Erdoğan'dan çok önemli Irak ve Suriye açıklaması
Mehmet Polat

TÜRKİYE ARAKAN’A NEDEN YARDIM EDİYOR?

Mehmet Polat

 
10 Eylül 2017 Pazar 13:16 
Yorum YapYazdır
 
 

Başbakan Yardımcısı Hakan Çavuşoğlu geçen hafta yaptığı açıklamada “bu soruyu soranların anlayamadıkları türden şeyler bunlar” dedi. Arakan’a yardımı eleştirenlere Osmanlı arşivlerini işaret ederek, buradaki Müslümanların Balkan Savaşları sırasında ve Hicaz demiryolunun yapımı için gönderdikleri yardımları hatırlattı. Anlaşılacağı üzere Türkiye bugün borcunu ödüyordu. Çavuşoğlu açıklamasının devamında "nerede bir mazlum, nerede bir mağdur varsa dil, din, ırk ayrımı gözetmeksizin orada Türkiye'nin varlığı hissedilir" dedi ve Haiti, Açe, Gazze’ye yapılan yardımları örnek verdi. Çavuşoğlu bir yandan bu açıklamaları yapadursun, aynı gün gazetelerde bir araştırmacı yazarın arayıp bulduğu, 1913’e ait, “Burmalı Müslümanlardan” geldiğini saptadığı bir yardım çekinin fotoğrafları yayınlandı. Balkan savaşlarının dul ve yetimleri için bugünkü adıyla Myanmar’daki Müslümanlar, 220 İngiliz sterlini değerinde bir yardım çeki göndermişlerdi. Yöre o zamanlar İngiltere’nin sömürgesi olan Hindistan sınırları içindeydi. (Dolayısıyla yörenin o zamanki adı “araştırmacı” arkadaşın söylediği gibi “Burma” değil, “Birmanya” idi.) Ardından siyasiler sırayla ekrana çıkarak, kim olduğunu belirtmedikleri, şu Arakan’a yardımı eleştirenlere verip veriştirdiler. Bu “kendini bilmezleri” tarih bilmemekle, vicdansızlıkla ve daha pek çok şeyle suçladılar.

 

Bu sırada “İslam İşbirliği Teşkilatı Dönem Başkanı” sıfatıyla Cumhurbaşkanı Erdoğan İslam ülkelerine çağrı yapıyor, Arakan’a yardım için çeşitli devlet başkanlarıyla görüşüyor, aralarında Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, TİKA Başkanı ve Emine Erdoğan’ın da yeraldığı bir heyet bin tonluk yardımla bölgeye doğru ilerliyordu. Yiyecek ve ilaçtan oluşan yardım malzemesi, Arakan’ın sınırları içinde olduğu Rakhine eyaleti hükümetiyle işbirliği yaparak ve helikopterlerle 100 bin aileye ulaştırılacaktı.

 

Her şey Hollywood filmlerindeki gibiydi. Mazlumlar çaresiz bakışlarla uçurumun kıyısına kadar sürüklenmiş halde yardım beklerken, kahraman kurtarıcılar yetişerek şefkatli ve güçlü elleriyle onları kurtarıyordu…

 

Ama şüphe içimizi kemiriyor. Günümüz gerçekleri hayatın doğal akışı sırasında görüp duyduklarımızdan oluşmuyor, siyasetin ve ticaretin arkaodası haline gelmiş medya laboratuarlarında oluşturuluyor. Önce hangi koşulların eseri olduğunu bilmediğimiz bir belge, tanık, ses kaydı, fotoğraf ortaya atılıyor. Ardından bunun üstüne yapılan yorumlar ve destekleyici konuşmalar geliyor. Konu zihinlerde henüz tam netleşmemişken, kimi tanınmış siyasetçi, sanatçı, bürokrat, bilim insanlarının bu konuşmalara sanki her şey ayan beyan ortaya çıkmış gibi katıldığını görüyoruz. Sonuçta, “ artık bunlar da böyle dediğine göre, demek ki gerçektir” diye düşünmemiz sağlanıyor. İşte televizyon, internet, gazete sayfalarında yer alan ve bizim gerçekten olup bittiğini sandığımız haberlerin büyük çoğunluğu bu biçimde üretiliyor. Gezi olayları gibi milyonlarca insanın sokakları doldurduğu durumlarda ise gerçek hemen penceremizin önünde yaşandığından, artık yalan haber üretmek olanaksız hale geliyor ve televizyonlar gerçeği göstermemek için, penguen belgeseli gösteriyor.

 

Önce yapılan açıklamalardaki bazı yanlışları düzeltelim. Bir mazluma uzatılan eli eleştirmek vicdansızlıktır. Eğer Arakan’a yardımı eleştiren varsa, vicdansızdır. Ancak şu da unutulmasın: Müslümanlık kültüründe “bir elin verdiğini diğeri bilmeyecek” diyerek yardım edilir. Davul çalarak, dünyaya duyurarak, yardım etmeyenleri “bak ben yapıyorum, sen neden yapmıyorsun” diye suçlayarak değil. Yardımın arttırılması için çağrı yapılabilir. Harcamaların yerine ulaştığını göstermek amacıyla kısa bir dökümü verilmelidir. Ne de olsa bu tür yardımlar götürenin cebinden çıkmıyor, halkın emek ve alınterinden veriliyor. Özellikle bu yüzden, yönetenler her yardımdan sonra kendi kesesinden para veriyor gibi konuşmamalıdır.

