<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>edebiyat &#8211; Vira Trabzon</title>
	<atom:link href="https://viratrabzon.com/etiket/edebiyat/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://viratrabzon.com</link>
	<description>Haber Sitesi</description>
	<lastBuildDate>Sun, 28 Feb 2021 15:22:45 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>

<image>
	<url>https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2020/09/cropped-vira-icon-32x32.png</url>
	<title>edebiyat &#8211; Vira Trabzon</title>
	<link>https://viratrabzon.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Turgay Beşyıldız :&#8221;Herkesin ama herkesin bir hikâyesi vardır&#8221;</title>
		<link>https://viratrabzon.com/turgay-besyildiz-herkesin-ama-herkesin-bir-hikayesi-vardir-6632/</link>
					<comments>https://viratrabzon.com/turgay-besyildiz-herkesin-ama-herkesin-bir-hikayesi-vardir-6632/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Vira Trabzon]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 28 Feb 2021 13:48:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür ve Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[kıyı yayınları]]></category>
		<category><![CDATA[trabzon]]></category>
		<category><![CDATA[turgay beşyıldız]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://viratrabzon.com/?p=6632</guid>

					<description><![CDATA[<div><img width="1024" height="1024" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2021/02/WhatsApp-Image-2021-02-28-at-16.44.08.jpeg" class="attachment-medium size-medium wp-post-image" alt="WhatsApp Image 2021-02-28 at 16.44.08" style="margin-bottom: 15px;" decoding="async" fetchpriority="high" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2021/02/WhatsApp-Image-2021-02-28-at-16.44.08.jpeg 1024w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2021/02/WhatsApp-Image-2021-02-28-at-16.44.08-768x768.jpeg 768w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" title="Turgay Beşyıldız :&#039;&#039;Herkesin ama herkesin bir hikâyesi vardır&#039;&#039; 1"></div>Turbay Beşyıldız ile söyleşi.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Söyleşen: Cumali Yardım</strong></p>



<p>Barış Hakan Karayavuzoğlu Turgay Beşyıldız’ın kitabı üzerine yazdığı inceleme metninde kitap hakkındaki düşüncelerini şöyle açıklamıştı:</p>



<p>“Turgay Beşyıldız’ın 2020 yılında Kıyı Yayınlarından çıkan&nbsp;<strong>“Trabzon’un Dar Sokaklarında İz Bırakanlar 1”</strong>&nbsp;kitabını okurken aklımın bir köşesinde hep Zülfü Livaneli’nin Gözlerin şarkısının ezgileri dolaşıyordu.</p>



<p><em>“Bir kenti böylece bırakıp gitmek<br>İçinde bin kaygı bin bir soruyla<br>Bitmemiş bir şarkı dudağında bir yarım ezgi<br>Sığınmak şarkılara sığınmak bir ömür boyu”</em></p>



<p>Turgay Beşyıldız, bir kenti böylece bırakıp gidenler ve o şehirde kalanların melodramatik öyküsünü kaleme almış. Gidenlerin acısını ve hüznünü anlatırken; kalanların dudaklarındaki yarım ezgiyi bize aktarmıştır. &nbsp;Gitmek, fizyolojik anlamda bir yer değiştirme/göç etme olarak algılansa da psikolojik olarak giden, içinden bağlı olduğu/var olduğu/kendisini ait hissettiği mekandan ayrılamaz. Bu da mekanın ontolojik olarak var etme/varlığını bütünleştirme özelliğini gösterir. Beşyıldız, yalnızca gidenlerin değil gidenler kadar geride kalanların&nbsp; hüznünü ve yalnızlığını da yazmış.” </p>



<figure class="wp-block-image"><img decoding="async" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2021/02/WhatsApp-Image-2021-02-28-at-16.27.56-2.jpeg" alt="Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı WhatsApp-Image-2021-02-28-at-16.27.56-2.jpeg" title="Turgay Beşyıldız :&#039;&#039;Herkesin ama herkesin bir hikâyesi vardır&#039;&#039; 2"></figure>



<p><strong> Farklı bir yazın anlayışını kullanarak insan ve mekân üzerinden Trabzon’u dar sokakları bağlamında kaleme almışsınız. Sizi bunu yazmaya iten etki neydi? Bu çalışmayla neyi amaçladınız?</strong></p>



<p><strong>Turgay Beşyıldız:</strong> Bu kitabı yazmaya beni iten etkenlerden biri, yıllar önce yazmaya başladığım bu tür insan biyografileri idi. Yalnız düz bir biyografi değil, bir hikaye tadında bu hikayeler. İçerisinde yaşanmışlıklar da var. Özellikle Trabzon’da yaşamış başka yere göç etmiş ama aklı halen Trabzon’da olan, bu kadim kenti olduğu yerden takip eden veya burada yaşamaya devam eden 40 ile 90 yaş arasındaki insanlarımız şahsen, yüzeysel veya yakından tanıdığı insanlar. İyi tanımıyorsa merak ettiği, sağda solda haklarında yaşanmış hikayeler, hatıralar ve kentin eski hali ve bir çok eski yeri, yapısı, tarihinin bir kısmı yıkılmadan yaşanmışların kaleme alınışıdır. Kitapta yazılanlarla şakalaşanlar, sohbet edenler, aynı anı ortamı yaşayanlar, cenazesinde ağladığı, düğününde beraber oynadığı, mutluluğu ve acıyı beraber yaşadığı insanlar bunlar. Biz bunların bu şehirde yaşadığını ve yaşandığını hatıralarıyla tanıtmak ve unutturmamak istedik. Bu şekilde yüzlerce isim var yazılacak olan, sağlığımız ve ömrümüz devam ettiği sürece, ben de bunları yazmaya ve kütüphanelerin, kurumların, işyerlerinin, evlerinizin vb. Kitaplıkların raflarına arandığında bulunması, okunması, incelenmesi için, koyulması, dizilmesi adına yazmaya devam etmeye çalışacağım. İnsanların biyografik &nbsp;hikayelerini her zaman, toplumun kamuoyunun en çok hoşuna giden tür olarak görüyorum. Sinema filmlerinde de, romanlarda da yazılan ve tanıtılan biyografik hikayeler, her zaman ilgi ile izlenmiş ve okunmuş olduğunu gözlemledik. Aslında bu isimlerin hepsini tek tek kitap olarak bile yazabilirdik ama buna zaman da yok. Bu yüzden üç-dört tane A4 kağıda koca hayatları sığdırmaya çalıştık. Sporun haricinde farklı şeyleri yazmak daha çok hoşuma gidiyor. Futbol hakkında ya da Trabzonspor’un maç kritiklerini yazmak, taraftarlarca okumak için arandığı, istendiği yani böyle bir talep olduğu için yazıyorum. Aslında söz konusu kitaptaki bu tür yazıları kaleme almak, daha istekli daha heyecan ve mutluluk verici benim için. Bir gün, güzel bir havada otururken Trabzon Ganita’da, aslında benim babamın da büyüdüğü mahalledir. Aklıma orada güzel anılarımız olan Köksal ağabeyimiz geldi. Köksal Koç… Nam-ı diğer James Köksal, ABD’li genç yaşta ölen ünlü aktör James Dean’e çok benzediği için, çevresinde James lakabını alan rahmetli Köksal ağabey geldi aklıma ve onunla başladım bu tür yazılara. Bu yazı ilk kez binlerce abonesi olan aylık Trabzonspor Dergisi’nde yayınlandı. Ardından köşe yazarlığını yaptığım binlerce takipçisi olan haber61.net portalında yayınlandı. Ardından birkaç gün sonra twitter sayfamda ondan birkaç gün sonra da, facebook sayfamda yayınlandı. Ardından bu ilk kitabımızın içine girdi. Bu tür yazılarımın hepsi hemen hemen bu yoldan geçti. Baktım ki müthiş olumlu dönüşler, yorumlar ve telefonlar alıyorum. Demek ki eski Trabzon’u dört gözle arayan biz Trabzonluların hassas ve özlediği, özlem duyduğu bir yerine dokunmuşum. Ardından peşi geldi. O anda kim müsaitse onunla konuştuk söyleştik. Kim aklımıza o an geldiyse onu yazdık. Aklımızda bir yazma sıralaması ve öncelik yoktu yani. Bu yüzden niye kitapta şu yok, bu yok demesin kimse. <strong>Yazılması gerekenler yazılmaya devam edecek bekleyin</strong>. Bu yazıların arasında&nbsp; 3 ay, 6 ay, 1 yıl, 3 yıl gibi zaman farkı var. Yazı kitaba girmeden, özellikle yazı içinde tarihler varsa onu son haline getirip düzelttiklerimiz oluyor. Yani yazı kitaba girmeden tekrar bir elden geçiyor.</p>



<p><strong> “Herkesin ama herkesin bir hikâyesi vardır.” diye yazmışsınız. Kitabınızda sizi en çok etkileyen hikâye ve kişi kimdir, neden?</strong></p>



<p><strong>Turgay Beşyıldız:</strong> Aslında şunu belirtmek isterim ki; Biz burada Trabzonlu olup ta, Nobel ödülü yada Oskar kazanan veya Bireysel Dünya şampiyonu olan, Eurovision şarkı yarışmasında birinci olan Trabzon’da yaşamış, en azından burada doğmuş ve bir süre burada yaşamış ama Trabzon’u hiç unutmamış insanların hepsini yazmıyoruz. Onları zaten biz ayrı, yüksek ve güzel bir köşeye koyduk alkışlıyoruz ve taçlandırdık, saygıyla selamlıyoruz. <strong>Bizim burada yazmak ve anlatmak istediğimiz kişiler, dar sokaklarında, kahve köşelerinde, çay ocaklarında, köşedeki sokak lambasının altında, ofislerde, berberlerde, kuaförlerde, evlerdeki çay-kahve toplantılarında, bayanların altın, gümüş günlerinde, yolculuklarda anıları anlatılıp, o ortamda hoşça paylaşılan insanlar.</strong> O bahsettiğim yaş gruplarının ismini de bildikleri tanıdıkları veya tanıdıklarını zannettikleri insanlar. Yani bana bu kitabı ya da devamı çıktığına o kitabı da okuyacak olanlar, bana şu kişi, bu kişi&nbsp; niye yok demesin. Sadece şunu da aslında yazabilirsin diye bir öneri verebilir, Biz burada şöhret olmuş insanları yazmıyoruz. Hikayeleri merak edilen ve hikayeleri konuşulan ya da konuşulmuş ya da konuşulacak olan insanları yazmaya çalışıyoruz ve Allah sağlık verdikçe yazacağız. Kimseye saygısızlık etme ya da kimseyi beğenmeme ya da layık görmeme gibi bir lüksümüz asla yok. Beni tanıyanlar,ben de bir kimseye karşı bir ard niyet olmadığını bilirler. Ben bu yazıları hep farklı farklı dönemlerde yazdım. Değişik dergilerde hatta televizyonda program yaptığım dönemlerde yazdım. Bu yazıları yazmaya başlayalı tam 15 yıl oldu. Bu ilk kitaptaki yazılar 2005 yılından beri kaleme alınıyor.&nbsp; Bu geçtiğimiz 14-15 yılın ürünü. Bu kitabın 2.baskısınıda yaptık. Şu an satışı devam ediyor. İnşallah bir yıl sonra gelecek olan kitabın devamı da, son 16-17 yılın ürününden olacak. Devam kitabının (2) yarısı da, şu anda yazılmış durumda zaten… Mesela bu ay Köksal Mesci’nin, gelecek ayda ilk yabancı; Rumen Koska’nın hikayesini yazdım. Sırada bir simit satıcısı var mesela. Evet evet yanlış okumadınız. Yıllar önce vefat etmiş ama 40-90 yaş arası Trabzon da herkesin tanıdığı bir seyyar simitçi var sırada. Anlayacağınız bizde unvan yok. Biz her meslekten insan biyografileri olacak inşallah. Yarın okullarda bu isimler hakkında bir ödev verildiği zaman o insanın biyografisini kütüphanelere gidip, benim bu kitabımda (Trabzon’un DAR SOKAKLARINDA İZ BIRAKANLAR-1)’de bulabilecekler. Yani bu bilgileri toparlamaları artık mümkün değil, nerde doğdu? Nerde yaşadı? Neler yaşadı? Nerede nasıl öldü? Hangi mahallede yaşadı? Nasıl bir anı bıraktı, kentte yaşayanların gözünde? Ben işlerini kolaylaştırdım. Haliyle bunların hepsini elimizden geldiği kadar. <strong>Halimiz vaktimiz, sağlığımız el verdiği sürece inşallah yazmaya çalışcağız ve bu kitabı seri hale getirmeyi düşünüyorum 1- 2- 3 gibi…</strong> Evet sorunuzdaki gibi, herkesin ama herkesin kendine göre bir hikayesi vardır ama siz bunu yaşamadan, dinlemeden veya okumdan bilemezsiniz. Aslında dediğim gibi bunların hepsini mesela diyelim “Şişko Kenan”ı veya bir başka ismi tek tek alıp, üç, dört tane A4 kağıda değil de, hepsini ayrı ayrı bir kitap, bir roman bile olabilir ama buna ne zaman var, ne sayfalar yeter. Mesela elimdeki fotoğraflarının hepsini kullanamıyoruz sayfalarda, 3 yada 4 tane kadar. İstesek hepsine ait 10 tane fotoğrafta kullanabiliriz. Ama öylesi var ki elimizde tek fotoğrafı var. Tek fotoğrafını bulabildik. <strong>Ahmet Suat Özyazıcı, Özkan Sümer, Şenol Güneş’in kitabı yazıldı meslektaşımız İhsan abi, İhsan Öksüz tarafından. iş adamı Celal Hekimoğlu, ayrıca sizin yazdığınız Ahmet Celal Ataman gibi değerli insanların hayatı kitap olarak yazıldı.</strong> İnşallah bu isimlerde benim kitabımda özetlenmiş haliyle yer alacaktır. Hatta şu sıralar bir gazeteci arkadaşımız Ali Osman Ulusoy&#8217;un kitabını, bir ağabeyimiz Nihat Karanis&#8217;in  kitabını yazıyor. Yakında okuruz. Bu isimlerin hayat hikayelerinin özetleri bende de olacak. Onur duyarım.</p>



