CHP Lideri: 'Milli irade diyorsunuz, meclisi satıyorsunuz'
Ömer Asan

TÜRKİYE SOLU ve YOL AYRIMI

Ömer Asan

 
19 Ağustos 2015 Çarşamba 11:12 
Yorum YapYazdır
 
 

 

Çok değil, 20-30 yıl öncesine kadar mücadele alanı belliydi: İşçi Sınıfı ve Sermaye Sınıfı. Birinden birine saf tutmak yeterliydi. Kapitalist toplumlarda, özellikle bizim gibi az gelişmişlerde isçi sınıfının yanında saf tutanlara solcu, bölücüler denilirdi. Olsun, onu da içimize sindirip epey mücadele verdik. Ne olduysa sözde sosyalist ülkelerin darmaduman olmasıyla vuku buldu. Kapitalist ülkelerde işçi sınıfının sosyalist mücadelede lokomotif rolü azaldı. Artık kapitalist düzenlerin en azından mümkün olduğunca insanileşmesi için mücadele eder oldu solcular. O nedenle kimi solcular sosyalizm hülyasıyla yüzyıldır ertelenen bazı meseleleri algılamakta zorlanıyorlar. Mesela anadil, etnik kültürler, cinsel tercihler, çevre bilinci, eğitim sorunları, kadın hakları, çocuk hakları, babalık hakları, engelli hakları vs.

Sonradan öğrendim; her ülkenin Antropoloji / İnsanbilim disiplini tarafından tanımlanan asli unsurları, yani halkları var. Mesela yurdumda, dilini tüm Anadolu halkına kabul ettiren Türklerden başka Kürtler, Araplar, Çerkezler, Boşnaklar, Arnavutlar, Pomaklar, Gürcüler, Lazlar, başka bir tarifle, anadilleri Rumca, Ermenice, Sırpça, Bulgarca, Arnavutça, Gürcüce olan Müslüman halklar varmış. Bir de bizden sır gibi saklanan, kaç bin yıl yine kendilerine yurttaşlık ettiğimiz, sonra zorla gönderilen ya da yok edilen kadim halklar.

İşte bu tarihi, sorunları ve talepleri görmezden gelen, farkında olmayan, bilmeyen partilerin maalesef ister sol ister bilmem ne adına olursa olsun, geleceği yok.

12 Eylül faşizmi, cumhuriyet tarihinde pek çok defa kopma noktasına gelen Türkler ile Kürtler arasındaki siyasi dayanışma bağına büyük zararlar verdi. Devletle yönetsel olarak ilişkili feodal önderler dışındaki Kürt aydınlar ve sosyalistler 12 Eylül öncesi Türk paydaşlarıyla yanyanayken, 12 Eylül sonrası faşist İttihatçı-Türkçü politikaları ve dayatmaları nedeniyle, dayanışma ayrışmaya dönüştü. Kürt “solcular”, Türk solcularla birlikte mücadele etmekten tamamıyla vazgeçtiler. 12 Eylül’e kadar Türkiye’nin çeşitli sol parti ve örgütlerinde lider, yönetici veya üye olarak yer alan Kürt devrimciler, 12 Eylül sonrasında Kürt orijinli ulusal/etnolojik hareketlere yönelmeye ve yer almaya başladılar. Bu ayrışmanın artı etkisi nedir tam bilemeyiz, ama Türkiye Sol’u 12 Eylül darbesiyle ağır bir yenilgiye uğradı. Milyonlarca insan ve aile darmadağın oldu. Ayakta kalan tek hareket, sol söylemlerle kendini ifade eden Kürt orijinli PKK adlı örgüttü. Silahlı mücadeleden başka bir yol bulamayan Kürt olmayan solcuların çoğu bu örgüte katıldılar. TKP, TİP, TSİP, Dev Yol, Kurtuluş vd. silahsız mücadeleyi önceleyen sol gruplar ağırlıklı olarak SODEP, SHP, CHP ve ÖDP içerisinde eriyip gittiler. DİSK, Maden-İş, TÖBDER vb. sendika ve sol kitle örgütleri de aynı yolu izleyerek işlevsizleştiler.

12 Eylül 1980 darbesinden bu yana PKK’yi açıkça konuşamadık. Sebebi malum, 40 yıldır halkın gündemini korku, baskı, işsizlik, yoksulluk, terör ve umutsuzlukla meşgul ettiler. Bizi zifiri bir karanlığa mahkûm edip, önümüze konulanın kıymetini bilmemiz emredildi.

Bana göre, Türkiye Solu'na ve demokrasi mücadelesine 12 Eylülle birlikte büyük zararlar veren ve bugün de vermeye devam eden PKK konusunu artık tüm çıplaklığıyla tartışmalıyız. Kurulması şart olan Hakikatleri Araştırma Komisyonu bize bu yüzleşmeyi mutlaka sağlamalıdır.

PKK uzantısı olmakla sürekli suçlanan ve her fırsatta itirafçılığa zorlanan HDP, 7 Haziran sonrası bize bu yüzleşme ve konuşma olanağını sağlayan bir parti. Demirtaş söylemleriyle zaten PKK ile herhangi bir organik bağlarının olmadığını ve silahlı eylemleri asla kabul edemeyeceklerini açıkladı.

Bugüne kadar çoğu eylemlerini ve ideolojisini onaylamadığımız halde (zaten kendileri pek çok iddialarından vazgeçti) , PKK’ye sırf “devlet dili” kullanmama adına siyasi bir eleştiri yapamadık. Çünkü devlet 40 yıldır tüm sola savaş ilan ederek, sözde “yasal” aslında yasadışı yollarla halkın üzerine terör uyguladı. Terörü veya şiddeti hiçbir zaman yöntem olarak kabul etmemiş çoğu sol hareketler iki silahlı güç arasında tercihe zorlandı. Dolayısıyla “devrimci şiddet”, “misilleme” ve devletin “terör” eylemlerinin arasında sıkışıp kaldık. Devletin terör örgütü olarak tanımladığı PKK’nın 90 yıldır varlığı ve hakları resmen inkar edilen Kürt halkı tarafından sahiplenilmesi, çaresizlik içinde kıvranan solun çıkmaz sokaklarından biri oldu. Çünkü halk desteğine sahip silahlı siyasi bir partiye (İllegal de olsa) “terör örgütü” tanımlamasıyla yaklaşmak sol tarafından kolaycılık ve ihanet olarak görüldü. Üstelik baskı, cezaevlerindeki tecrit, işkence, gözaltında kayıplar, 4 bin köyün yakılması, masum sivil insanların katledilmesi, zorunlu göç ettirme, yargısız infazlarda bulunan faşist bir diktatörlükle “savaşan” bir siyasi-etnik hareketle karşı karşıyaydık. Ayrıca, halkların kendi kaderini tayin etme hakkına saygımız vardı. Bu durumda Türkiye Solu için öncelikli olan faşizme karşı mücadeleydi. Bu nedenlerle tüm sol gruplarda daha 12 Eylül öncesinden faşizme karşı silahlı mücadelenin meşru olduğu düşüncesi genel kabul görmüştü.

Artık başka bir zaman kesitindeyiz. 20. Yüzyılın mirası ve literatürümüzde gerekirse vazgeçilmez olan silahlı mücadele yöntemleri, yerini sivil itaatsizliğe bıraktı. Halkın, sınıfların ve kitlelerin iradesinin meydanlarda, sokaklarda ifade edilmesinin en etkin ve meşru yol olduğu şimdilik kaydıyla kabul görmektedir. Söz konusu kabulün Türkiye’deki en çarpıcı örneği GEZİ isyanıdır. Bunun sonucudur ki, silahsız, barışı önceleyen sol hareketler HDP hareketini desteklemiş ve eşit şartlarda olmayan bir seçimde bile önemli başarılar elde etmiştir. Bu durum son 40 yıldır ülkeyi kaosla, baskıyla, terörle yönetenleri telaşlandırmaya yetti. Bugün AKP, MHP, derin, hafif, ne kadar karanlık odak varsa biraraya gelerek HDP’nin, dolayısıyla Türkiye Solunun halk desteğini kırmak için çalışmaktadır. Buna daha dört ay öncesine kadar silahlı mücadelenin çözüm olmadığını ve her an silahları bırakabileceğini beyan eden, devletle gizli görüşmeler yürüten PKK de dâhil olarak, 40 yıldır sürdürülen kirli sistemin içinde gönüllü veya gönülsüz yer aldı. Amaç bir kez daha Türkiye Sol’unu bertaraf etmek.

Kobani’nin IŞİD kuşatmasında olması ve kentin halkıyla birlikte PKK-PYD tarafından savunulması Türkiye Sol’u tarafından sempatiyle karşılandı. Türkiye’den sayısı bilinmeyen epey solcu (Kürt olmayan) PYD saflarında savaşmak üzere Kobani’ye gönüllü olarak gitti. Yapılan kamuoyu araştırmalarında yalnızca solun değil, milliyetçi-muhafazakarların da IŞİD’e karşılık PKK-PYD ittifakını onayladığı görüldü. Öyle görülüyor ki bu ittifak Kürt coğrafyasında uzun yıllar meşruiyetini koruyacak ve biz onları konuşmaya devam edeceğiz. Ancak Türkiye’deki Kürt varlığının temsilcisi artık PKK olmamalıdır.

Çözüm Süreci adı altında hem Kürt Meselesini, hem de gelişen sol muhalefeti kontrol altına almak amacıyla Devletin/AKP iktidarının doğrudan Öcalan ve PKK sorumlularıyla sürdürdüğü müzakerelerin sonuçsuz kaldığına tanık olduk. Çünkü GEZİ ve HDP ile ortaya çıkan sivil irade tüm hesapları alt üst etti. Alınan sözde mesafe bile cumhurbaşkanının “bizim işimize yaramayacaksa bitirin bu işi” mealindeki kararıyla çöpe atıldı. Burada “bizim işimiz”den kasıt, iktidarın sürdürülebilirliğinin sağlanmasıdır. İyice anlaşılmıştır ki, iktidarın meselesi hiçbir zaman ülke menfaati, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğü, filan değildir. İzlenmesi gereken yolun anayasal, hukuki mutabakatlardan geçmesine rağmen, kişisel iradelerle geçici çözümler denenmiş, onda da başarılı olunamamıştır.

Çıkarılan sözde torba yasalarla ve sürdürülen resmi-gizli görüşmelerle PKK illegal de olsa muhatap bir örgüt olarak siyasi yaşamımızda yer aldı. Dolayısıyla bugün PKK’ye terörist desek de, demesek de, bir şey değişmeyecek. Üstüne, sözde terör örgütleri karşıtları, milliyetçiler, muhafazakârlar, kısacası devlet, çözümsüzlük politikalarıyla inandırıcılığını çoktan kaybetti. Ancak bu durum Sol’un PKK’yi konuşmasına ve Türkiye sınırları içerindeki silahlı siyasi örgütlerin varlığını tartışmasına engel değildir.