 

Yanlışları düzeltmeyi sürdürelim: Arakanlıların Osmanlı döneminde yaptığı söylenen yardım “Türklere ve Türkiye’ye” değil, halifeye yapılmıştır. Bilindiği üzere padişahlar aynı zamanda dünya Müslümanlarının lideri halife sıfatını taşıyordu. Bu nitelikteki yardımlar Kurtuluş Savaşı sırasında da sürmüştür. Ankara Hükümeti bu yardımların kesilmemesi için padişahlığı 1920’de kaldırırken, halifeliği 1924’e kadar korumuştur. Ve İngiltere sömürgesi Hindistan’daki Müslümanların tamamı değil, İngiliz sömürgeciliğine karşı olan “Deobandîler” (Deoband okulu taraftarı Müslümanlar) yardım etmişlerdir. Buna karşılık “Aligarh Okulu” yanlısı ve İngiliz sömürgecileriyle birlikte hoşgörü içinde yaşamak isteyen Müslümanlar, Osmanlı topraklarındaki İngiliz muhalifi gelişmelere karşı çıkmışlardır. Hindistan’daki bu iki Müslümanlık akımı 1857’de İngiltere’ye karşı verilen ayaklanmanın yenilgiye uğraması sonrasında ortaya çıkmış, her ikisi de Batı kültürü ve düşüncesini örnek almak gerektiğini kabul etmiş ama biri içten içe emperyalizme karşı durmayı sürdürürken, diğeri tümüyle emperyalizme teslim olmuştur. Bugün Hint Alt Kıtasından başlayarak Filipinlere kadar uzanan çeşitli cihatçı Müslüman grupların fikirlerinin kökeni, Deobandîlere dek uzanır. Elbette bu gruplar 1980’lerdeki Sovyet işgaline karşı Afganistan’da başlayan Sünni İslamî savaşçılıkla da ilişkilidir. Bugün Türkiye ve Malezya başta olmak üzere kimi “ılımlı İslam” ülkelerinin Arakan Müslümanlarına yardımlarının bir nedeni de, IŞİD ve El Kaide ile aynı kaynaklardan beslenen cihatçılığın Myanmar’da gelişmesini önlemektir.

 

Mal, mülk, iktidar ve bilgi kaynaklarını ellerinde tutanlarla bunlardan yoksun olduklarından dolayı sefalet içinde yaşayanların bir arada olduğu bir dünyada; hiçbir şey soyut ve tarafsız olamaz. Dolayısıyla hiçbir toplumsal eylem, ortalama bir “hak, hukuk, din, iman, insanlık, özgürlük, demokrasi” vb. adına değildir. Bir eylemde bulunan, bunu ya ezenler, ya da ezilenler adına yapıyordur. Bugün Müslümanlık ve Türklere yardım ettikleri gibi gerekçelerle Arakanlılara yardım gönderiliyor. Ama örneğin, daha ağır bir zulme karşı savaşan Yemenli Husilere yardım edilmiyor. Karadan asker yürütüp Yemen’e girecek yüreği ve gücü olmayan Suudiler, yıllardır bu ülkeyi havadan bombalıyor. Suudiler Yemen’de hiçbir zaman zafer kazanamayacaklarının gayet farkında olduklarından, bu bombalamaları topluma zarar vermek için ve Yemenli Husiler kolay kolay bellerini doğrultamasın diye yapıyorlar. Pazar yerlerini, tarımsal alanları, hastane, idari bina, okul, üretim tesisi gibi yerleri bombalıyorlar. Yöneticilerimiz neden bu konularda hiç ağzını açmıyor?

 

Oysa Husiler de Birinci Paylaşım Savaşı sırasında Halifenin İstanbul’dan yaptığı cihat çağırısına uymuş, Osmanlıya karşı sürdürdükleri bağımsızlık savaşını keserek Yemen’in güneyini işgal eden İngilizlere karşı Osmanlı ordusuyla birlikte savaşmışlardı. Osmanlı yıkıldıktan sonra Ankara Hükümetine bağlanmak istemişler ve 1920’de kurulan Millet Meclisine temsilci göndermişlerdi. Ancak Lozan Anlaşmasıyla Yemen’in güneyi İnglizlere bırakılırken, kuzeyin kendi kaderini tayin etme hakkı tanınarak, başka bir ifadeyle siyasi bir bağlılık ilişkisine girilmedi. Bugün Yemen’in güneyindekiler hala emperyalizme bağlanmak için savaşıyor ve yönetenlerimiz kuzeydeki Husiler yerine, güneydekilere yakınlık duyuyor. Yani “Müslümanlar” diye herkesin içinde yeraldığı ortak bir topluluk yok, herkesin kendine, çıkarlarına, amaçlarına yakın saydığı Müslümanların yanı sıra, uzak ve hatta düşman saydığı Müslümanlar var. Nasıl ki başta ABD, birçok emperyalist devlet Irak, Suriye gibi ülkelere “insanlık, demokrasi, hak, hukuk” adına değil kendi çıkarları için saldırıyorsa, bizim yönetenlerimiz de oraya buraya “Müslümanlık, vefa borcu” için değil siyasî ve ticarî çıkarlar için yardım ediyor. Oysa Myanmar ve Bangladeş halkının ezici çoğunluğunun, derme çatma teknelerle Hint Okyanusunun ortasında sığınacak yer arayan Arakanlılardan farkı yok…

 

 
10 Eylül 2017 Pazar 13:16 
Yorum YapYazdır
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
A. Şefik Mollamehmetoğlu
 
Mustafa Önsel
 
Nihat Genç
 
Türker Ertürk
 
Arslan Bulut
 
Mehmet Polat
 
Attila Aşut
 
Prof. Dr. Orhan Özgür
 
Ahmet Özer
 
Göksu Mollamehmetoğlu
 
Gülcan Özgür
 
Ömer Turan
 
Osman Cudi Yılmaz
 
Ömer Faruk Altuntaş
 
Prof. Dr. Burhan Çuhadaroğlu
 
Prof. Dr. Cavit Boz
 
Prof. Dr. Kemal Üçüncü
 
Hüseyin HAYDAR
 
Zekeriya Saka
 
Mehmet Kuvvet
 
Hasan Güneş
 
Erdal ÖZÇELİK
 
Serpil Satut Denizoğlu
 
Erdal Eksert
 
İnci Güngör
 
Kazım DEMİR
 
Coşkun ERUZ
 
Mehmet Akıncı
 
Ruhi  Türkyılmaz
 
İlyas Gümrükçü
 
Sami KOÇ
 
Ömer Asan
 
Prof. Dr. Örsan Öymen
 
Kadir ŞİŞGİNOĞLU
 
Havva GÜNAYDIN LAKUTOĞLU
 
 
Son 24 Saat
Haberler RSS Beslemesi
 
 
Anket
Halkoylaması sonrası Türkiye'yi ne bekliyor?
1. Daha iyi bir gelecek
2. Daha kötü bir gelecek
3. Birşey değişmez
 
Gazete Manşetleri
 
 
Arşiv
 
Tarihte Bugün
1364 - 11.000 kişilik Osmanlı Ordusu ile 20.000 kişilik Haçlı Ordusu Sırpsındığı Savaşı'nda karşılaştı.
1930 - Adana'da Ahali Cumhuriyet Fırkası kuruldu.
1932 - Türk Dil Kurultayı toplandı. Yüzyıllar boyunca Türk diline giren yabancı kelimeler Türkçe'den arındırıldı. Dil Bayramı ilk kez kutlandı.
1938 - Atatürk, Dolmabahçe Sarayı'nda hafif bir rahatsızlık atlattı.
1940 - Türk-Rumen Ticaret Antlaşması imzalandı.
1941 - II. Dünya Savaşı'nda Kiev Muharebesi sonuçlandı.
1947 - İngiltere, Filistinlilerle Yahudilerin kendi geleceklerine kendilerinin karar vermesi gerektiğini açıkladı; Bu nedenle Filistin'i boşaltma kararı aldı.
1962 - Sağ eğilimli "Irkçı Türkler Derneği" kuruldu.
1964 - Kıbrıs Türk ve Yunan alayları Kıbrıs Barış Gücü emrine verildi.
1971 - Yılmaz Güney, Altın Koza Film Festivali'nde tüm ödülleri aldı. Güney, Altın Koza ödülünü Türk Hava Kuvvetleri Güçlendirme Vakfı'na verdi.
1978 - Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Jimmy Carter Türkiye'ye uygulanan ambargoyu kaldıran yasayı onayladı.
1984 - Çin ile İngiltere, Hong Kong'un 1997'de Çin kontrolüne geçmesi için anlaştılar.
1990 - Eski Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) müsteşar yardımcısı Hiram Abas İstanbul'da Devrimci-Sol örgütü tarafından öldürüldü.
1999 - Jandarma Ankara Merkez Kapalı Cezaevi'de operasyon düzenledi; 10 mahkum öldü. Ulucanlar operasyonuna katılan 161 jandarma görevlisinin yargılanması sürüyor.
 
Namaz Vakitleri
 
  • İmsak04:24
  • Güneş06:05
  • Öğlen12:24
  • İkindi15:46
  • Akşam18:21
  • Yatsı19:49
 
Süper Loto
21.09.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu060809172538
 
On Numara
25.09.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu06081115212223293334404243454849596770727678
 
Sayısal Loto
23.09.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu021931364248
 
Şans Topu
20.09.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu101828303204
 
 
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık