Son ankette flaş sonuçlar
Mehmet Polat

TARİHİN YAPIMI VE YAZIMI

Mehmet Polat

 
12 Şubat 2018 Pazartesi 09:31 
Yorum YapYazdır
 
 

Tarih, bireylerin ya da toplum kesimlerinin üstün becerisinin değil, toplumsal güçler arası çatışmaların ortak sonucudur. Bu nedenle toplumları kuran ya da kurtaranlar kahramanlar değil, çıkarları için çatışan geniş yığınlardır. Liderleri, yığınların çıkarlarını dile getirir ve onların desteğiyle ayakta durur. Ya kişisel becerileri yüzünden kitleler tarafından görevlendirilirler, ya da hasbelkader öyle bir görev yapabilecekleri makama gelmişlerse, kitlelerin beklentisini karşılayacak beceriyi göstermek zorunda kalırlar. İsterse kral olsun, temsil ettiği toplumun beklentisini karşılayamayan, gider. Yerinde kalsa bile, bu bir görüntüden ibaret olur ve arkasındaki birileri tarafından yönlendiriliyordur. Bu yüzden tarihin yapıcısı kişiler ve zümreler değil, çatışan güçlerin her iki yanında da yer alan kitlelerdir. Emperyalistler ve ezilen uluslar, farklı din, ırk ve dilden olanlar, ağalar ve köylüler, efendiler ve köleler, zenginler ve yoksullar tarih boyu çatışır. Bu sırada aşağıdakiler ya doğrudan kendileri için ya da küçük bir çıkar karşılığı yukarıdakilerin hesabına çatışmaya katılır. Tarihin harcında geniş yoksul kitlelerinin kanı ve teri hiç eksik olmaz. Ancak tarih her zaman onların kanıyla yazılsa da, hikâye her zaman onları ve gerçekleri anlatmayabilir.
 


     Tarihin mürekkebi mazlumlardan gelse de, kalemin sahibi genellikle başkalarıdır. Yaşanıp geçmiş ve artık kesinlikle değiştirilemeyecek olaylar, sonradan defalarca yorumlanır ve farklı biçimlerde anlatılır. Eski zamanların gerçekleri, her zaman bugünün çıkar çatışmaları içinde düşünülür. Dolayısıyla bugüne kim egemense, geçmiş de onun bakış açısına göre ve onun egemenliğini olumlayacak biçimde ele alınır. Ve dönem değişip egemenlik başka birine geçtiğinde de bu durum tekrarlanır. Ta ki, kimsenin başkalarının adına konuşamayacağı bir zamana dek...

     Tarihin tekrar tekrar yazılışı sırasında ölüler mezarlarından kaldırılarak sorguya çekilir. Hezimetlerden zafer, zaferlerden hezimet yaratılır. Beğenilmeyen olay ve adlar tarih kitaplarından silinir. Bu sırada tarihi yapanlar yazmadığı için, tarih kitaplarında yıldız isimler öne çıkarken, sessiz çoğunluklar görünmez olur. Görünür olabilmeleri için mücadele gerekir. Bu hem bilgi, hem fedakârlık gerektiren bir iştir. Birincisi, tarihi tarihte yeralanların hiç birini dışlamadan yazmak, ancak bilimsel bir tarih anlayışıyla mümkündür. İkincisi, eğer mazlum tarihte görünür olmak istiyorsa, kendi kaderini kendisinin belirlemeye çalışması gerekir.

     Toplumsal değişimin sürekliliği içinde, tarih asla tarafsız anlatılamaz. Bilimsel ölçülere göre ve kişiden kişiye değişmeyecek biçimde yazılması elbette mümkündür. Çünkü sonuçta tarih bir bilimdir. Bilimsel bir tarih anlatımı, günün koşullarında ulaşılan yeni bilgiler nedeniyle sürekli değişir. Elbette bu, yaşanmış gerçekleri daha iyi anlamayı sağlayan türden bir değişmedir ve olumludur. Ama bilimsel tarih anlatımı, çoğunlukla egemenlerin işine gelmez. Bu yüzden tarihin bilimsel anlatılış örnekleri ve bunu yapanlar görmezden gelinir. Hatta böyle bir anlatıma destek oluşturacak izler, belgeler yok edilir ya da çarpıtılır. Bunun sonucudur ki toplumda resmî ya da bilimsel, egemen ya da muhalif olmak üzere, değişik tarih anlayışları ortaya çıkar.

     Nasıl ki tarih farklı toplum kesimleri arası çatışmaların ürünüyse, tarihin yazılışı da benzer biçimde ve bugünün farklı toplum kesimlerinin çatışmasının konusudur. Bugüne egemen olan, elindeki olanaklara ve resmî sıfatlarına dayanarak tarihin mirası üzerinde konuşur. Oysa o miras, nine ve dedelerimiz tarafından oluşturulmuştur. Üzerine konuşmak, en çok bizim hakkımızdır. Elbette gerçeği çarpıtmamak kaydıyla, ister eleştirir, ister savunuruz. Ya da araştırıp soruşturarak, görünmeyenleri su yüzüne çıkartmaya çalışırız. Bunu iki nedenden dolayı yapmamız gerekir: Birincisi tarihsel mirasın bugünün egemenlerinin çıkarları için kullanılmasına karşı. İkincisi geçmiş kuşaklara, bilime, ahlâka bağlılık adına ve geleceğe temiz bir miras bırakmak için.

​                                                         x x x

      Ülkemizde tarih yazımının gözde konularından biri de 24 Temmuz 1923'de imzalanan Lozan Antlaşmasıdır. Bilindiği üzere bu konuda ilkokullardan başlayarak herkese ezberletilen resmî görüş, Lozan Antlaşmasının Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşunu sağladığı ve bir zafer olduğu yönündedir. Bu çerçevede Osmanlının İstanbul'daki son artıklarının boyun eğmesiyle kabul edilen Sevr Antlaşmasının ulusu ve ülkeyi yok olmanın eşiğine getirdiği ama Atatürk ve İnönü'nün üstün başarıları sayesinde Lozan'la bu durumun önüne geçildiği anlatılır.

     Her toplumda biri resmî, diğeri egemen olmak üzere, yaygın olarak dile getirilen iki tarih anlayışı vardır. Bunlar dışında, her ikisine de karşı çıkan ama çeşitli gerekçelerle yaygınlaşmalarına izin verilmediği için fazla bilinmeyen muhalif görüşler de bulunabilir. Resmî görüş, başta hukuk ve diplomasi olmak üzere devletin tüm katlarında geçerlidir. Egemen görüş ise, benimsense bile devlet katlarında dile getirilmeyen ama örneğin mülk sahibi sınıflar ve bunlara yakın kanaat önderleri arasında kabul gören, yanı sıra topluma da benimsetilmesi amacıyla medyada yazılıp çizilen görüşlerden oluşur. İşte bu tür görüşler Lozan konusunda da vardır. Bu görüşler Lozan'ın cumhuriyetin kurucu antlaşması olduğunu kabul etseler bile, bir zafer olduğunu söylemezler. Bu çerçevede Lozan'ın en çok saydıkları eksikleri şunlardır: Petrol zengini Musul ve Kerkük'ün ülke sınırları dışında kalması. Ege Denizindeki düzenlemelerin Yunanistan lehine olması. Antlaşma hükümlerinin çiğnenerek, Batı Trakya Türklerinin haksızlığa uğratılması.

     Cumhuriyetin başlangıç yıllarında Lozan'ı eleştirmek vatan hainliği gibi görüldüğünden, bu görüşler pek seslendirilemedi. Örneğin "zafer" olarak nitelendirilen antlaşmanın boğazlarda Türkiye'nin egemenliğini dahi sağlayamadığı üzerine konuşulamamıyordu. Oysa Türkiye, antlaşma çerçevesinde İstanbul ve Çanakkale boğazlarında silahlı güç bulunduramadığı gibi, boğaz geçişlerinde sözsahibi değildi. Bu durum, 1936 Montrö Antlaşmasıyla düzeltildi ve boğazlar Türkiye'nin egemenliğine geçti. Tabi böyle bir değişikliğin gerçekleşmesinin ardında Sovyetlerin desteği ve o yıllarda emperyalistlerin kendi aralarında büyük çelişkiler yaşıyor oluşu vardı. İşte yıllarca, antlaşmanın bu gibi aksayan yanları üzerine bile konuşulamadı. Konuşmaya kalkışan Rauf Orbay ve Kazım Karabekir gibi adlar, cumhuriyetin kurucu kadroları arasından çıkartıldı. Lozan muhalifleri ancak Misak ı Milli çerçevesinde "şurayı da alsaydık burayı da alsaydık" misali fetihçi eleştiriler dile getirebiliyorlardı. Bu da resmî görüşe karşı başka bir egemen görüşten ibaretti.

     Lozan, İslamî gerekçelerle de eleştirildi. Bilindiği üzere Halifelik 1924'de kaldırıldı. Cumhuriyetin batıcı ve modernist kadrolarıyla çıkar çatışması yaşayan ve aslında kendileri de batıcı olan muhafazakâr çevreler, kendi egemen görüşleri açısından Lozan'ı eskiden beri eleştirirler. Bu özellikle çok partili döneme geçilirken, CHP ve İnönü'yü yıpratmak için dile getirilmiştir. Dolayısıyla Lozan konusunda birden çok egemen görüş olmuştur. Buna karşılık, Kürtlerin Lozan'da Kürt-Türk eşitliğine vurgu yapılmasına rağmen bunun uygulanmadığı ve azınlıkların yine antlaşma hükümlerine uyulmadığı gerekçesiyle dile getirdikleri muhalif görüşler toplumda pek bilinmez. Nedeni açıktır, egemen kesimler bunların yayılmasını istemezler.

     Lozan'ı zaman zaman günümüz yönetimi de eleştiri konusu yapıyor. Bunun seçim kaygıları dışında, resmî görüşte bir değişiklik amacıyla da yapıldığı düşünülebilir. Tabi yönetim bunu miraçısı olduğu muhafazakâr açıdan dile getiriyor. Sık sık Ege, Batı Trakya ve Suriye, Irak sınırları içinde kalan yerler hakkında tartışmalar açıyor. Buralarla ilgili değişiklikler yapılmasını istiyor. Bu görüşler fetihçi ve çatışmacı niteliktedir. Bedeli, birilerinin çıkarı için mazlumun canının yanmasıdır. Peki neden böyle şeyler konuşuluyor? Yalnızca yöneticilerin hamaset yaparak milliyetçi oyları kendine çekmek istemesi ve boş Osmanlı hayalleriyle tabanının gururunu okşaması için mi? Sanmıyoruz. Yanıtı, başka bir yazı konusudur. Ancak şunu söyleyebiliriz. Yalnızca ülkemizde değil, yakın coğrafyamızda her ne tür gerilim ve çatışma yaşanıyorsa, arkasında mutlaka bu bölgedeki büyüyen sermayenin kendine dar gelen gömleğini değiştirmeye çalışma arzusu vardır. Zenginin hizmetindeki her siyasetçi, bu arzuyu onun adına ama kendi üslubuyla dile getiriyor yalnızca...

 
12 Şubat 2018 Pazartesi 09:31 
Yorum YapYazdır
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
A. Şefik Mollamehmetoğlu
 
Türker Ertürk
 
Mustafa Önsel
 
Kazım DEMİR
 
Prof. Dr. Örsan Öymen
 
Göksu Mollamehmetoğlu
 
Osman Cudi Yılmaz
 
Nihat Genç
 
Havva GÜNAYDIN LAKUTOĞLU
 
Attila Aşut
 
Mehmet Polat
 
Prof. Dr. Orhan Özgür
 
Prof. Dr. Kemal Üçüncü
 
Arslan Bulut
 
Muhammet İKİNCİ
 
Ahmet Özer
 
Ömer Faruk Altuntaş
 
Gülcan Özgür
 
Ömer Turan
 
Prof. Dr. Burhan Çuhadaroğlu
 
Mehmet Erdal Çağdaş
 
Prof. Dr. Cavit Boz
 
Hüseyin HAYDAR
 
Zekeriya Saka
 
Mehmet Kuvvet
 
Hasan Güneş
 
Erdal ÖZÇELİK
 
Serpil Satut Denizoğlu
 
Erdal Eksert
 
İnci Güngör
 
Coşkun ERUZ
 
Mehmet Akıncı
 
Ruhi  Türkyılmaz
 
İlyas Gümrükçü
 
Sami KOÇ
 
Ömer Asan
 
Kadir ŞİŞGİNOĞLU
 
Son 24 Saat
Haberler RSS Beslemesi
 
 
 
Gazete Manşetleri
 
 
Anket
Halkoylaması sonrası Türkiye'yi ne bekliyor?
1. Daha iyi bir gelecek
2. Daha kötü bir gelecek
3. Birşey değişmez
 
Arşiv
 
Tarihte Bugün
1647 - Alse Young adındaki bir kadın Amerikan kolonilerinde cadılık suçlamasıyla idam edilen ilk şahıs olmuştur. Young Hartford, Connecticut'ta asılarak idam edilmişti.
1832 - Quebec'te Asya kolerası salgını: yaklaşık 6000 kişi öldü.
1889 - Eyfel Kulesi'nin ilk asansörü halka açıldı.
1894 - Rusya'nın son çarı II. Nikola taç giydi.
1926 - Milli Mücadele'ye katılmayan memurların görevlerine son verilmesine ilişkin kanun kabul edildi.
1938 - Amerikan Karşıtı Faaliyetleri İzleme Komitesi (HUAC)ilk oturumunu yaptı.
1938 - Atatürk, Ankara'dan son kez ayrıldı.
1946 - Belediye seçimleri olaylı geçti. Demokrat Parti, iktidarın seçimde yanlı davrandığı ve seçim güvenliği olmadığı gerekçesiyle seçimlere katılmadı.
1957 - Abant'ta meydana gelen 7,1 büyüklüğündeki depremde 52 kişi öldü.
1963 - İskenderun Gazeteciler Cemiyeti kuruldu.
1966 - Denizli' de gerçekleşen genel kurul toplantısında Çelik Yeşilspor Gençlik ve Pamukkale Gençlik kulüplerinin katılımlarıyla Denizlispor profesyonel futbol kulübü kuruldu.
1968 - Başbakan Süleyman Demirel, "düzeni değiştirmek isteyenler meczuptur, anarşisttir" dedi.
1970 - Sovyetler Birliği yapımı Tupolev Tu-144 süpersonik uçağı, Mach 2 hızını aşabilen ilk ticari hava taşıt aracı oldu.
1972 - ABD ve SSCB arasında balistik füzelerin sınırlandırılması antlaşması imzalandı.
1982 - Yılmaz Güney'in senaryosunu yazdığı Şerif Gören'in yönettiği 'Yol' filmi Cannes Film Festivali'nde büyük ödülü Costa Gavras'ın 'Kayıp' filmiyle paylaştı.
1983 - Sosyal Demokrasi Partisi (SODEP) kuruldu Genel Başkanlığa Erdal İnönü seçildi.
1993 - Salman Rüşdi'nin 'Şeytan Ayetleri' kitabını yayımlamaya başlayan Aydınlık gazetesi toplatıldı.
1997 - Susurluk'taki kazanın duruşmasında, kamyon şoförü Hasan Gökçe, 6 milyon 420 bin lira para cezası ile DYP Şanlıurfa Milletvekili Sedat Edip Bucak'ın ailesine 100 milyon lira manevi tazminat ödemeye mahkum edildi.
1999 - Danıştay Sekizinci Dairesi, başı açık görev yapmayı kabul etmeyen türbanlı memurların, uyarı cezası verilmeden işten çıkarılmasına karar verdi.
2003 - Ukrayna Havayolları'na ait uçak, Trabzon'un Maçka ilçesi yakınlarında düştü. İspanyol Barış Gücü askerlerini taşıyan uçakta 62 asker ile 13 kişilik mürettebat öldü.
2006 - 6.3 büyüklüğündeki Mayıs 2006 Cava Depremi meydana geldi. Depremde en az 5749 kişi öldü, 38,568 kişi yaralandı ve 600,000 kişi evsiz kaldı.
 
Lig Puan Durumu
 
Takımlar
O
G
B
M
P
1
Galatasaray
34
24
3
7
75
2
Fenerbahçe
34
21
9
4
72
3
Başakşehir
34
22
6
6
72
4
Beşiktaş
34
21
8
5
71
5
Trabzonspor
34
15
10
9
55
6
Göztepe
34
13
10
11
49
7
Sivasspor
34
14
7
13
49
8
Kasımpaşa
34
13
7
14
46
9
Kayserispor
34
12
8
14
44
10
Malatyaspor
34
11
10
13
43
11
Akhisar Bld.Spor
34
11
9
14
42
12
Alanyaspor
34
11
7
16
40
13
Bursaspor
34
11
6
17
39
14
Antalyaspor
34
10
8
16
38
15
Konyaspor
34
9
9
16
36
16
Osmanlıspor
34
8
9
17
33
17
Gençlerbirliği
34
8
9
17
33
18
Karabükspor
34
3
3
28
12
 
Şampiyonlar Ligi
 
UEFA Avrupa Ligi
 
Alt Lig
 
Süper Loto
24.05.2018 Tarihli Çekiliş Sonucu061134404950
 
On Numara
21.05.2018 Tarihli Çekiliş Sonucu01020406122428323341445153585965686973757678
 
Sayısal Loto
19.05.2018 Tarihli Çekiliş Sonucu030405212434
 
Şans Topu
23.05.2018 Tarihli Çekiliş Sonucu060910242712
 
Namaz Vakitleri
 
  • İmsak02:35
  • Güneş04:47
  • Öğlen12:29
  • İkindi16:28
  • Akşam19:50
  • Yatsı21:45
 
 
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık