Rus birliklerin Trabzon operasyonu nasıl durduruldu
Mustafa Önsel

NATO ile dans etmek, ya da bir tecavüz vakası

Mustafa Önsel

 
25 Kasım 2017 Cumartesi 09:18 
Yorum YapYazdır
 
 

Geçtiğimiz günlerde sinemaya gittim. “Ayla” ismini taşıyan film gerçek bir hikâyeden alınmaydı. Kore Savaşı’na katılan Türk birliğinden bir astsubay, halkı katliama uğrayan bir köyde sağ kalmış küçük bir kız çocuğunu kurtarıp yanına alıyor. Ona savaş şartlarında dahi bakıyor. Duygusal yönü ağır basan çok güzel bir film.

Devamını yazmayayım…

Filmi seyrederken bir kez daha ne işimiz vardı ki Kore’de diye geçirdim içimden. Bir Tugay asker göndermiştik 1950  yılında Kore’ye. Giden askerlerimizden yüzde yirmisini şehit verdik orada. Toplam 734’tü şehit sayımız. 2147’de yaralımız vardı. 175 askerimiz ise kaybolmuştu…

Ne için? Buna pek çok cevap verilebilir ama beni tatmin etmez…

Askerimizin oraya gidişi hukuken de sorunluydu. DP iktidarı, seçimi kazandıktan sonra ABD ile ilişkileri alabildiğince sıkılaştırmış, onun talebi üzerine de TBMM’yi baypas ederek, Bakanlar Kurulu kararıyla askerimizi Kore’ye göndermişti. Hâlbuki askerin yurt dışına gönderilebilmesi için Meclis’in onayı gerekiyordu.

Bu bir yana henüz NATO üyesi bile değildik ama orada NATO şemsiyesi altında mücadele ettik.

 

Sonuçta akan kanın bedeli olarak 1952’de NATO’ya girdik. Artık NATO ile çaça dansı yapmaya başlamıştık. Dönemin hükümeti, tamamen batı eksenli, teslimiyetçi bir dış politika izlerken Menderes; “Milli veya bağımsız diye adlandırılan dış siyaset, gerçekte BM’deki demokrasi anlayışından uzaklaşmak demektir” diyerek bağımsızlıktan ne anladığını ortaya koyuyordu.


NATO demek ABD demekti aslında. Dolayısıyla NATO ile dans bir nevi ABD  ile dans demekti. Bu dans, öncesinde de vardı ama NATO’ya girişle beraber daha “samimi” bir hal aldı.


Öncesini de anlatayım…


***


Esasında ABD ile dansımız ta geçmişe, 19. yüzyılın ilk yarısına kadar uzanır. O zamanlar Amerikalılar yurdumuzun en ücra köşelerinde yüze yakın okul kurmuşlardır. Kimse, bunca uzaklıktan gelip bu okulların kurulmasında bir çapanoğlu aramamıştır. Günü zamanı geldiğinde de o okullardan Türk halkını katleden Taşnak çetelerine lojistik destek verildiği sabittir…


Okullardaki ülkemiz aleyhine olan diğer faaliyetlere girmiyorum.


Sonrasında ABD ile dans Wilson prensipleri çerçevesinde sorunlu biçimde devam eder. Wilson prensipleri, söz konusu prensiplere adını veren ABD Başkanı Woodrow Wilson’un, 8 Ocak 1918’te Kongre’de yaptığı ve 14 maddeyi içeren konuşmasına dayanır.


Söz konusu prensiplerde bizi dolaysız ilgilendiren 12. Maddedir. Bu maddeye göre; “(…) Osmanlı İmparatorluğu sınırları içindeki diğer ulusların yaşam güvenlikleri ve özerk gelişmeleri sağlanmalıdır.”


Bu madde, ulusların kendi geleceklerini kendilerinin belirlemesi ilkesini (self-determination) ileri süren 5. Madde ile birlikte söz konusu prensiplerin, Osmanlı içinde yaşayan çeşitli halklara bağımsızlık olanağı tanıdığı ortadadır.


Uzatmayalım…


***


Atatürk zamanında uçak fabrikalarımız vardı. Kendi bombamızı kendimiz üretiyorduk. Rüya gibi değil mi?


Bunlar bize tarih derslerinde pek öğretilmediği için rüya veya masal gibi gelebilir! Neyse…


1940’lardan sonra ABD’lilerin bu üretimi engelleme girişimleri başlar…


1947 yılında Cumhuriyet tarihinin bilinen ilk yardımı alınır. Yardımın ismi, tarihe “Marshall Yardımı” olarak geçmiştir. Bu yardımla,  ABD ile başlayan dansımız daha “samimi” bir hale dönüşmüştür.


O zaman iktidarda CHP vardır. İnönü Cumhurbaşkanıdır. Yardım, sanayideki mucizevi gelişimimizi engellemeye yöneliktir. Yardım kapsamında 137 milyon dolar, eski silah teçhizat ile 2. Dünya Savaşında kullanılan döküntü uçaklar verilmiş, arkasından, “Siz tarım ülkesisiniz, ağır sanayii bırakın” ‘tavsiyesinde’ bulunulmuştur.


Bu kapsamda ilk olarak 1925 yılında faaliyete geçmiş olan bomba ve mayın fabrikamız kapatılır. Fabrika sahibi Şakir Zümre, 300 ve 500 kilogram olarak ürettiği bombaların Yunanistan, Bulgaristan, Polonya ve Mısır’a ihracatını bile yapmıştır.


Fabrika 1947 sonrası ne yazık ki soba üretmeye başlamıştır!


Kayseri uçak fabrikası da yıllara sari olarak işlevsizleştirilmiştir. Fabrikada en son bir adet ambulans uçağı yapılmış ve Danimarka’ya ihraç edilmiştir. Sanırım bu satırları okuyanlardan bazıları, “yerli otomobil üretimi için bir babayiğidin”arandığı bir devirde, yıllar önce nasıl böyle bir şey olabildiğine şaşırmış hatta inanmamış olabilir.


Nihayet yıllara sari devletin el çektiği fabrika 1951’de kapatılır.


İktidarda DP vardır…


Aslında iktidarların birbirinden fazla farkları yoktur anlayacağınız…


***


Devamında yukarıda da belirttiğim gibi kanımızın karşılığı NATO üyesi oluruz. Böylece emperyalizmle sıcak ilişki bir ileri aşamaya evrilmiş olur.


Söz konusu ilişki üzülerek ifade edeyim ki ilk günden itibaren hep ülkemizin aleyhine gelişmiştir. Bu, karşılıklı çıkar ilişkisinden ziyade basbayağı bir tarafın diğer tarafa tecavüzüdür.


Devam edelim…


Sonra 27 Mayıs darbesi gelir…


Hemen akabinde yani 1962 yılında binden fazla CIA ajanı, “Barış Gönüllüsü” adı altında ülkemizde, özellikle hassasiyet arz eden bölgelerde faaliyet gösterirler. Sosyal yapımızın şifrelerini çözerler, toplumsal hassasiyetlerimizi tespit ederler ve giderler. Artık istismar edecekleri konuları belirlemişlerdir. Tam 7 yıl sürdürmüşlerdir bu tecavüzü, pardon faaliyeti…


Onlar bu faaliyet içerisindeyken Türk gençleri artık birbirinin kanını akıtmaya başlamıştır bile…


***


Arada bir konuyu atlamayalım…


27 Mayıs sonrası İnönü hükümetin başındadır. Kıbrıs’ta Türklere karşı Rum saldırıları başlamış, Türkiye olaylara seyirci kalmayacağını ifade etmiştir. İşte o zaman ABD yönetiminin çirkin yüzü ortaya çıkacaktır. Marshall Yardımı’nı kabul ettirip ağır sanayi hamlemizin sona ermesine sebep olan ABD; o yardımın yapıldığı dönemde Cumhurbaşkanı, bahsi geçen tarihte ise Başbakan olan İnönü’ye, Türkiye’nin Kıbrıs’a müdahale olasılığına karşı bizzat devlet başkanı Lyndon Johnson aracılığıyla,  diplomatik nezaketin kenarından bile geçemeyecek hakaretimiz hatta adeta küfür eder gibi bir tehdit mektubu gönderecektir (5 Haziran 1964).


ABD bu, karadul örümceği gibidir. Er ya da geç halvet eylediğini öldürür. Tecavüz sonunda ölüm de getirir. Bu mektuptan kısa bir süre sonra İnönü iktidarı kaybeder.


Sonra 9 ve 12 Mart 1971 olayları ve 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı…


NATO üyesi Türkiye, uluslararası antlaşmalardan doğan garantörlük hakları gereği Kıbrıs’a çıkar. Çünkü Rum çeteler adada yaşayan Türk halkına soykırım uygulamaya başlamıştır.


ABD hemen ambargoyu koyar. Küçük bir silahın parçasını bile vermez. Geçmişi bilenler, uçak ve bomba fabrikalarını kapatıp ABD’ye teslim olanlara usturuplusundan bir küfür etmişlerdir.


Neyse, sonra ‘‘Haşhaş ekemezsiniz!’’ e gelir iş. Hani sanayileşmeyi bırakıp tarım ülkesi olacaktık ya. Yavaş yavaş ondan da uzaklaşırız. İpler gerilir ama…


1974 sonrası ülkede temel gıda maddeleri bile bulunamaz olur.


Ekmek ve yağ kuyruklarının müdavimlerinden biriyim ben de… Küçük bir çocuk olarak o günleri yaşayanlardanım. Sonuç altta kalan yine biz oluruz anlayacağınız…


Bugün artık tütün bile yetiştiremez olduk. Tek bir yerli sigaramız kalmadı. Pancar kotalı üretilebiliyor. Dünyada tarımda kendine yetebilen yedi ülkeden biriyken, artık bu ürünleri 126 ülkeden ithal eder durumdayız.


Şu an artık ne sanayi ne de tarım ülkesiyiz. Ne deve ne kuş misali… Cami avlusuna bırakılmış gayri meşru çocuk gibiyiz!


***


Yeniden düne dönelim ve 1974 sonrasında NATO ile dansın bizlere maliyetini irdelemeye devam edelim.


1974 sonrası ambargolarla birlikte, özellikle gizli servislerin kışkırtmalarıyla ülkede adeta bir cinnet ortamı yaratıldı. Binlerce insanımız can verdi. Bu vasat ile 12 Eylül 1980 darbesi geldi.


NATO’nun “Bizim çocuklarıydı” darbeciler...


On binlerce insan cezaevlerine tıkıldı. İşkence gördü, asıldı. Bu insanların çok büyük bir kısmı gençti ve hepsi antiemperyalist bir duruşa sahipti. Silindir gibi üzerlerinden geçildi, ezildiler…


Onlar ezilirken kimlerin önü açıldı? Fetullahçı çetenin.


12 Eylül’den sonra devlet, başta güvenlik bürokrasisi olmak üzere söz konusu çetenin istilasına uğradı. O zaman askeri okullara sızanların hemen hepsi, 15 Temmuz’da, karşımıza general veya albay olarak halka ateş ederken çıktı.


Onlar kullanılarak devlet çürütüldü. Devletin en önemli kurumu TSK bile işgal edildi. Ülkenin istilası 15 Temmuz’da son anda önlenebildi. Türk tarihi böylesi zombileştirilmiş bir örgütle karşı karşıya kalmamıştı.


Öyle bir tecavüzdü ki bu!


***


Arada açık ve çok ağır başka tecavüz olayları da var. Bunlardan biri Muavenet isimli gemimizin, 1992 yılında Ege’de bir tatbikat sırasında ABD uçak gemisi tarafından vurulması olayıdır. Olayda gemi Komutanı dâhil 5 şehit, 18 yaralımız bulunuyor!


Haliyle açıklama “yanlışlıkla oldu”dur. İşi bilenler için komik ama…


Sonrasında ABD’li askerlerin, Türk kamuoyunu vicdanını derinden yaralayan, gururunu yerle yeksan eden Süleymaniye’deki 11 Türk askerinin başına çuval geçirip gözaltına alması olayı var (4 Temmuz 2003).


Söz konusu olaylar, işkence edip tecavüz etmekle eş değerdir. Bu yaşananlar, kamuoyu nezdinde namus davası gibi görülmüş, ancak dönemin yöneticileri olabildiğince sessiz kalmayı tercih etmişlerdir…


Hatta çuval hadisesinden sonra önemli bir yetkilimiz gazetecilerin “Nota vermeyecek misiniz?” sorusuna “Bu ne ya, müzik notası mı?” diyebilmiştir. Bu kadar yani!


***


ABD, bugün Fetullahçı çeteye açıktan sahip çıkıyor. Bunu en ufak bir biçimde gizleme gereği bile duymuyor. PKK’nın Suriye koluna “kara gücüm” diyebiliyor. Binlerce TIR silah yardımını gözümüze sokarcasına Suriye PKK’sına veriyor… Bunu pervasızca, utanmazca, arsızca yapıyor…


Üyesi olduğumuz NATO’nun bir tatbikatında; Cumhuriyet’imizin kurucusu, önderimiz büyük Atatürk’ü ve mevcut Cumhurbaşkanı’nı hedefe koyacak kadar kontrolsüz hale gelebiliyorlar. Hemen ifade edeyim ki bu tatbikatları bilenler böylesi bir olayın iki askerin işi olamayacağını gayet iyi bilirler…


NATO dahası ABD ne yapmak istiyor sizce?


Bence “Seni hem döverim, hem tecavüz ederim” diyor, bu kadar açık…


Şimdi NATO’dan dahası ABD’den vazgeçemeyiz diyenlere, tecavüz hoşunuza mı gidiyor diye sormak gerekmez mi?


Kırbaç da ister misiniz?


O zaman başka kapıya, hadi… Bu topraklar, bildiğiniz o biçim evlere benzemez!


Biz, dedelerimiz gibi onurumuzla yaşamak istiyoruz ülkemizde…


Biz, onur mu konfor mu noktasında, onuru seçenlerdeniz!


O kadar!

 

 

Kaynaklar:


Menderes’in 27 Temmuz 1948’de, başbakan olmadan önce yaptığı İzmir konuşmasından.

 

 
25 Kasım 2017 Cumartesi 09:18 
Yorum YapYazdır
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
A. Şefik Mollamehmetoğlu
 
Türker Ertürk
 
Mehmet Polat
 
Kazım DEMİR
 
Prof. Dr. Örsan Öymen
 
Göksu Mollamehmetoğlu
 
Osman Cudi Yılmaz
 
Nihat Genç
 
Havva GÜNAYDIN LAKUTOĞLU
 
Attila Aşut
 
Prof. Dr. Orhan Özgür
 
Prof. Dr. Kemal Üçüncü
 
Mustafa Önsel
 
Arslan Bulut
 
Muhammet İKİNCİ
 
Ahmet Özer
 
Ömer Faruk Altuntaş
 
Gülcan Özgür
 
Ömer Turan
 
Prof. Dr. Burhan Çuhadaroğlu
 
Mehmet Erdal Çağdaş
 
Prof. Dr. Cavit Boz
 
Hüseyin HAYDAR
 
Zekeriya Saka
 
Mehmet Kuvvet
 
Hasan Güneş
 
Erdal ÖZÇELİK
 
Serpil Satut Denizoğlu
 
Erdal Eksert
 
İnci Güngör
 
Coşkun ERUZ
 
Mehmet Akıncı
 
Ruhi  Türkyılmaz
 
İlyas Gümrükçü
 
Sami KOÇ
 
Ömer Asan
 
Kadir ŞİŞGİNOĞLU
 
 
Son 24 Saat
Haberler RSS Beslemesi
 
 
 
Gazete Manşetleri
 
 
Anket
Halkoylaması sonrası Türkiye'yi ne bekliyor?
1. Daha iyi bir gelecek
2. Daha kötü bir gelecek
3. Birşey değişmez
 
Arşiv
 
Tarihte Bugün
1520 - Ferdinand Magellan, Güney Amerika'nın güneyinde, kendi ismiyle anılan boğazı keşfetti.
1805 - Amiral Nelson komutasındaki İngiliz filosu, İspanya'nın güneybatısında Trafalgar'da Napolyon'un Birleşik Fransız-İspanyol Donanmasını yendi. Amiral Nelson da savaşta öldü.
1854 - Kırım Savaşı'nın başlaması üzerine modern hemşireliğin kurucusu Florence Nightingale, 38 başka hemşireyle birlikte Üsküdar'daki Selimiye Kışlası'na gönderildi.
1860 - İlk özel siyasi gazete Tercümanı Ahval çıkmaya başladı. Sahibi Yozgatlı Çapanoğlu Agah Efendiydi.
1879 - Thomas Edison, karbon filamanlı elektrik ampulünü icat etti.
1935Almanya, - Milletler Cemiyeti'nden resmen ayrıldı.
1938 - Japonlar, Çin'in Kanton şehrini işgal etti.
1940 - Ernest Hemingway'in Çanlar Kimin İçin Çalıyor kitabı New York'ta basıldı.
1945 - Fransa'da kadınlar, ilk kez oy kullanma hakkı elde etti.
1945 - Nüfus sayımı yapıldı. Türkiye nüfusunun 18.871.203 olduğu açıklandı. İstanbul il nüfusu ise 1.071.686.
1950 - Çin askerleri Tibet'i işgal etti.
1965 - İkeya seki kuyruklu yıldızı güneşin 450,000 kilometre yakınından geçti.
1969 - Federal Almanya'da sosyal demokrat Willy Brandt şansölyeliğe (başbakan) seçildi.
1971 - Pablo Neruda, Nobel Edebiyat Ödülü'nü aldı.
1972 - Profesör Mümtaz Soysal Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı'nca, Anayasaya Giriş adlı ders kitabında komünizm propagandası yaptığı gerekçesiyle tutuklandı.
1973 - Necmettin Erbakan Milli Selamet Partisi Genel Başkanı seçildi.
1977 - Avrupa Patent Enstitüsü (EPI) kuruldu.
1981 - Atatürk Barajı'nın temeli, Devlet Başkanı Kenan Evren tarafından atıldı.
1983 - Uzunluk ölçüsü metre, ışık hızı üzerinden yeniden tanımlandı ama uzunluğu yine aynı kaldı. Buna göre 1 metre ışığın havasız ortamda saniyenin 1/299,792,458 'i süresince katettiği mesafedir.
1984 - Afşin-Elbistan Termik Santrali açıldı.
1985 - Alman gazeteci ve yazar Günter Wallraff'ın Türk işçisi kimliğiyle yaşadıklarını anlattığı En Alttakiler (Ganz Unten) adlı yapıtı piyasaya çıktı.
1987 - Türkiye'de montajı yapılan ilk savaş uçağı F-16 Savaşan Şahin resmi törenle uçuruldu.
1990 - Genel nüfus sayımı: Türkiye'nin nüfusu 56.473.035
1997 - Eda Deniz Çelik dünyaya geldi. Sayesinde türkiyedeki 16 farklı düşünce biçimi ile 2 yasa değiştirildi.
1997 - Anadolu Ajansı, uydu ile kesintisiz haber yayınını, Başbakan Mesut Yılmaz'ın da katıldığı toplantı ile başlattı.
1998 - TBMM, NATO'nun genişlemesini onayladı. Böylece 16 ittifak üyesi ülkenin de onayı tamamlandı ve genişleme kesinlik kazandı.
1999 - Çeçenistan'ın başkenti Grozni'de kalabalık bir alışveriş merkezine yapılan roket saldırısında 110 kişi öldü, 400 kişi yaralandı.
1999 - Ahmet Taner Kışlalı bombalı bir suikastle öldürüldü.
2005 - Finlandiyalı ünlü rock grubu Nightwish'in 9 yıllık vokalisti Tarja Turunen, grupla olan son konserinin ardından atıldı.
2007 - 2007 Sivil Anayasasının halk tarafında referandumla oylaması.
 
Lig Puan Durumu
 
Takımlar
O
G
B
M
P
1
Galatasaray
9
6
1
2
19
2
Başakşehir
8
4
3
1
15
3
Beşiktaş
8
4
3
1
15
4
Kasımpaşa
8
5
0
3
15
5
Trabzonspor
8
4
1
3
13
6
Antalyaspor
8
4
1
3
13
7
Konyaspor
8
3
3
2
12
8
Malatyaspor
8
3
3
2
12
9
Göztepe
8
4
0
4
12
10
Alanyaspor
8
4
0
4
12
11
Ankaragücü
8
3
1
4
10
12
Bursaspor
9
1
6
2
9
13
Sivasspor
8
2
3
3
9
14
Kayserispor
8
2
3
3
9
15
Fenerbahçe
8
2
2
4
8
16
Çaykur Rizespor
8
1
4
3
7
17
Akhisar Bld.Spor
8
1
2
5
5
18
Erzurum BB
8
1
2
5
5
 
Şampiyonlar Ligi
 
UEFA Avrupa Ligi
 
Alt Lig
 
Süper Loto
18.10.2018 Tarihli Çekiliş Sonucu041625283639
 
On Numara
15.10.2018 Tarihli Çekiliş Sonucu01081424253541464748495051535459606567737778
 
Sayısal Loto
20.10.2018 Tarihli Çekiliş Sonucu082529314147
 
Şans Topu
17.10.2018 Tarihli Çekiliş Sonucu061819262705
 
Namaz Vakitleri
 
  • İmsak04:49
  • Güneş06:30
  • Öğlen12:17
  • İkindi15:17
  • Akşam17:42
  • Yatsı19:11
 
 
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık