Akit'ten Atatürk ve Kemalizm üzerinden büyük kışkırtma
Abdulkadir TİRYAKİOĞLU

SOVYET BASKISINDAN AMERİKAN İTTİFAKINA (1945-1950 TÜRKİYE- AMERİKA İLİŞKİLERİ)

Abdulkadir TİRYAKİOĞLU

 
3 Kasım 2018 Cumartesi 20:18 
Yorum YapYazdır
 
 

SOVYET BASKISINDAN AMERİKAN İTTİFAKINA
(1945-1950 TÜRKİYE- AMERİKA İLİŞKİLERİ)


1945 baharında Ankara’da yapılan bir toplantıda Cumhurbaşkanı İnönü; SSCB’nin savaşta
verdiği kayıplar ve Avrupa’ya karşı yükümlülüklerinden dolayı bu devletten yakın bir tarihte
saldırı beklemediklerini ifade etmiştir. Ancak SSCB askerlerinin Bulgaristan’da toplanmaları
karşısında Türkiye, bu konudaki düşüncesini değiştirmiş, sona erdirdiği seferberliği tekrar
yürürlüğe koymuştur. Türkiye, SSCB’nin Boğazların kontrolünü ele geçirmek ve Türkiye’yi
uydusu haline getirmesinden endişe duymağa başlamıştır. II. Dünya Savaşı sone erince
Türkiye, SSCB’nin taleplerini tam olarak bilmediği halde, Stalin’in Montreux Sözleşmesi’ni
ve diğer imtiyazları Rusya lehine yenilemek isteyeceğini anlamıştır. Batılı güçlerin ise
SSCB’nin bu isteklerine karşı çıkacaklarından pek emin değildi. Bir süre sonra Stalin’in
plânlarının 1940’ta Hitler’e teklif ettiği plânlar olduğu anlaşılmıştır. 1 AA
SSCB Dışişleri Bakanı Molotov, 19 Mart 1945’te Türkiye’nin Moskova Büyükelçisi Selim
Sarper’e bir nota vererek 17 Aralık 1925 tarihli Dostluk ve Saldırmazlık Antlaşması’nın II.
Dünya Savaşı sonrası meydana gelen derin değişikliklerden dolayı ciddi değişikliklere ihtiyaç
duyduğunu ve bu antlaşmaya son vermek istediklerini belirtmiştir. Böylece SSCB, bu
saldırmazlık antlaşmasına son vererek kendilerini böyle bir taahhütten kurtarmaktadır. 2
Türkiye, 4 Nisan 1945’te SSCB’ye verdiği cevabî notada; süresi sona ermekte olan 17 Aralık
1925 tarihli antlaşma yerine, iki tarafın da bugünün çıkarlarına daha uygun ve ciddi
değişiklikleri içeren yeni bir antlaşma yapmaları hususundaki SSCB taleplerinin uygun
görüldüğünü ve bu amaçla yapılacak tekliflerin büyük bir dikkat ve iyi niyetle inceleneceğini
bildirmiştir. 3
Türkiye, SSCB’nin tek yanlı olarak son verdiği antlaşma yerine yenisini yapmaya hazır
olduğunu bildirmesine rağmen SSCB Hükümeti, Türkiye’nin bu isteğine cevap vermemiştir.
Fakat 7 Haziran 1945’te SSCB, Türkiye’nin kendisiyle ittifak antlaşması yapmadan önce iki
ülke arasındaki bazı pürüzlerin giderilmesi gerektiğini ifade etmiş ve Dışişleri Bakanı
Molotov aracılığıyla bazı isteklerde bulunmuştur. Buna göre; 1921 Moskova Antlaşması’yla
belirlenen Türk- Sovyet sınırında bazı düzenlemeler yapılması, Kars ve Ardahan’ın SSCB’ye
verilmesi, Boğazların ortaklaşa savunulması, Montreux’nün iki yanlı bir antlaşma ile
değiştirilmesi isteniyordu. Bu istekler Türkiye tarafından reddedilmiştir. 4 Türk Hükümeti’nin
SSCB’nin taleplerini geri çevirmesi üzerine SSCB, 1945 yılı ortalarından itibaren Türkiye’ye
karşı büyük bir baskı kampanyasına başlamıştır. Sovyet radyo ve gazeteleri ise Kars ve
Ardahan’ın SSCB’ye bırakılması yönünde yayınlara başlamışlardır. 5 SSCB Türkiye’ye baskı
yapmakla birlikte, Türkiye’deki tek parti ve tek şef rejiminin demokratik olmayan niteliklerini
öne çıkararak uluslar arası alanda da yoğun bir faaliyete girişmiştir. 6
SSCB’nin baskıları karşısında Türkiye; İngiltere ve ABD’nin desteğini sağlamaya çalışmış
ancak onlardan gereken yakınlığı görememiştir. ABD Başkanı Truman; Türkiye’nin

topraklarından bazı yerlerin SSCB’ye geçmesini ABD’ni ilgilendiren bir konu olarak
düşünmemektedir. 7
Potsdam Konferansı öncesinde ABD; Boğazlar ve Karadeniz’in yalnızca SSCB’nin
egemenliğine geçmesini engellemek istemektedir. Hatta SSCB’nin 10 Mart 1945’te
Türkiye’ye nota vermesi ve hemen arkasından 7 Haziran 1945’teki Molotov- Sarper
görüşmesinde Türkiye’den toprak talebinde bulunması ABD’yi pek de rahatsız etmemiştir. 8
Başlangıçta SSCB’nin Türkiye üzerindeki isteklerine karşı anlayışlı bir tutum sergileyen ABD
Potsdam Konferansı sırasında bu tutumunu değiştirecektir. Aynı tutum değişikliği İngiltere’de
de görülecektir. Potsdam Konferansı’nın ilk evrelerinde Churchill; Montreux Sözleşmesi’nde
bazı değişiklikler yapılabileceğini, ancak Türkiye’den toprak ve Boğazlardan üs istemenin
Türkiye’yi açıkça tehdit etmek anlamına geldiğini ve bu duruma karşı olduklarını ifade
etmiştir. Truman da bu konuda Churchill’i destekleyerek; Boğazlar konusunda Montreux’de
değişiklik yapılabileceğini fakat Türk Boğazlarına uluslar arası suyolları statüsü verilmesi
gerektiğini belirtmiştir. 9
Potsdam Konferansı sonunda Boğazlar konusu ABD, SSCB ve İngiltere Dışişleri Bakanları
Konseyine havale edilmiştir. Üç devlet ayrıca Montreux’nün günün şartlarına uymadığı ve bu
konunun üç devletin Türkiye ile yapılacak ayrı ayrı görüşmelerde ele alınması gerektiği
hususunda anlaşmışlardır. Böylece SSCB, bu konferanstan istediği sonucu alamamıştır. 10
Potsdam Konferansı kesin bir sonuca bağlanamamakla birlikte iki nokta açıklığa
kavuşmuştur. Bunlardan birincisi; ABD ve İngiltere’nin Montreux’nün değişmesine karşı
olmadıkları ve ABD’nin Boğazların yeni statüsü konusunda söz sahibi olmak isteği
gerçeğidir. İkincisi; SSCB’nin Türkiye’den toprak talebinde bulunması karşısında ABD, bu
konunun Türkiye ve SSCB arasında çözüme kavuşturulması gerektiğini ortaya koymalarıdır.
ABD’nin bu tutumu, SSCB’nin takındığı tutumu tam olarak kavrayamadıklarını
göstermektedir. 11
Truman, Potsdam’da Boğazların uluslar arası suyolu haline gelmesini savunmakla birlikte,
Balkanlarda SSCB’nin güçlenmesi üzerine bu düşüncesini değiştirecek, Boğazların tamamıyla
Türk egemenliğinde kalmasını ifade edecektir. ABD, 2 Kasım 1945’te Boğazlar konusunda
yapılmasını istediği değişiklikleri Türk Dışişleri Bakanı Hasan Saka’ya bildirmiştir. Buna
göre ABD; Boğazlardan gemilerin geçişi hususunda Karadeniz’e kıyısı olan devletlere daha
geniş yetkiler verilmesi düşüncesini benimseyerek, Boğazların uluslar arası bir statüye tabi
kılınması prensibinden vazgeçmiştir. ABD’nin bu isteklerinin Türkiye’nin egemenliğine zarar
vermemesi Türkiye’yi rahatlatmıştır. 12
1946 yılının başından itibaren SSCB’nin Türkiye’den çeşitli taleplerde bulunması, İran’da
Muhtar Azerbaycan Cumhuriyeti ile Mahabat Kürt Cumhuriyeti’ni kurdurması, ABD’nin
Boğazlar konusunda Türkiye’ye destek vermesinde etkili olmuştur. ABDye göre; II. Dünya
Savaşı sonrasında SSCB’yle ilişkileri bozulan Türkiye’nin kurulması istenen Batı Blokuna
çekilmesi gerekmektedir. 13

ABD’nin II. Dünya Savaşı’ndan sonra Türkiye’yi destekleme fırsatı 1946 Martında
gerçekleşmiştir. ABD, yaklaşık 16 ay önce vefat eden Türkiye’nin Washington Büyükelçisi
Münir Ertegün’ün naaşını en büyük savaş gemilerinden biri olan Missouri ile İstanbul’a
getirmiştir. ABD bu jestiyle SSCB’ye; Türk Boğazlarının statüsünün kendi onayı alınmadan
değiştirilemeyeceği mesajını vermiştir. 14
Missouri’nin Türkiye’ye gelmesi Türk-Amerikan ilişkilerinin olumlu yönde gelişmesinde
etkili olmuş, 7 Mayıs 1946’da iki ülke arasında bir anlaşma imzalanmıştır. Bu anlaşmayla
Türkiye’nin, II. Dünya Savaşı sırasında ABD’den “Ödünç Verme ve Kiralama Yasası”
kapsamında aldığı borçlarının tamamı silinmiş ve bu durum Türkiye’yi ekonomik açıdan
rahatlatmıştır. 15
ABD’nin Boğazlar konusunda Türkiye’ye destek vermesine rağmen SSCB, Boğazların
statüsünün kendi lehine değiştirilmesi için Türkiye’ye baskı yapmaktan vazgeçmemiştir.
SSCB bu amaçla önce 7 Ağustos 1946’da Türkiye, ABD ve İngiltere’ye nota vermiştir. Başta
Truman olmak üzere Amerikan yöneticileri 7 Ağustos 1946 Sovyet notasını aldıktan sonra
Türkiye’nin içinde bulunduğu durumu daha iyi anlamaya çalışmışlardır. Nitekim ABD
Dışişleri Bakan Yardımcısı Dean Acheson bu konuda; 7 Ağustos notasının Boğazlar rejimini
düzenlemeden çok Türkiye’yi SSCB’nin egemenliği altına almayı amaçladığını ifade etmiştir.
Truman da bu konuda Acheson’a katılmış ve bu notadaki söz konusu istekler kabul edildiği
takdirde ABD ile İngiltere’nin Boğazlar konusunda söz sahibi olamayacakları, daha da
önemlisi Türkiye’nin bağımsızlığının ortadan kalkacağını beyan etmişlerdir. ABD Başkanı ve
üst düzey yöneticiler 15 Ağustos 1946’da Beyaz Saray’da bu konuyu tekrar görüşmüşlerdir.
Bu görüşmede büyük bir ABD donanmasının Akdeniz’e gönderilmesine karar verilmiştir. 16
ABD, 19 Ağustos 1946’da SSCB’nin notasına cevap vererek; SSCB’nin 7 Ağustos
1946’tarihli notasındaki isteklerinin kabul edilemez olduğunu bildirmiştir. Türkiye ABD’den
cesaret alarak 7 Ağustos tarihli SSCB notasına 22 Ağustos 1946’da cevap vermiştir. SSCB,
24 Eylül 1946’da Türkiye’ye ikinci bir nota daha vermiştir. SSCB’nin Türkiye’ye verdiği
ikinci notaya karşılık ABD ve İngiltere derhal harekete geçmişlerdir. Bu iki devlet; SSCB’nin
Boğazlar sorununu Türkiye ile baş başa çözümlemesinin yalnızca Boğazları SSCB’nin
gemilerine açmak olarak değil zamanda ABD ve İngiltere’nin donanma ve hava kuvvetlerine
kapamak olarak da algılamışlar ve Türkiye’nin yanında yer almışlardır. Ayrıca ABD, 9 Ekim
1946’da SSCB’ye bir nota daha vermiştir. ABD bu notada; Montreux Sözleşmesi’nin
değiştirilmesinin ancak ABD dahil ilgili bütün devletlerin Türkiye ile görüş teatisinde
bulunmasıyla mümkün olacağını belirtmiştir. Ayrıca Boğazlara bir saldırı olması durumunda
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin hemen harekete geçeceğini de belirtmiştir. Türkiye
de SSCB’nin 24 Eylül 1946 tarihli notasına 18 Ekim 1946’da cevap vererek bu istekleri
reddetmiştir. 17
II. Dünya Savaşı sırasında ABD ile SSCB arasında kurulan işbirliği 1947 yılı başından
itibaren bozulmaya başlamış ve ABD, SSCB’ye karşı caydırıcılığını ortaya koymak zorunda
kalmıştır. Amerikan toplumunda başlayan komünizm korkusu, halkın ve idarecilerin
düşüncelerinde SSCB’ye karşı büyük bir değişikliğe neden olmuştur. Bu değişikliğin en
büyük yansıması da ABD Başkanı Harry Truman’ın 12 Mart 1947’de Amerikan Kongresi’nde
yaptığı konuşmada görülmüştür. Truman bu konuşmasında şu hususlara temas etmiştir:


Avrupa’nın askerî, ekonomik ve siyasî istikrarını gerçekleştirmek, Avrupa’yı ABD’nin
koruyucu nükleer şemsiyesi altına almak, Avrupa’nın gücünü dünya çapında bir savunma
gücü olarak teşkilâtlandırmak. 18
Batı Avrupa’nın geleceğinin yeniden tasarlanmaya başlandığı bu dönemde Yunanistan’da bir
iç savaş yaşanmakta, Türkiye ise üstü kapalı da olsa SSCB’nin tehdidi altında bulunmaktadır.
Truman’a göre; “Bağımsız ve iktisadî açıdan istikrarlı bir devlet olarak Türkiye’nin geleceği
dünyanın özgürlük sever halkları için, Yunanistan’ın geleceğinden daha az önem
taşımamaktadır.” 19
Truman 12 Mart 1947’de Kongre’ye bir mesaj göndererek; 100 milyonu Türkiye’ye, 300
milyonu Yunanistan’a olmak üzere toplam 400 milyon dolarlık yardım yapılmasını ayrıca
seçkin bir Türk ve Yunan personelinin talim ve terbiyesi için de kendisine yetki verilmesini
istemiştir. 20 Truman Doktrini, Soğuk Savaş döneminde ve Türkiye’nin güvenlik arayışında
çok önemli bir merhaledir. Kuşkusuz Yunanistan’daki ekonomik ve siyasî durum Türkiye’den
çok daha kötüdür. Bu nedenle Truman, Kongre’ye hitap ederken asıl dikkatleri bu noktaya
çekmiştir. Bununla birlikte, Türk Hükümeti’nin de Stalin’i isteklerinden geri çevirecek askerî
harcamalar yapabilmesi için dış desteğe ihtiyacı vardır. 21 Amerikan Kongresi’nce kabul edilen
bu doktrini, 22 Mayıs 1947’de Başkan Truman’ın onayıyla yürürlüğe girmiştir. Ancak bu
yardımların yapılması çeşitli şartlara bağlanmıştır. Buna göre; Türkiye ve Yunanistan’a sivil
ve askerî Amerikan personeli gönderilecek, bu personel yardımın kullanımına yardımcı
olacaklardır. Ayrıca yardım malzemelerinin ABD’nin izni alınmadan diğer devletlere
satılması ve hibe edilmesi de yasaklanmıştır. 22
Truman Doktrini’nin yasalaşmasından sonra, General Lunsford Oliver başkanlığındaki bir
uzman heyeti 23 Mayıs 1947’de Türkiye’ye gelmiştir. Bu heyetin Türk devlet yetkilileriyle
yaptıkları görüşmelerden sonra 12 Temmuz 1947’de Türkiye’yle ABD arasında bir yardım
anlaşması imzalanmıştır. Böylece Türkiye, Truman Doktrini’ni kabul etmiştir. Türkiye’nin
Truman Doktrini’ni ve Amerikan yardımını kabul etmesinin en önemli nedenlerinin başında
büyük bir yalnızlık hissine kapılması gelmektedir. Türk devlet adamları Stalin’in Türkiye’ye
doğru yayılmak istemesinin ancak Batı Dünyası ve özellikle de ABD ile kurulacak sıcak
ilişkilerle engelleneceğini düşünmektedirler. Ayrıca Türkiye’nin II. Dünya Savaşı nedeniyle
ağır bir ekonomik kriz içinde bulunması da Türkiye’nin ABD’ye yaklaşmasında etkili
olmuştur. Öte yandan Türk ordusunun çağdaş ve modern bir yapıya kavuşturulmak istenmesi
ise diğer bir etkendir. 23
Truman yönetiminin Türkiye ve Yunanistan’a yardım için Kongre’den yetki ve tahsisat
istemesi, SSCB tehdidi altında bulunan Türkiye’de memnunlukla karşılanmıştır. Bu konuda
Recep Peker; ABD’nin Türkiye’ye yardımda bulunmayı kabul etmesinde yalnız Türkiye’nin
kuvvetlenmesi düşüncesinin değil, dünya barışına hizmet etmek gibi asil bir anlayışın da payı
olduğunu ifade etmiştir. Diğer yandan Türk basınında bu konuda; Amerikan yöneticilerinin
Atlantik’in güvenliğine giden yolun Türkiye ve Yunanistan’dan geçtiğini açıkça anladıkları
tarzında yorumlar yapılmıştır. 24

Türk-Amerikan ilişkilerindeki en önemli aşamalardan biri de Marshall Yardımı’dır. Amerikan
Dışişleri Bakanı George Marshall’ın 5 Haziran 1947’de ortaya koyduğu görüşlere istinaden
hazırlanan Marshall Plânı, genel olarak Batı Avrupa için tasarlanmış bir plân olmakla birlikte
zaman içinde Türkiye de bu plâna dahil edilmiştir. Amerikalılara göre; IIİ Dünya Savaşı
sonucunda Avrupa’da meydana gelen yıkım büyük bir kaosa neden olmuş ve bu durum
komünizmin ve buna paralel olarak SSCB’nin güçlenmesine neden olmuştur. SSCB’nin
Avrupa’da yayılma tehlikesine karşı Avrupa, maddî ve manevî açıdan desteklenmelidir.
Avrupa ekonomik açıdan ayakları üstünde durduğu takdirde siyasî bağımsızlığına da sahip
olacaktır. 25
ABD’nin SSCB’nin emperyalist yayılmacılığına karşı daha akılcı bir yol bulması
gerekiyordu. Bu konuda ABD’nin bulduğu formül Dışişleri Bakanı George Marshall’ın 5
Haziran 1947’de Harward Üniversitesi’nde yaptığı konuşmayla ortaya konmuştur. İleride
Marshall Plânı olarak anılacak bu plânda Avrupalılardan, ülkelerinin ekonomik
kalkınmalarını gerçekleştirmek için en başta kendi aralarında bir ekonomik işbirliğine
gitmeleri, birbirlerinin eksiklerini tamamlamalarını istenmiştir. Bu işbirliği sonunda yine de
bir açıkları olursa ABD bu konuda kendilerine yardım edecektir. Bunun için öncelikle işbirliği
programı yapılmalıdır. 26
Marshall Plânı İngiltere ve Fransa tarafından memnunlukla karşılanmış, diğer Avrupa ülkeleri
de benzer tavırlar sergilemişlerdir. Fakat SSCB, bu plâna sıcak bakmamıştır. Bu plânın hayata
geçirilmesi için İngiltere ve Fransa başta olmak üzere, Türkiye dahil on altı devlet temsilcisi
12 Temmuz 1947’de Paris’te bir araya gelerek Avrupa’nın acil ihtiyaçlarını tespit etmek ve
bunları gidermek için Avrupa Ekonomik İşbirliği Konferansı’nı (CEEC) kurmuşlardır. 27
Türkiye, CEEC’nin kurulduğu Paris toplantısında, II. Dünya Savaşı nedeniyle duraklayan
ekonomik kalkınmasını sağlayabilmek için 615 milyon dolarlık bir yardıma ihtiyacı olduğunu
belirtmiştir. Amerikalı teknik ve siyasî uzmanlar ise Marshall yardımlarının savaştan büyük
zarar gören devletlerin ekonomilerini canlandırmaya yönelik bir program olduğu gerekçesiyle
Türkiye’nin yardım talebine karşı çıkmışlardır. Amerikan uzmanlarının bu tutumu Türkiye’de
geniş tepkilere neden olmuştur. Bazı çevrelerde; bugün Türkiye’yi ekonomik açıdan yalnız
bırakan ABD’nin ileride politik açıdan yalnız bırakabileceği endişesi duyulmaya
başlanmıştır. 28
Paris toplantısında taleplerinin kabul edilmemesi üzerine Türk Hükümeti doğrudan Amerikan
Hükümeti’ne başvurarak Marshall Plânına dahil edilmesini istemiştir. ABD, Türkiye’nin
isteğini kabul etmiş, bunun sonucunda iki ülke arasında 4 Temmuz 1948’de Ekonomik
İşbirliği Anlaşması imzalanmıştır. Bu anlaşma ile Türkiye; ABD’den gelecek ve anlaşma
hükümlerinin yerine getirilmesini kontrol edecek özel bir ekonomik işbirliği misyonunu kabul
edeceğini, ayrıca ABD büyükelçiliğinin bir parçası sayılacak bu misyonun diplomatik
ayrıcalık ve muafiyetlerden yararlanacağını da kabul etmiştir. İleriki yıllarda bu anlaşma,
Türk kamuoyunda tepkiyle karşılanmış, siyasî düşünceleri farklı birçok aydın bu anlaşmanın
Osmanlı Devleti döneminde yapılan kapitülâsyonları çağrıştırdığını dolayısıyla Türkiye’nin
bütünüyle ABD’ye teslimiyetini içerdiğini belirtmişlerdir. 29

Marshall Plânına uygun olarak Türkiye’ye 1948-1952 yılları arasında 352 milyon dolar
civarında yardım yapılmıştır. Yapılan yardımın % 60’ı Amerikalı uzmanların isteği üzerine
tarım alanında kullanılmıştır. Bunun sonucunda Türkiye 1953’te dünyanın en önemli buğday
üreticilerinden biri haline gelecektir. Fakat tarım aletlerinin yurt dışından alındığı için Türkiye
yedek parça, bakım ve onarım açısından dış ülkelere bağımlı hale gelecektir. Ayrıca yine
ABD’li uzmanların isteği üzerine Türkiye’de karayolu yapımına ağırlık verilmiş ve binlerce
km. karayolu yapılmıştır. Fakat karayollarının düzenlenmesi ve arkasından ithal edilen otobüs
ve otomobillerin sayısının artmasına paralel olarak Türkiye’nin petrol ihtiyacı da artacaktır. 30

Abdülkadir TİRYAKİOĞLU

Arsin Anadolu Lisesi Tarih Öğretmeni

 

1 William Hale, Türk Dış Politikası (1774-200),Arkeoloji ve Sanat Yayınları, İstanbul 2003, s. 111-112.
2 Necdet Ekinci, Türkiye’de Çok Partili Düzene Geçişte Dış Etkenler, 1. Basım, Toplumsal Dönüşüm Yayınları,
İstanbul 1997, s. 260.
3 Olaylarla Türk Dış Politikası (1919-1985), s. 192.
4 Necdet Ekinci, a.g.e, s. 264-265.
5 Olaylarla Türk Dış Politikası (1919-1985), s. 193.
6 Necdet Ekinci, a.g.e, s. 267.

7 Necdet Ekinci, a.g.e, s. 269-270.
8 Baskın Oran, Türk Dış Politikası,Cilt 1, s. 522-523.
9 Necdet Ekinci, a.g.e, s. 281-282.
10 Necdet Ekinci, a.g.e, s. 282.
11 Olaylarla Türk Dış Politikası, s. 196-197.
12 Bakın Oran, s. 523; Olaylarla Türk Dış Politikası, s. 199; Necdet Ekinci, s. 283.
13 Baskın Oran, s. 523-524.

14 Baskın Oran, s. 524-525.
15 Baskın Oran, s. 525.
16 Baskın Oran, s. 525; Olaylarla Türk Dış Politikası, s. 205-207.
17 Baskın Oran, s. 526-528; Necdet Ekinci, a.g.e, s. 337-338.

18 Baskın Oran, s s. 528-530.
19 Baskın Oran, s s. 529-530.
20 Necdet Ekinci, s. 339-340.
21 William Hale, Türk Dış Politikası, s. 116.
22 Baskın Oran, s. 531-532.
23 Baskın Oran, s. 532-534.
24 Olaylarla Türk Dış Politikası, s. 214-215.

25 Baskın Oran, s. 538.
26 Necdet Ekinci, s. 341-342.
27 Baskın Oran, s. 539;
28 Baskın Oran, s. 539; Olaylarla Türk Dış Politikası, s. 221.
29 Baskın Oran, s. 541.

30 Baskın Oran, s. 542.

 
3 Kasım 2018 Cumartesi 20:18 
Yorum YapYazdır
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
A. Şefik Mollamehmetoğlu
 
Türker Ertürk
 
Mustafa Önsel
 
Mehmet Polat
 
Havva GÜNAYDIN LAKUTOĞLU
 
Göksu Mollamehmetoğlu
 
Osman Cudi Yılmaz
 
Nihat Genç
 
Kazım DEMİR
 
Prof. Dr. Örsan Öymen
 
Prof. Dr. Orhan Özgür
 
Prof. Dr. Kemal Üçüncü
 
Attila Aşut
 
Arslan Bulut
 
Muhammet İKİNCİ
 
Ahmet Özer
 
Ömer Faruk Altuntaş
 
Gülcan Özgür
 
Ömer Turan
 
Prof. Dr. Burhan Çuhadaroğlu
 
Mehmet Erdal Çağdaş
 
Prof. Dr. Cavit Boz
 
Hüseyin HAYDAR
 
Zekeriya Saka
 
Mehmet Kuvvet
 
Hasan Güneş
 
Erdal ÖZÇELİK
 
Serpil Satut Denizoğlu
 
Erdal Eksert
 
İnci Güngör
 
Coşkun ERUZ
 
Mehmet Akıncı
 
Ruhi  Türkyılmaz
 
İlyas Gümrükçü
 
Sami KOÇ
 
Ömer Asan
 
Kadir ŞİŞGİNOĞLU
 
Abdulkadir TİRYAKİOĞLU
 
Son 24 Saat
Haberler RSS Beslemesi
 
 
 
Gazete Manşetleri
 
 
Anket
Halkoylaması sonrası Türkiye'yi ne bekliyor?
1. Daha iyi bir gelecek
2. Daha kötü bir gelecek
3. Birşey değişmez
 
Arşiv
 
Tarihte Bugün
1558 - İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth tahta çıktı.
1869 - Akdeniz'i Kızıldeniz'e bağlayan Süveyş Kanalı görkemli bir törenle açıldı.
1877 - Rus birlikleri Kars'a saldırdı.
1913 - Panama Kanalı'ndan ilk gemi geçiş yaptı.
1918 - İngilizler, Bakü'yü işgal ettiler.
1922 - Şarköy'ün 2,5 yıllık Yunan işgalinden kurtuluşu.
1922 - Abdülmecit halife oldu.
1922 - Son Osmanlı padişahı VI. Mehmet (Vahdettin) İstanbul'u terk etti.
1922 - Sibirya, Sovyetler Birliği'ne katıldı.
1924 - İlk muhalefet partisi Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası kuruldu.
1930 - Serbest Cumhuriyet Fırkası kendini feshetti.
1933 - Amerika Birleşik Devletleri, Sovyetler Birliği ile ticari ve diplomatik ilişkiler kurmaya başladı.
1942 - Mısır Kralı Faruk sürgüne gönderildi, yerine Albay Cemal Abdul Nasır geçti.
1963 - Yerel seçimleri Adalet Partisi kazandı.
1967 - TBMM ikinci kez yaptığı gizli oturumda, 18 saat 20 dakika Kıbrıs'taki son gelişmeleri görüştü.
1972 - Türkiye'de ilk kadın partisi olan Türkiye Ulusal Kadınlar Partisi kuruldu.
1972 - Juan Peron 17 yıllık sürgünden sonra Arjantin'e döndü.
1973 - Atina'da üniversite öğrencileri cunta rejimine karşı ayaklandılar. Askerlerin ateşi sonucu üç öğrenci öldü.
1976 - Türkiye İşçi Partisi'nin davetlisi Şilili sanatçılar sınırdışı edildi.
1977 - Dr. Cahit Karakaş TBMM'nin 13. Başkanı oldu. Görevi 12 Eylül 1980'de sona erdi.
1988 - Azerbaycan'da milli dirçeliş günü.
1993 - Güney Afrika siyasi liderleri, ırk ayrımına son veren yeni anayasayı kabul ettiler.
1995 - Osman Hamdi Bey'in "Yeşil Türbe" tablosu İngiltere'de 37 milyar liraya satıldı.
1999 - İrlanda'yı yenen Türk Milli Futbol Takımı Avrupa Futbol Şampiyonası finallerine katılma hakkı kazandı.
2006 - 1994 yılında keşfedilen 111 atom numaralı yapay elemente resmen Röntgenyum (Rg) adı verildi.
 
Lig Puan Durumu
 
Takımlar
O
G
B
M
P
1
Başakşehir
12
8
3
1
27
2
Galatasaray
12
7
2
3
23
3
Kasımpaşa
12
7
1
4
22
4
Malatyaspor
12
6
3
3
21
5
Antalyaspor
12
6
2
4
20
6
Ankaragücü
12
6
1
5
19
7
Beşiktaş
12
5
3
4
18
8
Göztepe
12
6
0
6
18
9
Konyaspor
12
4
5
3
17
10
Trabzonspor
12
4
4
4
16
11
Sivasspor
12
3
5
4
14
12
Bursaspor
12
2
7
3
13
13
Fenerbahçe
12
3
4
5
13
14
Akhisar Bld.Spor
12
3
3
6
12
15
Kayserispor
12
3
3
6
12
16
Alanyaspor
12
4
0
8
12
17
Erzurum BB
12
2
5
5
11
18
Çaykur Rizespor
12
1
5
6
8
 
Şampiyonlar Ligi
 
UEFA Avrupa Ligi
 
Alt Lig
 
Süper Loto
15.11.2018 Tarihli Çekiliş Sonucu313437394850
 
On Numara
12.11.2018 Tarihli Çekiliş Sonucu07132023293234384142444653596263697074767779
 
Sayısal Loto
14.11.2018 Tarihli Çekiliş Sonucu050814174546
 
Şans Topu
14.11.2018 Tarihli Çekiliş Sonucu131423262714
 
Namaz Vakitleri
 
  • İmsak05:18
  • Güneş07:03
  • Öğlen12:17
  • İkindi14:52
  • Akşam17:10
  • Yatsı18:43
 
 
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık