Aşınan Toplumsal Değerlerimiz

    0

    Mısır ya da arpa ekmeğini turşu suyuna katarak yiyenlerin, sonra da bir tas su içip mutluluğunu Ay’ın 14’ü gibi kocaman tutmaya çalışanların yanında çalışmayanlar, onlarla ortak alanlarda bulunmayanlar, gezmeyenler, tozmayanlar, özgür olması ve de gerçek bir hayat yaşıyor olması mümkün değildir, bana göre. Üzerimize yağan yağmur bizleri nasıl ıslatıyor, elbiselerimize geçerek bize nasıl ağırlık veriyorsa, kazandıklarımız, yaptıklarımız ve de sahip olduklarımız da bizleri öyle şımartıyor ya da öyle insanlıktan çıkartıyor.

    Toplumsal değerlerimizden olan “saygı”, başkalarını rahatsız etmeden çekinen, inceliği; büyüklere, yaşlılara, değeri yüksek olanlara, kutsal bilinen kimselere, şeylere karşı duyulan, sevgi ve çekinmeyle karışık bağlılık duygusu son yıllarda doğru dürüst kullanıldığını sanmıyorum. Saygıya değer büyükler, etkin ve yetkin kişiler; ne yazık ki yoksulluğun, haksızlığın, işsizliğin ve de hastalığın kervanına katılanları seyre dalmışlar, bir altın yüzük gibi saklamaları gereken “saygı” kavramını ayaklar altına aldıkları için kendi saygınlıklarını da küçültmüşlerdir.

    Toplumsal değerlerimizden “adalet”,   etik, akılcılık, hukuk, din, eşitlik ve hakkaniyeti de içeren birçok alana farklı görüşlere ve eşyaların, nesnelerin uzaktan görünüşlere(perspektiflere) dayanan kavramın son yıllarda korkutulduğu, ürkütüldüğü, varsılın, güçlünün etkisinde kaldığı düşüncesindeyim. Bu nedenle hak ve hukuka uygunluk, hak ve hukuku gözetme, yerine getirme ve doğruluk gibi işlevlerini pek yerine getiremediği kanısındayım. Etkin ve yetkin olanlar, halkın sağlığını, huzurunu hiçe saymayı erdem kabul etmekte, halkın nefretine aldırış etmemektedir!

    Toplumsal değerlerimizden “liyakat”, layık olma, yaraşma, yaraşırlık, uygunluk; yeterlilik, yetenek kavramı da son yıllarda olumsuzluklardan nasibini almıştır. ‘Değeri olmayana ve olamayacak olana değer vermek’, makamları göz göre göre, bile bile ehil olmayanlara vermek, inancın, insanlığın ve kanunların emredici hükümleri ortada olmasına rağmen moda gibi uygulandığını gözlemliyorum.

    Toplumsal değerlerimizden olan “eşitlik”, belirli bir toplum veya yalıtılmış bir grup içerisindeki tüm insanların belli açılardan aynı statüye sahip olmaları durumu. Toplumsal eşitlik, yasalar önünde eşit haklar ve toplumsal mal ve hizmetlere eşit seviyede erişmeyi içerir. “Eşitlik” kavramı ise; eşit olma durumu, yasalar karşısında ve siyasal, toplumsal haklar bakımından yurttaşlar arasında hiçbir ayrım bulunmaması durumudur. Ne yazık ki bu kavram olumsuz yönde, geçmişe hapsedilmiş, gerçek dışılığa mıhlanmış ve de kendi yolunu, yöntemini halka paylaşmayı, aynı cezaları halka uygulamayı “eşitlik” sayan kişiler tarafından şahlandırılmaktadır.

    Toplumsal değerlerimizden olan “dürüstlük”, özü sözü bir olma, olanı olduğu gibi yansıtma, gerçeği saklamama, bildiğinden, inandığından ve olduğundan başka türlü görünmeye veya göstermeye çalışmama, samimiyettir. Ayıbı, rezilliği, günahı ve sevabı bünyesine barındırmayan; eylemleriyle söylemleri bir olmayan şahsiyetler, bu kavramı ayaklar altına almakta, mutlulukla hazzı karıştırmakta, ağzından çıkanı kulağı duymamakta; var olan acıları, yanlışları, dertleri, yolsuzlukları, yoksullukları ve olumsuzlukları yazgı olarak halka kabul ettirmeye çalışmaktadır.

    Toplumsal değerlerden olan “özgürlük”, erkinlik veya hürriyet, birinin engellenmeden ya da sınırlandırılmadan istediğini seçebilmesi, yapabilmesi ve hareket edebilmesi durumudur. Felsefede, gerekircilik(determinizm) karşıtı özgür irade fikrini içerir. Politikada özgürlük, hükûmet baskısından bağımsızlıktır. Bazı yöneticilerimiz özgürlüğü yük olarak görür; Erıch Fromm’un dediği gibi,  “yetkeci kişilik geçmişe tapar. Daha önce var olmamış bir şeyi istemek ya da ona kavuşmak için çaba harcamak cinayet ya da çılgınlıktır,” der.

    Yukarıda sözünü ettiğimiz toplumsal değerleri analiz ettiğimizde ülkemizdeki durumun son yıllarda hiç de iyi olmadığını yaşananlardan anlıyoruz. Ben, polisin toplumsal olaylarda müdahalesini görüntülemeyi yasaklamak isteyen anlağın –zihniyetin-, yardım kolisini kapı eşiğinde ihtiyaç sahibine adeta törenle verme görüntüsünü çekip medyada yayımlamasına ses çıkarmayışını, izin vermesini dürüst bir davranış olarak görmüyorum. Adaleti, saygıyı, liyakati,  eşitliği, dürüstlüğü, hakkı, hukuku hatta ve hatta demokrasiyi askıya alma davranışı olarak görmüyorum.

    İBB Meclisi’nde oybirliği ile alınan karar doğrultusunda 142 yeni ekmek büfesinin şehit yakınları, gaziler, engelliler, dul ve yetimler tarafından işletilmesi karara bağlanmıştı. Bu karara rağmen bazı ilçe belediyelerinin yasa tanımaz bir şekilde engelleyici tavırlarını şiddetle kınıyorum. Bu tavır hem ucuz, sağlıklı ekmeğe erişmek isteyen İstanbullulara hem de yukarıda sözü edilen ailelerimize yapılan en büyük ayıp ve saygısızlıktır. Hizmeti engelleyip çukura atmaya,  genç demokrasimizi ‘bozmaya ve boğmaya’ çalışanları halkımız da, Hakk’ımız da görmektedir.

    Önceki İçerikBir Çözüm Önerisi…
    Sonraki İçerikTrabzonspor Nedir? Ne Değildir!
    Yılmaz Keskin
    1955 yılında Trabzon Çaykara’da doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini Çaykara’da, Sınıf Öğretmenliği Bölümü’nü Rize Eğitim Enstitüsü’nde tamamladı. Yurdun değişik yerlerinde 35 yıl 5 ay öğretmenlik ve idarecilik yaptıktan sonra 15.07.2014 yılında emekli oldu. Araştırmacı yazar Yılmaz Keskin’in değişik dergilerde ve gazetelerde yayımlanmış yazıları ve “Gündem Kırıntıları” adlı deneme, “Kutsalım ve Dil Ağacım” adlı inceleme-araştırma, “Yüz Öykücük Yüz Gülücük” adlı fıkra ve “Çaykara’da Söz Varlığı-1” adlı araştırma betikleri vardır. Yazarın Milli Eğitim Bakanlığı’nda yıllardır incelemede olan “80’li Yıllarda Nusaybin Ve Halk Bilimi” adlı araştırma taslak eseri ve tamamlanmak üzere olan “Çaykara’da Söz Varlığı-2” adlı taslak eseri bulunmaktadır.

    CEVAP VER

    Lütfen yorumunuzu giriniz!
    Lütfen isminizi buraya giriniz