<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hakan Aytaç &#8211; Vira Trabzon</title>
	<atom:link href="https://viratrabzon.com/author/hakanaytac/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://viratrabzon.com</link>
	<description>Haber Sitesi</description>
	<lastBuildDate>Mon, 23 May 2022 21:05:37 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>

<image>
	<url>https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2020/09/cropped-vira-icon-32x32.png</url>
	<title>Hakan Aytaç &#8211; Vira Trabzon</title>
	<link>https://viratrabzon.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>KAZANACAKSANIZ ADAY OLUN!&#8230;</title>
		<link>https://viratrabzon.com/yazar/hakanaytac/konu/kazanacaksaniz-aday-olun/</link>
					<comments>https://viratrabzon.com/yazar/hakanaytac/konu/kazanacaksaniz-aday-olun/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hakan Aytaç]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 May 2022 21:05:36 +0000</pubDate>
				<guid isPermaLink="false">https://viratrabzon.com/?post_type=columist&#038;p=17616</guid>

					<description><![CDATA[<div><img width="1920" height="1080" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/01/Hakan-Aytac.jpg" class="attachment-medium size-medium wp-post-image" alt="Hakan Aytaç" style="margin-bottom: 15px;" decoding="async" fetchpriority="high" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/01/Hakan-Aytac.jpg 1920w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/01/Hakan-Aytac-768x432.jpg 768w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/01/Hakan-Aytac-1536x864.jpg 1536w" sizes="(max-width: 1920px) 100vw, 1920px" title="KAZANACAKSANIZ ADAY OLUN!... 1"></div>Seçim rüzgarları ülke genelinde yavaş yavaş esmeye başladı. Bu vesile ile bu ülkede yaşayan 33 yıllık bir muhalif olarak, muhalefet kadrolarına bir açık mektup göndermek istiyorum, nacizane&#8230;  Hepimiz elbette kazanmak istiyoruz. Anketler de umut verici. 20 yıldır adalete, özgürlüğe, huzurla yaşamaya susamış milyonlarca insan, büyük bir beklenti ve heyecan içinde. Muhalefetin ilan edeceği aday konusunda ise&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Seçim rüzgarları ülke genelinde yavaş yavaş esmeye başladı. Bu vesile ile bu ülkede yaşayan 33 yıllık bir muhalif olarak, muhalefet kadrolarına bir açık mektup göndermek istiyorum, nacizane&#8230;</p>



<p> <br>Hepimiz elbette kazanmak istiyoruz. Anketler de umut verici. 20 yıldır adalete, özgürlüğe, huzurla yaşamaya susamış milyonlarca insan, büyük bir beklenti ve heyecan içinde. Muhalefetin ilan edeceği aday konusunda ise yine bir o kadar insanı endişelendiren, bu kadar yaklaşmışken yine (sanıyorum onbirinci defa) hüsrana uğrama korkusu yaşatan bir iklimin ortasındayız. </p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img decoding="async" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/05/MILLETIN-SESI-edited.jpg" alt="MILLETIN SESI edited" class="wp-image-17619" width="808" height="455" title="KAZANACAKSANIZ ADAY OLUN!... 2" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/05/MILLETIN-SESI-edited.jpg 1280w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/05/MILLETIN-SESI-edited-768x433.jpg 768w" sizes="(max-width: 808px) 100vw, 808px" /></figure>



<p>Zira Cumartesi günkü miting, Kılıçdaroğlu’nun adaylığını ima eden tondaydı. Mahir Çayan’ın deyimiyle, ”Ülke faşizmin esareti altındaysa, bütün güçler birleşmelidir” şiarıyla, bu çarpık düzene son verebilecek herhangi(!) harekete karşı duracak değiliz elbette. Ama göz göre göre de bu fırsatı elimizden kaçırmak istemiyoruz. </p>



<p><br>Kadrolarınızla, danışmanlarınızla birlikte oturun ve hesabınızı iyi yapın. Kişisel hırs ve beklentilerden arının. Fedakarlık ve başarı, borçlu olduğunuz eşsiz bir Cumhuriyet ve onun milyonlarca ferdi olduğunu bilin ve bu sorumluluğa göre karar verin. Eğer kazanacaksanız(!) aday olun. Biz de çıkıp tebrik edelim, kutlayalım, zafer çığlıkları atalım, yaşamlarımız, ailelerimiz ve ülkemiz adına minnettar kalalım. Yok eğer daha yarışmadan kaybedeceğiniz belli ise, -artık kendimiz için de değil, çocuklarımız adına- bu ülkeyi yaşanmaz hale getirenler arasında yerinizi alıp da bizlere “Hakkımızı helal etmiyorum” dedirtmeyin. Size bu talan düzeninden, bu yolsuz, hoyrat, liyakatsiz, iş bilmez kadroların yönetiminden, bu suç ve hırsızlık bataklığına dönüşmüş ülkemizin halinden usanmış, umutsuzluğa kapılmış, aidiyet hissini kaybetmek üzere olan bir evladı olarak artık yalvarıyorum! </p>



<p><br>Kaybedebileceğinize dair en küçük bir hissiyatınız varsa, şapkanızı alıp affınızı isteyin ve en doğru adayı belirleyin. Bunu yaparsanız, emin olun ki hiçbir makam, mevki ve pahayla ölçülemeyecek bir takdir göreceğinizi bilin. Yok eğer kazanacağınıza gerçekten eminseniz, temsil ettiğiniz bunca insan ve değer adına artık başka şansınız olmadığını iyi bilin… Bu Seçim sizin elinizde.</p>



<p>Bir diğer konu da; bu süreçte kendi ayağına sıkma tehlikesi. On yıllar sonra yaşanan bunca mağduriyetin, adaletsizliğin, haksızlığın ve hukuksuzluğun sonunun geleceğine dair bir umut yeşermiş. Bu kadar yaklaşmışız artık. Elimize yüzümüze bulaştırmasak, belki kendiliğinden biten bir devir olacak. Elinize, dilinize, hareketlerinize hakim olun da, geleceğimizi bir de siz karartmayın. Ne siz güç zehirlenmesi ile sizi destekleyenleri ve sempati duyanları kırıp dökün veya hayal kırıklığına uğratın, ne de biz eleştiri dozunu kaçırıp kendi yolumuza taş koyalım. </p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="1280" height="720" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/05/MILLETIN-SESI-1-edited.jpg" alt="MILLETIN SESI 1 edited" class="wp-image-17621" title="KAZANACAKSANIZ ADAY OLUN!... 3" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/05/MILLETIN-SESI-1-edited.jpg 1280w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/05/MILLETIN-SESI-1-edited-768x432.jpg 768w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></figure>



<p>Tüm siyasi güçler, ülkede demokratik düzenin, liyakatin, temsilin ve her alanda adaletin tekrardan tesisi için en geniş mutabakatın nasıl sağlanacağına kafa yorsun ve artık başka da bir şeyle uğraşmasın. Dayanın az kaldı, haramilerin saltanatı yıkılacak, gidecekler. Sizlere ve hepimize şimdiden başarılar dilerim&#8230;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://viratrabzon.com/yazar/hakanaytac/konu/kazanacaksaniz-aday-olun/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KRİZİ,AHLAKSIZLIĞA ÇEVİRMEK!</title>
		<link>https://viratrabzon.com/yazar/hakanaytac/konu/kriziahlaksizliga-cevirmek/</link>
					<comments>https://viratrabzon.com/yazar/hakanaytac/konu/kriziahlaksizliga-cevirmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hakan Aytaç]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Jan 2022 21:04:21 +0000</pubDate>
				<guid isPermaLink="false">https://viratrabzon.com/?post_type=columist&#038;p=15854</guid>

					<description><![CDATA[<div><img width="1920" height="1080" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/01/Hakan-Aytac.jpg" class="attachment-medium size-medium wp-post-image" alt="Hakan Aytaç" style="margin-bottom: 15px;" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/01/Hakan-Aytac.jpg 1920w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/01/Hakan-Aytac-768x432.jpg 768w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/01/Hakan-Aytac-1536x864.jpg 1536w" sizes="auto, (max-width: 1920px) 100vw, 1920px" title="KRİZİ,AHLAKSIZLIĞA ÇEVİRMEK! 4"></div>Krizi fırsata çevirmek sözünü bilirsiniz. Sıkıntılı bir durumun aslında yeni bir girişim için olanak anlamına da gelebileceğini ifade eder. Hatta Japonca ve Çince’de aynı zamanda hem “tehlike” hem de “fırsat” anlamlarını içeriyormuş. Canım ülkemde de sıklıkla duyduğumuz bu sözü belli ki fazlasıyla benimsemişiz. Fakat bizimki biraz daha ileri giderek artık “ahlaksızlık” boyutuna varıyor. Genel olarak&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Krizi fırsata çevirmek sözünü bilirsiniz. Sıkıntılı bir durumun aslında yeni bir girişim için olanak anlamına da gelebileceğini ifade eder. Hatta Japonca ve Çince’de aynı zamanda hem “tehlike” hem de “fırsat” anlamlarını içeriyormuş. Canım ülkemde de sıklıkla duyduğumuz bu sözü belli ki fazlasıyla benimsemişiz. Fakat bizimki biraz daha ileri giderek artık “ahlaksızlık” boyutuna varıyor.</p>



<figure class="wp-block-image is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://www.emlakpencerem.com/images/haberler/2022/01/istanbul-havalimani-nda-kargo-terminal-binasi-catisi-kar-ve-firtina-nedeniyle-coktu-9129.jpg" alt="İstanbul havalimanı&#039;nda kargo terminal binası çatısı kar ve fırtına nedeniyle çöktü" width="804" height="477" title="KRİZİ,AHLAKSIZLIĞA ÇEVİRMEK! 5"></figure>



<p>Genel olarak Avrupa ülkelerinde diyebileceğimiz, sosyo ekonomik seviyesi yüksek gelişmiş ülkelerde herhangi bir doğal felaket, terör saldırısı veya benzeri bir olay yaşandığında şöyle manzaralarla çok karşılaştık: Camlarına “S.O.S” (Yardım) yazmış taksilerin yolcuları o bölgeden ücretsiz uzaklaştırdığı, dükkanların acil ihtiyaç malzemelerini bedelsiz dağıttığı, cafelerin bedava çay ve kahve ikram ettiği… Peki ya bizde? Taksicinin kapıyı 500 TL’den açtığı, yolcuların mahsur kaldıkları tesisin fiyatlarını iki katına çıkardığı, deprem olan şehirde kira fiyatlarının fırladığı, bakkalın bile suyu üç katına ancak sattığı… Neden? Bir insan bunları yaparak ne kadar daha fazla para kazanabilir ki? Peki, kazandığı paraya bakınca böyle bir şeyi insanlara nasıl yapabildiğini mi düşünür yoksa ticari zekasıyla (!) gurur mu duyar? Peki acaba burada tek suçlu kendisi mi? Pardon, ahlaksız desek mi daha uygun düşerdi?</p>



<p>Eğri oturup doğru konuşalım. Ülkemiz uzun yıllar emek vererek, ciddi bir adanmışlıkla çalışarak değil, kolay yoldan, hızlı, hak yiyerek, yolsuzluk yaparak zengin olanlar cennetidir. Aksini iddia edebilecek biri var mı? Güzel… Peki böyle yapanlara karşı yaklaşımımız genel olarak tepki, öfke dolu mu, yoksa yakınlarda durup belki bir gün bana da pastadan pay düşer diye bekleyenler mi ağırlıkta? Evet, cevapları duyar gibiyim.</p>



<p>Ülkemizde sadece insanlar değil, firmalar da böyledir. Koca koca, kurumsallıktan kırılan şirketlerin, büyümek için yatırım, atılım, fikir veya son dönemin moda tabiriyle, “inoveyşın” değil; fırsatçılık ve hinlik peşinde olduklarını görürsünüz. Çünkü o kurumların yöneticileri de tam olarak kim kime dum duma diyebileceğimiz “bu piyasada” yetişmiş, pişmiş, yükselmiş, kazanmanın ancak birilerine kaybettirmekle mümkün olabileceğine karar vermiş tecrübelileridir.</p>



<p>Gelelim bu yazıyı niçin yazmaya oturduğuma: İstanbul’un son yıllarda gördüğü en yoğun kar yağışı dolayısıyla şehrin birçok noktasında sıkıntılar, aksaklıklar yaşandı. “Sadece bir havalimanı değil, aynı zamanda bir zafer anıtı” olan 3. Havalimanımızda ise bütün uçuşlar iptal edildi.</p>



<figure class="wp-block-image"><img decoding="async" src="https://im.haberturk.com/2022/01/24/ver1643055998/3324000_810x458.jpg" alt="Son dakika haberi: İstanbul Havalimanı&#039;nda tüm uçuşlar durduruldu! 24-25 Ocak İstanbul Havalimanı hangi uçuş seferleri iptal oldu?" title="KRİZİ,AHLAKSIZLIĞA ÇEVİRMEK! 6"></figure>



<p>Ankara’dan İstanbul’a gelecek yolcumuzun uçuşu da iptal olduğundan, en yakın ne zaman uçabilir diye bakarken, henüz iptali gerçekleşmemiş uçuşları ile mevcut bile değiştirmeye çalıştım. Fakat, bileti aldığım Türk Hava Yolları firmasının ne telefon uygulaması üzerinden ne de çağrı merkezi üzerinden sonuç alabildim. Çağrı merkezi üzerinden bilet değişikliği için tuşlama yaparken otomatik olarak ana menüye aktarıyor, internet üzerinden ise henüz iptal olmamış uçuşlarla değiştirmeye kalktığımda sistem beni dışarı atıyordu. Yoğunluk dolayısıyla durumu normal karşılarken, yeni bilet alıp mevcut biletin para iadesini talep etmeyi düşündüm ki o da ne! 300 TL olan biletlerin fiyatı 1300-1600 TL arasında gidip geliyor. 4-5 katı yani! Ve biletler buna rağmen belli ki kapış kapış gidiyordu, çünkü birkaç dakika içinde tekrar baktığımda birçok uçuşun yanında “DOLU” ifadesi yazıyordu.</p>



<p>Tren biletleri tamamen tükenmiş, karayolu ile de İstanbul’a giriş çıkışlar durudulduğu için acil seyahat etmesi gerekenler için tek çare bu fiyatı göğüslemek kalmıştı.</p>



<p>Bütün dünyada seyahat biletlerinde, talebe ve seyahat için kalan süreye göre&nbsp; fiyat artışı olabilir, normaldir. Fakat böylesi bir afette, ülkenin en büyük ve en prestijli kurumlarından birinin ne olursa olsun zaten satacağını bildiği biletler için böylesi bir fırsatçılığa girişmesi nasıl bir ticari zeka ile açıklanabilir dersiniz? Diğer uçuş lokasyonlarına veya diğer havayolu firmalarına bakma şansım olmadı ama nedense diğerlerinin de farklı bir politika izlemediğine eminim! Bunun, deprem bölgesindeki yolcuyu 10 katı fiyatla götürmeyi ancak kabul eden, istediğiniz sıfatı takabileceğiniz “sözde taksici” ile arasında ne fark vardır?</p>



<p>Böylesi doğa olayları, felaketler ve özel günler karşısında, tüketiciyi mağdur etmeyecek ama bence bundan da önemlisi birilerinin fırsatçılıkla fahiş kar elde etmesini engelleyecek bir üst sınır konulması fikrinde ve talebindeyim.</p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/01/image-10.jpeg" alt="image 10" class="wp-image-15857" width="798" height="399" title="KRİZİ,AHLAKSIZLIĞA ÇEVİRMEK! 7"></figure>



<p>Şimdi bu satırları okuyanlar beni saflıkla suçlayabilirler. Eh, elektrik dağıtım şirketlerinin aldıklarını tüketiciye 3 katına sattıkları, dünyanın en pahalı benzinini kullanan, en yüksek vergilere katlanarak en pahalı arabalara binilen, elektriğe %127 gibi vicdansız bir zam yapılan, saymaya kalksak sabaha kadar bitiremeyeceğimiz bir pahalılık içindeki bir ülkede üç kuruşluk bilet fiyatına mı gelecek sıra diyebilirsiniz elbette. Fakat biz sesimizi çıkarmadıkça, tepki göstermedikçe, boykot etmedikçe bunun yerine “Aman sesimi çıkarmayayım da bana da belki bir pay düşer” diye baktıkça, krizleri ahlaksızlığa çeviren daha çok olacaktır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://viratrabzon.com/yazar/hakanaytac/konu/kriziahlaksizliga-cevirmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yangın Var!</title>
		<link>https://viratrabzon.com/yazar/hakanaytac/konu/yangin-var/</link>
					<comments>https://viratrabzon.com/yazar/hakanaytac/konu/yangin-var/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hakan Aytaç]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Sep 2021 13:57:12 +0000</pubDate>
				<guid isPermaLink="false">https://viratrabzon.com/yazarlar/hakanaytac/konu/yangin-var/</guid>

					<description><![CDATA[Dört yanda yangının ortasında kalan vatandaş çaresiz, siyasetçisinden sanatçısına herkes neredeyse koordinatları verip müdahale için yalvarıyor. Yanıt hep bahaneler… Bakanlarını aynı yere ayrı ayrı jetlerle uçuran ülkenin yangın söndürmeye uçağı yok. İşe yaramaz diye iç edilen THK uçakları ile bugün Avrupa’dan yardıma gelen uçaklar arasında sadece 5 kova kadar su kapasite farkı olduğu ortaya çıktı.&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dört yanda yangının ortasında kalan vatandaş çaresiz, siyasetçisinden sanatçısına herkes neredeyse koordinatları verip müdahale için yalvarıyor. Yanıt hep bahaneler… </p>
<p>Bakanlarını aynı yere ayrı ayrı jetlerle uçuran ülkenin yangın söndürmeye uçağı yok. İşe yaramaz diye iç edilen THK uçakları ile bugün Avrupa’dan yardıma gelen uçaklar arasında sadece 5 kova kadar su kapasite farkı olduğu ortaya çıktı. Gövdesinde “İtibardan tasarruf olmaz” yazan 10 küsür adet başkanlık uçaklarından sadece bir tanesiyle bile 19 tane yangın söndürme uçağı alınabileceği de…</p>
<p>Hiçbir koşulda sorumluluk kabul etmeyen iktidarın Orman Bakanının, “Bu belediyelerin işi” gibisinden konuşması bir işaret mi? Sırf karşı partiden diye yerel yönetimleri her fırsatta zor durumda bırakan, yapılacak hizmeti engelleyen, hatta seçmenini bile cezalandırıp gelecek seçimde “iktidar partisi hizmeti gelsin” densin isteyenlerin bir hesabı var mıdır? Tesis için otel yapımına çok elverişli alanlara sabotaj yapanların, yaptıranların, göz yumanların olduğu bu ülkede bu çok mu paranoyakça? </p>
<p>En küçük bahaneyle kurumlara kayyum atayanlar, soruşturma açanlar, hapsedenler yangınlardan sorumlu tutarak bu belediyelere de kayyum atamaya kalkarlar mı? Abartıyorsun diyebilirsiniz kabul ederim, fakat emin olun benden çok abartanlar da gırla, bu vahşi politika işini. </p>
<p>Geçenlerde gittiğim restoranda yan masadan gelen konuşmaya inanamamıştım. “Öbür taraftaki yangından korkmuyorlar, buradaki yangından korkuyorlar.” Muhafazakar tandanslı bir söylem olmakla beraber muhtemelen yangınlar karşısında devletin düştüğü aczi eleştirenlere karşı bir savunma mekanizmasıydı bu. Yangını, içinde yok olan canlıları, yok olan doğayı küçümseme pahasına bir iktidar savunmasıydı aslında. Halbuki etrafını bir yangın çevirse, bir an çaresiz kalsa insan dumanların ortasında kim bilir ne düşünürdü? İşte aslında bu söylem, bir doğal felakette dahi bir araya gelemeyişimizin acı itirafı. </p>
<p>Resmi devlet kuruluşunun yayımladığı bir yangına karşı mücadele videosunda muhalefet partisinden biri görüldüğü anlaşılınca videoyu kaldıranları düşünelim mesela… Yandaş yazarların yangınların çıkışıyla ilgili muhalefete yaptıkları abuk yakıştırmaları düşünelim. </p>
<p>Biz düşüneduralım, yangınlar sürüyor. Sadece yangınlar da değil. Ülkemizin en bakir alanları hunharca imara açılmaya, en el değmemesi gereken bölgelere betonlar yığılmaya devam ediyor. Bu ülkenin dış ülkeleri kıskandıran bir özelliği vardı evet, hem de ne kıskandırmak. O da iklimi ve doğal güzelliği. Onu da hırsla, aç gözlülükle, kayıkçı kavgasıyla el birliği ile yok ettik. Daha iflah olmayız.</p>
<p>#yangın #türkiyeyanıyor #turkeyisburning #fire #helpturkey #yangınvar #ormanyangını #havadanmüdahaleistiyoruz</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://viratrabzon.com/yazar/hakanaytac/konu/yangin-var/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Kopsun artık kıyamet!”</title>
		<link>https://viratrabzon.com/yazar/hakanaytac/konu/kopsun-artik-kiyamet/</link>
					<comments>https://viratrabzon.com/yazar/hakanaytac/konu/kopsun-artik-kiyamet/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hakan Aytaç]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Sep 2021 13:57:11 +0000</pubDate>
				<guid isPermaLink="false">https://viratrabzon.com/yazarlar/hakanaytac/konu/kopsun-artik-kiyamet/</guid>

					<description><![CDATA[Bugün 8 Temmuz. Yaşadığımız coğrafyada, takvimdeki günlerden “bir özelliği olmayan” gün neredeyse yok. Maalesef bu özel oluşların çoğu da acılardan, trajedilerden oluşuyor. Ve yine maalesef ki unuttuğumuz, yıldönümleri geldiğinde birkaç dakikalığına hatırlayıp yine unuttuğumuz trajedilerden… 8 Temmuz, Çorlu’daki tren faciasının 3. yıldönümü. Kazada 25 kişi ölmüş, 317 kişi yaralanmıştı. Açılan davalarda 7 duruşma yapıldı ama&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bugün 8 Temmuz. Yaşadığımız coğrafyada, takvimdeki günlerden “bir özelliği olmayan” gün neredeyse yok. Maalesef bu özel oluşların çoğu da acılardan, trajedilerden oluşuyor. Ve yine maalesef ki unuttuğumuz, yıldönümleri geldiğinde birkaç dakikalığına hatırlayıp yine unuttuğumuz trajedilerden…<br />
8 Temmuz, Çorlu’daki tren faciasının 3. yıldönümü. Kazada 25 kişi ölmüş, 317 kişi yaralanmıştı. Açılan davalarda 7 duruşma yapıldı ama tahmin edeceğiniz gibi sonuç yok! Bizdeki adalet ihmali olanlardan hesap sormaya değil, onları kurtarmaya daha çok hizmet ediyor, biliyorsunuz…<br />
Yirmi beş can, yirmi beş ayrı hayat hikayesi vardı yarıda bırakılmış ama bir tanesi hepimizin daha çok dikkatini çekti, belki hepimizin canını daha çok yaktı. Hatta daha duyarlı olmamızı bile sağladı bu vahim hadiseye karşı. 9 yaşındaki Oğuz Arda Sel… Neşe ve hayat doluydu. Seçildiği Barcelona Futbol Okulu sayesinde İspanya’da turnuvalara katılmıştı. 3 yıl boyunca oynamış, hem sağ hem sol ayağını kullanabildiği küçücük yetenekli bedeni, 3 torbada teslim edilmişti ailesine, kaza sonrası. Dedesinin haykırışlarını izlemiştim, göstermelik duruşmaların bir tanesinin ardından… Dakikalarca ağlamış, etkisinden kurtulamamıştım. Bu satırları yazarken yine boğazım düğümleniyor:</p>
<p>“9 yaşında bir çocuğun ikiye bölünmüş halini görsünler, ondan sonra karar versinler. Biz yaşamıyoruz. Adalet, nerede adalet? Biz dedik ki bilirkişiler, bilen kişiler olsunlar. Bilirkişiler rektörün elinde, rektör siyasilerin elinde. Hiç kimse bu davaya bakmak istemiyor. 25 kişi ölmüş bu neyin davası? Bu ülkede adalet mekanizması işlemiyor. İnsanlar adalet, adalet diyor herkes önüne bakıyor, herkes işine bakıyor. Para gelsin, Türkiye’nin itibarı&#8230; Türk halkının itibarı ne olacak beyler? İnsanlar ölüyor. Cumhurbaşkanım! Torununu kucağına alıp seviyorsun, benim torunum iki parça. Çuval gibi diktiler!  Beni alın zindana atın. Yeter. Çekin şu pis ellerinizi adaletin üstünden…”<br />
2.5 yaşını geçen ikiz çocuklarım geçtiğimiz günlerde hayatlarında ilk defa trene bindiler. Hızla geçen vagonları her gördüklerinde heyecanla “tiyen!” diye bağırırlardı. Eşime soruyorum:</p>
<p>“Nasıl şaşırdılar mı?”<br />
“Çıldırdılar,” diyor. “Sürekli etrafı izlediler, sorular sordular, ayağa kalktılar, hiç durmadılar…”<br />
Tren yolculuğunu seven, mümkünse karayolundan ve trafiktense raylarda olmayı isteyen biri olarak yaşadıkları heyecan beni mutlu etmişti. Bu seyahatlerinden hemen sonra gördüm, Oğuz Arda Sel’in annesiyle yapılan röportajı.   Ne yapardım, nasıl dayanırdım diye sordum, cevap veremedim. Çocuklarımla karşılaştırdığım için kızdım da kendime ama yok dedim sonra, kendimizi başkasının yerine koymadan anlayamıyoruz, kendi başımıza gelmeden sesimizi çıkarmıyoruz, umursamıyoruz…  Hepimizin canı yanmalı, içimizden bir şeyler kopmalı ki sesimiz çıksın, artık bir şeyler değişsin. Bu yazının amacı da tam da bu amaçla, biraz canımızı yakmak zaten. Başlık da Arda’nın annesi Mısra hanımın röportajından. “Bu kadar acı yeter. Kopsun artık kıyamet!”<br />
Nasıl dayanırdım dedim ya, kazada eşini ve oğlunu kaybeden Mısra hanım şık, bakımlı, makyajlı, güçlü… Çünkü oğlu Arda ona: “Anne makyaj yap, hep güzel ol, cıvıl cıvıl ol,” demiş. Bu sözlerle ayakta duruyor Mısra hanım. Anlattıklarından Arda’nın ne kadar farklı bir çocuk olduğunu anlıyoruz. 4-5 yaşlarındayken gittikleri eğlence parkında, Arda tırmanma duvarına çıkmak istemiş. Annesi istemese de görevliler tamamen güvenli olduğuna dair anneyi ikna etmişler. “Zaten o kadar yukarı çıkamaz,” demişler. Arda ufacık bacaklarıyla en tepeye kadar çıkmış, dönüp annesine zafer işaret yapmış. “Nasıl başardın?” diye sorunca da: “Anne hiç dönüp arkama bakmadım, hep ileri baktım. Eğer baksaydım korkardım, çıkamazdım,” diye açıklamış.<br />
Şaşırttığı sayısız andan biri de anneannesiyle… Babaannesini ve dedesini ziyarete giderken otobüs mola vermiş. Arda simitçiyi gösterip, “Bana simi alır mısın anneanne?” demiş. Simit gelince de, “Yok yemeyeceğim,” demiş. Anneannesi, “E oğlum o zaman neden beni otobüsten indirdin de simit aldırdın?” diye soruca Arda, “Simitçi amcaya yardım olsun diye,” demiş.</p>
<p>Acı günü şöyle anlatıyor Mısra hanım:<br />
“Arda’yla yeni tatilden gelmiştik. Son tatilimiz olduğunu bilmeden, dolu dolu, çok güzel bir 7 gün geçirmiştik. İstanbul’a gedik, oğlum Cihangir’de Sadri Alışık Sanat Merkezi’nde drama dersi alıyordu. Cumartesi sabah oraya götürdüm, babası bizi bekliyordu… Ayrılmadan önce iki eliyle yüzümü avuçlarının arasına aldı, gözünden bir damla yaş aktı. “Neden ağlıyorsun?” dedim. Boşver der gibi bir hareket yaptı. Hakan, “Mısra hadi git, derse ağlayarak girmesin, sonra haberleşiriz,” dedi. Öyle ayrıldım Arda’dan. Onlar derse girdiler, sonra sinemaya gittiler, bana fotoğraflar gönderdiler. Ertesi sabah telefon ettiler, trenle Uzunköprü’ye babaannesi ve dedesini görmeye gidiyorlardı. Orada iki saat oturmuşlar, babaannesi onun çok sevdiği köftelerden yapmış, severek yemiş. Ben Arda’ya cezvede kahve yapmasını öğretmiştim. “Hadi ben size kahve yapayım ama kahve harçlığımı alırım,” demiş. Kahveleri yapmış, 20 lira harçlığını alıp cebine koymuş. Dönüşte trene bindikleri sırada beni aradı. Görüntülü… Normalde babasının yanından beni asla görüntülü aramazdı. İşte olabilirim diye… “Giderken babamla karşılıklı oturuyorduk, şimdi yan yana oturuyoruz anne,” dedi. İçeriyi, yolcuları gösterdi. O son görüntüler gözümün önünden hiç gitmiyor. Bir ayakkabı istiyordu ve babasıyla o ayakkabıyı ayırtmışlardı bir AVM’de. Gidip o ayakkabıları alacaktık trenden indiklerinde. Arda’yı gömdüklerinde arkadaşıma, “Ne olur git al,” dedim. O ayakkabıları Arda o kadar çok istemişti ki, kıyıp da başka çocuğa veremedim. İstekleri çok olan bir çocuktu Arda. Sınırlamaya çalışırdık. Babasıyla görmüşler o ayakkabıları. Hakan bana, “Alayım mı?” diye yazdı. “Hemen alma, beklemesini öğrensin,” dedim. Çok içimde kaldı aldırmadım diye.”</p>
<p>“Arda olmadan geçirdiğim o gün içimde nasıl bir sıkıntı vardı anlatamam. Gece 3’ten sabaha kadar ağladım. Ben evde hiç yalnız kalmamıştım. Hep Arda ve annem vardı yanımda. “Mısra sen yalnızlığa alışık değilsin, bu yalnızlık seni sarstı herhalde,” diyordum. Meğer sebep başkaymış. Televizyon açıktı, altyazıyı gördüm, “Hızlı tren devrildi “diye. Hemen Hakan’ı aradım, cevap vermiyor. Kardeşini aradım, “Yola çıktım, Çorlu’ya gidiyorum,” dedi. Annem, babam, arkadaşlarım hep birlikte Çorlu’ya gittik. Dualar ede ede. Olay yerine kimseyi sokmuyorlardı. Ben bir yolunu buldum. Olay yerinden bir traktör geldi. İçinden ağıtlar yükseliyordu. Yaralıları, yakınlarını kaybedenleri taşıyordu. Enkaza vardığımızda bir ceset torbasının fermuarını çekiliyordu. “Hakan o!” diye bağırdım. “Hayır, o bir kadın!” dediler, beni uzaklaştırdılar. O sırada annemin çığlığını duydum, ona doğru koşmaya başladım. Bir görevli kollarımdan tuttu, “9 yaşındaki oğlum burada” dedim. “Ne vardı üzerinde?” diye sordu. “Kot şort,” dedim. “Şortunun paçası kıvrık mıydı?” diye sordu. “Evet” dedi. “Git buradan, hastaneye gelecek o,” dedi. Hayatta mı, öldü mü diye soramadım. Babam geldi o sırada, “Hadi kızım gidiyoruz,”dedi. Meğer onlar Arda’yı görmüşler… Ben oğlumu iki ay sonra AFAD’ın sayfasında paylaşılan fotoğrafta gördüm. Trenin altındaydı, ikiye katlanmış vaziyette ve gözleri açıktı. Bu kolay kolay kaldırılacak bir şey değil. Babam oğlumu parça parça üç torbada aldı morgdan. O cebindeki 20 lira nasıldı biliyor musunuz? Ortadan ikiye ayrılmıştı. Oğlumum nasıl kesildiği anlaşılıyordu o paradan. Şimdi bana diyorlar ki, Mısra adalet gelmeyecek, boşuna uğraşma. Hayır, adalet gelecek! Bu acıları yaşayan bir anne bu hayattan adaleti sağlamadan gidemez.” </p>
<p>Yakın zamanda ağır bir COVID atlatan Mısra hanım hayatta daha dik durmaya karar verdiğini anlatıyor: “Aldığımız her nefes o kadar büyük bir lütufmuş ki hastayken onu öğrendim. Makineye bağlı nefes almaya çalışırken hayata bağlandım. Oğlum beni nasıl görmek istiyorsa öyle olacağım. Bakımlı, mücadeleci, cesur, duyarlı…”<br />
Mısra hanım yaşadığı bunca acıya rağmen, sırf pes etmediği için bir de polise mukavemetten yargılanıyor. İhmali olanları tespit etmesi, adaletin tesis edilmesi için görevini yerine getirmesi gereken Ulaştırma Bakanları ise sosyal medyadan Mısra hanımı engellemekte bulmuşlar kurtuluşu. Kaza olduğunda bakan olan da yerine gelen de, şimdiki bakan da… Görmezden gelmek, örtbas etmek, unutturmak bir yöntem haline gelmiş çünkü.</p>
<p>Dünyanın gelişmiş ülkelerinde de tren kazaları oldu, fakat bizdeki kadar sık değil. (Türkiye’deki kazalar dünya ortalamasının 7 katı kadar!) Bizdeki kadar göz göre göre değil. Bizdeki kadar umursamaz ve sorumsuz şekilde de değil elbette. İhmali olanların hesap vermekten her zaman kurtulduğu biçimde de değil. Ve bizdeki kadar çabuk unutulan, peşi bırakılan ve tam da bu yüzden tekrarlarını defalarca yaşadığımız tekerrürler gibi değil.<br />
Ankara ve Pamukova’daki şov yaparcasına yeterli denetim yapılmadan açılan tren hatlarında yaşanan kazalarda, 301 madencinin öldüğü Soma faciasında, kaçak yurtlarda yanarak ölen çocuklarımızda, şehirlerin ortasında can pazarına sebep olan sel felaketlerinde, görmezden gelip bir gün kapımızı elbet çalacak olan deprem gerçeğinde, kadına karşı önü alınamayan şiddette, çocuklara yapılan tecavüzlerde ve daha nicelerinde… Sorunumuz kendi başımıza gelmeden yeterince umursamayışımız, kendi davamız görmeyişimiz, sonra kendi başımıza gelince de aynı çaresizliği, aynı yalnızlığı, aynı çıldırtan sessizliği yaşamamız. Sessiz kaldıkça da benzerlerini yaşamaya devam edeceğiz. Elbet bir gün bize veya yakınlarımızın başına da benzerleri gelecek. O yüzden tekrar edelim: “Bu kadar acı yeter. Kopsun artık kıyamet.”<br />
Not: Bu yazıda Mine Şenocaklı’nın, 2 Temmuz 2021 tarihli Oksijen Gazetesi’ndeki röportajından yararlanılmıştır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://viratrabzon.com/yazar/hakanaytac/konu/kopsun-artik-kiyamet/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bebekten Katil Yaratmak</title>
		<link>https://viratrabzon.com/yazar/hakanaytac/konu/bebekten-katil-yaratmak/</link>
					<comments>https://viratrabzon.com/yazar/hakanaytac/konu/bebekten-katil-yaratmak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hakan Aytaç]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Sep 2021 13:57:09 +0000</pubDate>
				<guid isPermaLink="false">https://viratrabzon.com/yazarlar/hakanaytac/konu/bebekten-katil-yaratmak/</guid>

					<description><![CDATA[Dün ekmek almaya giden çocuğu, bugün ekmeğini taştan çıkaran genç kızı katletti o faşist kafa. Annesi, “Amcası Deniz Gezmiş’in adını koymuştu” diye haykırıyordu. O gün hasta olan annenin yerine çay servisinde çalışmaya gitmişti Deniz Poyraz, HDP İzmir İl Binasına. Kadın cinayetlerine karşı İstanbul Sözleşmesi pankartının arkasında can verdi. Bardaktaki çayı, tabaktaki küçük kahvaltısı yarım kaldı.&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dün ekmek almaya giden çocuğu, bugün ekmeğini taştan çıkaran genç kızı katletti o faşist kafa. Annesi, “Amcası Deniz Gezmiş’in adını koymuştu” diye haykırıyordu. O gün hasta olan annenin yerine çay servisinde çalışmaya gitmişti Deniz Poyraz, HDP İzmir İl Binasına. Kadın cinayetlerine karşı İstanbul Sözleşmesi pankartının arkasında can verdi. Bardaktaki çayı, tabaktaki küçük kahvaltısı yarım kaldı.</p>
<p>6 kurşun isabet etmiş bedenine. O kurşunların çıktığı silahın ruhsatını 1 ay önce almış katil! Rastgele sıkmış kim varsa artık orada diye. Hak arayan öğrenciyi katil yakalamış gibi yerlerde sürükleyerek ters kelepçeyle gözaltına alan polis, bu katili de şefkatli kollarla koruyarak bindirmişti ekip aracına. O da karakolda öncekiler gibi yine kahraman gibi karşılanmış mıdır, hatıra fotoğrafı çektirmiş midir, bilemiyorum. Ölümden zevk alanlar, zafer naraları atanlar, oh olsun diyenler… Boğulacakmış gibi hissediyor insan…</p>
<p>Biz ne kadar söylesek anlamayacak hatta bizi de hain diye yaftalayacaklar ama olsun, yine de sözümüz, duruşumuz belli olsun. O Alevi’ydi, bu Ermeni’ydi, şu Kürt’tü, öteki zaten haindi diye diye bu ülkenin masum ve emekçi evlatlarına ödetiyoruz en ağır bedelleri. Yani bizzat kendimiz ödüyoruz, birileri bu karşıtlıkları kaşıyarak primini yapmaya devam ederken. Lamı cimi yok, kurşun hangi masumu vuruyorsa onun yanındayız, onun yanında olmalıyız bu ülkede barışı, adaleti, kardeşliği sağlamak için ve zalimden hesap sormak için.</p>
<p>Hrant Dink’in eşi Rakel Dink şöyle demişti eşi katledildikten sonra: “Katil kim olursa olsun, bir zamanlar bebek olduklarını biliyorum. Bir bebekten bir katil yaratan karanlığı sorgulamadan hiçbir şey yapılamaz kardeşlerim.” Evet sorulması gereken budur. Sorgulanması gereken budur. Siz bu ülkenin bebeklerini nasıl bu hale getirdiniz? Siz bu ülkenin bebeklerini nasıl böylesine birbirine düşmanlaştırdınız? Siz bu ülkenin bebeklerini nasıl katil yaptınız? Ve siz işte tam da bunları yaparak bu ülkeye nasıl kıydınız…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://viratrabzon.com/yazar/hakanaytac/konu/bebekten-katil-yaratmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Gün Tek Başına</title>
		<link>https://viratrabzon.com/yazar/hakanaytac/konu/bir-gun-tek-basina/</link>
					<comments>https://viratrabzon.com/yazar/hakanaytac/konu/bir-gun-tek-basina/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hakan Aytaç]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Sep 2021 13:57:08 +0000</pubDate>
				<guid isPermaLink="false">https://viratrabzon.com/yazarlar/hakanaytac/konu/bir-gun-tek-basina/</guid>

					<description><![CDATA[Yok hayır. Vedat Türkali’nin o unutulmaz eserinden bahsetmeyeceğim. Bu ara fazlasıyla gündem oldu zaten. Bahsedeceğim konu malum; Sedat Peker “bir gün tek başına” kaldı ve bir zamanlar birlikte yürüdüğü iktidarın öde gelen isimlerine savaş açtı. Nedendi, nasıldı analizlerine girmeyeceğim. Şikâyetim başka. Sedat Peker, “bir gün tek başına” kaldı ve herkesin bir numaralı gündem maddesi haline&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yok hayır. Vedat Türkali’nin o unutulmaz eserinden bahsetmeyeceğim. Bu ara fazlasıyla gündem oldu zaten. Bahsedeceğim konu malum; Sedat Peker “bir gün tek başına” kaldı ve bir zamanlar birlikte yürüdüğü iktidarın öde gelen isimlerine savaş açtı.</p>
<p>Nedendi, nasıldı analizlerine girmeyeceğim. Şikâyetim başka. Sedat Peker, “bir gün tek başına” kaldı ve herkesin bir numaralı gündem maddesi haline geldi. Hepimiz de heyecanlanarak, umutlanarak, beklentiye girerek takip ettik. Çünkü muhalefetin sorması gereken hesabı sormaya başlamıştı. Muhalefetin halkta yaratması gereken heyecanı, umudu, beklentiyi o yaratmaya başlamıştı. Evet bu çok açık; bir “suç örgütü liderinin” sözlerinden medet umar hale geldik. Bu da bize dert olsun!</p>
<p>Çoğu kişi onun aslında ne kadar kültürlü olduğunu fark edip içten içe takdir etti. Çünkü memlekette kültürlü insanlar iyi yerlere gelemiyordu ve iyi yerlere gelenlerin de ne kadar cahil olduğuna artık şaşıramayacak kadar alışmıştık.</p>
<p>Bilip de söylemeye cesaret edemediğimiz ‘pislik’leri ortalığa saçıyordu da onun gemileri yakmaktaki cesaretinden dem vuruyorduk. Haksız kazanç elde edenlerin ipliğini bir bir pazara çıkarıyordu da biz ipin ucunun daha nerelere kadar gideceğini hevesle bekliyorduk. Haksız yere makam, mevki, konum elde edenleri rezil rüsva ediyordu da biz onların tuttuğu köşe başlarından birer ikişer nasıl ayrılmak ve ortalıktan kaybolmak zorunda kalmalarına tanık oluyorduk, zevkle.</p>
<p>Peker’i izlemek için çalar saatler kuruyor, uykumuzdan feragat ediyor, planlarımızı ona göre ayarlıyorduk. Çünkü milyonlarca seçmeni olan hiçbir muhalefet partisinin çekemediği ilgiyi çekmeyi başarmıştı. Yüz milyonlarca izlenmeye birkaç ayda ulaşırken on yıllardır, “Böyle bir şey olabilir mi?” demekten öteye gidemeyenlerden çok daha etkili olduğunu görüyorduk, utanarak.</p>
<p>Çakma gazeteciler, çakma solcular, çakma İslamcılar derken haksız mıydı söylediklerinde? Şüphesiz haklıydı. Etrafımızı her konunun çakması sarmamış mıydı gerçekten? Elbette bir Sedat Peker güzellemesi değil bu. Ama bütün bunlar doğru mu, değil mi? Peki bir “suç örgütü liderinden” medet ummakta kabahat bizde mi? Diyeceksiniz ki belgesiyle de konuşsan seni ya tazminata ya hapse mahkûm ediyor. Doğru. Peki vaziyeti bu kadar vahim hale kim getirdi? Bu hale gelmesine kim sebep oldu? Buna sebep olanın kendi başarısızlıkları olduğunu bal gibi bilmelerine rağmen, kimler vazgeçemediler koltuklarından, konumlarından, konforlarından? Temsil hakları bile birer ikişer ellerinden alınırken, her önüne gelen hapsedilirken neden çıkmadılar meydana? Neden rahatlarından ödün verip sokak sokak, mahalle mahalle, kapı kapı anlatmadılar haksızlığı, hukuksuzluğu, yolsuzluğu da herkes Pazar sabahlarını bekler oldu? Bir çift söz söylemekten imtina etti fikirlerine en güvendiklerimiz… Ahmet Şık buna cevabı çoktan verdi: <strong>“ ‘Muhalefet nerede?’ diye soranlar; muhalefetin kendisi olduğunu anımsayıp konforundan vazgeçtiğinde bitecek bu sessizlik.”</strong></p>
<p>Unutmadan… Videolarda, masasına koyduğu kitaplar satış listelerini alt üst etmeye başladı. Çevirip sorsanız on kişiden dokuzunun tanımayacağı üstatlar keşfedilmeye başlandı. Bir mafya babası ülkedeki kitap okuma oranını artıyor adeta! Biz ise gülsek mi ağlasak mı bilemeyeceğimiz çelişkileri yaşıyoruz. Vedat Türkali görse, ne derdi bilemiyorum ama ondan alıntılayarak bitirelim, konuyu özetleyen cümlesiyle:</p>
<p>“Her yerde, her dönemde egemen güçlerin bağladığı yerde otluyordu aydın sürüleri; karanlığı yaratan da buydu. Aydın o sürüye katılmayana denirdi.”</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://viratrabzon.com/yazar/hakanaytac/konu/bir-gun-tek-basina/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kaç kupa bir hayat eder?</title>
		<link>https://viratrabzon.com/yazar/hakanaytac/konu/kac-kupa-bir-hayat-eder/</link>
					<comments>https://viratrabzon.com/yazar/hakanaytac/konu/kac-kupa-bir-hayat-eder/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hakan Aytaç]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Sep 2021 13:57:08 +0000</pubDate>
				<guid isPermaLink="false">https://viratrabzon.com/yazarlar/hakanaytac/konu/kac-kupa-bir-hayat-eder/</guid>

					<description><![CDATA[Biliyorsunuz, A Milli Futbol Takımımız için Avrupa Şampiyonası öncesi Kıraç’a yaptırılan marş çokça eleştirilmişti. Marş sanki savaşa gidermişiz gibi abartılı ve gereksiz sözler içeriyordu. Dardanel Ton Balığı markası ise İtalyanlarla oynayacağımız maça gönderme yaparak “Bu akşam makarnaya koyuyoruz!” şeklinde rezil bir cinsiyetçi paylaşım yapmıştı. Durum bizde böyleyken şampiyonanın ikinci gününde ise çok trajik ve aynı&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p dir="auto">Biliyorsunuz, A Milli Futbol Takımımız için Avrupa Şampiyonası öncesi Kıraç’a yaptırılan marş çokça eleştirilmişti. Marş sanki savaşa gidermişiz gibi abartılı ve gereksiz sözler içeriyordu. Dardanel Ton Balığı markası ise İtalyanlarla oynayacağımız maça gönderme yaparak “Bu akşam makarnaya koyuyoruz!” şeklinde rezil bir cinsiyetçi paylaşım yapmıştı. Durum bizde böyleyken şampiyonanın ikinci gününde ise çok trajik ve aynı zamanda anlamlı bir olay yaşandı.</p>
<p dir="auto">Danimarka-Finlandiya maçında, bir anda sahada yere yığılan ve kalbi durduğundan şüphelenilen Cristian Eriksen’e takım kaptanı Simon Kjaer ilk müdahaleyi yapıp arkadaşını hayata döndürdü. Sağlık ekipleri gelene kadar Eriksen’i doğru pozisyonda tuttu, arkadaşı bu durumdayken görüntü alınmasını ve böyle hatırlanmasını engellemek için etrafında etten duvar ördürdü. Eşini teselli etti, sakinleştirdi ve günün kahramanı oldu.</p>
<p>Kazanacağı kaç maç, kaç kupa onu daha fazla onurlandırabilir dersiniz?  Kjaer bugün hem hayat kurtardı hem de herkese ders verdi.</p>
<p>Peki ya Finlandiya ve Danimarka taraftarlarının karşılıklı Cristian-Eriksen tezahüratına duygulanmamak elde mi?</p>
<p>Demek ki neymiş; spor dediğimiz insanlık, dostluk, dayanışma, sorumluluk bilinci, zeka ve ince düşünce de gerektirirmiş.</p>
<p>Demek ki neymiş, futbol top tüfek, tekme tokat savaşa gitmek değilmiş. Kendi oyuncusunu asker, rakibi düşman gibi görüp milliyetçi duygulara oynayarak prim yapanlar bugün iyi bir tokat yediler. Bu özet yeterli sanırım. İyi anlamamıza vesile olması dileğiyle. Geçmiş olsun Eriksen&#8230;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://viratrabzon.com/yazar/hakanaytac/konu/kac-kupa-bir-hayat-eder/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sahi Ne Oldu Boğaziçi&#8217;ne?</title>
		<link>https://viratrabzon.com/yazar/hakanaytac/konu/sahi-ne-oldu-bogazicine/</link>
					<comments>https://viratrabzon.com/yazar/hakanaytac/konu/sahi-ne-oldu-bogazicine/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hakan Aytaç]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Sep 2021 13:57:07 +0000</pubDate>
				<guid isPermaLink="false">https://viratrabzon.com/yazarlar/hakanaytac/konu/sahi-ne-oldu-bogazicine/</guid>

					<description><![CDATA[Bir ara ülkenin bir numaralı gündem maddesi olan, Boğaziçi Üniversitesi meselesi ne oldu? Öğrenciler atanmış rektör istemedikleri ve buna karşı direndikleri için vatan haini, hatta terörist bile ilan edilmişti. Eylemler biraz sönülmenmiş, konu ülkenin baş döndürücü gündeminden düşmüş olsa da üniversitenin hocaları dün sağanak yağış altında bile eylemlerine devam ettiler, rektör Melih Bulu’yu istifaya davet&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bir ara ülkenin bir numaralı gündem maddesi olan, Boğaziçi Üniversitesi meselesi ne oldu? Öğrenciler atanmış rektör istemedikleri ve buna karşı direndikleri için vatan haini, hatta terörist bile ilan edilmişti. Eylemler biraz sönülmenmiş, konu ülkenin baş döndürücü gündeminden düşmüş olsa da üniversitenin hocaları dün sağanak yağış altında bile eylemlerine devam ettiler, rektör Melih Bulu’yu istifaya davet ettiler.</p>
<p>Peki bu ısrar niye? Bu haftaki Oksijen Gazetesi’nde Cem Say’ın yazısına bakalım. Üniversitelerin neden özgür düşünceye, özgür araştırmaya ve tartışmaya sahip olması gerektiğini çok daha iyi anlayacağız sanıyorum:</p>
<p><em>“1977’de üniversite özerkliği hiçe sayarak atanan bir rektörün yarattığı sorunları anlatmaya çalışan bir grup ODTÜ hocasına Genelkurmay’dan davet gelir. Heyetin sözcüsü olan inşaat mühendisi Uğur Ersoy’un sunumunun sonunda Genelkurmay Başkanı Semih Sancar sorar: “Hocam bizim de üniversitemiz var, Harp Okulu. Orada çıt çıkmıyor, sizde ise hır güt bitmiyor, neden?”</em></p>
<p><em>Uğur hoca ağzını açarken heyetin kıdemli üyesi, büyük matematikçi Cahit Arf, “Uğur bu soruya ben cevap vermek isterim,” diye araya girer: “Paşam, siz Harp Okulu’nda öğrenciye ne öğretileceğini biliyor musunuz?” </em></p>
<p><em>“Elbette biliyoruz,” der paşa. </em></p>
<p><em>Arf’ın yanıtı ünlüdür: “Bakım Paşam, sorun buradan kaynaklanıyor, biz üniversitede öğrenciye ne öğreteceğimizi tam olarak bilmiyoruz, daha doğrusu emin değiliz. Emin olsaydık orası üniversite olmazdı. Üniversite tartışarak gerçeklerin araştırıldığı yerdir. Tartışma olan yerde de sorunlar çıkması doğaldır.”</em></p>
<p>Cahit Arf, büyük bir mütevazilikle yaptığı açıklamada aslında oldukça kibar davranmış. Zira, hayata bakış açısı bakımından birbirlerine taban tabana zıt olduğunu söyleyebileceğimiz, emir komuta zinciri içerisinde mantığın aranmadığı bir askeri harp okulu ile özgür düşüncenin, araştırmanın, itirazın olduğu, en azından olması gerektiği yer olan üniversiteyi karşılaştırmak hafif tabirle büyük hata! Çünkü bilimin yapıldığı yerde hiçbir diktenin, dogmanın yeri yoktur. Bilimsel gelişmelere, buluşlara imza atanların sahip oldukları temel özellik budur. Fakat ülkenin gençlerini belirli bir kalıba sokmak isteyen, sorgulamalarından, bu sebeple onları “rahat yönetemeyeceklerini” düşünerek korkan zihniyetin aslında arzu ettikleri biçim de tam olarak bu.</p>
<p>Öyle ya, eğitim seviyesi arttıkça oy oranlarının azaldığını itiraf eden, üniversite mezunlarının sayısı arttıkça fenalık geçirdiğini, cahil halkın ferasetine daha fazla güvendiklerini söyleyen profesör ünvanlı kişileri görünce üniversitelerin neden bağımsız, özgür ve özerk olmaları gerektiğine daha net ikna oluyoruz. Onların da neden kati biçimde boyundurluk altına almak istediklerini de… Aynı topraklarda yaşayanlar olarak ayrıldığımız nokta işte tam olarak da bu. Kargo grubunun, toplumun iki farklı bakış açısını, simgesel olarak Boğaziçi Köprüsü’nün ayırdığını anlattığı “Boğaziçi” şarkısında gibi… Bugün açıp tekrar dinlemenizi tavsiye ederim.</p>
<p><em>“Ayır bizi Boğaziçi<br />
Kurtar bizi boğulmadan<br />
Ayır bizi Boğaziçi<br />
Kutsa beni atlamadan”</em></p>
<p>Akademinin onurunu korumak için sağanak yağmur altında nöbet tutan hocalara ve vazgeçmeksizin itiraz eden aydınlık gençlere selam olsun…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://viratrabzon.com/yazar/hakanaytac/konu/sahi-ne-oldu-bogazicine/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hizmet Değil Hezimet Sektörü</title>
		<link>https://viratrabzon.com/yazar/hakanaytac/konu/hizmet-degil-hezimet-sektoru/</link>
					<comments>https://viratrabzon.com/yazar/hakanaytac/konu/hizmet-degil-hezimet-sektoru/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hakan Aytaç]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Sep 2021 13:57:07 +0000</pubDate>
				<guid isPermaLink="false">https://viratrabzon.com/yazarlar/hakanaytac/konu/hizmet-degil-hezimet-sektoru/</guid>

					<description><![CDATA[İflas eden cafe-restoran oranı %25’e ulaşmış. Sektörün çalışanları açlığa mahkum. Dört gözle açılma kararını bekliyorlar, akşam çıkıp, “Yarın aç ama saat 21’e kadar” diyorsun. Birçok işletmeyi defalarca ters köşeye yatırıp işi “aç kapa artema”ya dönüştürdün, şimdi de akşamdan sabaha hazırlan diyorsun, mal tedarik etmesi için fırsat tanıdın mı? Peçete mi yedirecek adam müşteriye? Bulabildiği personeli&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div dir="auto">İflas eden cafe-restoran oranı %25’e ulaşmış. Sektörün çalışanları açlığa mahkum. Dört gözle açılma kararını bekliyorlar, akşam çıkıp, “Yarın aç ama saat 21’e kadar” diyorsun.</div>
<div dir="auto"></div>
<div dir="auto">Birçok işletmeyi defalarca ters köşeye yatırıp işi “aç kapa artema”ya dönüştürdün, şimdi de akşamdan sabaha hazırlan diyorsun, mal tedarik etmesi için fırsat tanıdın mı? Peçete mi yedirecek adam müşteriye? Bulabildiği personeli hemen hurra yığmaya çalışacak dükkana. Kısa çalışmadaki personeli öldü mü, kaldı mı, covidli mi, yoksa bunalıma girip intihar mı etti biliyor mu?</div>
<div dir="auto"></div>
<div dir="auto">Bir de saat 9’da ve Pazar kapat diyorsun. Eh özellikle alkollü mekanların iş yaptığı zaman bu. Diyorsanız ki ben zaten bunları komple bitirecem, doğru yoldasınız. Kongreleri söylemiyorum ama otel restoranları ve AVM’ler açıkken işletmelerin açık mekanlarının bile hizmet dışı olması saçmalığın dik alasıydı. Şimdi nasıl ki gündüz kahvehaneye gidebiliyorken, öğlen sinemada film izleyebiliyorken akşam 22’den sonra dışarıya tek başına yürüyüşe çıkmamızın yasak olması saçmaysa, bunun da pek akla yatkın yanı yok.</div>
<div dir="auto"></div>
<div dir="auto">Ama fırsatını bulmuş gibi hafta sonları -ne alakaysa- alkol satışına yasak koyanların vardır bir bildiği. Zaten ülkemizde hizmet sektörü, hezimet sektörüne dönüşmüş durumda. Bu satırlar da bir süredir kenara köşeye yazdığım “Hezimet Sektörü” notlarımın ilki olsun o halde. Hizmet sektörünün sabırlı, özverili emekçilerinin, karşılaştıkları zorlu, bazen komik, bazen saçma hadislere dilim döndüğünce değinmeye çalışacağım Tüm sektör emekçilerine selam olsun&#8230;</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://viratrabzon.com/yazar/hakanaytac/konu/hizmet-degil-hezimet-sektoru/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Oy Dere İkizdere&#8230;</title>
		<link>https://viratrabzon.com/yazar/hakanaytac/konu/oy-dere-ikizdere/</link>
					<comments>https://viratrabzon.com/yazar/hakanaytac/konu/oy-dere-ikizdere/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hakan Aytaç]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Sep 2021 13:57:04 +0000</pubDate>
				<guid isPermaLink="false">https://viratrabzon.com/yazarlar/hakanaytac/konu/oy-dere-ikizdere/</guid>

					<description><![CDATA[Gelin bugün biraz vatan hainliği yapalım. Bizim gibilere, “Ülkenin gelişmesini istemeyen vatan hainleri” diyorlar ya hani. Nasıl da anladılar onu bilmem ki, neyse… Gün geçmiyor ki yurdun cennet köşelerinden birinde daha doğa katliamı yaşanmasın. Bugünlerde Rize İkizdere’de yapılmaya çalışılan taş ocağı gündemde. Bölgenin ihtiyacı olan suyun yüzde 75’ini karşılayan İşkencedere Vadisi sonsuza dek yok olma&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gelin bugün biraz vatan hainliği yapalım. Bizim gibilere, “Ülkenin gelişmesini istemeyen vatan hainleri” diyorlar ya hani. Nasıl da anladılar onu bilmem ki, neyse…</p>
<p>Gün geçmiyor ki yurdun cennet köşelerinden birinde daha doğa katliamı yaşanmasın. Bugünlerde Rize İkizdere’de yapılmaya çalışılan taş ocağı gündemde. Bölgenin ihtiyacı olan suyun yüzde 75’ini karşılayan İşkencedere Vadisi sonsuza dek yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Vadi dünyanın en kaliteli kestane balının kaynağı… Ama kimin umurunda?</p>
<p>HES’ler ile Karadeniz’in yeşilini katlettiler, derelerini kuruttular, doğasını yok ettiler ama son ağaç kesilene kadar durmaya niyetleri yok! Taşın altından çıkan firma ise yine Cengiz İnşaat. 16 milyon ton taş çıkaracakmış. Peki orada yaşayan halka soran oldu mu? Elbette hayır! Doymuyorlar, durmuyorlar, yok etme pahasına ceplerini şişirmekten vazgeçemiyorlar. Ucunda bunca insanın ahını almak, binlerce canlının yaşam alanını yok etmek, bunca nefreti kazanmak olmasına rağmen nasıl böyle hoyratça davranabiliyorlar anlamak mümkün değil. İncelemeye alınması gereken bir vaka olduğunu düşünüyorum.</p>
<p>Köylüler gece gündüz, oruç karnına direnişte. Kendi yaşam alanlarını yüreklerini ortaya koyarak savunuyorlar. Çalışma alanına girerek makinaları durdurmaya çalışıyorlar. Jandarma ise kadın eylemcilerin üzerine kepçeyle taş itiyor! Üzerlerine otuz santimden biber gazı sıkılan, kelepçelenerek gözaltına alınan, kimisine de Sokağa Çıkma Yasağını ihlal bahanesiyle para cezası yazılan 70 yaşını geçkin nineler, dedeler bile canları pahasına mücadele ediyorlar. Gerekçeleri gayet makul: “Proje sonunda vadide su tükenecek, tarım ve hayvancılık ölecek. Bölge yaşanmaz hale gelecek, biz burada doğduk büyüdük, başka yerde yaşamayız!”</p>
<p>Açılan dövizlerde ise şunlar yazılı:</p>
<p>&#8220;Çay mı Taş mı?&#8221;, “Bal mı Taş mı?”, &#8220;Dinamit Değil Kuş Sesi&#8221;, &#8220;Sular Özgür Aksın…&#8221;</p>
<p>Pankartlar gibi söylemleri de oldukça yaratıcı ve düşündürücü. Eylemlere müdahale eden jandarmaya karşı köylülerden biri şunları söylüyordu: “Müteahhidin değil, bizim askerimizsin. Sen şehit olsan o ağlamaz, ben ağlarım.”</p>
<p>Şu sözlerdeki ince düşünceye, şu kıvrak zekaya bakar mısınız? Kolluk kuvvetlerinin halkı değil, iktidarları korumakla görevlendirildiklerini sayfalarca anlatsak bu sözler kadar iyi ifade edemeyiz. Ve maalesef o arkadaşlar da köylüye, işçiye, öğrenciye orantısız şiddet uygularken memleketi koruyup kolladığını sanıyor. Karşısındakini de hain…</p>
<p>Başka bir yurttaş şunları söylüyor: “Dedem 1945’te 10 sarı lira verip ağaç aldı. Dedemin mezarı da burada. Şimdi Cengiz onları bizden almak istiyor. Taş ocağı olacak diye mezarın yeri mi değişsin?”</p>
<p>Ölüye diriye saygısı olmayan Cengiz ve şürekası kimsiniz ya siz, kendinizi ne sanıyorsunuz?</p>
<p>Rize’deki direniş sırasında, 10 yıl önce HES’lere karşı Hopa’da yapılan protestolarda sıkılan biber gazının etkisiyle kalp krizi geçirip yaşamını yitiren öğretmen Metin Lokumcu’nun davası geçtiğimiz gün başladı.  10 yıl evet, soruşturma süresi 10 yıl süren mahkeme! Mahkeme bütün suçlamaları reddetti. Öyle ya, tek suçlu bölgesinin katledilmesini istemeyenlerin olabilir ancak.</p>
<p>Fakat memleketini kimin ne kadar sevdiğini başkaları bilemez. O yüzden, ne siyasilerin, ne çıkar gruplarının doğum yerlerine bakıp aldanmayın, ne oy verirken, ne de onları savunurken veya yererken. Hangimiz Metin Lokumcu öğretmenden daha vatansever olabiliriz ki? Veya şarkıcı Tarkan kadar kaç tane gerçekten Rizeli vardır memlekette!? Bakın ne diyor popstar:</p>
<p>“Canım memleketim Rize, canım İkizdere, canım hemşehrilerim! Acılı feryadınızı duyuyorum. İçim yanıyor benim de! Doğanızı, yurdunuzu korumak istemekteki haklı isyanınızı derinden hissediyorum ve bu mücadelenizde tüm kalbimle yanınızdayım.”</p>
<p>Bugünlerde bu cümleleri kullanmak biraz cesaret istiyor. Maazallah vatan haini bile derler adama. Ama günümüz şartlarında pek mühim değil. Zaten vatan haini ilan edilmemiş kaç kişi kaldık ki şurada? Nasıl ki tarih tek ve gerçek yargılayıcıdır, gelecek nesle bıraktığını coğrafya, doğa ve iklim de kimin ne olduğu ve nasıl hatırlanacağı konusunda net ipuçları verecektir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://viratrabzon.com/yazar/hakanaytac/konu/oy-dere-ikizdere/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Bir Bayburtlu, bir İstanbullu&#8230;&#8221;</title>
		<link>https://viratrabzon.com/yazar/hakanaytac/konu/bir-bayburtlu-bir-istanbullu/</link>
					<comments>https://viratrabzon.com/yazar/hakanaytac/konu/bir-bayburtlu-bir-istanbullu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hakan Aytaç]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Sep 2021 13:57:03 +0000</pubDate>
				<guid isPermaLink="false">https://viratrabzon.com/yazarlar/hakanaytac/konu/bir-bayburtlu-bir-istanbullu/</guid>

					<description><![CDATA[Yok hayır, başlığa bakıp fıkra anlatacağımı sanmayın. Gerçi yaşadıklarımız gerçekten de bir fıkraya benziyor ya, orası ayrı konu. Sokağa çıkma yasağının saat 19’a alınmasıyla İstanbul gibi kalabalık şehirlerde nasıl yoğunluğun, nasıl yığılmanın yaşanacağını yarın hepimiz göreceğiz.  Tıpkı hiç detay vermeden duyurdukları, “İki saat sonra sokağa çıkma yasağı başlayacak. Şimdi bakın bakalım başınızın çaresine,” gibi insanları&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="aee4a9f8b8244e64p1"><span class="e623268c383f13bbs1">Yok hayır, başlığa bakıp fıkra anlatacağımı sanmayın. Gerçi yaşadıklarımız gerçekten de bir fıkraya benziyor ya, orası ayrı konu.</span></p>
<p class="aee4a9f8b8244e64p1"><span class="e623268c383f13bbs1">Sokağa çıkma yasağının saat 19’a alınmasıyla İstanbul gibi kalabalık şehirlerde nasıl yoğunluğun, nasıl yığılmanın yaşanacağını yarın hepimiz göreceğiz. </span></p>
<p class="aee4a9f8b8244e64p1"><span class="e623268c383f13bbs1">Tıpkı hiç detay vermeden duyurdukları, “İki saat sonra sokağa çıkma yasağı başlayacak. Şimdi bakın bakalım başınızın çaresine,” gibi insanları panikleten abuk karardaki gibi. Halbuki İstanbul gibi kalabalık şehirlerde, insanların işlerini hallettikten sonra evlerine gitmeyip aylak aylak dolanmaları değil, eve varamıyor olmaları esas sorun!</span></p>
<p class="aee4a9f8b8244e64p1"><span class="e623268c383f13bbs1">Şimdi toplu taşımada da sokakta da markette de herkes işlerini bir an önce halletmek için kısıtlı vakitte yoğunluk oluşturacaklar. Virüsün en sevdiği! Yoğunluğun saatlere yayılması kalabalık şehirler için en doğrusuydu bana göre! Ne demeye mi çalışıyorum? Bütün bu yazdıklarımı tek cümlede özetleyen Göksu Kızı kullanıcısının tweet’ine bakalım:</span></p>
<p class="aee4a9f8b8244e64p1"><span class="e623268c383f13bbs1">“Yani düşünün 15 milyon nüfuslu İstanbul ile 82 bin nüfuslu Bayburt aynı saatte eve ulaşacak! Challenge budur!”</span></p>
<p class="aee4a9f8b8244e64p1"><span class="e623268c383f13bbs1">Yine mesai saatinin erken bitmesi ve trafiğin daha erken başlamasıyla benim de normalde yarım saat sürmesi gereken işe gidiş gelişim de son bir aydır birbuçuk saatten az sürmüyordu. Şimdi 3 saate eve varırız inşallah! Neyse ki arabalar birbirine virüs bulaştıramıyor desem de teselli vermiyor. Zira insan, yürüme hızından daha yavaş giden trafikte cinnet geçirmemek için kendini zor tutuyor. Artık dayanamayıp arabasını yakma salgını başlarsa şaşırmam.</span></p>
<p class="aee4a9f8b8244e64p1"><span class="e623268c383f13bbs1">Tüm bunların yanında Sağlık Bakanı da salgının yayılması konusunda “Suçlu hepimiziz, 84 milyon” demiş. Ah ne kadar da birleştirici bir söyle, sahiden gözlerim doldu. Kendisinin suçlamalarını kendim ve halkım adına reddediyorum! Kişisel olarak herhangi bir emeğim, desteğim, yardım ve yataklığım olmamıştır. Siz onu, Lebaleb kongreye giden parti otobüsünde hunharca “Ak Ak Ak” diye çığırıp tükürüklerini etrafa saçan teyzeye söyleyin!</span></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://viratrabzon.com/yazar/hakanaytac/konu/bir-bayburtlu-bir-istanbullu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mendilimin İçine Pudra Şekeri Doldurdum</title>
		<link>https://viratrabzon.com/yazar/hakanaytac/konu/mendilimin-icine-pudra-sekeri-doldurdum/</link>
					<comments>https://viratrabzon.com/yazar/hakanaytac/konu/mendilimin-icine-pudra-sekeri-doldurdum/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hakan Aytaç]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Sep 2021 13:57:02 +0000</pubDate>
				<guid isPermaLink="false">https://viratrabzon.com/yazarlar/hakanaytac/konu/mendilimin-icine-pudra-sekeri-doldurdum/</guid>

					<description><![CDATA[Pudra şekeri olayı malumunuz. Herkes dalgasını geçiyor, espriler yapıp eğleniyor fakat durum aslında o kadar ciddi ki, “Güleriz ağlanacak halimize” deyimi yine bu örnek için de fazlasıyla uygun düşüyor. Konuyu hatırlatalım, internette dolanan bir videoda AUDİ marka lüks bir arabanın şoför koltuğunda oturan 20’li yaşlarda bir genç yanındaki tabakta bulunan maddeyi küçük bir boru yardımıyla&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Pudra şekeri olayı malumunuz. Herkes dalgasını geçiyor, espriler yapıp eğleniyor fakat durum aslında o kadar ciddi ki, “Güleriz ağlanacak halimize” deyimi yine bu örnek için de fazlasıyla uygun düşüyor.</p>
<p>Konuyu hatırlatalım, internette dolanan bir videoda AUDİ marka lüks bir arabanın şoför koltuğunda oturan 20’li yaşlarda bir genç yanındaki tabakta bulunan maddeyi küçük bir boru yardımıyla burnuna çekiyor. Elbette izleyen herkes neler yaşadığına dair tahminlerde bulunuyor ama gencin AKP içinde mühim bir konumda olması, meseleyi daha önemli hale getiriyor.</p>
<p>Kürşat Ayvatoğlu’nun sosyal medyadan paylaştığı fotoğraflarda oldukça lüks ve pırıltılı bir hayat yaşadığı, ülkenin en kritik konumlardaki kişilerle yan yana görülüyor. Öyle olunca da haliyle insanlar soruyor, nereden geliyor bu değirmenin suyu diye. Kürşat ilk zamanlar liseden terkti, işsizdi, parasızdı. Ailesine ait sürekli arıza yapan bir arabayı sürüyordu. Derken 2014 yerel seçimlerinde AKP’nin Belediye Başkan Adayının kampanyasında çalışmalara katıldı. Sıradan bir grafikerdi. AKP seçimleri kazanınca belediyeye girdi. Hayatı bir anda değişen Ayvatoğlu, Kültür Sanat Müdürlüğü’ne yükseldi. Fakat tek görevi bu değildi. İddiaya göre ihaleler onun elinden geçiyor, “işi” olan ona koşuyordu. Şirketler, dükkanlar, ortaklıklar derken, hakkında birçok iddia ve dedikodu olan Kürşat pahalı arabalar, şık elbiseler ve şatafatlı bir yaşama çoktan alışmıştı. “Şüpheli” ihaleler de cabası. Belediyeye kesilen 100 bin liralık pastırma faturası bunlardan sadece bir tanesi.</p>
<p>2019’da AKP belediyeyi kaybetti ama Kürşat, bu sefer AKP Genel Merkez’e transfer oldu. Büro personeli olarak! Ondaki cevheri görenler olmuş demek ki! Eh, Kastamonu Belediyesi 78 milyon borçla devredilmiş, kolay mı? Kürşat gözaltına alındıktan sonra verdiği ilk ifadede kokain değil, eğlence amaçlı pudra şekeri çektiklerini açıkladıktan sonra serbest bırakıldı. Fakat ikinci kez gözaltına alındığında uyuşturucu kullandığını itiraf etti. Bir de kendisini acındırarak: “Güç ve nüfuz elde etmek için AKP’de yer aldım. Uyuşturucu batağına sürüklendim. Yolunu şaşırmış, savrulup duran bir gencim.”</p>
<p>Vallahi söylediğinin aksine pek öyle savrulmadığı, hep yukarı gittiği, hep daha fazlasına sahip olduğu belli. Yoksa 3 bin lira maaşla 3 milyonluk jip nasıl alınır ki? Yani mesele “buruna çekilen pudra şekeri” değil dostlar, siz hala anlamadınız mı? Sıradan, vasıfsız bir AKP’linin, hadi o kadar haksızlık etmeyelim, bir BÜRO PERSONELİ’nin pırıltılı bir hayata nasıl hızla yükseldiğinin hikayesinin açığa çıkmış olmasıdır konumuz, o kadar. Bilinen bilinmeyen sayısız örnek daha vardır kuşkusuz.</p>
<p>Şimdi biraz düşünelim. Bu ve benzeri örnekleri üst üste koysak ne kadar yüksek bir dağla karşılaşırız? Korkunç, öyle değil mi? İşsizlik, yoksulluk, hayat pahalılığı içinde çırpınan bir halk gerçeği önümüzde duruyorken, bir de bu gerçeğimiz var maalesef. Ne diyordu o ünlü pankartta: “Sahip olduğunuz zenginlik, bizden çaldıklarınızdadır.”</p>
<p>Peki bunu yeterince anlatabiliyor muyuz halka? Bir bakalım: Bir sokak röportajında 2 bin lira emekli maaşı aldığını söyleyen vatandaş geçinemediğini söylerken, yaklaşan yaşlıca bir adam tersini söyleyip yol yordam gösteriyor:</p>
<p>“Bak üzerimdeki bu kazak 12 TL.”</p>
<p>Beriki cevap veriyor.</p>
<p>“Yani sen o kazağı giyiyorsun diye ben de onu giymek zorunda mıyım?”</p>
<p>“Giyeceksin tabii ki.”</p>
<p>Amca bu sefer cebinden beyaz bir kumaş parçası çıkarıp gösteriyor:</p>
<p>“Bak bu cebimdeki mendil normal mendil değil, fanila kırığı!”</p>
<p>“Şimdi öyle bir saçmalıyorsun ki. Sen bunu kullanıyorsun diye ben de mi kullanacağım?”</p>
<p>“Kullanacaksın. Hayata uyacaksın.”</p>
<p>Adam isyan ediyor bu sefer. “Ya götünün donundan yırtmış cebine koymuş. Hayatın ne olduğundan haberleri yok. Bundan sen ne beklersin?”</p>
<p>Evet işte bu kadar çarpıcı. Adam öylesine yoksul ki mendil bile alamıyor, atletinden yırtıp kendisine mendil yapıyor.  Ama maalesef ne kadar yoksul olduğunun farkında değil. Çünkü kimse ona insan gibi yaşamayı göstermemiş, daha iyi bir hayat hak ettiğini söylememiş. Hayatı kendisine dağıtılacak bir torba kömür, bir paket makarnadan ibaret sanıyor. Yolsuzluklardan bahsedince de ya inkar ediyor ya da “Bal tutan parmağını yalar” diyerek meşrulaştırıyor. Çünkü fırsatını bulsa o da aynısını yapacak. “O almayacak da ben mi alacağım?” diyerek kendisini hakir görüyor, onu ezenlerden bile daha acımasızca. Çünkü dürüst yolla hayatı boyunca didinip dursa bile asla iyi bir yaşama sahip olamayacağını biliyor.</p>
<p>Kuşkusuz halka yeterince anlatamadığımızdan bizde de kabahat var. Fakat bundan sonra ne yapacağız, insanlara ezildiklerini, haklarının yendiğini, onlara gitmesi gereken kaynakların nasıl iç edildiğini daha başka nasıl anlatacağız, insanların gözlerini nasıl açacağız bilemiyorum ama bu yazı da tarihe bir not olsun deyip noktayı koyalım.</p>
<p>Ha unutmadan. Vatandaşın evlerinde, yastık altında sakladıkları altın ve dövizleri ekonomiye kazandırmaları çağrısı yenilenmiş. Ee, bende yok ki demeyin canım. Onlar da olanlara yinelediler zira…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://viratrabzon.com/yazar/hakanaytac/konu/mendilimin-icine-pudra-sekeri-doldurdum/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
