup götürmek de geçiyordu elbette. ‘İnce Memed’de tasvir ettiği, o yüzü yapraklarla, öpüşen kuşlarla, öpüşen çiçeklerle, yürüyen sularla süslü çorapları götürmek de geçiyordu. Biz bunları konuşurken aniden ortaya çıkan bir sağlık sorunu nedeniyle ertesi günkü randevu iptal edildi o akşam. Biz de, hevesimiz kursağımızda, Ankara’ya döndük böylece.

 

Çoğa varmadan, sözlü kültürle yazılı kültür arasında geniş bir köprü kuran o güzel insan da erişemeyeceğimiz yere gitti.

HASAN ALİ TOPTAŞ’IN LİSTESİ

1. Saatleri Ayarlama Enstitüsü 
2. Tehlikeli Oyunlar 
3. Aşk-ı Memnu 
4. İnce Memed 
5. Bereketli Topraklar Üzerinde 
6. Kara Kitap 
7. Sevgili Arsız Ölüm 
8. Puslu Kıtalar Atlası 
9. Anayurt Oteli 
10. Dokuzuncu Hariciye Koğuşu

 

2- DAHA ÖNCE KİMSENİN AÇMADIĞI BİR KAPIYI ARDINA KADAR AÇTI (PROF. DR. YILDIZ ECEVİT YAZDI)

Gazetenizin yaptığı araştırmada ‘Tutunamayanlar’ın ikinci olduğunu öğrendiğimde şaşırmadım. Ama aklıma onun bir arkadaşıyla yaptığı bir konuşma geldi. İçim burkuldu. Kitaplarının yok sayıldığından yakındığında arkadaşı Uğur Ünel, ona bütün öncü sanatçıların aynı şeyi yaşadığını, ancak ölümlerinden sonra anlaşıldıklarını söylemişti. Atay bunu isyan ederek haykırmıştı: “Ben yaşarken anlaşılmak, okurumla bütünleşmek istiyorum.”

 

Türk edebiyatının en iyi 100 eseri

 

En güzel öykülerinden biri olan ‘Demiryolu Hikâyecileri’nin son cümlesinde, “Ben buradayım sevgili okuyucum, sen neredesin acaba” der. Şimdi bizi bir yerlerden izliyorsa, eminim bu sonuçtan çok hoşlanmıştır. Ve eminim; yaşam, Türk edebiyat çevreleri ve düş kırıklığı odaklı bir espri de yapmıştır.

 

Türk edebiyatının en iyi 100 eseri 

 

OĞUZ ATAY 1971

Aldığı puan: 378

Atay 1968’de, Sevin Seydi’yle paylaştığı Beyoğlu’ndaki evde ‘Tutunamayanlar’ romanını yazmaya başladığında, Türk edebiyatında o güne değin birkaç kez hafifçe aralanmasına karşın kimsenin açmadığı bir kapıyı ardına kadar açtığının bilincindedir. Atay’ın, eski model büyük daktilosunun başında aylar boyu soluk almadan yazmayı sürdürdüğü, Türk edebiyatı için şaşırtıcı kurgu/biçim denemeleriyle dolu bu avangard roman için ana engel, yalnızca Türk edebiyatının biçimci yeniliklere kapalı yapısı değildir. Romanın yazıldığı yıl, Batı ülkelerinde büyük toplumsal çalkantıların yaşandığı bir dönem olarak tarihe geçer. Kurulu düzene bir başkaldırı görünümü alan öğrenci ayaklanmaları Türk üniversitelerine de sıçrar. 1960’ların sonundaki Türk edebiyatı her zamanki gibi toplumsal bir yönelim içindedir. Ancak Batı’dan farklı olarak o, toplumsallığı her türlü yeniliğe sıkı sıkıya kapalı bir edebiyat anlayışının odağına oturtmuş, çevresine statükocu bir estetiğin kozasını çelikten iplerle örmektedir: bir yüzyıl öncesinin realizm adı verilen akımına biçim ve içerik düzlemlerinde dört elle sarılmış bir anlayışın ördüğü kozadır bu. Türk edebiyatında, arkaik bir estetiğin geleneksel/gerçekçi anlayışla kotarılmış toplumcu içerikli köy romanlarının baş tacı edildiği o günlerde, Atay bu anlayışın tümüyle dışında yer alan yeni bir roman estetiğinin dünyasında yol almaya başlamıştır. Bu, onun için, anlaşılamamaktan kaynaklanan bir yalnızlığın da dünyası olacaktır.

 

3- SOMUT OLAYLARDAN İNCE BİR MİZAH ÇIKARIRDI (MURAT BELGE YAZDI)

Ahmet Hamdi Tanpınar, edebiyatın çeşitli dallarında ‘üstün’ sıfatını hak edecek eserler vermiş bir yazardır. İyi bir şair, yer yer şaşırtıcı yüksekliklere ulaşabilen bir romancı, neredeyse kusursuz bir edebiyat tarihçisi, her zaman özgün bir açı göstermeyi başarabilen bir edebiyat ve kültür eleştirmenidir. Hiç azımsanmayacak bu etkileyici ‘performans’ta bulunabilmesinin en önemli kaynağı, ince zevkinin yanı sıra olağanüstü kültürel birikimidir.

Ahmet Hamdi, kendi ‘değerler dünyası’nda en çok şairliğine önem verdiğini belirtmiştir. Ama geciken ‘popülarite’sini şiirinden önce romanlarıyla elde etmiştir. Öncelikle, ‘Huzur’ ve ‘Saatleri Ayarlama Enstitüsü’.

Türk edebiyatının en iyi 100 eseri 

 

SAATLERİ AYARLAMA ENSTİTÜSÜ

Aldığı puan: 289 

Bu noktada bir çelişkiyle karşılaşıyoruz: Ahmet Hamdi iyi bir ‘roman kurucusu’ değil. Çok iyi başladığı, çok iyi devam ettirdiği romanlarını estetik bakımdan doyurucu bir sonuçla bitiremiyor. ‘Mahur Beste’yi ve ‘Aydaki Kadın’ı yarım bırakmış, ‘Sahnenin Dışındakiler’e fazla titizlenmiştir ama andığım iki başlıca romanında da ‘kitap’ bittiğinde henüz ‘roman’ın bitmediği izlenimi uyandıran, bir ‘tamamlanmamışlık’ duygusu söz konusudur. Bu, büyük bir ihtimalle, kısmen bu romanlarda ele alınan sorunun tartışmasının Tanpınar’ın zihninde bitmesinin bir sonucudur.

 

‘Ele alınan sorun’ Türkiye, Türkiye’nin Doğu ile Batı arasında sıkışmış konumu ve bu konumun genel kültür üzerindeki olumsuz sonuçlarıdır. ‘Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nün Tanpınar’ın kendisi için ‘ezeli’ sayılacak bu soruna mizah yanı en ağır basan yaklaşımı olduğunu söyleyebiliriz. Bu romanında fanteziye de yer vererek Türkiye’de romanın o zamana kadar izlediği ampirist güzergâhı zorlar. Bu roman geleneğinin erken ‘modernist’ girişimi olduğunu söyleyebiliriz. ‘Saatleri Ayarlama’ metaforu, bir medeniyetten, dolayısıyla bir ‘zamansallıktan’ bir başkasına geçme sürecini anlatır. Tanpınar burada bu sürecin tamamı üstüne sözünü söylemek istediği için roman ister istemez bir ‘alegori’ yapısına evrilmiştir. (Fredric Jameson’ın anlatmaya çalıştığı hayatlarda, bir toplumun ana sorunlarıyla nasıl başa çıkmaya çalıştığı serüvenini anlatan bir ‘ulusal alegori’) Ancak Hayri İrdal ve Halit Ayarca’nın ve son derece kapsamlı kutuplaşmanın iki ucunu temsil eden birer simge olmaları, özellikle Hayri İrdal kişiliğinde, bize bir kukla karakter sunuyor.

Bu romanı için ‘hiciv’ tekniğini seçmesi Ahmet Hamdi’nin doğal yeteneğine, mizah duygusuna, öteki romanlarında olduğundan daha geniş bir alan açma sonucunu vermiştir. Tanpınar çeşitli somut olaylardan ince bir mizah çıkarma yeteneğine sahiptir; ama asıl ‘Tanpınar’a özgü’ denecek mizah, hayatın özüne ilişkin olan uyumsuzluktan türeyen mizahtır. Dolayısıyla buradan gelen kahkaha, sanki bulutların üstünden gelerek bize ulaşan bir kahkahadır.

Tanpınar burada kaybolmaya mahkûm bir kültürün ağıtıyla aynı zamanda ‘yeni kültür kurma girişimi’nin başarısızlıklarının da hicvini yapıyor.

Böyle yapması, durum gereği kaçınılmaz ama bunu Tanpınar’ın bir tarafı seçtiği, yalnızca onun erdemlerini yücelttiği, öbür tarafı da toptan reddettiği şeklinde anlamak, Tanpınar’ı anlamamak demektir. Böyle anlayanlar var. Tanpınar’ın 70’lerden bu yana sayısı gittikçe artan hayranlarının önemli bir kısmı tam da bu okumayı yaptıkları için ‘Tanpınarcı’ oluyorlar. Oysa Tanpınar herhangi bir ‘ucun’ militanı değil. ‘Yenileşme’ adına yapılan birçok şeyin ‘absürdite’sinin elbette farkında ama bu ‘yenileşme’... Çabasının meşruiyetini ya da gerekliliğini tartışmıyor; daha önce var olanın yetersizliklerinin de farkında. Asıl Ahmet Hamdi Tanpınar, ‘Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nde de gösterdiği gibi, bu uçlar arasında nesnelliği koruyan, durumun güçlüklerini kavrayan, dolayısıyla bir ‘kültür adamı’nın serinkanlı tutumunu sergileyen Tanpınar’dır. 

 

4- TANPINAR’IN EN İYİ ‘ŞİİR’İ ( DOĞAN HIZLAN YAZDI)

Tanpınar kendisini önce ve her zaman ‘şair’ olarak anmayı tercih eden bir isimdi. Diğer taraftan baktığımız zaman yıllardır söylenir; Tanpınar’ın en iyi şiiri ‘Huzur’ romanıdır diye. Çok doğru aslında... Zira Mümtaz ve Nuran’ın yaşadıkları bir mevsimlik aşk hikâyesini, beraberinde İstanbul’u, Osmanlı kültürünü, Boğaziçi’yi ve hatta romanın detaylarında karşımıza çıkan lüfer mevsimini bile tek kelimeyle, ‘şiirsel’ bir dille kaleme almıştır Tanpınar. Roman aynı zamanda Türk edebiyatında Doğu-Batı meselesini sorunsallaştıran, yıllarca bu konu üzerine odaklanan akademik çalışmaların merkezinde yer almıştır.

 

Türk edebiyatının en iyi 100 eseri

 

Huzur -  AHMET HAMDİ TANPINAR 1949 

Aldığı puan: 218

Cumhuriyet sonrası yaratılan kültürü reddetme veya kabul etme arasında gidip gelen, varoluş sorunlarıyla yaklaşan İkinci Dünya Savaşı’nın korkusunu içinde yaşayan Mümtaz bir tarafta çocuklu dul Nuran’a olan aşkının (Tanpınar bu vesileyle toplum baskısının da altını çizer), diğer tarafta entelektüel açmazlarının arasına sıkışmıştır.

Birçok açıdan Yahya Kemal’i andıran romanın diğer kahramanlarından İhsan aracılığıyla Osmanlı kültürü ile dönemin kültürünün mukayesesini yapan Tanpınar, bir açıdan baktığımızda önemli bir ‘rint’ karakterine de hayat verir. Romanın bir diğer sacayağı ise Suat’tır ki, yaşamı ve intiharıyla hem Mümtaz ve Nuran aşkını etkiler hem de Tanpınar’ın işaret ettiği birçok açmazın da simgesidir. Mümtaz-Nuran-Suat arasında yaşanan çıkmazlarla dolu aşk Tanpınar’ın yazarlık marifetini ortaya koyarken, başta musikisi olmak üzere romanda ele aldığı diğer konular da onun ‘estet’ kimliğinin bir yansımasıdır.

 

6- MÜMKÜN MÜDÜR BU ÜLKEDE VE BU ÇAĞDA İNSANIN KENDİSİ OLMASI? (MURAT GÜLSOY YAZDI)

Orhan Pamuk, romanlarında sıklıkla son iki yüzyıllık Batılılaşma/modernleşme sürecinin ruhlarımız üzerinde açtığı yaraları ve zihinsel dünyamızda yarattığı fırtınaları anlatır. Özellikle ‘Kara Kitap’ta bu coğrafyanın insanlarının çarpışan bu iki kültürün basıncı altında nasıl ezildiğini ve de nasıl çözümler ürettiğini ortaya koyarken Doğu’nun ve Batı’nın edebiyat birikimini büyük bir ustalıkla yan yana getirir. Üstelik Borges’ten aşina olduğumuz ‘farklı kültürleri ve zamanları birbirleriyle konuşturma’ hali ‘Kara Kitap’ta sırlarla dolu bir şehirde, İstanbul’da gerçekleşir. Artık bir içinde yaşadığımız İstanbul vardır, bir de metinlerin üst üste gelmesiyle kurulmuş bir labirent şehir olarak İstanbul vardır. Dolayısıyla ‘Kara Kitap’ hem biçimsel olarak bir roman hem de bir şehir araştırmasıdır.

 

Türk edebiyatının en iyi 100 eseri

 

Kara Kitap - ORHAN PAMUK 1990

Aldığı puan: 174

Kara Kitap’ın kalbinde yer alan ‘başka biri olma arzusu’ Orhan Pamuk’un romanlarında öne çıkan temalardan biridir. Bu mesele görünürdeki olay örgüsünün bir gereği olarak Doğulunun Batılı olma arzusu ve gerilimine dönüştüğü için yapıtlar genellikle bu eksende tartışılır. Gerçekten de neredeyse tüm romanlarında, yazmanın birincil dürtüsü olan başka biri olma hayali kişisel olmaktan çıkarak, Tanzimat’tan bu yana kesintisiz bir biçimde yaşanan Batılılaşma meselesine evrilir ve bu coğrafyada yaşayan insanların kendilerini değiştirme arzusu olarak yansıtılır.

Örneğin ‘Kara Kitap’ın kahramanı Galip, yaşadığı dönüşümün kaçınılmaz bir sonucu olarak edindiği yeni bakış açısıyla yaşadığı ülkenin de topyekûn ‘başka bir ülke olma’ arzusu içinde olduğunu görür. Toplum bu arzunun yol açtığı endişeleri ve hayal kırıklıklarını her an yaşamaktadır. Kişisel dram toplumsal ölçekte yinelenmektedir. Ancak bunu mekanik bir indirgemecilikten kurtaran yine yazının göreceli ve geçişli dünyasıdır. Çünkü Pamuk’un yapıtlarında, kişisel olanla toplumsal olanın iç içe geçmesi Escher resimlerinde olduğu gibi bir imkânsızlık boyutunun betimlemesi şeklinde yapılandırılmıştır. Bir başka deyişle, tam resmin yarattığı üçboyutlu yanılsamayı çözdüm derken metin odağını kaydırır ve başka bir anlatı düzleminde olduğumuzu fark ederiz. Bu gidiş gelişler özellikle ‘Kara Kitap’ın söylem mimarisini oluşturur. Galip’in Rüya’yı ararken kılavuzu Celal’in yazdıklarıdır. Celal’in yazdıklarıysa bizi zaman ve mekân içinde muazzam bir yolculuğa çıkarır. Bu metinler arası  bir yolculuktur. Hikâyeler birbirlerinin içinden doğar, sürgün verir, temalar birbirinin içinden geçerek bizi aynı noktaya, ‘insanın kendisi olma’ sorunsalına getirir. Mümkün müdür bu ülkede ve bu çağda insanın kendisi olması? Hem ne demektir ‘kendisi olmak’? Pamuk’un dünyada bu kadar çok okunmasının bence en büyük nedeni bu soruyu her yapıtında farklı biçimlerde yeniden ve yeniden sormasıdır; çünkü içinde bulunduğumuz zamanın ruhu nicedir bu soruyla meşguldür.

 

7- TOPRAK DÜZENİ VE MEVSİMLİK İŞÇİLER (NURİ PAKDİL YAZDI)

Romanlar, içinden çıktıkları toplum hakkında, yaşadıkları çarpıklıklar, eksiklikler hakkında önemli ipuçları barındırırlar. Bu yüzdendir ki, klasikleşmiş yazarların romanlarını okumak, 
o toplumu tanımamız ve anlamamız  bakımından şiddetle önerdiğimiz bir şeydir. Ben, Dostoyevski’yi, Tolstoy’u, Balzac’ı okumalarını öneririm gençlere. Ancak böyle yaklaşılabilir bu yazarların, önemli yazarların içinden çıktıkları toplumların hayatlarını anlamaya.

 

Türk edebiyatının en iyi 100 eseri

 

Bereketli Topraklar Üzerinde - ORHAN KEMAL

 

Aldığı puan: 172

 

Orhan Kemal’in gerek ‘Bereketli Topraklar Üzerinde’ romanı gerekse diğer romanları, Çukurova’daki toprak düzenini, ırgatlık ve toprak sahipleri ilişkilerini, yoksulluğu, çaresizliği, eğitimsizliği, ahlak problemlerini anlatması bakımından yukarda söylediklerimize uymaktadır. Orhan Kemal’in iyi kullandığı bir roman dili, bir üslubu vardır. Roman kahramanlarını, kendi ağız, şive ve söyleyişleriyle konuşturur ve insanları, bölgeyi çok gerçekçi biçimde sunar okuyucuya. ‘Bereketli Topraklar Üzerinde’ romanı da, Çukurova’daki toprak düzenini ve mevsimlik işçilerin hayatlarını çarpar yüzümüze.

 

8- UZUN YILLAR TAKDİR EDİLMEYİ BEKLEDİ (HAMDİ KOÇ YAZDI)

‘Aylak Adam’ romanımızdaki ilk büyük mo-
dernleşme hamlesidir. Türk romancısı bugünkü bireyi keşfetmeye ‘Aylak Adam’la başladı. Bireyin iç dünyasının, bireyin bireyliğinin makbul bir roman konusu sayılmadığı, hatta horgörüldüğü, kendisinden sonra da uzun süre hor görüleceği bir devirde yazıldı. Öyle bir romanı bugün yazmak kolay. Ama 1959’da yazmak bir devrimdi. O zamana kadar, hatta ondan sonra çok uzun bir zaman bireyi anlatmanın saygın yolu bireyi toplumsal bilinç ve ilişkiler içinde, mutlaka tarihselliğini belirginleştirerek anlatmaktı. Yakup Kadri, Peyami Safa, Ahmet Hamdi böyle yaptılar. Yusuf Atılgan ise sebepsiz ve zamansız bir bireyi romanının kahramanı yapma cüreti gösterdi. Daha da ileri gitti, tavrı olan bir kahraman yarattı. C, romanımızda modern bireyin abc’sidir. Kendisini açıklamaya, mazur göstermeye, olduğu şey için özür dilemeye ihtiyaç duymayan birey: mutsuz, evet, ama kimseyi suçlamayan, âşık, evet, ama vazgeçmeye hazır, kendi duygusuzluğu, dağınıklığı içinde kaybetmeye mahkâm ama kazanmayı umursamayan, öfkeli ama sessiz, içi hoşnutsuzluk, hatta horgörü dolu. Uğruna yaşanacak şeylerden arınmış bir dünyada.

 

Türk edebiyatının en iyi 100 eseri

 

Aylak Adam - YUSUF ATILGAN 1959

Aldığı puan: 166

 

‘Aylak Adam’ uzun yıllar takdir edilmeyi bekleyen romanlarımızdan oldu. Zamanından önce yazılmıştı. İçine bırakıldığı hayatta ona açık bir yer olmadığını sanki romanın kahramanı kadar romanın kendisi de biliyordu. Bunu açıklayabilmem zor ama sözünü etmek istediğim bir his. ‘Aylak Adam’ ilk satırından son satırına, gururunu kendi içinde taşıyan nadir romanlardan. Atılgan için alabildiğine kişisel bir yanı olduğunu düşünmeden ve belki sadece yazarlık gururu deyip bırakmam gereken his karşısında sadece romanda konuşan yazara değil romandan sonra susan yazara da derin bir hayranlık duymadan edemiyorum.

 

9- KADIN VE ERKEK ARASINDAKİ DERİN AŞK (DEMİR ÖZLÜ YAZDI)

‘Aşk-ı Memnu’nun yayın tarihi 1923. İlk bakışta aile içinde geçen bir aşk dramı olarak görülebilecek, gerçekçi roman sayılabilecek ‘Aşk-ı Memnu, Halit Ziya Bey’in üslup sahibi bir yazar olması nedeniyle konusunun sınırlarını aşar, boyutlar kazanır ve derinleşir. Roman bu yanıyla bir Eski Yunan trajedisi halini alır. Bir yanıyla da İsveçli romancı Strindberg’in en sade piyesi olan ‘Matmazel Julie’ dramı gibi çarpıcı bir derinlik kazanır.

 

Türk edebiyatının en iyi 100 eseri

 

Aşk-ı Memnu - HALİT ZİYA UŞAKLIGİL 1900

Aldığı puan: 150

Bu sade kurguyu büyük yapan, yazarın 19’uncu yüzyılda alabildiğine gelişen, çoğalan, çok seçkin bir romanlar toplamı olan Flaubert-Stendhal roman anlayışının dünya roman tarihinde aşılamaz bir yer kaplayan özgün roman alanının bir uzantısıdır. Halit Ziya Bey bu alanı tanıyordu. Öte yandan da roman sanatının bir üslup sorunu olduğunun da bilincindeydi. Kadınla erkek arasındaki derin aşkı, imkânsızlıkların ya da yasakların besleyeceği düşüncesi elbette bu romanı sarsıcı bir roman yapmıştır.

 

10- BÜYÜK BİR TUTKUYLA İŞLENEN ROMAN (BİRHAN KESKİN YAZDI)

‘Benim Adım Kırmızı’da Orhan Pamuk bugün artık bizden çok uzakta kalan bir zanaati ve dönemin atmosferini öylesine bir tutkuyla anlatmıştır ki, kitabın kendisi bizzat nakış olmuştur. ‘Benim Adım Kırmızı’yı büyük bir merakla okuduğumu hatırlıyorum. Ki çoğu romanı yarısında sıkılıp bıraktığım olur. Orhan Pamuk’un bence bu kitabındaki başarısı okuru atmosferini kurduğu o zaman ve mekânda büyük bir hayranlıkla merakla gezdirmesindedir. Büyük bir tutku ile işleyen bir romandır ‘Benim Adım Kırmızı’.

 

Türk edebiyatının en iyi 100 eseri

 

Benim Adım Kırmızı - ORHAN PAMUK 1998

 

Aldığı puan: 131

11- PUSLU KITALAR ATLASI (İHSAN OKTAY ANAR - Aldığı puan: 125)

Pırıltılı bir yazarın gelişini müjdeleyen bir ilk kitap ‘Puslu Kıtalar Atlası’. ‘Yeniçeriler kapıyı zorlarken’ düşler üstüne düşüncelere dalan Uzun İhsan Efendi, kapı kırıldığında klasik ama hep yeni kalabilen sonuca ulaşmak üzeredir: “Dünya bir düştür. Ah! Evet, dünya bir masaldır.” İhsan Oktay Anar’ın geçmiş, dünya hali ve düşler üzerine yazılan romanı tarihte geçmesine rağmen tarihsel romanlardan ayrılır, kendi izini sürer.

 

Türk edebiyatının en iyi 100 eseri

 

12- SEVGİLİ ARSIZ ÖLÜM (LATİFE TEKİN 1983 - Aldığı puan: 124)

Yazarın ilk ve en çok ses getiren romanı. Türk edebiyatının ‘Büyülü Gerçekçilik’ akımının ilk örneklerinden biri olarak kabul ediliyor. Roman, Aktaş ailesinin dışa kapalı bir köyde başlayıp büyük şehirde son bulan serüvenine yer verir. Romanın kurgusu iki bölümde değerlendirilebilir. İlkinde, masalsı unsurlar barındıran gerçeküstü olaylar işlenir, ikinci bölümdeyse gerçek hayat normal akışında seyreder.

 

Türk edebiyatının en iyi 100 eseri

 

13- YABAN (LATİFE TEKİN 1983 - Aldığı puan: 124)

Gerçekçilik anlayışına uygun olarak yazılmış olan ‘Yaban’da yazar, I. Dünya Savaşı’nın bitimiyle birlikte Sakarya Savaşı’nın sonuna kadar olan sürede bir Anadolu köyünde, köylüleri, köyün durumunu, Milli Mücadele’ye ilişkin tavırlarını bir aydının gözüyle verir. Yazar, bu romanda ortaya koyduğu birçok soruna daha sonra yazacağı ‘Ankara’da cevap bulmaya çalışır.

 

Türk edebiyatının en iyi 100 eseri

 

14- BİR DÜĞÜN GECESİ (ADALET AĞAOĞLU - 1979 Aldığı puan: 95)

‘Ölmeyeceksek içelim bari’ sözüyle başlayan roman, Adalet Ağaoğlu’nun ‘Dar Zamanlar’ adlı üç kitaplık roman dizisinin ikinci kitabıdır. ‘Ölmeye Yatmak’ romanıyla aynı karakterlerin hayatlarından kesitlerin sıralandığı romanda, 12 Mart döneminin kuşku ve güvensizlik ortamının büyük bir tablosu çizilir.

 

Türk edebiyatının en iyi 100 eseri

 

 15- TEHLİKELİ OYUNLAR (ADALET AĞAOĞLU - 1979 Aldığı puan: 95)

Hikmet Benol, toplumdaki yoğun kargaşanın temelinde yatan gerçekliği araştırırken, gerçeklerle içtenlikle ilgilenmenin toplumu yönetenlerce tehlikeli görüldüğünü sezer ve ‘oyun oynuyormuş gibi ilgilenme’ yolunu seçer. Kişinin kendiyle savaşmasını ve yenmesini önemli bir sorun olarak algılamaya çağırır.

 

Türk edebiyatının en iyi 100 eseri

 

16- ÖLMEYE YATMAK (ADALET AĞAOĞLU-1973 Aldığı puan: 87)

Üçlemenin ilk romanı. Cumhuriyet dönemi doçenti olan Aysel’in Ankara’da bir otel odasında ölmeye yatmasını anlatır. Aysel, ölmeye yattığı iki saat zarfında bütün yaşamını gözden geçirme, yaşadığı dönemle ve kendisiyle hesaplaşma imkânı bulur. 1930’lardan 60’lara siyasi dönemin bir panoramasıdır...

 

Türk edebiyatının en iyi 100 eseri

 

17- KÜRK MANTOLU MADONNA (SABAHATTİN ALİ-1943 Aldığı puan: 83)

İkinci Dünya Savaşı arifesinde Berlin’e giden Türk genci Raif’i, içine kapandığı kitaplar ve düşler dünyasından, kendisi gibi duygusal yapıdaki Yahudi bir kızla yaşadığı, tutkulu bir aşk çıkaracaktır. Biri Batı’dan öteki Doğu’dan gelen iki yaşam kaçağının, iki düş insanının karşılaşmasıdır bu.

 

Türk edebiyatının en iyi 100 eseri

 

 18- ÜÇ İSTANBUL (MİTHAT CEMAL KUNTAY- 1938 Aldığı puan: 82)

Romanda İstanbul’un üç dönemi 1936 yılından geriye dönerek anlatılır ve Osmanlı devletinin hangi şartlar ve kişilikler altında çöktüğü sergilenir.

 

Türk edebiyatının en iyi 100 eseri

 

19- ÇALIKUŞU (REŞAT NURİ GÜNTEKİN- 1923 Aldığı puan: 66)

Subay babası ve hasta annesiyle yaşayan Feride oldukça hırçın ve yaramaz bir kızdır. Babası subay olduğu için beraber çok vakit geçirememişler ve annesi de vefat edince o teyzeleri ile yaşamaya başlamıştır. Teyzesi Besime Hanım’ın iki çocuğu vardır. Kamran ve Necmiye. Kamran’a âşık olur ve acıları başlar.

 

Türk edebiyatının en iyi 100 eseri

 

20- DOKUZUNCU HARİCİYE KOĞUŞU (PEYAMİ SAFA- 1930 ALDIĞI PUAN: 61)

Peyami Safa’nın çocukluk ve gençlik dönemlerinden fazlasıyla izler taşıyan roman hem umudu ve umutsuzluğu hem de sevinci ve felaketi aynı sayfalara sığdırabilmiş olması bakımından insanın eşsiz bir tarifini sunuyor.

 

Türk edebiyatının en iyi 100 eseri

 

21- DEVLET ANA (KEMAL TAHİR- 1967 ALDIĞI PUAN: 59)

‘Devlet Ana’, Osmanlı kurulmadan önceki Anadolu’nun görünümünü ve Anadolu insanının özlemlerini anlatırken, onların güçlü, güvenli, adaletli bir devlete duyduğu ihtiyacı da açığa çıkarır. Kemal Tahir’in en önemli romanı olarak gösterilen ‘Devlet Ana’, onun düşünce yapısını da en iyi yansıtan eserlerinden biri sayılır.

 

Türk edebiyatının en iyi 100 eseri

 

22- BİR GÜN TEK BAŞINA (VEDAT TÜRKALİ- 1974 ALDIĞI PUAN: 58)

27 Mayıs 1960 askeri darbesinden önce Türkiye içten içe kaynıyor. Kenan, yıllar önce Komünist Parti’ye girme suçlamasıyla polis sorgusunda çabucak yılgınlığa düşmüş, eski çevresinden tümüyle kopmuştur. Aşk, direniş, devrim günleri... Yaşam, Kenan’a kendini bir kez daha sınama olanağı verir.

 

Türk edebiyatının en iyi 100 eseri

 

23- HAKKÂRİ’DE BİR MEVSİM (FERİT EDGÜ- 1977 ALDIĞI PUAN: 55)

Edgü 1964’te er-öğretmen olarak gittiği Hakkâri’nin Pirkanis Köyü’nde yaşadıklarını yıllar sonra düşle gerçeği bir arada kurgulayarak bu romanında anlatıyor.

 

Türk edebiyatının en iyi 100 eseri

 

24- KUYUCAKLI YUSUF (SABAHATTİN ALİ-1937 ALDIĞI PUAN: 54)

Ailesinin katledilmesiyle sahipsiz kalan dokuz yaşındaki Yusuf’un olayı soruşturmak için Kuyucak’a gelen Nazilli Kaymakamı Selahattin Bey tarafından evlatlık alınması... Eleştirmenlere göre Yusuf karakteri, köyden şehre göç edip şehir hayatına uyum sağlayamayan insan tipinin habercisidir.

 

Türk edebiyatının en iyi 100 eseri

 

25- YENİŞEHİR’DE BİR ÖĞLE VAKTİ (SEVGİ SOYSAL-1973 ALDIĞI PUAN: 50)

 

Soysal, gözlemlediği insan portrelerini, birbirinden kopukmuş gibi duran hayatlarından alıp, zekice bir kurguyla buluşturur. Bu çerçevenin içine de, Ali, Doğan ve Olcay’dan oluşan bir üçgen kurar; o dönemin sorularını, abi-kardeş, arkadaş ve sevgililik ilişkileri üzerinden yansıtır.

 

Türk edebiyatının en iyi 100 eseri

 

26- MAİ VE SİYAH (HALİD ZİYA UŞAKLIGİL - 1897 ALDIĞI PUAN: 46)

Lise son sınıfta babasını kaybeden Ahmet Cemil’in ailesinin geçim yükünü omuzlarına almasını ve bu uğurda hayallerini yitirmesini konu alıyor. Batılı anlamda Türk romanının başlangıcı sayılan ‘Mai ve Siyah’ için Ahmet Hamdi Tanpınar “Türkiye’de nesli adına konuşan ilk eser” demiştir.

 

Türk edebiyatının en iyi 100 eseri

 

27- KISKANMAK (NAHİD SIRRI ÖRİK - 1946 ALDIĞI PUAN: 44)

Seniha karakterinin kendisini çirkin olarak algılamasını ve duyduğu kıskançlıkları konu alır. Örik’in bu ilk romanı önce Tan gazetesinde tefrika edildi.

 

Türk edebiyatının en iyi 100 eseri

 

28- CEVDET BEY VE OĞULLARI (ORHAN PAMUK - 1982 ALDIĞI PUAN: 43)

Orhan Pamuk’a ilk ününü getiren bu roman İstanbullu bir ailenin 70 yıllık serüvenini hikâye ediyor. Kökü taşraya uzanan geleneksel ailesini bir yana bırakarak bu isteklerini gerçekleştirmeye girişen Cevdet Bey’in ve oğullarının hikâyesi, bir anlamda modernleşme uğraşı içindeki Türkiye Cumhuriyeti’nin özel hayatının da hikâyesidir.

 

Türk edebiyatının en iyi 100 eseri

 

29- EYLÜL (MEHMET RAUF - 1901 ALDIĞI PUAN: 41)

Edebiyat tarihimizin ilk psikolojik romanı olarak anılan ‘Eylül’, bir yasak aşkı konu alıyor. Romanda aldatılan eşin ruhsal durumu, kadının ve erkeğin toplumsal rolleri anlatılırken dönemine göre oldukça cesur bir dil kullanılmıştır.

 

Türk edebiyatının en iyi 100 eseri

 

30- GECE (BİLGE KARASU - 1985 ALDIĞI PUAN: 41)

Eleştirmen Akşit Göktürk ‘Sunuş’ yazısında şöyle diyor: “‘Gece’de anlatılan tek tek, bölük pörçük durumların, konumların, gerçek yaşamla somut ilişkisi, sürekli seziliyor satır aralarında. Okurun yakın geçmişte tanığı olduğu birçok toplumsal, tarihsel, kültürel deneyden yankılar var metinde sözgelişi. Alışılmış tarihsel mantığın işleyişi bile sorguya çekiliyor.”

 

Türk edebiyatının en iyi 100 eseri

 

31- FAHİM BEY VE BİZ (ABDÜLHAK ŞİNASİ HİSAR - 1941 ALDIĞI PUAN: 39)

İyi bir aileden gelen, temiz kalpli, hayalperest biri olarak resmedilen Fahim Bey’i konu alan kitap için Halit Ziya Uşaklıgil, “Türk edebiyatı tarihinde birdenbire fırlamış bir irtifa noktasını gösteren bir tepe mesabesindedir” demişti.

 

Türk edebiyatının en iyi 100 eseri

 

32- 47’LİLER (FÜRUZAN - 1974 ALDIĞI PUAN: 37)

Eser, 12 Mart’ı yaşayan 1947 doğumlu bir genç kuşağı anlatıyor. Füruzan’ın bu ilk romanı, 1975’te Türk Dil Kurumu Roman Ödülü’nü almıştı.

 

Türk edebiyatının en iyi 100 eseri

 

33- GÖLGESİZLER (HASAN ALİ TOPTAŞ - 1993 ALDIĞI PUAN: 34)

 

Bir köyde durup dururken kaybolan insanları anlatan bu roman, 1994’te Yunus Nadi Roman Ödülü’nü kazanmıştı.

 

Türk edebiyatının en iyi 100 eseri

 

34- DEMİRCİLER ÇARŞISI CİNAYETİ (YAŞAR KEMAL - 1973 ALDIĞI PUAN: 33)

 

Usta yazar bu eserinde, birbirini yok etmek için tüm imkânlarını ve nefretlerini kullanan iki derebeyinin ayakları altında ezilen toprağı anlatmıştır.

 

Türk edebiyatının en iyi 100 eseri

 

35- YORGUN SAVAŞÇI (KEMAL TAHİR - 1969 ALDIĞI PUAN: 33)

 

Anadolu direnişini anlatan roman, Cumhuriyet’in kuruluşuna giden sürecin romanı olarak da okunabilir. ‘Esir Şehir Üçlemesi’nde Millicileri İşgal Kuvvetleri’nin baskısı altındaki İstanbul’da anlatan Kemal Tahir, ‘Yorgun Savaşçı’da onları Anadolu’ya gönderir. ‘Yol Ayrımı’nda yan karakterlerden Cehennem Topçu Cemil, ‘Yorgun Savaşçı’nın başkahramanıdır.

 

Türk edebiyatının en iyi 100 eseri

 

36- MURTAZA (ORHAN KEMAL - 1952 ALDIĞI PUAN: 32)

 

Defalarca filmlere, oyunlara konu olan Murtaza karakteri, insanın en çapraşık durumlarından birini kara mizahla anlatır. Otoriteyle doğru kavramı arasında sıkışıp kalan, doğruculuğundan ödün vermemek için çabaladıkça daha da çözümsüzlüğe düşen, gittikçe insanı anlamaktan uzaklaşıp salt ilkelerini savunan bireyin başına gelenlerin acıklı bir güldürüsü...

 

Türk edebiyatının en iyi 100 eseri

 

37- YER DEMİR GÖK BAKIR (YAŞAR KEMAL - 1963 ALDIĞI PUAN: 29)

 

Bütün umutlarını yitirmiş köylülerin kendi yarattıkları ermişin işaret ettiklerine bakarak hayatta kalmalarını anlatır. Roman kendi mitini yaratmanın tanığı, düş dünyasının gücünün kanıtıdır.

 

Türk edebiyatının en iyi 100 eseri

 

38- TUHAF BİR KADIN (LEYLÂ ERBİL - 1971 ALDIĞI PUAN: 28)

 

Kız (kadın), anne ve baba karakterleriyle bir ailenin içyüzünü ortaya koyan romanda; Leylâ Erbil hiç kimsenin girmeye cesaret edemeyeceği çıkmaz sokaklara giriyor ve sorgulamaktan kaçınılan konuların korkusuzca üzerine gidiyor.

 

Türk edebiyatının en iyi 100 eseri

 

39- AĞIR ROMAN (METİN KAÇAN - 1990 ALDIĞI PUAN: 26)

 

Birçok filme ve diziye de konu olan roman İstanbul’un Kolera adındaki bir Roman semtinde yaşayan, toplumun ‘öteki’ olarak görülen insanlarını anlatır.

 

Türk edebiyatının en iyi 100 eseri

 

VE LİSTENİN SONRASI...

 

  1. Orta Direk - Yaşar Kemal, 1960 / Aldığı puan: 24
  2. Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana - Yaşar Kemal, 1997 / Aldığı puan: 23
  3. İçimizdeki Şeytan - Sabahattin Ali, 1940 / Aldığı puan: 23
  4. Yalnızız - Peyami Safa, 1951 / Aldığı puan: 23
  5. Bin Hüzünlü Haz - Hasan Ali Toptaş, 1998 / Aldığı puan: 22
  6. Son Adım - Ayhan Geçgin, 2011 / Aldığı puan: 22
  7. Yılanların Öcü - Fakir Baykurt, 1954 / Aldığı puan: 22
  8. Her Gece Bodrum - Selim İleri, 1976 / Aldığı puan: 21
  9. Sinekli Bakkal - Halide Edib Adıvar, 1935 / Aldığı puan: 21
  10. Sultan Hamid Düşerken - Nahid Sırrı Örik, 1957 / Aldığı puan: 21
  11. Serenad - Zülfü Livaneli, 2011 / Aldığı puan: 20
  12. Tol - Murat Uyurkulak, 2002 / Aldığı puan: 20
  13. Ayaşlı ve Kiracıları - Memduh Şevket Esendal, 1934 / Aldığı puan: 19
  14. Müşâhedat - Ahmet Midhat Efendi, 1891 / Aldığı puan: 19
  15. Kinyas ile Kayra - Hakan Günday, 2000 / Aldığı puan: 18
  16. Berci Kristin Çöp Masalları - Latife Tekin, 1984 / Aldığı puan: 17
  17. Denizin Çağırışı - Kemal Bilbaşar, 1943 / Aldığı puan: 17
  18. Kırık Hayatlar - Halit Ziya Uşaklıgil, 1924 / Aldığı puan: 17
  19. Kurt Kanunu - Kemal Tahir, 1969 / Aldığı puan: 17
  20. Medarı Maişet Motoru - Sait Faik Abasıyanık, 1944 / Aldığı puan: 17
  21. Odalarda - Erdal Öz, 1960 / Aldığı puan: 17
  22. Yeşil Gece - Reşat Nuri Güntekin, 1928 / Aldığı puan: 17
  23. Bir Solgun Adam - Selçuk Baran, 1975 / Aldığı puan: 16
  24. Kurtlar Sofrası - Attilâ İlhan, 1975 / Aldığı puan: 16
  25. Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi - Ayfer Tunç, 2009 Aldığı puan: 15
  26. Buzul Çağının Virüsü - Vüs’at O. Bener, 1984 / Aldığı puan: 15
  27. Esir Şehrin İnsanları - Kemal Tahir, 1952 / Aldığı puan: 15
  28. Gurbet Kuşları - Orhan Kemal, 1962 / Aldığı puan: 15
  29. İstanbul Hatırası - Ahmet Ümit, 2010 / Aldığı puan: 15

 

69- Mel’un - Selim İleri, 2013 / Aldığı puan: 15

 

70- Rahmet Yolları Kesti - Kemal Tahir, 1957 / Aldığı puan: 15

 

  1. Bir Kadının Penceresinden - Oktay Rifat, 1976 / Aldığı puan: 15
  2. Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı - Bilge Karasu, 1970 
    Aldığı puan: 14
  3. Heba - Hasan Ali Toptaş, 2013 / Aldığı puan: 13
  4. Masumiyet Müzesi - Orhan Pamuk, 2008 / Aldığı puan: 13
  5. Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim - Nâzım Hikmet, 1966
    Aldığı puan: 13
  6. Çamlıca’daki Eniştemiz - Abdülhak Şinasi Hisar, 1944 / Aldığı puan: 12
  7. Çocukluğun Soğuk Geceleri - Tezer Özlü, 1980 / Aldığı puan: 12
  8. Kayıp Aranıyor - Sait Faik Abasıyanık, 1953 / Aldığı puan: 12
  9. Kiralık Konak - Yakup Kadri Karaosmanoğlu, 1922 / Aldığı puan: 12
  10. Eski Hastalık - Reşat Nuri Güntekin, 1938 / Aldığı puan: 11
  11. Mutluluk - Zülfü Livaneli, 2002 / Aldığı puan: 11
  12. Şimdiki Çocuklar Harika - Aziz Nesin, 1967 / Aldığı puan: 10
  13. Boğazkesen - Nedim Gürsel, 1995 / Aldığı puan: 10
  14. Karartma Geceleri - Rıfat Ilg
 
18 Haziran 2017 Pazar 09:23 
Yorum YapYazdır
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
 
 
Son 24 Saat
Haberler RSS Beslemesi
 
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
A. Şefik Mollamehmetoğlu
 
Attila Aşut
 
Nihat Genç
 
Türker Ertürk
 
Arslan Bulut
 
Mehmet Polat
 
Prof. Dr. Orhan Özgür
 
Ahmet Özer
 
Göksu Mollamehmetoğlu
 
Gülcan Özgür
 
Ömer Turan
 
Osman Cudi Yılmaz
 
Ömer Faruk Altuntaş
 
Prof. Dr. Burhan Çuhadaroğlu
 
Prof. Dr. Cavit Boz
 
Prof. Dr. Kemal Üçüncü
 
Hüseyin HAYDAR
 
Zekeriya Saka
 
Mehmet Kuvvet
 
Hasan Güneş
 
Erdal ÖZÇELİK
 
Serpil Satut Denizoğlu
 
Erdal Eksert
 
İnci Güngör
 
Kazım DEMİR
 
Coşkun ERUZ
 
Mehmet Akıncı
 
Ruhi  Türkyılmaz
 
İlyas Gümrükçü
 
Sami KOÇ
 
Ömer Asan
 
Prof. Dr. Örsan Öymen
 
Kadir ŞİŞGİNOĞLU
 
Mustafa Önsel
 
 
Anket
Halkoylaması sonrası Türkiye'yi ne bekliyor?
1. Daha iyi bir gelecek
2. Daha kötü bir gelecek
3. Birşey değişmez
 
 
Gazete Manşetleri
 
 
Arşiv
 
Tarihte Bugün
1693 - İlk kadın dergisi "The Ladies' Mercury" Londra'da yayımlandı.
1878 - Gazeteci ve yazar Ahmet Mithat Efendi "Tercüman-ı Hakikat" adlı günlük gazeteyi çıkarmaya başladı.
1893 - New York borsası çöktü.
1905 - Kurtlu yemeğe karşı çıkan tayfaların kurşuna dizilmesini önlemek isteyen Rus Savaş gemisi Potemkin'in mürettebatı Karadeniz'de ayaklanıp gemiyi Odessa'ya doğru yönlendirdi.Birinci Rus devrimin ilk ayaklanması Odessa'da başladı.
1916 - Hicaz, bağımsızlığını ilan ederek Osmanlı İmparatorluğu'ndan ayrıldı.
1917 - Yunanistan, İtilaf Devletleri'ne katıldı.
1923 - Çift kanatlı bir uçağa ilk kez havadayken yakıt ikmali yapıldı.
1938 - Helikopterin patenti Igor Sikorsky tarafından alındı.
1946 - Müttefikler, On iki Adanın Yunanistan'a verilmesini kararlaştırdı.
1950 - Amerika Birleşik Devletleri, Kore Savaşı'na asker yollama kararı aldı.
1950 - Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi,Birleşmiş Milletler üyelerine Güney Kore'ye yardım çağrısında bulundu.
1954 - Guatemala'da CIA'nın desteklediği darbeyle halkın seçtiği hükümet devrildi.
1954 - Dünyanın ilk nükleer enerji santrali Moskova yakınlarında Obninsk'de açıldı.
1957 - Louisiana ve Teksas'da meydana gelen Audrey kasırgası 500 kişinin ölümüne yol açtı.
1964 - 20-21 Mayıs darbe girişimi hükümlülerinden Fethi Gürcan idam edildi.
1964 - Kıbrıs Rum hükümeti 15 yaşından büyük Türklerin adaya girişini yasakladı.
1964 - Emekli Süvari Binbaşı Fethi Gürcan idam edildi. Gürcan, 22 Şubat 1962 de darbe gişimi nedeniyle emekli edilmişti. Benzer bir girişimi Talat Aydemir ile 21 Mayıs'ta tekrarlayınca yargılanmış ve idama mahkum olmuştu.
1967 - Dünyanın ilk bankamatiği Enfield-Londra'da hizmete girdi.
1969 - Kocamustafapaşa'da evinin balkonuna Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği bayrağı asan Hatice Göker gözaltına alındı. 67 yaşındaki Hatice Göker'in Amerika Birleşik Devletleri başkonsolosluğunda çamaşırcı olarak çalıştığı ve Sovyet bayrağını tanımadı
1974 - Richard Nixon, Sovyetler Birliği'ni ziyaret etti.
1976 - Fransız havayollarına ait bir yolcu uçağı Tel Aviv-Atina-Paris seferini yapmakta iken FKÖ militanlarınca kaçırıldı ve Entebbe-Uganda'ya yönlendirildi.
1977 - Fransa, Cibuti Cumhuriyeti'nin bağımsızlığını ilan etti.
1978 - Anayasa Mahkemesi'ne bomba atıldı; Benzin yokluğu nedeniyle uzun kuyruklar oluştu.
1979 - Ağrı valisi iş verimini azalttığı gerekçesiyle resmi dairelerde çay içmeyi yasakladı.
1979 - Muhammet Ali, boksu bıraktığını açıkladı.
1980 - İtalyan havayollarına ait DC-9 tipi bir yolcu uçağı Ustica, İtalya yakınlarında düştü: 81 kişi öldü.
1980 - Adana Cezaevi'nden bir grup tutuklu tünel yoluyla firar etmeye çalıştı. Güvenlik kuvvetleri ateş açtı; 4 tutuklu öldü.
1984 - TBMM, askerlik süresini 18 aya indiren yasa tasarısını kabul etti.
1987 - Gaziantep Üniversitesi 27 Haziran 1987'de kuruldu. Üniversitenin bünyesinde 6 Fakülte, 4 yüksekokul, 3 enstitü ve 1 konservatuar bulunuyor. Türkiye'de üniversitelerin sayısı 28'e yükseldi.
1987 - Cem Karaca 27 Haziran 1987'de dönemin Başbakanı Turgut Özal'ın desteğiyle yurda döndü.
1988 - Gare de Lyon-Fransa'da tren kazası: 59 ölü, 55 yaralı.
1991 - Yugoslav Halk Ordusu, Slovenya'ya karşı operasyon başlattı.
1998 - Adana'nın Ceyhan ilçesi merkez üslü depremde 144 kişi öldü.
1999 - -Çeşme Açıkhava Tiyatrosu,otelden anfitiyatro'ya çevrilmiş olarak saat:21:00'da büyük bir törenle açıldı.
2004 - Boris Tadiç, Sırbistan Karadağ cumhurbaşkanı seçildi.
2007 - Tony Blair, Birleşik Krallık başbakanı, görevinden ayrıldı.
M.Ö. - 209 Büyük Hun İmparatorluğu hükümdarı Mete Han'ın tahta çıkışı.
 
Namaz Vakitleri
 
  • İmsak02:22
  • Güneş04:44
  • Öğlen12:36
  • İkindi16:36
  • Akşam20:05
  • Yatsı22:07
 
Süper Loto
22.06.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu030520374448
 
On Numara
26.06.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu01070814171819283031344145464851525559606575
 
Sayısal Loto
24.06.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu071022233045
 
Şans Topu
21.06.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu030417193310
 
 
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık