TRABZON’DA ŞİDDET SARMALI

Erdal ÖZÇELİK

Erdal ÖZÇELİK

‘Uy Trabzon Trabzon, İçun Kalaylı Kazan…’

Yıl 1992, daha onaltı yaşındayım. Devrimci abilerimiz, egemenlerin iktidarlarının devamı için her türlü yalana başvurabileceği, sınıflar mücadelesi vb. konuları anlatıyor, bizler de can kulağıyla dinliyoruz. Bir taraftan da "o kadar da değil devlet hiç yalan konuşur mu?" diye de aklımdan geçiriyorum. Bu şehrin linç ve toplumsal şiddet sarmalı o yılki Grup Yorum konseriyle başladı. Birebir yaşadığım bir olayla ilgili koca koca devlet yetkililerinin 'içerde bayrak yaktılar' yalanına sarılmalarını ve büyütmelerini hayretler içerisinde izledim. ‘Yok! öyle bir şey olmadı’ çığlığımızı kimse duymuyordu. O günden sonra yapılan hiçbir resmi açıklamaya inanmadım.

Sesimizi duyurmak için bir gazete çıkarmaya karar verdik, adına da 'Özgür Karadeniz' dedik. Zonguldak'tan Artvin'e sermaye desteği olmadan, elden ele dağıtarak yalanı sokakta yenme çabasıydı bizimki. Matbaadan çıkan gazetenin kokusunda aradığımız, sadece gerçekti. Yalan örgütlüydü ve pes etmeye de hiç niyeti yoktu. Bir gece şehrin göbeğinde gazetenin bürosu bombalandı. Failler tabiki bulunamadı.  Bu şehirdeki olaylar bunlarla sınırlı kalmadı. Herkesin bildiği gibi, Rahip Santaro cinayeti, Hrant Dink cinayeti, şehre gelen Yunanlıların taşlanması, TAYAD’lıların uzun sokakta linç edilmeye çalışılması… Hep aynı ‘bayrak’ yalanı üzerinden filizlendiler. TAYAD’lıların linç girişiminde dönemin ‘sosyal demokrat’ belediye başkanı; “Bu şehri terk etsinler” bile dedi, mağdurlara sahip çıkmak yerine.

Son aylarda yine hareketlendi şehir. Önce Of’ta ne olduğu anlaşılamayan bir linç girişimi, ardından HDP binası açılmasına yönelik tepkiler, şimdi de Fenerbahçe kafilesinin kurşunlanması. Önü alınamaz bir şiddet sarmalı adeta şehri rehin almış. Nerede ve nasıl duracağına dair kimsenin söyleyecek tek bir sözü yok. Resmi ağızlar, resmi yalanlarını sıralarken tek düşündükleri şey şehrin imajı, olaylar olsun ama kimse duymasın der gibi.

Yıllar önce İstanbul’da TÜYAP kitap fuarında bir imza gününde, yazar/şair Sunay Akın ile ‘Ne olacak bu Trabzon’un hali?’ minvalinde bir sohbet etme şansım olmuştu. Biz Trabzon’u İstanbul’da konuşmaya devam ettikçe Trabzon hep böyle kalacak demişti. Geriye dönüp o sohbeti hatırlıyorum. Kırk yaşına merdiven dayamış biri olarak bu şehirden hiç çıkmadım. Hep burada sordum o soruyu; Ne olacak bu Trabzon’un hali? Bu şehir onca sanatçı, kültür adamı yetiştirdi, bir gün, elbet bir gün yırtacak bu karanlığı, gerçeğin sadeliği en büyük yalanı yok edecek dedim. Ama olmuyor! Bir türlü yenemiyor. Tam her şey düzeliyor, uzun zamandır olay olmuyor dediğimiz anda, birileri saklandıkları yerlerinden çıkageliyor. Şehrin aydınlık yüzüne bir darbe daha vurarak, yeni maceralar için zaman kollamaya başlıyor.

Çözüm ne bilmiyorum. Bunca yıl yenemedik bu yalanı. Gitmek, bireysel bir kurtuluş gibi duruyor. Ama kimlikten arınma şansımız olmadığı için bulacak bizi her gittiğimiz yerde. Cılız çıkıyor biliyorum ama tek çözüm kalıyor geriye; bu şehrin gerçek sahiplerinin yani  ‘konuşmayı şehvetle seven’ insanların, şehre sahip çıkması… Hadi! Yeniden başlayalım…



5 Nisan 2015 Pazar 18:26

http://www.viratrabzon.com/yazar/trabzonda-siddet-sarmali-3243.html