<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>bedri rahmi eyüboğlu &#8211; Vira Trabzon</title>
	<atom:link href="https://viratrabzon.com/etiket/bedri-rahmi-eyuboglu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://viratrabzon.com</link>
	<description>Haber Sitesi</description>
	<lastBuildDate>Fri, 14 Jan 2022 18:38:28 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>

<image>
	<url>https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2020/09/cropped-vira-icon-32x32.png</url>
	<title>bedri rahmi eyüboğlu &#8211; Vira Trabzon</title>
	<link>https://viratrabzon.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>USTA SANATÇIYA AYIP ETTİLER&#8230;</title>
		<link>https://viratrabzon.com/usta-sanatciya-ayip-ettiler-15554/</link>
					<comments>https://viratrabzon.com/usta-sanatciya-ayip-ettiler-15554/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Vira Trabzon]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 14 Jan 2022 18:38:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür ve Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Yerel Yönetimler]]></category>
		<category><![CDATA[AKP]]></category>
		<category><![CDATA[bedri rahmi eyüboğlu]]></category>
		<category><![CDATA[İBB AKP Grubu]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Tevfik Göksu]]></category>
		<category><![CDATA[Sacit Eyüboğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://viratrabzon.com/?p=15554</guid>

					<description><![CDATA[<div><img width="625" height="417" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/01/bedri-rahmi-eyuboglu-.jpg" class="attachment-medium size-medium wp-post-image" alt="bedri-rahmi-eyuboglu-" style="margin-bottom: 15px;" decoding="async" fetchpriority="high" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/01/bedri-rahmi-eyuboglu-.jpg 625w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/01/bedri-rahmi-eyuboglu--282x188.jpg 282w" sizes="(max-width: 625px) 100vw, 625px" title="USTA SANATÇIYA AYIP ETTİLER... 1"></div>İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) yeni yaptığı bir parka, ünlü ressam, yazar ve şair Bedri Rahmi Eyüboğlu isminin verilmesi önerisi AKP oyları ile engellendi. İstanbul Büyükşehir Belediye Meclis Üyesi Sacit Eyüboğlu&#8217;nun önerisi ile İBB yeni yaptığı parka Bedri Rahmi Eyüboğlu isminin verilmesi önerisi, Meclis çoğunluğunu elinde bulunduran AKP Grubu üyeleri tarafından reddedildi. AKP&#8217;liler, Ünlü ressamın adının&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h3 class="wp-block-heading">İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) yeni yaptığı bir parka, ünlü ressam, yazar ve şair Bedri Rahmi Eyüboğlu isminin verilmesi önerisi AKP oyları ile engellendi. </h3>



<figure class="wp-block-image is-resized"><img decoding="async" src="https://cdn.odatv4.com/images/2022_01/2022_01_14/odatv_image_65__826ae1fe57f641.jpg" alt="odatv image 65 826ae1fe57f641" width="798" height="449" title="USTA SANATÇIYA AYIP ETTİLER... 2"></figure>



<h5 class="wp-block-heading">İstanbul Büyükşehir Belediye Meclis Üyesi Sacit Eyüboğlu&#8217;nun önerisi ile  İBB yeni yaptığı parka Bedri Rahmi Eyüboğlu isminin verilmesi önerisi, Meclis çoğunluğunu elinde bulunduran AKP Grubu üyeleri tarafından reddedildi. AKP&#8217;liler, Ünlü ressamın adının parka verilmesi teklifini neden uygun görmediğini belirtmedi.</h5>



<p><strong>İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Meclisi</strong>, <strong>Ümraniye Armağanevler Mahallesi Diriliş Caddesi </strong>üzerinde, Büyükşehir Belediyesi tarafından yaptırılan isimsiz parka, ressam, şair ve yazar <strong>“Bedri Rahmi Eyüboğlu”</strong> isminin verilmesiyle ilgili teklifi görüştü. Aynı zamanda <strong>Bedri Rahmi Eyüboğlu</strong>’nun akrabası olan <strong>CHP Ümraniye Belediye Meclis üyesi Sacit Eyüboğlu</strong>’nun dilekçe ile yaptığı başvuru üzerine,<strong> İBB</strong> Harita Müdürlüğü söz konusu parka <strong>“Bedri Rahmi Eyüboğlu”</strong> adının verilmesini uygun görerek teklifi onay için Belediye Meclisi’ne gönderdi.</p>



<p><strong>İBB Harita Müdürlüğü</strong> tarafından gönderilen teklif, <strong>İBB Meclisi’nde AKP Grubu</strong> tarafından uygun görülmedi. Meclis çoğunluğuna sahip <strong>AKP Grubu</strong>, teklifi neden uygun görmediğinin gerekçesini belirtmedi. <strong>CHP</strong> grubunun kabul oyu verdiği teklif, oy çokluğu ile reddedildi.</p>



<p>Konu ile alakalı <strong>Vira Trabzon Haber</strong>&#8216;e konuşan <strong>İBB Meclis Üyesi Sacit Eyüboğlu</strong>; &#8220;<strong><em>Bu konu ile alakalı bizi bir kaç aydır sürekli oyalıyorlar.Bu konu için AKP Grup Başkan Vekili M.Tevfik Göksu ile de görüştüm.Bir daha ki mecliste görüşürüz gibi sürekli bizi oyaladılar.Neticede Bedri Rahmi Eyüboğlu dünyaya mal olmuş,önemli bir ressamdır.Ama maalesef engel oldular.&#8221;</em></strong>dedi.</p>



<p><strong>BEDRİ RAHMİ EYÜBOĞLU KİMDİR</strong>?</p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img decoding="async" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/01/image-1-edited.jpeg" alt="image 1 edited" class="wp-image-15557" width="773" title="USTA SANATÇIYA AYIP ETTİLER... 3"></figure>



<p>Aslen Trabzon Maçkalı olan ünlü ressam, yazar ve şair Bedri Rahmi Eyüboğlu, kaymakam olan babasının görevi nedeniyle, 1911 yılında Giresun Görele’de doğdu. İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde başladığı resim öğrenimini Paris’te sürdürdü. Öğreniminin ardından yurda dönen Eyüboğlu, yaşamı boyunca Güzel Sanatlar Akademisi’nde ders verdi.</p>



<p> Özellikle El Baskı Yazmacılık, gravür, seramik, heykel, vitray, mozaik, hat, serigrafi, litografi gibi birçok formlarda eserler üretti. Sanatçı, geleneksel süsleme ve halk el sanatlarında seçtiği motifleri yapıtlarında Batı&#8217;nın teknikleriyle birleştirerek kullandı. Şiirlerinde de halk kaynağından beslendi; masallardan, söylencelerden, türkülerden yararlanarak, doğa tutkusunu, insan sevgisini, yaşama sevincini, toplumsal sorunları yansıttı. Milletvekili Mehmet Rahmi Eyüboğlu&#8217;nun oğlu olan Bedri Rahmi Eyüboğlu, yazar ve çevirmen Sabahattin Eyüboğlu ve ilk kadın mimarlardan Mualla Eyüboğlu&#8217;nun kardeşi, ressam Eren Eyüboğlu&#8217;nun eşidir. Ünlü ressam, şair ve yazar Eyüboğlu, 1975 yılında İstanbul’da vefat etti.</p>



<figure class="wp-block-image"><img decoding="async" src="https://foto.haberler.com/haber/2021/06/23/bedri-rahmi-eyuboglu-kimdir-bedri-rahmi-eyuboglu-14219041_5214_amp.jpg" alt="Bedri Rahmi Eyüboğlu kimdir? Bedri Rahmi Eyüboğlu hayatı ve biyografisi -  Haberler" title="USTA SANATÇIYA AYIP ETTİLER... 4"></figure>



<p>“Zindanı Taştan Oyarlar” şiirini Bedri Rahmi Eyüboğlu, Bursa Cezaevi&#8217;nde tutuklu bulunan açlık grevindeki arkadaşı Nazım Hikmet için yazdı. “Yiğidim aslanım burda yatıyor” gibi farklı isimlerle de bilinen şiir özellikle Zülfü Livaneli&#8217;nin Uğur Mumcu, tarafından da beğenilen bestesinin, Uğur Mumcu&#8217;nun ölümünden sonra bir kült haline gelerek “Uğur Mumcu Ağıtı” olarak da bilindi. Mumcu&#8217;nun cenazesinde binlerce kişi tarafından söylenen bestelenmiş şiir, yıllar sonra Fazıl Say tarafından yeniden bestelenerek Serenad Bağcan tarafından seslendirildi.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://viratrabzon.com/usta-sanatciya-ayip-ettiler-15554/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hüseyin Çevik: &#8221;Şiir, yaşantının tamamıyla kendisidir&#8221;</title>
		<link>https://viratrabzon.com/huseyin-cevik-siir-yasantinin-tamamiyla-kendisidir-5822/</link>
					<comments>https://viratrabzon.com/huseyin-cevik-siir-yasantinin-tamamiyla-kendisidir-5822/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Vira Trabzon]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 06 Feb 2021 12:41:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür ve Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[anahtar konuştu]]></category>
		<category><![CDATA[bedri rahmi eyüboğlu]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[hüseyin çevik]]></category>
		<category><![CDATA[oktay rıfat horozcu]]></category>
		<category><![CDATA[orhan veli kanık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://viratrabzon.com/?p=5822</guid>

					<description><![CDATA[<div><img width="1080" height="1440" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2021/02/c9353152-5e56-48ba-bc80-b33936431139.jpg" class="attachment-medium size-medium wp-post-image" alt="c9353152-5e56-48ba-bc80-b33936431139" style="margin-bottom: 15px;" decoding="async" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2021/02/c9353152-5e56-48ba-bc80-b33936431139.jpg 1080w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2021/02/c9353152-5e56-48ba-bc80-b33936431139-768x1024.jpg 768w" sizes="(max-width: 1080px) 100vw, 1080px" title="Hüseyin Çevik: &#039;&#039;Şiir, yaşantının tamamıyla kendisidir&#039;&#039; 5"></div>Şair Hüseyin Çevik ile ''Anahtar Konuştu'' şiir kitabı üzerine...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><em>“Serada yetişen bitkiler gibiyiz ya da sürekli gün ışığı verilerek büyütülen civcivler. Bir an önce büyüyüp ölmeliyiz. Bütün mesele işte bu.”</em></p>



<p><strong><em>Röportaj: Cumali Yardım</em></strong></p>



<p>Hüseyin Çevik’in <em>“Anahtar Konuştu”</em> şiir kitabı 2020’de Klaros yayınları etiketiyle okuyucunun karşısına çıktı. <em>Anahtar Konuştu</em>, içerisindeki çok seslilik ile bireysel ve toplumsal sorgulamaları barındırıyor. Bu sorgulamalar yalnızca bireye ait olmamakla birlikte bireyin içerisinde bulunduğu çağ ile, bireyin etrafındaki etkileşiminin gizil dünyasını, bilinç yapısını eleştiren ve ortaya koyan çoksesli bir şiir dizisinden oluşmaktadır.&nbsp; Çevik, içinde yaşadığı toplumsal izdüşümleri aktarmayı kendisine amaç edinen, sade dil ile kurulan bağdaştırmalarla, mısra başı kafiye düzlemi ve mısra içi yinelemelerle şiirinin sesini güçlendirmeyi amaç edinen Türkiye edebiyatının çağdaş şairlerinden biri. Çevik, poetik anlayış bakımından çağdaşlarıyla uyuşmayan; kendisine has ve halk şiir öğelerine dayalı bir şiir anlayışını sürdürmektedir. <em>Anahtar Konuştu</em>, kitabı ise dramatik persona öğelerinin yoğunlaştığı anlatım izleklerinde kendine özgün bir ses imgesi yaratmaktadır.</p>



<figure class="wp-block-image size-large is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2021/02/ed1589a2-afe2-479c-bb6c-328c270342cc.jpg" alt="ed1589a2 afe2 479c bb6c 328c270342cc" class="wp-image-5823" width="405" height="531" title="Hüseyin Çevik: &#039;&#039;Şiir, yaşantının tamamıyla kendisidir&#039;&#039; 6"></figure>



<p><strong>Şeyh Galib, Hüsn ü Aşk eserinde “şairliğe yanış-yakılış ve dert gerek; şair olana mihnet ve dert gelir, yamanır, yakasını bırakmaz onun.” (Galib, 2019: 194, İş Bankası Yayınları) der. Sizi Anahtar Konuştu’yu yazmaya iten “dert” nedir?</strong></p>



<p> Şeyh Galip Divan edebiyatımızın ölümsüz şairlerinden. Ancak ben bunu şöyle söylemeyi daha doğru bulurum. “Derdi olana şiir gerek.” Şiir, benim önce kendimle gerçekleştirdiğim bir dertleşmedir. Zamansız, koşulsuz, amasız öyle bir dost. Böyle bir can dostum olduğu için ona ne kadar teşekkür etsem azdır. Bütün dünyanın sustuğu yerde, bütün dünyanın seni hiç hesaba katmadığı halde (ki sen bir şeyler söylemek istiyorsun), kendi halinde, kendi kaybolmuş halinde, hiç teessürsüz o bozuk çarkını devam ettirdiği bir süreçte; şiir sana konuşma fırsatı veriyor. Bu ne büyük bir ihtiyaçtır. Düşünün, bir kız çocuğu intihar ediyor ve toplum bir kenara, ailesi dahi bu “cinayet”te kendini aklama derdine düşmüş olabiliyor. Şiir işte burada imdadına gelip sana gözyaşı oluyor. O kız çocuğu gelip o şiirde her şeyi bir bir anlatıp ve sonunda seni suçlayıp hükmünü boynuna geçiriveriyor. Ne büyük bir huzur!&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>



<p>Beni şiire iten işte budur. Kitaba değil. Ben şöyle şöyle bir kitap yazacağım diye gelişmedi bu süreç. Önce şiir oldu, sonra kitap. Ömer Turan da adı şu olabilir mi diye sordu. Bence bütün dizelerin içinden yahut dışından kitaba en uygun ad işte böylece ortaya çıktı. “<em>Anahtar Konuştu”</em></p>



<p><em><strong>Osman Çakmakçı, Aşağılık Sanat kitabında şairleri toplayıcı ve kazıcı şairler olmak üzere ikiye ayırır. Bu ayrımla ilgili ne düşünüyorsunuz ve kendinizi bu ayrım noktasında nerede tanımlıyorsunuz?</strong></em></p>



<p>Osman Çakmakçı şiiri ikiye ayırıyor: Organik şiir ve sentetik şiir diye. Sentetik şiir sözcüğe dayanır, yapıya tapınır, diyor. Organik şiir ise duyarlık zeminine bağlanır. Bahsettiği sentetik şiirde bir kurgu söz konusudur. O şiirin bir formülasyonu vardır. Orada şiir bu formüle uygun sözcükler toplamaktan ve bunu ‘sanatsal’ bir ifadeye yerleştirmekten ibarettir. Oysa kazıcılar için şiir her şeyden önce şiirdir. Yaşanmışlığın rastlantılarına da dayanır.</p>



<p>Şiir elbette ki sözcüklerle yazılır. Ancak toplayıcı şiirde cevher olan sözcük dışarıdan şiire girerken kazıcı şiirde o cevher yaşantıdan kopup şiire girer.</p>



<p>Geçenlerde Yaprak Dergisi’nde Orhan Veli imzasıyla okuduğum bir yazıda tam da bunu buldum. Tiyatrocular ile ilgili olan bu yazıda, birkaç tiyatrocumuzu överken diyor ki; &#8220;Onları çok beğeniyorum çünkü, onlar; nasıl oynarsam güzel olur demiyorlar, nasıl oynarsam gerçek olur&#8221; diyorlar. Toplayıcılık ile kazıcılık arasındaki ayrım sanırım buradadır.</p>



<p>Bir de sinemadan örneklemek isterim. Geçtiğimiz aylarda okuyucusuyla buluşan görüntü yönetmeni Aytekin Çakmakçı ile bir nehir söyleşi yapıp onu kitaplaştıran Barış Saydam’ın <em>&#8216;Güneşe Lamba Yakan Adam&#8217;</em> adlı eserinde altını çizdiğim şu kısımlar, bu değerli tartışmanın sinemada da var olduğunu bizlere gösteriyor: “Görüntü yönetmeninin yarattığı görüntülerin hikâyenin anlatımına katkı sağlaması gerekir. Hikâyeden ayrı tek başına güzel olmaları başarılı bir çalışma değildir. Estetik olarak filmin önüne geçiyorsan, bu projeye zarar verir. Görüntü yönetmenin görevi güzel peyzajlar sergilemek, kartpostallar yaratmak değildir. Görevi, hikâye için doğru olan görüntüyü arayıp bulmaktır.”</p>



<p><em><strong>Poetik anlayışınız çağdaşlarınızdan farklı bir konumdadır. Güncel şiirin imgeciliğinin aksine saf, sade söyleyişler ile halk şiiri öğelerini harmanlayarak kendinize özgün bir ses yaratmaktasınız. Anahtar Konuştu da bu poetik anlayışın ürünü. Poetik anlayışınızın oluşmasındaki itki nedenler nelerdir?</strong></em></p>



<p>Ben derdimi bölüşmek istiyorum. Fark budur bence. Şiiri kendime yazmıyorum. Şiirde poz&nbsp; vermek istemiyorum. Şiirde bu hali görmek beni oldukça rahatsız ediyor. İkinci olarak, imgecilik diyorsunuz. Buradaki sıkıntı şuradan kaynaklanıyor. İmge, demek istediğimizi oluşturduğu o güzel tesadüfle açmak içindir. Anlatmak istediğimize bulduğumuz dildir imge. Kapalılık imgenin kendi içindedir. Derdimize ortak olmak isteyen okuyucumuz bunu açabilmelidir. İkinci Yeni’nin önde gelen şairlerinden Cemal Süreya şöyle diyor. “Aslında şiir, dil içinde bir dildir ama kuşdili değildir.” Benim itirazım işte bu kuşdilinedir. Şiirde okuyucunun elinden tutmak istiyorsam, uzaklık değil yakınlık hatta aynılık peşindeysem (hemhâl olmak) poetik anlayışım, şiirin amaç, diğer bütün öğelerin ise araç olduğu bir anlayış olmak durumundadır. Ekşi Sözlük’te bir kullanıcının şiir ile ilgili şu yorumu ibret verici olsa gere: <em>“Diğer edebi türlerden farkı yazarıyla okuyucu arasında en fazla mesafe olan tür olmasıdır.”</em> Ben bu mesafeyi reddediyorum.</p>



<p><em><strong>Anahtar Konuştu, kötülüğün sıradanlaşmasına karşı öfkenin, susmaya karşı konuşmanın, bireyin “nesneleşmesine” karşın “öznelliğini” yansıtan şiir dizesinden oluşmaktadır. Anlatımda kimi zaman fındık çalışanların sesi, kimi zaman yoksulluktan intihar eden insanların dramı, kimi zaman da cesedi kıyıya vurmuş çocukların sesi yükselir. Bu toplumsal panoramayı çizerken anlatıcı olarak gözlemci rolündesiniz. Gözlemlerken aynı zamanda da eleştiriyorsunuz. Sizin için sesler veya sözcükler yakılan bir ağıt, büyük bir özgürleşme midir?</strong></em></p>



<p>Elbette öyledir. Öyle olmasa yaşamak imkansız olurdu. Kötü bir çağda yaşıyoruz. Belki de çağların en kötüsü. İnsan kendine bu kadar yabancılaşmamıştır. Yabancılık iyi bir ifade bile olabilir. İnsan kendinden koptu da diyebiliriz. İnsan kendinden ayrıldı. Bilerek yapılan bir şey değil bu. Küreselleşme bir dikta şeklinde yozluğun küreselleşmesine dönüştü. Çok hızlı bir hayat bu. Bir an bir duraksama olsa insan, ben neyim diye kendine soracak belki. Ama bu yaşam tarzı buna izin vermiyor. Salgın günleri aslında bunun için bir fırsattı. Bir ara çoğumuz ümitlendi de. Ancak bugüne baktığımızda değişen hiçbir şey yok. Bu da benim yukarıda söylediğimi yanlışlıyor. Bu yaşamak değil bir savrulma halidir. Can Yücel’in “yaşamayı yaşamak istiyorum” diye dile getirdiği işte budur. Yeni çağ insanı kendinden kopardı. Dünya dönerken insana değen bir şey olmuyor. Serada yetişen bitkiler gibiyiz ya da sürekli gün ışığı verilerek büyütülen civcivler. Bir an önce büyüyüp ölmeliyiz. Bütün mesele işte bu.</p>



<p>“Anahtar” imgesine gelirsek, bunu başka konuşmalarımızda da duydum, “susmaya karşı konuşmanın” savunulduğu bir ifade değil aslında. O da var ama asıl ifade edilmek istenen “çok konuşmaya, anlamsız konuşmaya, konuşmak için konuşmaya, hamaset için konuşmaya” gibi “boş konuşmalara” itirazdır. Ortada bir ateş var, bunu görebiliyoruz. Bir tarafta boyuna bir ateş hali var. Sonra ne var? Tak tak tak… Örs sesleri. Sadece ses için bir ses ama. Bir uğultu. Kaos. Bir de demir var. Kapıya ucunu sokup kanırta kanırta açmaya çalışıyoruz kapıyı. Gücümüzü bu kaba uğraşta yok ediyoruz. Kırıyoruz, kırılıyoruz. Oysa bütün bunlarla bir anahtar elde edebiliriz. Birbirimizi gerçekten anlamak istiyorsak; güzeli, doğruyu, hakkı savunmak istiyorsak bize sadece ve sadece anahtar gerekiyor diyorum. Diğer yöntemler de apaçık istediğinin bu olduğunu gördüğümüz faşizme hizmet eder diyorum. Bahsettiğim anahtar işte bu. Ve şiir, sözün demir halinden geçip yana dövüle anahtar haline gelmesi değil midir?</p>



<p><em><strong>Anahtar Konuştu, sade dil ile kurulan bağdaştırmalarla, mısra başı kafiye düzlemi ve mısra içi yinelemelerle, halk şiiri öğeleri ve aşık şiir geleneğinden izler barındırır. Anlatımın sadeliğinde Bedri Rahmi’nin etkisi görülürken, kullandığınız yalın söyleyişler ile Orhan Veli’nin etkisi görülür. Şiirinizi oluşturan temel nedir?</strong></em></p>



<p>Şiir, şöyle şöyle yazayım dediğim bir şey değil açıkçası. Yani bir çatısı yok. Demek istediğim usumda karar verdiğim bir şey değil bu. Şiir nasıl istiyorsa öyle yazdırıyor kendini. Bu böyle net bir şey mi? Değil elbette. Peki bunu nereden anlıyorum? Şiirin yazdırdığı ile benim yazdığımı sonradan görebiliyorum. “çile”yi bir an önce bitirmek isteğinden olsa gerek bazen şiiri beklemeden yazdığım oluyor demek ki.</p>



<p>Orhan Veli’yi yeterince anladığımı düşünüyorum. Onun ve Oktay Rıfat’ın, Melih Cevdet’in şiirlerini okumayı seviyorum. Ama daha çok Garip manifestosunda dile getirdikleri benim için çok değerli. “beylik kalıplar, beylik oyunlar, beylik dünyalar içinde bunalmış kalmış olan şiire yeni imkanlar aramak” istekleri, “şiire yeni dünyalar, yeni insanlar sokarak, yeni söyleyişler bularak şiirin sınırlarını biraz daha genişletmek” istekleri bugün de ihtiyacını duyduğumuz bir manifestodur diye düşünüyorum.</p>



<p>Tam da burada şunu söylemek isterim. Bugün şiirde yaptığımız şu. Bir şiir yazıp onu şiir nehrine atmak. Şiirlerimiz o nehirde sürüklenmekte. Oysa şunu yapmamız gerekiyor. Akıntının önünde ayağa kalkıp ben bunu yazıyorum demek. Gövdeni ortaya koyup o sürüklenme haline meydan okumak. Bence şiirimizin en çok buna ihtiyacı var. Manifestoya, manifestolara..</p>



<p>Bedri Rahmi ise bambaşka tabii. “Şiir damarımız” örtüşüyor. Issız bir adaya düşsem yanımda getireceğim üç kitaptan ikincisi onundur diyorum. Okudukça daha derinlere, sevdiğim derinlere, indiğim bir şiir onunki.</p>



<p style="margin-top:-20px">“Biz ölen ağaçları yontup</p>



<p style="margin-top:-20px">&nbsp;Gemilerimize direk yaparız</p>



<p style="margin-top:-20px">&nbsp;Bizim canlarımızı alan acep onlarla ne yapar?”</p>



<p style="margin-top:-20px">Sonra,</p>



<p style="margin-top:-20px">“Yalnızlık dediğin büyük bir zindan</p>



<p style="margin-top:-20px">&nbsp;Dünyanın en kalabalık zindanı.”&nbsp;</p>



<p>Sözcükler nasıl da kendiliğinden dizelere oturmuşlar değil mi? Şiirin öznesi nasıl da diri. Soluk alıp veriyor işte. Yaşıyor… Yaşayacak.</p>



<p><strong> <em>Üç kitap demiştiniz diğerleri hangileridir?</em></strong></p>



<p> Birincisi Yunus Emre’dir. Üçüncüsünü&nbsp; ise hâlâ düşünüyorum.</p>



<p><strong> <em>Anahtar Konuştu, dört bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde, içinde yaşadığınız toplumun panoramasını çizerken; ikinci bölümde, insanın insan üzerindeki etkisini bir yolculuğa benzeterek; üçüncü bölümde; yoğun duygusal etkileşimlerin birey üzerindeki güdümleyici yapısını aktarırken; dördüncü bölümde ise anlamı sekteye uğratılan ideolojilere karşı sesiniz yükselmektedir. Şiir, sizin için tüm bu sistemlerin karşısında üretilen karmaşık bir etkileşim midir?</em></strong></p>



<p>Şiir yaşantının tamamıyla kendisidir. Dört bölüm yine başta da dediğim gibi kitaplaşma sırasında düşündüğümüz bir şey. Şiir elbette ki bütün sistemlerin karşısında üretilendir. Şiir tarafım ve öbür tarafım diye bir şey yok benim. Şiirde ne isem dışında da oyum. Şu an şiir tarafımla söyleşmiyorsunuz yani. J İçi de dışı da yaşantıma dahil. İçi de dışı da şiire dahil.&nbsp;</p>



<p>Sabah iş. Öğlen yemek ve dinlenme vakti. Sonra yine iş. İş çıkışı ev. Yemek. Çay saati. Eşimle ve çocuklarımla vakit. Okuma. Şiir. Kapanış. Şiirin günlük akıştaki yeri bu değil işte. Zamansız. Bir bakmışım trafik lambasında göz kırpıyor bana. Ya da parkta, maddi sıkıntı içinde olan bir baba, çocuğunu akülü arabaya bindirmek için uzattığı ‘beş lira’da imdadıma yetişiyor. Tanıklığımı ve aslında sanıklığımı kayda geçiriyorum. Hani o vicdan azabının etkisiyle gidip karakola teslim olup ifade vermek gibi bir şey. Yaşamımı sürdürmek istiyorsam bunu yapmak zorundayım. İşte bu.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://viratrabzon.com/huseyin-cevik-siir-yasantinin-tamamiyla-kendisidir-5822/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ölümünün 45. Yılında Şiirimizin Ressamı Resmimizin Şairi Bedri Rahmi Eyuboğlu</title>
		<link>https://viratrabzon.com/olumunun-45-yilinda-siirimizin-ressami-resmimizin-sairi-bedri-rahmi-eyuboglu-977/</link>
					<comments>https://viratrabzon.com/olumunun-45-yilinda-siirimizin-ressami-resmimizin-sairi-bedri-rahmi-eyuboglu-977/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Vira Trabzon]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 20 Sep 2020 20:35:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür ve Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[bedri rahmi eyüboğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://viratrabzon.com/?p=977</guid>

					<description><![CDATA[<div><img width="630" height="340" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2020/09/bedri_manset.jpg" class="attachment-medium size-medium wp-post-image" alt="bedri_manset" style="margin-bottom: 15px;" decoding="async" loading="lazy" title="Ölümünün 45. Yılında Şiirimizin Ressamı Resmimizin Şairi Bedri Rahmi Eyuboğlu 7"></div>Ahmet Özer/Şair Eğitimci -Yazımın hazırlanmasında, “Bedri Rahmi Eyuboğlu” adlı yapıtından yararlandığım Turan Erol’a saygılarımla- “On Parmağında On Çeşme Nur” Bedri Rahmi üzerine epeyce yazı yazdım. Değerli sanatçımızın üzerine yazı yazmamızı gerektiren türlü nedenler vardı. Öncelikle iyi bir şairdi Bedri Rahmi. Ressamdı. Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nin seçkin akademisyenlerindendi. Yazardı. Ülkesinin taşını toprağını, insanını, hayvanını, özetle doğasını&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Ahmet Özer/Şair Eğitimci</p>



<p><strong><em>-Yazımın hazırlanmasında, “Bedri Rahmi Eyuboğlu”</em></strong></p>



<p><strong><em>adlı yapıtından yararlandığım Turan Erol’a saygılarımla-</em></strong></p>



<p><strong>“On Parmağında On Çeşme Nur”</strong></p>



<p>Bedri Rahmi üzerine epeyce yazı yazdım.</p>



<p>Değerli sanatçımızın üzerine yazı yazmamızı gerektiren türlü nedenler vardı.</p>



<p>Öncelikle iyi bir şairdi Bedri Rahmi.</p>



<p>Ressamdı. Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nin seçkin akademisyenlerindendi.</p>



<p>Yazardı.</p>



<p>Ülkesinin taşını toprağını, insanını, hayvanını, özetle doğasını büyük bir aşkla yazandı. Her yazısında bir sevginin, bir aşkın, bir coşkunun sonsuz güzelliğini bulabilirsiniz.</p>



<p>Dünyanın kalkınmış ülkelerini de gezdi, kuş uçmaz kervan geçmez yörelerimizi de.</p>



<p>Verimli insandan yana oldu. Ülkenin güzelleşmesi uğruna, sanatının etki gücünü en uç noktaya değin taşıdı.</p>



<p>Dostlar sofrasında ülkesinin geleceğini düşündü. Mavi Yolculuk’larda Anadolu uygarlığının sonsuz erdemini.</p>



<p>Yurtiçinde ve yurtdışında resim sergileri açtı; seramik, duvar resimleri, panolar onun kendine özgü sanatçılığının önemli bir göstergesidir.</p>



<p>Bedri Rahmi, sağlığında önemsendiği gibi, ölümü sonrasında da emeği göz ardı edilmeyen sanatçılar arasında yerini aldı.</p>



<p>Sanat dünyasındaki saygınlığı kadar öğrencileri arasında da büyük bir sevgi halesi yarattı.</p>



<p>Özetle sevdi, sevildi, takdir edildi, alkışlandı.</p>



<p>45 yıldır aramızda olmamasına karşın, ona olan sevgimiz bir an olsun eksilmedi. Ölümünden yıllar sonra da olsa yapıtları basılıyor, okuru çoğalıyor, resimleri, el yazmaları birçok kişinin gönlünü ısıtıyor, ışıtıyor.</p>



<figure class="wp-block-image size-large is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2020/09/bedri4.jpg" alt="bedri4" class="wp-image-981" width="575" height="310" title="Ölümünün 45. Yılında Şiirimizin Ressamı Resmimizin Şairi Bedri Rahmi Eyuboğlu 8" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2020/09/bedri4.jpg 515w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2020/09/bedri4-300x162.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 575px) 100vw, 575px" /></figure>



<p><strong>“Hüzün geldi başköşeye kuruldu”</strong></p>



<p>Yerelle ulusalı, evrensel ölçüde harmanlayarak biçimleyen; doğduğu coğrafyayla beslediği şiirini modern şiirin verileriyle donatıp kendine özgü motiflerle bezeyen Bedri Rahmi’yi, 21 Eylül 1975 günü sonsuzluğa uğurlamıştık.</p>



<p>Ölümünün 25. yıldönümünde yazdığım bir yazıda (<em>Kıyı,</em> S.174, Eylül 2000) şunları vurgulamıştım:</p>



<p>“Bedri Rahmi Eyuboğlu öldüğünde bir dağ köyünde öğretmendim; pille çalışan bir radyo ve yayımlandığı günden bir gün sonra elime ulaşan <em>Cumhuriyet</em> gazetesinden başka bir aracım yoktu dünya ile bağımı kuran&#8230;</p>



<p>Beklenen acı gerçek, bir ışık hızında ulaşmıştı, ulaşacağı yere.</p>



<p>‘Hüzün geldi başköşeye kuruldu’ o gün.</p>



<p>Bir güzel insan, son nefesini vermişti: Bedri Rahmi artık yapıtlarıyla yaşayacaktı.</p>



<p>Oysa o ve onun gibilerin yaşadıkları bir dünyada olmak, onların dışında kim bilir kaç insanın mutluluğuydu. Sabahattin Eyuboğlu’yla, Halikarnas Balıkçısı’yla, Azra Erhat’la, Ruhi Su ile ayni gökyüzünü solumak bir erdemdi.</p>



<p>Bedri Rahmi yine de bir başkaydı: şiirleriyle, denemeleriyle resimleriyle sanat dünyamızı ışıtan bu güzelim sanat adamıyla, her şeyden önce ayni güzelliğin pınarlarından su içmiştik. Bu durum ona olan sevgimizin sınırlarını genişletmeye yetiyordu.</p>



<p>Bedri Rahmi doğduğu topraktan çıkıp gittikten sonra geriye pek bakmadığı için eleştirilmiştir. Oysa bedeni uzaklarda olsa da bütün kişiliği ve sanatıyla o doğduğu toprağın insanlarını yüreğinde gezdirdi.</p>



<p>Madalyonun arka yüzüne bakıp sorabiliriz:</p>



<p>Bu güzelim sanat adamını doğduğu toprakta görev yapan üst düzey yöneticileri akıllarına getirip onu, bir kez olsun doğduğu yöreye davet etmişler midir?”</p>



<p>İşin gerçeği, Bedri Rahmi bu konuda ilerde kendisi için söz edeceklere yanıtını vermişti:</p>



<p><em>&#8211; Biz Anadolu çocukları, Trabzonlular, Erzurumlular, Sivaslılar; Adanalılar&#8230; Bütün illerimizin okuma yazma, yükseköğretim basamaklarına tırmanma fırsatı bulan aydın çocukları! Bizler memleketimizden bir çıktık mı bir daha ya kısmet, eğer devlet baba bizi doğduğumuz yerlere, kaymakam, savcı, doktor, vali; mebus olarak yollamasa yok mu; doğup büyüdüğümüz toprakları arayıp sormak hak getire!</em></p>



<p><em>Diyeceğim şu ki dostlar, bizler memleketten bir çıktık mı pir çıkıyoruz. Peki, memleketin aydın çocukları birbiri arkasından İstanbul’a Ankara’ya yerleşirse o güzel yapıları kim kuracak? Trabzon’un Maçka ilçesinde doğmuş aydın, Maçka’ya ömrü billah uğramazsa piyanoyu Maçka’ya kim götürecek? Kim çalacak, kim oynayacak?”</em></p>



<p>(<em>Tezek</em>, Bedri Rahmi Eyuboğlu Bütün Eserleri: 4, Bilgi Yayınevi, İkinci Basım, Ankara Mart 1987, s.94)</p>



<p>Ölüm, kimileri için yok olma anlamı taşımıyor. Mehmet Eyuboğlu, babası Bedri Rahmi’den kalan yazınsal ürünlere el emeği, göz nuru katarak, onları büyük bir imeceyle şimdilik 10 ciltte topladı. Bedri Rahmi’nin insan sabrını zorlayan emeği ışıldamasını sürdürüyor bu yapıtlarda. Sözü; bu ürünleri, babasını sevenlere bin bir güzellikle sunan Mehmet Eyuboğlu’na bakalım:</p>



<p><em>“Tadına doyamadığım, tam erişmişken kaybettiğim babamı geri getiren yazılar bunlar. Yazılarında da şiir ve resimlerindeki coşkuyu ‘çil çil’ sevinci buldum. Paramparça değil, gürül gürül tutuştu yüreciğim. Milyarlarca elma ağacı çiçek açtı&#8230; Bedros ağacının bir dalına kondum.”</em></p>



<p>(<em>Körolası,</em> Bedri Rahmi Eyuboğlu, Bütün Eserleri: 10 Bilgi Yayınevi, Ankara Temmuz 1997, Baskıya Hazırlayan: Mehmet Eyuboğlu, Önsöz, Mehmet Eyuboğlu, s.8)</p>



<figure class="wp-block-image size-large is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2020/09/bedri3.jpg" alt="bedri3" class="wp-image-980" width="698" height="373" title="Ölümünün 45. Yılında Şiirimizin Ressamı Resmimizin Şairi Bedri Rahmi Eyuboğlu 9"></figure>



<p><strong>Trabzon Deyince</strong></p>



<p>Burada, onun tümüne yakın dizelerini ezbere bildiğimiz “Trabzon Deyince” şiirine yer vermek iyi olur diye düşünüyorum:</p>



<p><em>Trabzon deyince aklıma bir salkım kareymiş gelir</em></p>



<p><em>Bahçeler dolusu zindan yeşili</em></p>



<p><em>İçin için kandil kandil ballanır</em></p>



<p><em>Kandiller içinde bir kandil yanar</em></p>



<p><em>Bir kız deli gibi koşmaya başlar</em></p>



<p><em>Yanaklarında amoftaların alı</em></p>



<p><em>Dudaklarında karayemişlerin moru</em></p>



<p><em>Göğsünde&#8230; elinin körü</em></p>



<p><em>Trabzon deyince aklıma Soğuksu gelir</em></p>



<p><em>Soğuksu deyince bir dizi kareymiş ağacı</em></p>



<p><em>Kareymişlerin altında biri kız biri oğlan iki çocuk</em></p>



<p><em>Ne çocuğu iki belâ iki hışım</em></p>



<p><em>Nefesim kesilinceye kadar kovalamışım</em></p>



<p><em>Düştüm düşmesine 45’ten 30’u</em></p>



<p><em>15 yaşındayım</em></p>



<p><em>Trabzon deyince aklıma kemerkaya gelir</em></p>



<p><em>Kayanın dibinde bir kız soyunur</em></p>



<p><em>Bir sarışın şimşektir çakar kamaşır gözlerim</em></p>



<p><em>Bir saniye bile sürmez olup biten</em></p>



<p><em>Ama kaya yarılmıştır çoktan derinlemesine</em></p>



<p><em>Orta yerinden</em></p>



<p><em>Bir suret</em></p>



<p><em>Bir çırılçıplak aydınlık</em></p>



<p><em>Ölesiye saplanıp kalmıştır artık</em></p>



<p><em>Kayanın dibinde bir kız soyunur</em></p>



<p><em>Doya doya bakmaz Mernuş utanır</em></p>



<p><em>Şimdi durmuş kötü kötü düşünür</em></p>



<p><em>Tam otuz bir sene geçmiş aradan</em></p>



<p><em>Bir ses gelir çın çın öten kayadan</em></p>



<p><em>Yaptığın işlerden utanma</em></p>



<p><em>Yapmadıklarından utan</em></p>



<p><em>Tam otuz bir sene geçmiş aradan</em></p>



<p><em>Bir kız çırılçıplak atlar kayadan</em></p>



<p><em>Sen bir bahçıvan ol ben bir gül olam</em></p>



<p><em>Uzat ak ellerin der beni beni</em></p>



<p><em>Uzat ak ellerin gel dile diye</em></p>



<p><em>Bir ses gelir cehennemin dibinden</em></p>



<p><em>Geçti Bor’un pazarı</em></p>



<p><em>Sür eşeği Niğde’ye.</em></p>



<p><em>Trabzon deyince aklıma Faroz gelir</em></p>



<p><em>Kara kara kazanlar hatırlarım dizi dizi</em></p>



<p><em>Kurşun gibi ağır bir balık yağı kokusu</em></p>



<p><em>Kırar kolunuzu kanadınızı</em></p>



<p><em>Hantal bir bulut güç belâ havalanır</em></p>



<p><em>Bulutun içinde yüzlerce yunus ağır ağır</em></p>



<p><em>Yarım kalmış bir deniz türküsünü</em></p>



<p><em>Deniz dibi yeşilini katran morunu</em></p>



<p><em>Gök mavisine katmaktadır</em></p>



<p><em>Sonra ağır başlı zinosların bembeyaz uğultusu</em></p>



<p><em>Dünyanın bütün denizleri de yetim yapayalnız</em></p>



<p><em>Dünyanın her yerinde beyaz, sessiz, sevimli</em></p>



<p><em>Martıya zinos derdik değil mi?</em></p>



<p><strong>Ünlü ressamımız, gazeteci, yazar Fikret Otyam’dan; hocası Bedri Rahmi’yi birkaç cümleyle değerlendirmesini istediğimde, sevgili Otyam, Gazipaşa’dan 2 Ağustos 2000 tarihli şu notu göndermişti:</strong></p>



<p><strong><em>“Bedri Rahmi, bizim salt öğreticimiz yani ‘hoca’mız değildi. Ağabeyimizdi, arkadaşımızdı, neşemizdi, dert ortağımızdı, türküsüne eşlik ettiğimizdi, lokmasını ‘dem’ini de bizimle bölüşendi. Börtüyü, böcüyü, kuşu, ağacı, gökyüzünü, dağları, ovaları, denizleri, ırmakları sevdirenimizdi. Yaşama kıvancımızdı; zaman zaman cep harçlığımızı kazandırandı… Yeryüzünde sevilen ne varsa salt resim değil onları öğretendi.</em></strong></p>



<p><strong><em>Velhasıl ‘Bedri Hoca’ adam gibi sevilesi, eli öpülesi bir adamdı bu can için.</em></strong></p>



<p><strong><em>Kabri hep ışıklı ola.”</em></strong></p>



<p><strong>Yerelden Evrensele Bir Sevdalı Yürek</strong></p>



<p>Bu sevginin ışığında özgeçmişinin kimi istasyonlarında gezinelim dedik</p>



<p>Baba Maçkalı Eyuboğlu ailesinden Mehmet Rahmi Bey, anne Pulathaneli (Akçaabat) Serdaroğullarından Lütfiye hanım. Çocuklar: Sabahattin, Bedri Rahmi, Nezahat, Mualla, Mustafa.</p>



<p>Bedri Rahmi, ilerde Trabzon milletvekili olacak babasının Görele kaymakamlığı sırasında doğar. Adını Ali Bedrettin koyarlar, ailenin bu ikinci erkek çocuğuna. Görele, Havza, Aziziye (bugünkü Pınarbaşı), Kütahya, Artvin ilkokul döneminde uğranılan yerler olur.</p>



<figure class="wp-block-image size-large is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2020/09/bedri1.jpg" alt="bedri1" class="wp-image-978" width="682" height="364" title="Ölümünün 45. Yılında Şiirimizin Ressamı Resmimizin Şairi Bedri Rahmi Eyuboğlu 10"></figure>



<p><strong>Trabzon Günleri</strong></p>



<p>Tezek kitabında yer alan “Mektep ve Memleket” yazısında (s.108-109) şunları yazar:</p>



<p><em>“Sabık Trabzon Sultanisinin meşhur kampanası çalıyor. Derse girmek lazım. Kendimi zorluyorum. Hayır 45 dakika süren dersin her saniyesi durup dinlenmeden yalan söylemek oluyor. Hiçbir şey anlamadan hocanın gözünün içine bakmak ve lisanı hal ile,</em></p>



<p><em>-Sizi dinliyorum. Sizi anlıyorum. Bu söyledikleriniz çok hoşuma gidiyor, demek! Hayır, bu yalanı tam şu kadar senedir söylüyorum; canıma tak dedi. Derse gelmeyeceğim.</em></p>



<p><em>Koridorlar boşanıyor. Kendimi müthiş bir yalnızlık içerisinde buluyorum. Bu yalnızlığın tadını çıkarmak şöyle dursun bütün ıstırabını duyuyorum. Bütün bir ailenin itimatını çalıyorum hissi boğazıma sarılıyor. Fakat artık iş işten geçmiştir. Koridorlarda dolaşmak bir suçtur. Kaçmak lazım…”</em></p>



<p><em>“ Tam on beş senedir Trabzon’u görmedim. Ara sıra mektep hatıralarının acı ve buruk damgasını yememiş köşelerinden Soğuksu sırtlarından, Zefanos’tan, Kireçhane tepelerinden, Zanoy’dan, Polathane ve Maçka taraflarından nefis sıla kokuları geliyor. Bu güzel memleket havasına doğru havalanmak istiyorum. Fakat derhal azap ve sıkıntı dolu ders saatleri bomboş, kaskatı mektep kaçağı saatleri yolumu ve hızımı kesiyor.</em></p>



<p><em>Diri diri gömülmüş saatlerin, ayların hatta yılların iniltisini duyar gibi oluyorum. Memleket dağlarının cömert daveti sendeleyip uzaklaşıyor. Bereketli karayemiş ağaçları, dalları yerlere kadar eğilmiş amas erikleri, Zanoy’un billûr çamları ve çam kokulu çeşmeleri Zefanos’un çılgın vişneleri, Faroz’un zinosları hepsi hepsi bana hak veriyorlar.”</em></p>



<p>Bedri Rahmi, Trabzon Lisesi’nde sıkıntılı günler yaşarken ağabeyi Sabahattin Eyuboğlu,&nbsp; aynı okulu bitirdikten sonra öğrenim için gittiği Fransa’da, Dijon’dadır. Baba Mehmet Rahmi Bey, Bedri Rahmi’nin yükseköğrenimini hukuk alanında yapmasını istemektedir.</p>



<p>O günlerde beklenmedik bir gelişme olur.</p>



<p>Almanya’da resim öğrenimi gören ressam Zeki Kocamemi Trabzon Lisesi’ne atanır. Bir öğretmenin sanat alanındaki emeği Bedri Rahmi’nin yeteneği öne çıkarır. Kocamemi’nin kısa bir süre sonra istifa ederek Trabzon’dan ayrılması, Bedri Rahmi’yi yeniden sıkıntının içine atar.</p>



<p>Burada iki noktaya değinmek yararlı olur:</p>



<p>Özgeçmişi üzerine verilen bilgilerde iki yanlış sürekli öne çıkar. Birincisi ortaöğrenim durumudur. Hatta Bilgi Yayınevi’nde basılan kitaplarının arkasında yer alan özgeçmişinde onun Trabzon’da liseyi bitirdiği vurgulanır. Oysa o Trabzon Lisesi’ni bitirmeden Trabzon’dan ayrılarak Güzel Sanatlar Akademisi’ne girmiştir.</p>



<p>İkincisi okul müdüründen gördüğü ilgiyle Akademi’ye gittiği vurgulanır. Oysaki Bedri Rahmi, Trabzon Lisesi’nin ‘altın yılları’nın müdürü Şerif Bey için şu yorumu yapar: <em>“İnsan olarak belki dünyanın en iyi insanı, ama hoca olarak da dünyanın en kötü hocası. Beni Trabzon’dan soğuttu.”</em></p>



<p>Bedri Rahmi; Akademi’de Nazmi Ziya, Ahmet Haşim ve İbrahim Çallı’nın öğrencisi olur.</p>



<p><strong>İstanbul’dan Dünyaya Açılan Pencere</strong></p>



<p>İbrahim Çallı bir gün Bedri Rahmi’nin babası Mehmet Rahmi Bey’le karşılaşınca ona oğlunu Avrupa’ya göndermesini ister. Konu bir özveriyle çözümlenir: Ağabeyi Sabahattin Eyuboğlu, devletin kendisine verdiği beş yıllık bursu kardeşiyle paylaşır. 1932’nin Eylül’ünde iki kardeş Paris’tedir.</p>



<p>Burada Lhote Akademisi’nde Ernestine (Eren) Hanım’la tanışır. Evliliğe giden yolun ilk adımı burada atılır.</p>



<p>Ancak Avrupa’ya eğitime gönderilen gençler, bireysel aşklarından çok memlekete hizmet tutkusuyla yanıp tutuşmaktadırlar.</p>



<p>Bu amaçla Bedri Rahmi, dönemin birçok idealist sanatçısı gibi ülkenin kültürel ve sanatsal kalkınmasına katkıda bulunmak için nöbettedir.</p>



<p>CHP’nin düzenlendiği yurt gezilerinden biri Edirne üzerinedir. Bedri Rahmi, 16 Nisan 1936’da evlendiği Eren Eyuboğlu ve yakın dostu Arif Kaptan’la Edirne’ye gider. Oradan doğa görünümleri içeren resimlerle döner.</p>



<p>Bedri Rahmi bir yandan resim yapar, bir yandan da şiir ve yazılarıyla dergilerde görünür.</p>



<p>Edirne sonrasında Çorum gezisi başlar. Çorum yöresinde incelemeler yapan Bedri Rahmi, İskilip’e hayran kalır.</p>



<p>İlerde yazacağı “Karadut”şiirinde geçen “çatalkara”yı da burada keşfeder!</p>



<p>Duvar resimleri, panolar, evrensel düzeyde çalışmalar birbirini izler. Ağabeyi Sabahattin Eyuboğlu, ona Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü’nde görev önermesine karşın o Akademi’de kalmayı yeğler.</p>



<p>Resim, şiir ve yazı atbaşı yürür.</p>



<p>Halk motifleri sanatında önemli yer tutar.</p>



<p>Turan Erol, “Bedri Rahmi&#8217;nin Tadına Varabilmek” (<em>Cumhuriyet </em>8 Aralık 1993) başlıklı yazısında ustası Bedri Rahmi ile ilgili şu değerlendirmeyi yapar:</p>



<p><em>“ &#8230;Başlangıçta yazınla resim arasında uzun süre bocalayan Bedri Rahmi, sonuçta iki uğrası bir arada, iki karpuzu bir koltukta götürmeye karar vermişti. Ölümünden sonra ozan, yazar arkadaşları onun ressamlığını öne almış göründüler. Bedri Rahmi’nin resim alanındaki engin ve sayısız üretimine bakarak daha çok ressam yönünün ağır bastığı söylenebilir. Ne var ki bu durum, onun ozanlığının geriye itilmesine neden olmamalıydı. Sağlığında başta ağabeyi Sabahattin Eyuboğlu ve bazı arkadaşları bütün gücünü resme vermesini öğütlemişlerdi. Her şeye karşın Bedri Rahmi ne yazarlığı, ne ozanlığı bırakacaktı. Resmi, şiiri, yazıyı hem de düzenli gazete yazarlığını bir arada yıllarca sürdürecekti. Kendisi, ona yalnız resim alanında at oynatması öğüdünü veren bazı ozanlardan daha çok sayıda şiir ve yazı yazacaktı…”</em></p>



<figure class="wp-block-image size-large is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2020/09/bedri2.jpg" alt="bedri2" class="wp-image-979" width="575" height="311" title="Ölümünün 45. Yılında Şiirimizin Ressamı Resmimizin Şairi Bedri Rahmi Eyuboğlu 11" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2020/09/bedri2.jpg 515w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2020/09/bedri2-300x162.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 575px) 100vw, 575px" /></figure>



<p><strong>Bedri Rahmi-Eren Eyuboğlu Aşk Mektupları</strong></p>



<p>2009’da yitirdiğimiz oğlu Mehmet Hamdi Eyuboğlu, ölümünden önce babası Bedri Rahmi Eyuboğlu ile annesi “Romen Kızı Ernestine’i” bütünleştirmiş, 1932-1950 yıllarını içeren <em>Bedri Rahmi-Eren Eyuboğlu Aşk Mektupları</em>’ndan dört ciltlik bir belgelik oluşturmuştur.</p>



<p>İki sevdalı, bu mektupları kendi ana dilleri dışında üçüncü bir dille (Fransızca) yazdılar. Zarflar, el yazısıyla yazılan mektuplar, desenler, resimler, fotoğraflar, düşler, düşlemler, sevgiler, tutkular, aşklar binlerce sayfada biçimleniverdi.</p>



<p>Kitaplardan birinde yer alan bir mektubun girişine bakalım ve aşkla anadilin birlikteliğinin taşıdığı büyünün güzelliğini görelim.</p>



<p>İnsanın yaşadığı derin duyguları, söze dökememesinin acısı ne büyükmüş meğer!</p>



<p><em>“Lyon’dan Paris’e, 31 Mayıs 1932</em></p>



<p><em>Ernestine,</em></p>



<p><em>Dilimizi bilmenizi, hiçbir zaman bugünkü gibi arzu etmemiştim. Size söyleyecek o kadar şey var ki bu ödünç alınmış kelimelerle bütün bunları size anlatmam hemen imkânsız olacak…”</em></p>



<p>(<em>Bedri Rahmi-Eren Eyuboğlu Aşk Mektupları</em> 1932-1933 Yayına Hazırlayan: Mehmet Hamdi Eyuboğlu, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, Kasım 1999, s.45)</p>



<p>Bedri Rahmi; yaşama sevincinden, yurt sevgisine, aşktan özleme, doğadan türkülere uzanan geniş yelpazede yalın şiirler yazdı. Açık, aydınlık bir şiirden yana oldu. Dupduru sevgilerin ardı sıra gitti. Yurt gerçeklerini keskin bir söylemle dile getirmemiş olsa da yurt insanının tutkularını, özlemlerini, sevgilerini duyarlı bir dille anlatmaya çalıştı. Mahmut Makal’ın emeğini hor görenlere gönderme yaptığı gibi <em>“İki gözünde iki zindan / On parmağında on çeşme nur”</em> alarak betimlediği Âşık Veysel’e de sahip çıktı.</p>



<p>Şiirlerindeki duyarlığı, düzyazılarında memleket insanına olan sevgisine, halkının yaratıcılığına bağladı.</p>



<p><strong>&nbsp;“Yaşadım!</strong></p>



<p><strong>&nbsp; Erik ağaçları şahidimdir”</strong></p>



<p>&nbsp;“Karadut” şairi Bedri Rahmi<em>, “Ben güzele güzel demem / Güzel faydalı olmalı” </em>ilkesinin ışığında yaşadı. Buna biz de, “erik ağaçları” da tanıktır.</p>



<p>Cerrahpaşa Hastanesi’nde yattığı odanın kapısına astırdığı yazı ne anlamlıdır: “Reisler, İyiyim ama kusura bakmayın çok çok yorgunum. Bağışlayın beni.”</p>



<p>Bedri Rahmi’nin yaşamı sanatçının ölümsüzlüğüne bir örnektir.</p>



<p>Sanat dünyamızın kutupyıldızı Bedri Rahmi’yi ölümünün 45. Yılında sevgiyle anıyoruz.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://viratrabzon.com/olumunun-45-yilinda-siirimizin-ressami-resmimizin-sairi-bedri-rahmi-eyuboglu-977/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
