Bir Gönül Meselesi

    3

    Sormak istersen bayım; ben sizlerden biri değilim, diğerlerinden de. Ben, ölüme dair yemin etmeyenlerden, tehdit savurmayanlardan, dinini ve ırkını aklının yerine koymayanlardanım.

    Ben hâlâ şiir okuyanlardanım. Ben ölürken, vatanını yahut dinini değil, sevgiliyi düşünecek olanlardanım. Sormak istersen…

    Gabriel Garcia  Marquez

    Edebiyatımızın güçlü kalemi Kemal Tahir şöyle yazar..: Orospunun dişisi, erkeği olmaz. Orospuluk huydur. Söz verip tutmamak, borcunu inkar etmek, birini casuslamak, arkadan adam vurmak, kendinden zayıfı ezmek, hatta korkmak bile yerine göre orospuluktur.

    Aslında sadece bu kadar yazmak yeterli olacaktı ama benim anlatamamış olmaktan korkma hastalığım var. O yüzden biraz daha anlatmağa devam edeceğim hiç istemeye istemeye…

    Bildiklerimin çoğunu hayattan öğrendim ben. Okuyarak öğrendiklerim de oldu ara sıra. Ama hepsini sınadım hayatla. Bazı, hatta çoğu ezberlenmiş doğru bilinen yanlışlara da itiraz ederim hep bu yüzden. Hepsini burada anlatmak olanaksız ama bir tanesini anlatmak zorunluluğu hissediyorum…

    Önceki haftaki Cumartesi Sohbetimizin bir bölümünden rahatsız olanlar hatta incinenler olmuş da o yüzden bu zorunluluk. Hepsi bir tarafa da beni biraz daha yakından tanıdıklarına inandığım insanların rahatsız olmaları rahatsız etti beni. Umarım kaş yaparken göz çıkarmam. Bu arada hiç de rahatsız edici değildi desteği veren sadece 1 (yazıyla bir) kişiyi; o okyanus gözlü güzeli de selamlıyorum buradan…

    Küçücük bir çocuğun zekasına haylazlığına hayranlığını belirtmek için VAY EŞŞOĞLU EŞŞEK der ya Kemal Sunal bir çok filminde. Bu bir hakaret veya küfür değildir ya. O çocuğu küçültmez aksine büyütür ya. Ben de o durumlarda VAY OROSPU derken kötü bir şey söylemiyorum işte. Kadını güzel ve çekici gösteren ruhundaki orospudur derken de…

    Yalnız geçen haftaki yazımın sözünü ettiğimiz bölümünde tam da rahatsız olmaları gerekenlere rahatsız olacakları şekilde söyledim. Nasıldı o bölüm, hatırlayalım..:

    Hayat kadınlarının böbreklerini bağışladığı bir ülkede şehir içinde kamyon gibi jipleriyle dolaşırken kibirinden geçilmeyen türbanlı orospulardan bahsediyorum.

    Peki kimdi o orospular?

    1. Özel yatlarında üstsüz güneşlenerek denize girip yattan inene kadar normal hayatlarını yaşayan; yattan inerken günün serbest piyasa şartlarına uyarak çarşafa türbana dolanan düzenden beslenenlerdi onlar…

    2. Aynı yattan inerken şortunu çıkartıp şalvar giyerken başına da bir fes geçirip ihale için Cuma’ya koşanlar da onlardandı…

    Yani cinsiyetleri yoktu onların. Yoksa bu vücut benimdir ve benim tasarrufumdadır diyerek açıktan eskortluk yapanlara bir sözüm yoktu. Eskortluk bir meslekti ve mesleklerini yapıyorlardı.  Fahişelik de bir meslekti ama orospuluk bir meslek değildi. Ve benim de kimsenin mesleğiyle kavgam yoktu…

    Benim kavgam  mesleklerini icra ederken orospuluk yapanlarla olmuştur ve bundan sonra da böyle devam edecektir bu kavga. Yer yüzü aşkın yüzü oluncaya dek…

    Yine de NE KONUŞURKEN AĞZINA YAKIŞIYOR NE DE YAZARKEN KALEMİNE diyen çok aşırı nazik dostlarım için hüzünlü bir özür kabul edilsin bu yazı…

    Haftaya daha güzel bir konuda görüşmek üzere…

    3 YORUMLAR

    CEVAP VER

    Lütfen yorumunuzu giriniz!
    Lütfen isminizi buraya giriniz