<figure class="wp-block-image is-resized"><img decoding="async" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2021/02/WhatsApp-Image-2021-02-28-at-16.27.56-3-886x1024.jpeg" alt="Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı WhatsApp-Image-2021-02-28-at-16.27.56-3-886x1024.jpeg" width="497" height="565" title="Turgay Beşyıldız :&#039;&#039;Herkesin ama herkesin bir hikâyesi vardır&#039;&#039; 3"></figure>



<p><strong>Kitabınızdaki <em>“kahramanlarla”</em> ilgili toplumsal ve kültürel bir karşılık açısından beklentileriniz var mı?(isimlerinin bir mekâna ve sokağa verilmesi v.b) Bu çalışmadan sonra ana kahramanlarınızın yakınlarından nasıl tepkiler aldınız?</strong></p>



<p><strong>Turgay Beşyıldız:</strong> Hiç kimseyi yadırgamamak lazım adama bakıyorsun üstü başı perişan, başını öne eğmiş kimselere bakmadan, konuşmadan yürüyüp gidiyor. Kim bilir hangi fırtınalardan geçmiş yüreği. Hangi akarsularda akıntıya karşı yüzmüşlerdir. Ayrıca kente renk katan isimleri yazarken, hiç bir siyasi yönlerine asla bakmadım bakmam da . <strong>Beni ilgilendiren Bu dar sokakları azalan kentte, büyük ya da küçükte olsa ya da nasıl bir iz bıraktıkları yada halen neden zaman zaman orda, burada muhabbetlerde konuşulduklarıdır.</strong> Demek ki herkesin bir hikayesi vardır, dinlemek lazım.&nbsp; Ama yine hatırlatayım bu kente çok şey katanlar var. Çok zamanlarını bu şehir için harcamış ve harcayan insanlar var. Şimdi isim isim yazmayayım. Unuttuğumuz olur. Alınma olmasın. Amacım benim o kişileri yazmak değil. Onları zaten biz alkışlıyoruz her zaman. Ama bir hümanist doktor rahmetli Kemal Dursun’u yazmak lazım değil mi? Mesela zamanında adı sağlık alanında çok dolaşan, doktor Deli Süreyya kimdir? Bu lakabı niye almış. Kahya Yahya kimdi? Bu şehirde zamanında pozisyonu neydi? Arafilboylu rahmetli Aga Mıstık’ı bilir misiniz? Oturmuş bir duvar dibinde içiyor, perişan. Peki bu adam bu hale nasıl geldi? Niye geldi? Bilir misiniz hikayesini yada rahmetli bitirim Taşkın abimiz. Aynı mahalleden, etrafında toplananlara anlattığı anılarda, yalanı bile sevilen Rambo Halit. Yenimahalleli rahmetli Kara Haydar. Ressam Ceyhun abi, ressam Abit Güner, Diş doktoru rahmetli Cemil Bulak, heykeltıraş Orhan İlyas, yazılacak onlarca güzel insanımız var. Zaman lazım. Aklımıza geldikçe hatırlatıldıkça, yazmaya devam edeceğiz. Bu işte çok büyük bir zaman gideri, emek, masraf, uğraşı, yüz yüze ya da telefonla defalarca, günlerce görüşmeler var. Fotoğraflarını da bulması da başka bir uğraş başlı başına! <strong>Bu kitaptaki beklentim bu isimlerin ya da yazılacak olanların ya da önemli isimlerin Trabzon sokaklarında adlarının verilmesi çok hoş olur.</strong> Avrupa da bu tip insanların genelde yaşadığı bölgeye küçük bir boy heykellerini koyup, altlarına biyografilerini kısaca yazıyorlar. Örneğin; kentin mobilyalarına ek olarak düşünülebilir. Olumlu tepkiler aldım, çok çok az olumsuz eleştiride aldım. Ama daha çok teşekkür ve minnet duygusu aldım. Yakını yazdığım veya yazmadığım için onlarca kişi aradı, teşekkür etti.</p>



<p><strong>İkinci kitabınızda karşılaşacağımız mekân ve kişilerle ilgili az da olsa bir bilgi verebilir misiniz okuyucularınıza?</strong></p>



<p><strong>Turgay Beşyıldız:</strong> Sadece, bugüne kadar &nbsp;yine değerli renkli bir ismi yazmak istemiştim. Ailesinden yaşayan tek bir yetişkin evli kızı vardı. Nedense istemedi. Saygı duydum ama yine de, yılar önce rahmetli olan o kişiyi, bir gün yazacağım. Üç harfli bir lakabı var. Adının baş harfi de T.&nbsp; Bu kentte yaşamış ya da yaşayan çok değerli isimler var. Sokak efendileri var mesela Hamal Hasan gibi… <strong>Diyelim adam Avrupa boks şampiyonu olmuş bir Trabzonlu boksör. Çok güzel tebrik ediyoruz gurur duyduk ama orası beni çok ilgilendirmiyor. Beni ilgilendiren tarafı, bu adamın merdiven altında ya da evinin altındaki odunlukta, kömürlükte dünya şampiyonluğuna hazırlanışı, şampiyon buraya nerelerden geldi? Nasıl geldi?&nbsp; Ailesinin ve de kendinin hikayesi bizi onu yazdırmaya yönlendiriyor.&nbsp; </strong>&nbsp;İkinci kitabımın yarısı şu anda yazılmış durumda zaten ama bu kitabın devamı olan Dar Sokaklarında İz Bırakanlar-2’yi tamamlamak yaklaşık bir yılımı bulacaktır. İnşallah onu da bir yıl sonra okuruz. Mesela geçen ay yazdığım Köksal Mesci, bu ay yazdığım Rumen Koska, önümüzdeki ay yazacağım şu anda yaşı 70’e yaklaşan Ganitalı bayan bir basketbolcu İstanbul’da yaşıyor. Ayrıca hayatını okul önlerinde simit satarak geçirmiş ama bizim bir önceki ve bir sonraki jenerasyonun da çok iyi tanıdığı bir isim. Yöremizin tanınmış, bu sokaklarda büyümüş, bu şehrin sahnelerinde eline mikrofon almış, Türk Halk Müziği ve Türk Sanat Müziğinin hatıralarıyla dolu seslerini de, değişik enstrüman çalan müzisyenlerini de okuyabileceğiz umarım…</p>



<p><strong>Kitabınızı yazarken neler hissettiniz? Trabzon’la ilgili kitap çıkarmayı düşünenlere önerileriniz nelerdir?</strong></p>



<p><strong>Turgay Beşyıldız:</strong> Beklediğim olumlu tepkiyi aldım diyebilirim. Önerilerini ve görüşlerini söyleyenler oldu. Bunları sosyal paylaşım sitelerinde fotoğraflarıyla paylaşıp hikayelerini de altına yazdığımız zaman. Gelen yazılı yorumlara baktığınızda, yazılan kişi ile aralarında geçen anıları hatıraları anımsayıp yazıyorlar, kimi gülerek, kimi tebessüm ederek, kimi de telefonda ağlayarak anlatıyor, bir gece yarısı hüzünlenerek. Hele de yurt dışında ise. Bunları not olarak alıyor ve o yazıya ekliyorum yer yer, zaman zaman. <strong>Trabzon ile ilgili kitap çıkaracakların öncelikle bu şehirde yaşanmışlıkları lazım. Birikimleri lazım. Sokaklardan, caddelerden, mekanlardan ve okuldan biriktirdikleri ve mahalle aralarındaki gözlemleri olması ve biraz geçmişi bilmeleri ya da okumuş olmaları&nbsp; gerek. Acele etmemeleri gerekir. Çok iyi araştırmaları, etüt etmeleri ve yazılarını süslemeleri tavsiyemdir. </strong>Çünkü bir devlet dairesine, resmi bir rapor ya da dilekçe yazmayacaksınız. Bir insanın veya bir kentin hikayesini yazacaksınız. Yazacak kişi çokta okumuş olması önemli tabi. Sosyal paylaşım sitelerindeki kendilerine ait sayfalarda, bir-iki kısa denemeler yazsınlar bakalım, onu takip edenlerden ya da arkadaşlarından nasıl bir yorum gelecek paylaşımın altına, o ölçümleri de baz alabilirler. Bence eldeki malzemeyi iyi pişirmek ve pişmeden fırından çıkarmamak lazım. Etraftan şunu duymaları lazım: “Artık senin kitap ya da kitaplar yazma zamanın geldi.” Acele etmesinler. Ben ise bırak acele etmeyi meslek yoğunluğundan ötürü, geç bile kaldım. Keşke bu kitabı 10 yıl önce çıkarsaydım. Bazen insanın hayatta istedikleri olmuyor maalesef. Çünkü yaşam ve aile, maddi, manevi bir mücadele gerektiriyor. Türkçe, edebiyat ve okurluluk gücü yüksekse, çok daha kaliteli bir eser ortaya çıkar diye düşünüyorum.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://viratrabzon.com/turgay-besyildiz-herkesin-ama-herkesin-bir-hikayesi-vardir-6632/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ÇYDD Edebiyat günleri toplantısının ilk konuğu Osman Çakmakcı olacak</title>
		<link>https://viratrabzon.com/cydd-edebiyat-gunleri-toplantisinin-ilk-konugu-osman-cakmakci-olacak-5864/</link>
					<comments>https://viratrabzon.com/cydd-edebiyat-gunleri-toplantisinin-ilk-konugu-osman-cakmakci-olacak-5864/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Vira Trabzon]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 07 Feb 2021 11:43:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Trabzon'dan]]></category>
		<category><![CDATA[ÇYDD]]></category>
		<category><![CDATA[ÇYDD Trabzon]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat günleri]]></category>
		<category><![CDATA[osman çakmakcı]]></category>
		<category><![CDATA[trabzon]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://viratrabzon.com/?p=5864</guid>

					<description><![CDATA[<div><img width="1600" height="1200" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2021/02/cccc.jpeg" class="attachment-medium size-medium wp-post-image" alt="çççç" style="margin-bottom: 15px;" decoding="async" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2021/02/cccc.jpeg 1600w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2021/02/cccc-768x576.jpeg 768w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2021/02/cccc-1536x1152.jpeg 1536w" sizes="(max-width: 1600px) 100vw, 1600px" title="ÇYDD Edebiyat günleri toplantısının ilk konuğu Osman Çakmakcı olacak 4"></div>ÇYDD Edebiyat günleri toplantısı]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>07 Şubat 2021 Pazar günü saat 20.00&#8217;de gerçekleşecek olan Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Trabzon Şubesi Sanat ve Edebiyat Günleri toplantısının ilk konuğu şair-yazar ve çevirmen Osman Çakmakçı olacak.</p>



<p>Osman Çakmakcı&#8217;nın &#8221; Konuşmanın İmkansızlığı Üzerine Bir Diyalog Kitabı&#8221; üzerine; Moderatör Barış Hakan Karayavuzoğlu&#8217; nun soruları eşliğinde &#8220;konuşmanın işlevi/toplumsal önemi ve nasıl olması gerektiği&#8221; konusunda sohbet gerçekleştirilecek.</p>



<p>&#8220;Konuşmak imkansızdır, bu kesin. Ama işte bunun için konuşmak gerekir&#8221; şiarıyla yola çıkan ÇYDD Trabzon Şubesi Sanat ve Edebiyat Kulübü&#8217;nün etkinliği Google Meeting üzerinden halka açık ve ücretsiz bir şekilde online ortamda gerçekleşecek.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://viratrabzon.com/cydd-edebiyat-gunleri-toplantisinin-ilk-konugu-osman-cakmakci-olacak-5864/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hüseyin Çevik: &#8221;Şiir, yaşantının tamamıyla kendisidir&#8221;</title>
		<link>https://viratrabzon.com/huseyin-cevik-siir-yasantinin-tamamiyla-kendisidir-5822/</link>
					<comments>https://viratrabzon.com/huseyin-cevik-siir-yasantinin-tamamiyla-kendisidir-5822/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Vira Trabzon]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 06 Feb 2021 12:41:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür ve Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[anahtar konuştu]]></category>
		<category><![CDATA[bedri rahmi eyüboğlu]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[hüseyin çevik]]></category>
		<category><![CDATA[oktay rıfat horozcu]]></category>
		<category><![CDATA[orhan veli kanık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://viratrabzon.com/?p=5822</guid>

					<description><![CDATA[<div><img width="1080" height="1440" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2021/02/c9353152-5e56-48ba-bc80-b33936431139.jpg" class="attachment-medium size-medium wp-post-image" alt="c9353152-5e56-48ba-bc80-b33936431139" style="margin-bottom: 15px;" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2021/02/c9353152-5e56-48ba-bc80-b33936431139.jpg 1080w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2021/02/c9353152-5e56-48ba-bc80-b33936431139-768x1024.jpg 768w" sizes="auto, (max-width: 1080px) 100vw, 1080px" title="Hüseyin Çevik: &#039;&#039;Şiir, yaşantının tamamıyla kendisidir&#039;&#039; 5"></div>Şair Hüseyin Çevik ile ''Anahtar Konuştu'' şiir kitabı üzerine...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><em>“Serada yetişen bitkiler gibiyiz ya da sürekli gün ışığı verilerek büyütülen civcivler. Bir an önce büyüyüp ölmeliyiz. Bütün mesele işte bu.”</em></p>



<p><strong><em>Röportaj: Cumali Yardım</em></strong></p>



<p>Hüseyin Çevik’in <em>“Anahtar Konuştu”</em> şiir kitabı 2020’de Klaros yayınları etiketiyle okuyucunun karşısına çıktı. <em>Anahtar Konuştu</em>, içerisindeki çok seslilik ile bireysel ve toplumsal sorgulamaları barındırıyor. Bu sorgulamalar yalnızca bireye ait olmamakla birlikte bireyin içerisinde bulunduğu çağ ile, bireyin etrafındaki etkileşiminin gizil dünyasını, bilinç yapısını eleştiren ve ortaya koyan çoksesli bir şiir dizisinden oluşmaktadır.&nbsp; Çevik, içinde yaşadığı toplumsal izdüşümleri aktarmayı kendisine amaç edinen, sade dil ile kurulan bağdaştırmalarla, mısra başı kafiye düzlemi ve mısra içi yinelemelerle şiirinin sesini güçlendirmeyi amaç edinen Türkiye edebiyatının çağdaş şairlerinden biri. Çevik, poetik anlayış bakımından çağdaşlarıyla uyuşmayan; kendisine has ve halk şiir öğelerine dayalı bir şiir anlayışını sürdürmektedir. <em>Anahtar Konuştu</em>, kitabı ise dramatik persona öğelerinin yoğunlaştığı anlatım izleklerinde kendine özgün bir ses imgesi yaratmaktadır.</p>



<figure class="wp-block-image size-large is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2021/02/ed1589a2-afe2-479c-bb6c-328c270342cc.jpg" alt="ed1589a2 afe2 479c bb6c 328c270342cc" class="wp-image-5823" width="405" height="531" title="Hüseyin Çevik: &#039;&#039;Şiir, yaşantının tamamıyla kendisidir&#039;&#039; 6"></figure>



<p><strong>Şeyh Galib, Hüsn ü Aşk eserinde “şairliğe yanış-yakılış ve dert gerek; şair olana mihnet ve dert gelir, yamanır, yakasını bırakmaz onun.” (Galib, 2019: 194, İş Bankası Yayınları) der. Sizi Anahtar Konuştu’yu yazmaya iten “dert” nedir?</strong></p>



<p> Şeyh Galip Divan edebiyatımızın ölümsüz şairlerinden. Ancak ben bunu şöyle söylemeyi daha doğru bulurum. “Derdi olana şiir gerek.” Şiir, benim önce kendimle gerçekleştirdiğim bir dertleşmedir. Zamansız, koşulsuz, amasız öyle bir dost. Böyle bir can dostum olduğu için ona ne kadar teşekkür etsem azdır. Bütün dünyanın sustuğu yerde, bütün dünyanın seni hiç hesaba katmadığı halde (ki sen bir şeyler söylemek istiyorsun), kendi halinde, kendi kaybolmuş halinde, hiç teessürsüz o bozuk çarkını devam ettirdiği bir süreçte; şiir sana konuşma fırsatı veriyor. Bu ne büyük bir ihtiyaçtır. Düşünün, bir kız çocuğu intihar ediyor ve toplum bir kenara, ailesi dahi bu “cinayet”te kendini aklama derdine düşmüş olabiliyor. Şiir işte burada imdadına gelip sana gözyaşı oluyor. O kız çocuğu gelip o şiirde her şeyi bir bir anlatıp ve sonunda seni suçlayıp hükmünü boynuna geçiriveriyor. Ne büyük bir huzur!&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>



<p>Beni şiire iten işte budur. Kitaba değil. Ben şöyle şöyle bir kitap yazacağım diye gelişmedi bu süreç. Önce şiir oldu, sonra kitap. Ömer Turan da adı şu olabilir mi diye sordu. Bence bütün dizelerin içinden yahut dışından kitaba en uygun ad işte böylece ortaya çıktı. “<em>Anahtar Konuştu”</em></p>



<p><em><strong>Osman Çakmakçı, Aşağılık Sanat kitabında şairleri toplayıcı ve kazıcı şairler olmak üzere ikiye ayırır. Bu ayrımla ilgili ne düşünüyorsunuz ve kendinizi bu ayrım noktasında nerede tanımlıyorsunuz?</strong></em></p>



<p>Osman Çakmakçı şiiri ikiye ayırıyor: Organik şiir ve sentetik şiir diye. Sentetik şiir sözcüğe dayanır, yapıya tapınır, diyor. Organik şiir ise duyarlık zeminine bağlanır. Bahsettiği sentetik şiirde bir kurgu söz konusudur. O şiirin bir formülasyonu vardır. Orada şiir bu formüle uygun sözcükler toplamaktan ve bunu ‘sanatsal’ bir ifadeye yerleştirmekten ibarettir. Oysa kazıcılar için şiir her şeyden önce şiirdir. Yaşanmışlığın rastlantılarına da dayanır.</p>



<p>Şiir elbette ki sözcüklerle yazılır. Ancak toplayıcı şiirde cevher olan sözcük dışarıdan şiire girerken kazıcı şiirde o cevher yaşantıdan kopup şiire girer.</p>



<p>Geçenlerde Yaprak Dergisi’nde Orhan Veli imzasıyla okuduğum bir yazıda tam da bunu buldum. Tiyatrocular ile ilgili olan bu yazıda, birkaç tiyatrocumuzu överken diyor ki; &#8220;Onları çok beğeniyorum çünkü, onlar; nasıl oynarsam güzel olur demiyorlar, nasıl oynarsam gerçek olur&#8221; diyorlar. Toplayıcılık ile kazıcılık arasındaki ayrım sanırım buradadır.</p>



<p>Bir de sinemadan örneklemek isterim. Geçtiğimiz aylarda okuyucusuyla buluşan görüntü yönetmeni Aytekin Çakmakçı ile bir nehir söyleşi yapıp onu kitaplaştıran Barış Saydam’ın <em>&#8216;Güneşe Lamba Yakan Adam&#8217;</em> adlı eserinde altını çizdiğim şu kısımlar, bu değerli tartışmanın sinemada da var olduğunu bizlere gösteriyor: “Görüntü yönetmeninin yarattığı görüntülerin hikâyenin anlatımına katkı sağlaması gerekir. Hikâyeden ayrı tek başına güzel olmaları başarılı bir çalışma değildir. Estetik olarak filmin önüne geçiyorsan, bu projeye zarar verir. Görüntü yönetmenin görevi güzel peyzajlar sergilemek, kartpostallar yaratmak değildir. Görevi, hikâye için doğru olan görüntüyü arayıp bulmaktır.”</p>



<p><em><strong>Poetik anlayışınız çağdaşlarınızdan farklı bir konumdadır. Güncel şiirin imgeciliğinin aksine saf, sade söyleyişler ile halk şiiri öğelerini harmanlayarak kendinize özgün bir ses yaratmaktasınız. Anahtar Konuştu da bu poetik anlayışın ürünü. Poetik anlayışınızın oluşmasındaki itki nedenler nelerdir?</strong></em></p>



<p>Ben derdimi bölüşmek istiyorum. Fark budur bence. Şiiri kendime yazmıyorum. Şiirde poz&nbsp; vermek istemiyorum. Şiirde bu hali görmek beni oldukça rahatsız ediyor. İkinci olarak, imgecilik diyorsunuz. Buradaki sıkıntı şuradan kaynaklanıyor. İmge, demek istediğimizi oluşturduğu o güzel tesadüfle açmak içindir. Anlatmak istediğimize bulduğumuz dildir imge. Kapalılık imgenin kendi içindedir. Derdimize ortak olmak isteyen okuyucumuz bunu açabilmelidir. İkinci Yeni’nin önde gelen şairlerinden Cemal Süreya şöyle diyor. “Aslında şiir, dil içinde bir dildir ama kuşdili değildir.” Benim itirazım işte bu kuşdilinedir. Şiirde okuyucunun elinden tutmak istiyorsam, uzaklık değil yakınlık hatta aynılık peşindeysem (hemhâl olmak) poetik anlayışım, şiirin amaç, diğer bütün öğelerin ise araç olduğu bir anlayış olmak durumundadır. Ekşi Sözlük’te bir kullanıcının şiir ile ilgili şu yorumu ibret verici olsa gere: <em>“Diğer edebi türlerden farkı yazarıyla okuyucu arasında en fazla mesafe olan tür olmasıdır.”</em> Ben bu mesafeyi reddediyorum.</p>



<p><em><strong>Anahtar Konuştu, kötülüğün sıradanlaşmasına karşı öfkenin, susmaya karşı konuşmanın, bireyin “nesneleşmesine” karşın “öznelliğini” yansıtan şiir dizesinden oluşmaktadır. Anlatımda kimi zaman fındık çalışanların sesi, kimi zaman yoksulluktan intihar eden insanların dramı, kimi zaman da cesedi kıyıya vurmuş çocukların sesi yükselir. Bu toplumsal panoramayı çizerken anlatıcı olarak gözlemci rolündesiniz. Gözlemlerken aynı zamanda da eleştiriyorsunuz. Sizin için sesler veya sözcükler yakılan bir ağıt, büyük bir özgürleşme midir?</strong></em></p>



<p>Elbette öyledir. Öyle olmasa yaşamak imkansız olurdu. Kötü bir çağda yaşıyoruz. Belki de çağların en kötüsü. İnsan kendine bu kadar yabancılaşmamıştır. Yabancılık iyi bir ifade bile olabilir. İnsan kendinden koptu da diyebiliriz. İnsan kendinden ayrıldı. Bilerek yapılan bir şey değil bu. Küreselleşme bir dikta şeklinde yozluğun küreselleşmesine dönüştü. Çok hızlı bir hayat bu. Bir an bir duraksama olsa insan, ben neyim diye kendine soracak belki. Ama bu yaşam tarzı buna izin vermiyor. Salgın günleri aslında bunun için bir fırsattı. Bir ara çoğumuz ümitlendi de. Ancak bugüne baktığımızda değişen hiçbir şey yok. Bu da benim yukarıda söylediğimi yanlışlıyor. Bu yaşamak değil bir savrulma halidir. Can Yücel’in “yaşamayı yaşamak istiyorum” diye dile getirdiği işte budur. Yeni çağ insanı kendinden kopardı. Dünya dönerken insana değen bir şey olmuyor. Serada yetişen bitkiler gibiyiz ya da sürekli gün ışığı verilerek büyütülen civcivler. Bir an önce büyüyüp ölmeliyiz. Bütün mesele işte bu.</p>



<p>“Anahtar” imgesine gelirsek, bunu başka konuşmalarımızda da duydum, “susmaya karşı konuşmanın” savunulduğu bir ifade değil aslında. O da var ama asıl ifade edilmek istenen “çok konuşmaya, anlamsız konuşmaya, konuşmak için konuşmaya, hamaset için konuşmaya” gibi “boş konuşmalara” itirazdır. Ortada bir ateş var, bunu görebiliyoruz. Bir tarafta boyuna bir ateş hali var. Sonra ne var? Tak tak tak… Örs sesleri. Sadece ses için bir ses ama. Bir uğultu. Kaos. Bir de demir var. Kapıya ucunu sokup kanırta kanırta açmaya çalışıyoruz kapıyı. Gücümüzü bu kaba uğraşta yok ediyoruz. Kırıyoruz, kırılıyoruz. Oysa bütün bunlarla bir anahtar elde edebiliriz. Birbirimizi gerçekten anlamak istiyorsak; güzeli, doğruyu, hakkı savunmak istiyorsak bize sadece ve sadece anahtar gerekiyor diyorum. Diğer yöntemler de apaçık istediğinin bu olduğunu gördüğümüz faşizme hizmet eder diyorum. Bahsettiğim anahtar işte bu. Ve şiir, sözün demir halinden geçip yana dövüle anahtar haline gelmesi değil midir?</p>



<p><em><strong>Anahtar Konuştu, sade dil ile kurulan bağdaştırmalarla, mısra başı kafiye düzlemi ve mısra içi yinelemelerle, halk şiiri öğeleri ve aşık şiir geleneğinden izler barındırır. Anlatımın sadeliğinde Bedri Rahmi’nin etkisi görülürken, kullandığınız yalın söyleyişler ile Orhan Veli’nin etkisi görülür. Şiirinizi oluşturan temel nedir?</strong></em></p>



<p>Şiir, şöyle şöyle yazayım dediğim bir şey değil açıkçası. Yani bir çatısı yok. Demek istediğim usumda karar verdiğim bir şey değil bu. Şiir nasıl istiyorsa öyle yazdırıyor kendini. Bu böyle net bir şey mi? Değil elbette. Peki bunu nereden anlıyorum? Şiirin yazdırdığı ile benim yazdığımı sonradan görebiliyorum. “çile”yi bir an önce bitirmek isteğinden olsa gerek bazen şiiri beklemeden yazdığım oluyor demek ki.</p>



<p>Orhan Veli’yi yeterince anladığımı düşünüyorum. Onun ve Oktay Rıfat’ın, Melih Cevdet’in şiirlerini okumayı seviyorum. Ama daha çok Garip manifestosunda dile getirdikleri benim için çok değerli. “beylik kalıplar, beylik oyunlar, beylik dünyalar içinde bunalmış kalmış olan şiire yeni imkanlar aramak” istekleri, “şiire yeni dünyalar, yeni insanlar sokarak, yeni söyleyişler bularak şiirin sınırlarını biraz daha genişletmek” istekleri bugün de ihtiyacını duyduğumuz bir manifestodur diye düşünüyorum.</p>



<p>Tam da burada şunu söylemek isterim. Bugün şiirde yaptığımız şu. Bir şiir yazıp onu şiir nehrine atmak. Şiirlerimiz o nehirde sürüklenmekte. Oysa şunu yapmamız gerekiyor. Akıntının önünde ayağa kalkıp ben bunu yazıyorum demek. Gövdeni ortaya koyup o sürüklenme haline meydan okumak. Bence şiirimizin en çok buna ihtiyacı var. Manifestoya, manifestolara..</p>



<p>Bedri Rahmi ise bambaşka tabii. “Şiir damarımız” örtüşüyor. Issız bir adaya düşsem yanımda getireceğim üç kitaptan ikincisi onundur diyorum. Okudukça daha derinlere, sevdiğim derinlere, indiğim bir şiir onunki.</p>



<p style="margin-top:-20px">“Biz ölen ağaçları yontup</p>



<p style="margin-top:-20px">&nbsp;Gemilerimize direk yaparız</p>



<p style="margin-top:-20px">&nbsp;Bizim canlarımızı alan acep onlarla ne yapar?”</p>



<p style="margin-top:-20px">Sonra,</p>



<p style="margin-top:-20px">“Yalnızlık dediğin büyük bir zindan</p>



<p style="margin-top:-20px">&nbsp;Dünyanın en kalabalık zindanı.”&nbsp;</p>



<p>Sözcükler nasıl da kendiliğinden dizelere oturmuşlar değil mi? Şiirin öznesi nasıl da diri. Soluk alıp veriyor işte. Yaşıyor… Yaşayacak.</p>



<p><strong> <em>Üç kitap demiştiniz diğerleri hangileridir?</em></strong></p>



<p> Birincisi Yunus Emre’dir. Üçüncüsünü&nbsp; ise hâlâ düşünüyorum.</p>



<p><strong> <em>Anahtar Konuştu, dört bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde, içinde yaşadığınız toplumun panoramasını çizerken; ikinci bölümde, insanın insan üzerindeki etkisini bir yolculuğa benzeterek; üçüncü bölümde; yoğun duygusal etkileşimlerin birey üzerindeki güdümleyici yapısını aktarırken; dördüncü bölümde ise anlamı sekteye uğratılan ideolojilere karşı sesiniz yükselmektedir. Şiir, sizin için tüm bu sistemlerin karşısında üretilen karmaşık bir etkileşim midir?</em></strong></p>



<p>Şiir yaşantının tamamıyla kendisidir. Dört bölüm yine başta da dediğim gibi kitaplaşma sırasında düşündüğümüz bir şey. Şiir elbette ki bütün sistemlerin karşısında üretilendir. Şiir tarafım ve öbür tarafım diye bir şey yok benim. Şiirde ne isem dışında da oyum. Şu an şiir tarafımla söyleşmiyorsunuz yani. J İçi de dışı da yaşantıma dahil. İçi de dışı da şiire dahil.&nbsp;</p>



<p>Sabah iş. Öğlen yemek ve dinlenme vakti. Sonra yine iş. İş çıkışı ev. Yemek. Çay saati. Eşimle ve çocuklarımla vakit. Okuma. Şiir. Kapanış. Şiirin günlük akıştaki yeri bu değil işte. Zamansız. Bir bakmışım trafik lambasında göz kırpıyor bana. Ya da parkta, maddi sıkıntı içinde olan bir baba, çocuğunu akülü arabaya bindirmek için uzattığı ‘beş lira’da imdadıma yetişiyor. Tanıklığımı ve aslında sanıklığımı kayda geçiriyorum. Hani o vicdan azabının etkisiyle gidip karakola teslim olup ifade vermek gibi bir şey. Yaşamımı sürdürmek istiyorsam bunu yapmak zorundayım. İşte bu.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://viratrabzon.com/huseyin-cevik-siir-yasantinin-tamamiyla-kendisidir-5822/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Küçükçekmece Belediyesi&#8217;nden Nazım&#8217;a armağan: Ellerinin izinde&#8230;</title>
		<link>https://viratrabzon.com/kucukcekmece-belediyesinden-nazima-armagan-ellerinin-izinde-4822/</link>
					<comments>https://viratrabzon.com/kucukcekmece-belediyesinden-nazima-armagan-ellerinin-izinde-4822/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Vira Trabzon]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 Jan 2021 15:45:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür ve Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Küçükçekmece Belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[Nazım Hikmet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://viratrabzon.com/?p=4822</guid>

					<description><![CDATA[<div><img width="1280" height="853" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2021/01/Nazim-Hikmet-Ellerinin-Izinde-Lansman-1.jpg" class="attachment-medium size-medium wp-post-image" alt="Nâzım Hikmet - Ellerinin İzinde Lansman" style="margin-bottom: 15px;" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2021/01/Nazim-Hikmet-Ellerinin-Izinde-Lansman-1.jpg 1280w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2021/01/Nazim-Hikmet-Ellerinin-Izinde-Lansman-1-768x512.jpg 768w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2021/01/Nazim-Hikmet-Ellerinin-Izinde-Lansman-1-282x188.jpg 282w" sizes="auto, (max-width: 1280px) 100vw, 1280px" title="Küçükçekmece Belediyesi&#039;nden Nazım&#039;a armağan: Ellerinin izinde... 7"></div>Küçükçekmece Belediyesi’nin Nâzım Hikmet’in 119. doğum gününe armağan olarak nitelediği kitabın lansmanı yapıldı.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Küçükçekmece Belediyesi’nin Nâzım Hikmet’in 119. doğum gününe armağan olarak nitelediği ve Dünya kitaplığına kazandırdığı, M. Melih Güneş’in kaleminden “Ellerinin İzinde” adlı kitabın lansmanı Belediye Başkanlık Binası’nda pandemi koşullarına uygun olarak düzenlendi.</p>



<p>Usta şair hayattayken (1902-1963) Türkiye’den Brezilya ve Japonya’ya kadar tüm Dünya’da, 40’tan fazla dilde yayınlanmış kitaplarının kapakları ve kitapların içeriği ve hikâyeleri hakkında bilgilere yer verilen kitap, prestij kitap olarak, 704 sayfa ve 1100 adet numaralı olarak yayınlandı.</p>



<p><strong>Kemal Çebi: Dünya edebiyatına bu eseri kazandırdığımız için mutluyuz</strong></p>



<p>Kitabın tanıtım toplantısında Nâzım Hikmet’in ‘Dünya’yı Verelim Çocuklara’ adlı şiirini okuyan Küçükçekmece Belediye Başkanı Kemal Çebi, “Nâzım Hikmet; dünyaya mâl olmuş yaşamı boyunca birçok çileler çekmesine rağmen aşktan, kavgadan, mücadeleden, yazmaktan, şiirden, sevgiden vazgeçmeyen önemli bir edebiyatçıdır. Nâzım Hikmet’i anlatmak kolay değil. Benim ve benden önceki kuşakların mektuplarının sonları Nâzım şiirleriyle tamamlanırdı. Eserleri, 40 ayrı dilde yayınlanmış çok az sanatçı ve edebiyatçı vardır. Bu eserleri bir kitapta toplayabildiğimiz ve Dünya edebiyatına bu eseri kazandırdığımız için mutluyum. Rastgele dağıtımı yapılmayacak ve kime hediye ediliyorsa kayıt altına alınacak olan, 1.100 adet numaralı bir Nâzım Hikmet bibliyografya biyografisini okurlarıyla buluşturuyoruz” diye konuştu.</p>



<p><strong>Usta şairin sağlığında ortaya koyduğu eserler bir kitapta toplandı</strong></p>



<p>Tanıtım toplantısına katılan Küçükçekmece Kültür ve Sosyal İşler Müdürü ve kitabın yayın koordinatörü Güney Özkılınç, “Şiirleri, dünyaca bilinen usta ozanımız Nâzım Hikmet’in 119. yaş günü ve biz bu 119. yaş gününde Nâzım ’a, kent, ülke ve dünyamız edebiyatına bir armağan hazırladık. Bize bu imkanı veren Küçükçekmece Belediye Başkanı Kemal Çebi’ye teşekkürlerimi sunuyorum” dedi.</p>



<p><strong>M. Melih Güneş: Meşakkatli ve 2, 5 yıl süren bir çalışmanın ürünü</strong></p>



<p>Arnavutluk’ta olan, kitabın yazarı M. Melih Güneş tanıtım toplantısına online bağlanarak, kitabı anlattı. Güneş, “Meşakkatli ve yaklaşık 2, 5 yıl süren titiz bir çalışmanın ürünü olarak ortaya çıktı kitap. Hazırlarken 200’e yakın kitabı didik didik ettim. Okurları kitapta şairin bilinmeyenlerini bulabilecek. Posta Güvercini şiiri gibi. Nâzım Hikmet’in Türkiye’de yayınlanmamış eserlerine de yer verdim. Bu yayında emeği geçen Kemal Çebi başkanlığındaki herkese çok teşekkür ederim” ifadelerini kullandı. </p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="693" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2021/01/Nazim-Hikmet-Ellerinin-Izinde-Lansman-2-1-1024x693.jpg" alt="Nazim Hikmet Ellerinin Izinde Lansman 2 1" class="wp-image-4826" title="Küçükçekmece Belediyesi&#039;nden Nazım&#039;a armağan: Ellerinin izinde... 8" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2021/01/Nazim-Hikmet-Ellerinin-Izinde-Lansman-2-1-1024x693.jpg 1024w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2021/01/Nazim-Hikmet-Ellerinin-Izinde-Lansman-2-1-300x203.jpg 300w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2021/01/Nazim-Hikmet-Ellerinin-Izinde-Lansman-2-1-768x520.jpg 768w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2021/01/Nazim-Hikmet-Ellerinin-Izinde-Lansman-2-1-1536x1039.jpg 1536w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2021/01/Nazim-Hikmet-Ellerinin-Izinde-Lansman-2-1-696x471.jpg 696w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2021/01/Nazim-Hikmet-Ellerinin-Izinde-Lansman-2-1-1068x723.jpg 1068w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2021/01/Nazim-Hikmet-Ellerinin-Izinde-Lansman-2-1.jpg 1892w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<figure class="wp-block-image size-large is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2021/01/Nazim-Hikmet-Ellerinin-Izinde-Lansman-3-1-682x1024.jpg" alt="Nazim Hikmet Ellerinin Izinde Lansman 3 1" class="wp-image-4827" width="570" height="857" title="Küçükçekmece Belediyesi&#039;nden Nazım&#039;a armağan: Ellerinin izinde... 9" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2021/01/Nazim-Hikmet-Ellerinin-Izinde-Lansman-3-1-682x1024.jpg 682w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2021/01/Nazim-Hikmet-Ellerinin-Izinde-Lansman-3-1-200x300.jpg 200w" sizes="auto, (max-width: 570px) 100vw, 570px" /></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2021/01/Nazim-Hikmet-Ellerinin-Izinde-Lansman-5-1-1024x576.jpg" alt="Nazim Hikmet Ellerinin Izinde Lansman 5 1" class="wp-image-4829" title="Küçükçekmece Belediyesi&#039;nden Nazım&#039;a armağan: Ellerinin izinde... 10" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2021/01/Nazim-Hikmet-Ellerinin-Izinde-Lansman-5-1-1024x576.jpg 1024w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2021/01/Nazim-Hikmet-Ellerinin-Izinde-Lansman-5-1-300x169.jpg 300w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2021/01/Nazim-Hikmet-Ellerinin-Izinde-Lansman-5-1-768x432.jpg 768w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2021/01/Nazim-Hikmet-Ellerinin-Izinde-Lansman-5-1-1536x864.jpg 1536w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2021/01/Nazim-Hikmet-Ellerinin-Izinde-Lansman-5-1-696x392.jpg 696w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2021/01/Nazim-Hikmet-Ellerinin-Izinde-Lansman-5-1-1068x601.jpg 1068w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2021/01/Nazim-Hikmet-Ellerinin-Izinde-Lansman-5-1.jpg 1920w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://viratrabzon.com/kucukcekmece-belediyesinden-nazima-armagan-ellerinin-izinde-4822/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