7 Haziran seçimi öncesi çoğu kişinin HDP'ye oy vermeme gerekçesi şuydu: "AKP ile anlaştılar, anayasayı değiştirip Erdoğan'ı başkan yapacaklar, koalisyon kurup ülkenin soyulmasına ve bölünmesine hizmet edecekler." Ayrıca, "Demirtaş iyi insan, ama partinin PKK ile organik bağları var", düşüncesi hakimdi. Sözde seçimin üzerinden 70 gün geçti ve her şey tüm açıklığıyla ortada; HDP verdiği tüm sözlerinin arkasında olduğunu ilan etti. İlan etmediği bir durum da ortaya çıktı: HDP=PKK ezberinin sonu. PKK tıpkı Erdoğan gibi seçim sonucunu yaptığı eylemlerle tanımadığını ilan etti ve AKP'nin savaş davetini seve seve kabul etti. HDP'nin “silahları bırakın” çağrısını ciddiye almayan PKK, yaptığı eylemlerle “Kürt halkını ben temsil eder, ben savunurum”, iddiasında. Belli ki siyasi, askeri varlığını koruma telaşında. Kimi PKK önderlerinin yazdığı makalelerden anlıyoruz ki, kendilerini halkın kurtarıcıları, üst akıl ve yanılmaz ideologlar olarak görüyorlar. Oysa bu sav artık Türkiye için geçerli değil ve önemli bir yol ayrımındayız. HDP, çeşitlilik içinde düşüncede özgür insanlardan oluşan bir parti ve Türkiye halklarının temsilciliğine adaydır. Bu fırsatı ne olursa olsun kaçırmamalıyız.

Şimdi doğal olarak, kendini devlet veya paraleli zanneden AKP-MHP ile Kürt halkına sivil, silahsız mücadele alanı bırakmaya niyeti olmayan PKK savaşının sonucunu bekliyoruz. Biri illegal ve diğerleri anayasa, yasa tanımayan, ancak parlamentoda yer alan sözde yasal partiler. Öyle görülüyor ki artık savaş haricinde başka bir yol bilmeyen, asker, gerilla, sivil masum binlerce insanın ölümünden sorumlu tüm partileri Türkiye siyasi hayatından sonsuza kadar dışlamanın zamanı geldi. Yoksuldan, halktan yana bir parti olan ve onlardan oy alan, oy vermeye gönüllü milyonlarca insan için bu kararı vermeliyiz. Buna gücümüz yeter mi, sorusunun cevabını Türkiye demokrasi güçleri çok geç kalmadan verecek. Demem o ki; demokrasi güçleri olarak, tıpkı GEZİ’deki gibi meseleye, barışı önceleyen, şiddetsiz, demokratik eylemlerle doğrudan el koymak zorundayız.

Ömer Asan

Araştırmacı

 
19 Ağustos 2015 Çarşamba 11:12 
Yorum YapYazdır
(1 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>yusuf Bulut</p> <p>2015-08-20 00:20:52</p> <p>Hem gazeteye hemi de Ömer'e Hayırlı olsun, başarı dileklerimle...</p>
 
 
 
Son 24 Saat
Haberler RSS Beslemesi
 
Anket
Halkoylaması sonrası Türkiye'yi ne bekliyor?
1. Daha iyi bir gelecek
2. Daha kötü bir gelecek
3. Birşey değişmez
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
A. Şefik Mollamehmetoğlu
 
Attila Aşut
 
Nihat Genç
 
Türker Ertürk
 
Arslan Bulut
 
Mehmet Polat
 
Prof. Dr. Orhan Özgür
 
Ahmet Özer
 
Göksu Mollamehmetoğlu
 
Gülcan Özgür
 
Ömer Turan
 
Osman Cudi Yılmaz
 
Ömer Faruk Altuntaş
 
Prof. Dr. Burhan Çuhadaroğlu
 
Prof. Dr. Cavit Boz
 
Prof. Dr. Kemal Üçüncü
 
Hüseyin HAYDAR
 
Zekeriya Saka
 
Mehmet Kuvvet
 
Hasan Güneş
 
Erdal ÖZÇELİK
 
Serpil Satut Denizoğlu
 
Erdal Eksert
 
İnci Güngör
 
Kazım DEMİR
 
Coşkun ERUZ
 
Mehmet Akıncı
 
Ruhi  Türkyılmaz
 
İlyas Gümrükçü
 
Sami KOÇ
 
Ömer Asan
 
Prof. Dr. Örsan Öymen
 
Kadir ŞİŞGİNOĞLU
 
Mustafa Önsel
 
 
Gazete Manşetleri
 
 
Lig Puan Durumu
 
Takımlar
O
G
B
M
P
1
Beşiktaş
27
18
7
2
61
2
Başakşehir
28
16
9
3
57
3
Fenerbahçe
28
15
8
5
53
4
Galatasaray
28
15
4
9
49
5
Trabzonspor
28
14
5
9
47
6
Antalyaspor
28
12
7
9
43
7
Gençlerbirliği
28
10
9
9
39
8
Konyaspor
28
10
9
9
39
9
Osmanlıspor FK
28
9
10
9
37
10
Kasımpaşa
28
10
7
11
37
11
K.D.Ç. Karabük
28
10
5
13
35
12
Bursaspor
28
10
5
13
35
13
Alanyaspor
28
10
4
14
34
14
Akhisar Bld.
28
9
6
13
33
15
Kayserispor
28
7
6
15
27
16
Gaziantepspor
28
7
4
17
25
17
Ç. Rizespor
28
6
6
16
24
18
Adanaspor
27
5
5
17
20
 
Şampiyonlar Ligi
 
UEFA Avrupa Ligi
 
Alt Lig
 
 
 
Arşiv
 
Tarihte Bugün
1512 - I. Selim tahta çıktı.
1830 - Osmanlı hükümeti, Yunan devletinin varlığını resmen kabul etti.
1877 - Rusya, Eflak ve Boğdan'a girerek Osmanlı'lara savaş açtı, böylece 93 Harbi olarak anılan Osmanlı-Rus savaşı başlamış oldu.
1898 - İspanyolların Küba adasının boşaltılması istemini reddederek ABD'ye savaş ilan etmesiyle İspanyol-Amerikan Savaşı başladı.
1909 - İstanbul'a gelen Hareket Ordusu, 31 Mart Ayaklanması'nı bastırdı.
1915 - İstanbul'da Ermeni topluluğunun önde gelen 2.345 kişi tutuklandı.
1916 - Patrick Pearse önderliğindeki gizli milliyetçi örgüt, İrlanda Cumhuriyetçi Kardeşliği, Postane Baskını ile, Dublin'de İngiliz egemenliğine karşı Paskalya Ayaklanması'nı başlattı.
1920 - Mustafa Kemal, Büyük Millet Meclisi Reisliğine seçildi.
1946 - Ulvi Cemal Erkin'in Birinci Senfonisi, Ankara Devlet Konservatuvarı'nda ilk kez seslendirildi.
1959 - Mısır Devlet Başkanı Cemal Abdül Nasır, Shell ve Anglo-Egyptian petrol şirketlerini kamulaştırma emri verdi.
1972 - TBMM, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ın idam kararlarını yeniden onayladı.
1978 - Ereğli Kömür İşletmesi'nin Armutçuk üretim bölgesindeki grizu patlamasında 17 işçi öldü.
1980 - İran'da rehin tutulan 52 ABD'liyi kurtarmak için girişilen kurtarma operasyonu, rehineler kurtarılamadan sekiz ABD askerinin ölümüyle sonuçlandı.
2001 - Ankara DGM Cumhuriyet Başsavcılığı, Beyaz Enerji Operasyonu'na ilişkin soruşturmayı tamamlayarak dava açtı.
2004 - BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs'ta çözüm için hazırladığı plana ilişkin referandum yapıldı. KKTC'de kabul edilen, ancak Kıbrıs Cumhuriyeti'nde reddedilen plan, her iki toplum tarafından kabul edilmediği için reddedilmiş oldu.
2007 - Recep Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül'ü Cumhurbaşkanlığına aday olarak gösterdi.
 
Namaz Vakitleri
 
  • İmsak03:29
  • Güneş05:21
  • Öğlen12:31
  • İkindi16:19
  • Akşam19:18
  • Yatsı20:58
 
Süper Loto
20.04.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu030622243337
 
On Numara
17.04.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu02030616202327282933434651526065717374757679
 
Sayısal Loto
22.04.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu051825283841
 
Şans Topu
19.04.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu091014303107
 
 
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık