İşte Almanya seçimlerinin sonucu
Mehmet Polat

Çevre yalanları ve gerçekler

Mehmet Polat

 
16 Temmuz 2017 Pazar 14:29 
Yorum YapYazdır
 
 

Geçen hafta Çanakkale Ayvacık İlçesi Gülpınar köylüleri, yörelerindeki jeotermal enerji amaçlı sondajlara karşı çıktılar. Bilindiği üzere sıcak su ve buhar kaynaklarından ısı ya da elektrik enerjisi elde ediliyor. Sondaj sırasında ya da enerji tesisi çalışmaya başladığında,  yeraltından zararlı gazlarla birlikte arsenik, civa gibi zehirli ağır metaller çıkıyor. Ayrıca sıcak suyun geçtiği kilometrelerce tesisatı sık sık kimyasallarla temizleme gerekliliği,  ayrı bir kirlilik yaratıyor. İş burada kalmıyor, ısısı alınan su genellikle çevreye salındığı için toprağı ve yer altı sularını kirletiyor. Bu arada işin sürekli gürültü kirliliğine yolaçtığı da unutulmamalı. Tüm bu sorunlara önlem almak mümkünse de, maliyeti yükselttiği gerekçesiyle şirketler tarafından uygulanmıyor ya da uygulanır gibi yapılıyor.

 

İşte Gülpınar köylüleri jeotermal çalışmalarının yakınlarındaki Tuzla Köyü’nde yarattığı bu tür sorunlara tanık oldukları için, kendi köylerinde başlatılan çalışmalara karşı çıkıyorlar. Yörede zeytincilik ve tarla domatesi yetiştiriciliği yaygın. Köylüler tarım yapamayacaklarını,  zeytinliklerinin yok olacağını, inşaat ve üretim atıklarının su, toprak ve havayı kirleteceğini, gürültü nedeniyle yörenin yaşanmaz hale geleceğini öne sürüyorlar. Bütün bunlar önemli ve üstünde durulması gereken konular.

 

Son yıllarda çevre sorunlarına muhalefet artıyor. Bu durum, yöneticiler ve şirket sahipleri tarafından genellikle “bilgisiz halkın bazı kışkırtıcılarca kandırılıp yönlendirilmesi” olarak yorumlanıyor. İnkâr edilemeyecek kimi zararlar ortaya çıktığında da, bunu ya “talihsizlik” olarak nitelendiriyor ya da birkaç sorumsuz şirket yöneticisinin omuzlarına yıkıyorlar. Böylece, bütün bu sorunları sürekli üreten düzeni aklamaya çalışıyorlar. Nitekim bu olayda da ilgili şirket yazılı açıklamasında benzer bir söylem kullanılıyor. Örneğin çalışma alanında “tapulu zeytin ağacı yok” derken, sanki tapusuz zeytin ağacı kesilebilirmiş gibi konuşuyor. “Yapılan her şeyin yasal” olduğunu vurgulayarak, yurttaşların yaşam alanlarını kökten değiştirecek bir projeye karşı çıkma haklarının yasal olmadığı gibi bir izlenim yaratmaya çalışıyor. 10 Temmuz tarihli gazetelerdeki şirket açıklamasında şunlar söyleniyor:

 

“…bu sondaj yaptığımız yerde hiçbir şekil ve şart altında santral yapmayacağımızı belirtmiş olmamıza rağmen ve bununla ilgili tüm devlet kurumlarına resmi noterden taahhüt vermiş olmamıza rağmen karşılaştığımız tepki asılsız bilgilere dayanan, kesinlikle haksız bir eylemdir. Burada termal otel ve sera ile ilgili çalışmalarımız devam etmesine rağmen bu bölgede yazlığı olan bazı kişilerin yaptığı ve köylünün genel anlamı ile itibar etmediği bu sondaj yapmayın itirazı hareketini anlamakta güçlük çekiyoruz. Her şeyi ile resmi bir işlem olan bu sıcak su çıkarma işlemi inşallah başarıya ulaştığında bölgenin turizmi ve ekonomisine büyük katkılar sağlayacaktır.”

 

Sanki yalnızca santral yapılırsa sorun oluyormuş gibi…Ayrıca, dikkat edilirse şirket köylülerle “yazlıkçı” dediği yerleşimciler arasında ayrım yapıyor ve “yazlıkçılara” itiraz hakkı tanımıyor. Bu toplumun bir kesimini ötekine karşı kışkırtmaya çalışmak değil de nedir? Öte yandan açıklamada geçen şu cümle de ayrı bir açıklamaya muhtaç görünüyor: “sıcak su çıkarma işlemi inşallah başarıya ulaştığında bölgenin turizmi ve ekonomisine büyük katkılar sağlayacaktır.” Bu tür ifadeler, şirketlerin kullandığı yalanların başında gelir. Acaba nasıl bir “büyük katkı” sağlayacak? Yöreden birkaç kişiyi tesislerinde asgari ücretle işe almak mı “katkı”?  Yoksa işletmesinin kazancını Gülpınar Köyü’ne mi dağıtacak?

 

 Tepesine şirket ya da saçma sapan iktidar uygulamaları binmedikçe köylerimiz hâlâ yaşamın kolay sürdürülebildiği yerlerdir. Kapitalizm buralarda henüz geleneksel ev içi üretimi tümüyle yok edememiştir. Bu yüzden köyde temel gıdaya ve konuta çok para harcanmaz.  Ama bu durum uçan kuştan kâr etmeyi amaçlayan düzenin efendilerinin hiç hoşuna gitmez. Bakmayın siz ağızlarından “köyümüz, köylümüz, geleneklerimiz” laflarının hiç düşmediğine, sürekli eski hayat tarzını yok ederek, kırsal kesimi şirketlere açmak için çabalarlar.

 

Bugün bizim yaşadığımız bu süreçler, kapitalimin ilk ortaya çıktığı Avrupa ve Kuzey Amerika ülkelerinde yıllar önce tamamlanmıştır. Oralarda geleneksel kır yaşamı uzun yıllar önce bitmiş, geriye yalnızca birkaç göstermelik örneği kalmış ve şirketlerin yararlanabileceği doğa alanları çoktan özel mülkiyete geçirilmiş, kullanılmış, yok edilmiştir.

 

Kapitalizm yoluna erken giren ülkelerde toplumsal ilerlemenin bazı iyi tarafları kadar, doğanın tahrip edilmesi sonucu ortaya çıkan olumsuz sonuçları da bizden önce yaşandı. İşte bu yüzden günümüzün gelişmiş ülkeleri çeşitli sorunlar yaratan kirli sektörleri, geri teknolojileri, zararlı üretim tekniklerini bizim gibi ülkelere havale ederek yaşam alanlarını temiz tutmaya çalışıyor. Böylece kârlı ve kirli işlerini hem kendi yurttaşlarının gözünden uzakta sürdürüyor, hem de çevreci muhalefeti önlemiş oluyorlar.

 

Buna karşılık bağımlı ülke yöneticileri ne yapıyor? “Kâr gelsin de nereden gelirse gelsin” zihniyetiyle çevre sorunlarına yol açan yatırımlara alabildiğine kolaylık sağlıyor. Çünkü geri kalmış ülkelerdeki her kuruş kârın bir bölümü borç ödemeleri ya da yabancı şirket ortaklıklarının kâr ve faizi olarak gelişmiş ülkelere gidiyor. Bu da bizim gibi ülkelerdeki kâr gereksinimini arttıran nedenlerden birini oluşturuyor.  Son yıllarda ülkemizde “enerji, yol, köprü, fabrika” diyerek doğaya daha çok saldırılmasının bir nedeni de bu. Ve doğal olarak yaşam alanlarına saldırılan yurttaş da muhalefet ediyor. Gülpınar’da olduğu gibi.

 

Doğa insan yaşamı dahil canlıları hayatta tutan kararlı denge durumuna milyarlarca yılda ulaştı. İnsanı diğer canlılardan ayıran, ancak toplum oluşturarak yaşayabilmesidir. Bilinen bütün bireysel özelliklerimizi toplumsal yaşam içinde kazandık ve sürekli toplum içinde yaşamamıza borçluyuz. Sincap gibi ağaca tırmanarak ya da yılan gibi bir deliğe saklanarak değil, eğitim, üretim, kültür, akıl vb toplumsal yaşamın kazandırdığı özelliklerle hayatta kalıyoruz. Toplum da, doğa sayesinde ayakta duruyor. Bir anlamda toplum, insan türünün doğadaki yuvası gibidir. Bu yüzden doğanın insan türü ortaya çıkmadan çok önceleri oluşan ve evrimleşmemize zemin sağlayan dengesini bir kez bozduğumuzda, adeta kuşun yuva kurduğu ağaç dalını kesmesi gibi bir durum ortaya çıkar. Hangi gerekçeyle olursa olsun doğaya yapılan müdahale yaşamımızı kökten değiştirir. Ancak hayatımızı sürdürmek bakımından bu kaçınılmazdır. Çare, her tür müdahalenin toplumun bilgisi dahilinde yapılması ve her aşamasının kamuoyu denetimine açık olmasıdır. Yani demokratik bir düzen zorunludur. Toplumsal yaşam kâr amacıyla ve baskıyla yönetilirken bu mümkün mü?

 

Örneğin “enerji lazım” diye dağ taş deliniyor, dış borç yapılıyor, savaşılıyor, nükleer ya da termik santrallerle hava zehirleniyor. Karşı çıktığımızda “ne yapalım, elektrik yerine çırayla mı aydınlanalım” deniyor. Oysa şu hiç sorulmuyor: Neden daha çok enerji lâzım? Gece aydınlanmak için mi, reklâm tabelalarını aydınlatmak için mi, toplu taşım yerine herkesin kendi arabası için mi, ortak ısınma ve serinleme yerine her eve bir klima koymak için mi? Milyonlarca insanın üst üste yığıldığı küflü şehir hayatı için mi? Şehrin beton ormanında herkese gereksiz ev eşyası satmak için mi? Kısacası şirketlerin kârı için mi, yoksa insanlar daha rahat yaşasın diye mi? Ne için enerji lâzım ve yaşamamız neden şirketlerin kâr etmesine bağlı oluyor?  Hayatın temelinde sömürü mü yoksa dayanışma mı var?

 
16 Temmuz 2017 Pazar 14:29 
Yorum YapYazdır
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
A. Şefik Mollamehmetoğlu
 
Mustafa Önsel
 
Nihat Genç
 
Türker Ertürk
 
Arslan Bulut
 
Mehmet Polat
 
Attila Aşut
 
Prof. Dr. Orhan Özgür
 
Ahmet Özer
 
Göksu Mollamehmetoğlu
 
Gülcan Özgür
 
Ömer Turan
 
Osman Cudi Yılmaz
 
Ömer Faruk Altuntaş
 
Prof. Dr. Burhan Çuhadaroğlu
 
Prof. Dr. Cavit Boz
 
Prof. Dr. Kemal Üçüncü
 
Hüseyin HAYDAR
 
Zekeriya Saka
 
Mehmet Kuvvet
 
Hasan Güneş
 
Erdal ÖZÇELİK
 
Serpil Satut Denizoğlu
 
Erdal Eksert
 
İnci Güngör
 
Kazım DEMİR
 
Coşkun ERUZ
 
Mehmet Akıncı
 
Ruhi  Türkyılmaz
 
İlyas Gümrükçü
 
Sami KOÇ
 
Ömer Asan
 
Prof. Dr. Örsan Öymen
 
Kadir ŞİŞGİNOĞLU
 
Havva GÜNAYDIN LAKUTOĞLU
 
 
Son 24 Saat
Haberler RSS Beslemesi
 
 
Anket
Halkoylaması sonrası Türkiye'yi ne bekliyor?
1. Daha iyi bir gelecek
2. Daha kötü bir gelecek
3. Birşey değişmez
 
Gazete Manşetleri
 
 
Arşiv
 
Tarihte Bugün
1396 - Yıldırım Bayezid, Niğbolu Zaferi'ni elde etti.
1561 - Şehzade Bayezid idam edildi.
1911 - İtalya, Osmanlı Devleti'ne savaş ilan etti.
1925 - İstanbul'da, tulumbacı teşkilâtının yerine, modern motorlu itfaiye teşkilâtı kuruldu.
1950 - Birleşmiş Milletler askerleri Kore'de Seul'u ele geçirdi. (Bkz. Kore Savaşı)
1956 - İstanbul'da geniş çaplı istimlâk çalışmaları başlatıldı.
1958 - Kemer Barajı ve Hidroelektrik Santrali işletmeye açıldı.
1960 - Yassıada'da tutuklu bulunan eski Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, kemeriyle intihar girişiminde bulundu. Bayar, nöbetçi teğmen tarafından kurtarıldı.
1974 - Bilim adamları, aerosol spreylerin ozon tabakasını tahrip ettiği konusunda uyarıda bulundu.
1979 - Arjantin Devlet Başkanı Juan Peron'un eşi Eva Peron'un yaşam öyküsünü anlatan Evita müzikalinin prömiyeri, Broadway'de yapıldı.
1982 - Türkiye'nin ilk kadın Büyükelçisi Filiz Dinçmen, Amsterdam'da görevine başladı.
1993 - Karun Hazinesi Türkiye'ye geldi.
2001 - Tekel'in Küba ile ortak kurduğu TEKA Puro Fabrikası İstanbul'da açıldı.
 
Namaz Vakitleri
 
  • İmsak04:23
  • Güneş06:04
  • Öğlen12:24
  • İkindi15:47
  • Akşam18:22
  • Yatsı19:51
 
Süper Loto
21.09.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu060809172538
 
On Numara
18.09.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu07091013141517182426273136373847485663676875
 
Sayısal Loto
23.09.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu021931364248
 
Şans Topu
20.09.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu101828303204
 
 
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık