İrtica

    0

    İrtica kelime anlamı gericiliktir, geriye dönüş arzusudur. Batıda monarşinin eski rejimine geri dönmek isteyen karşı devrimcileri tanımlamak için kullanıldı. Bizde daha çok cumhuriyet öncesindeki rejime dönüşü ifade eder.

    Oysaki Mustafa Kemal ‘’ Yerinde duran geriye gidiyor demektir. İleri, daima ileri!’’ derken bırakın geriye gitmeyi yerinde durmayı bile kabullenemiyor ve ilerleme hedefini vurguluyordu.

    Milli Savunma Bakanlığı, Harp Okulları giriş koşullarında yapılan düzenlemenin daha geniş kapsamlı ve güncel mevzuata uygun olduğunu bildirerek değişikliği savundu, irdeleyelim bakalım öyle mi?

    Milli Savunma Üniversitesi Harp Okulları Yönetmeliği ile Milli Savunma Üniversitesi Astsubay Meslek Yüksekokulları Yönetmeliğinin yeni şekli Resmi Gazetede yayımlandı. Böylece 2001 tarihli Harp Okulları Yönetmeliği ve 2003 tarihli Astsubay Meslek Yüksek Okulları Yönetmeliği yürürlükten kaldırıldı.

    Harp Okulu Yönetmeliğinin, Harp Okulları Giriş Koşullarını içeren 44’üncü maddesinde ‘’ kendisinin, annesinin, babasının, kardeşlerinin ve velisinin tutum ve davranışları ile yasa dışı, siyasi, yıkıcı, irticai, bölücü ideolojik görüşleri benimsememiş, bu gibi faaliyetlerde bulunmamış veya bu faaliyetlere karışmamış olması şartı vardı. Resmi Gazetenin 23 Mart 2021 tarihli sayısında okula giriş koşulları bu sefer 30’uncu maddede zikredildi. Madde numarasıyla birlikte içerik de değişerek yayımlandı ve (p) fıkrası olarak ‘’Terör örgütlerine ve Milli Güvenlik Kurulunda devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti, iltisakî, ya da bunlarla irtibatı olmamak’’ şeklinde ifade yer aldı.

    Neden ihtiyaç duyulduğu bilinmez ama masumane gözüken bu değişiklik aslında çok tehlikeli olmakla birlikte 15 Temmuzun da anlaşılmadığının açık bir göstergesidir.

    Ülkemizde nedense önlenemeyen tarikat ve cemaatlerin artışı Türkiye Cumhuriyeti için gizli tehdittir. Bu tehdit yok sayılarak veya tehlikesiz görülerek, esasen siyasi kimliği de olan bu yapıların Orduya sızmasına en hafif ifadeyle göz yummaktır.

    Cemaat ve tarikatlar siyaset dışı kurumlar gibi algılatılmak istenirse de olmadığı gibi siyaseten de beslenen oluşumlardır. Taraftarlarına menfaat sağlayan bu yapılar aidiyetlerini çıkar sağlama üzerinden de sağlamlaştırmaktadırlar. Kendi grubunu her durumda, her şartta sahiplenen ve savunan yapı da liyakat (gerçi artık hiçbir kurumda kalmadı ama) olmadığı gibi kendi iç hiyerarşileri mevcuttur ki bu ordunun yapısına tamamen terstir.

    Çıkar birlikteliğiyle veya çaresizlikle veya sahipsizlikle veya kandırılmışlıkla bir araya getirilen oluşum zamanla güç odakları haline gelir ve siyaseti yönetme hevesiyle nitelikten ziyade niceliğiyle siyasilerin de ilgi alanlarına girerler. Sonrasında ‘’ besle büyüsün çoğalsın, devamında seni de büyütsün çoğaltsın’’ mantığı veya mantıksızlığı siyaset- tarikat ilişkisini hep sıcak tutar. Bu yapıların varlık sebepleri siyasilerdir, siyasilerin ise varlık sebepleri bu yapılar olmamalıdır.

    Mustafa Kemal Atatürk’ün sözü eskimeyen altın bir öğüt ve uyarıdır, anlayana, dinleyene. ’’ Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır.’’ İşte bu yüzden askeri okullarda Atatürk ismini de silmek istiyorlar. Gerçekten bunları göremeyen var mı?

    Kendini muhafazakâr, solcu, sağcı, radikal gibi tanımlamaktan ziyade hukukun üstünlüğü, özgürlük ve evrensel değerlere sahip çıkışı ile özdeşleştiren ‘’z ve y’’ kuşağı bu tür yapılanmalara uzak duruşları ile toplumun bireysel çıkarcılıktan toplumsal menfaat düşüncesine evirileceğini açıkça göstermektedir.

    Askerlik mesleği; tarihi, kültürel, milli değerler ve anayasal ilkelerin oluşturduğu bir bütüncül yaklaşımdır. Savunulması gereken bu değerler, mesleği milletin gözünde saygın bir konuma taşıyarak, ordu- millet gönül birlikteliğini oluşturur.

    Mesleğin ortak paydası, bölünmez bir üniter yapı, laik ve demokratik cumhuriyetin varlığının devamıdır. Asker ülkenin bekası için oluşturulmuş ve erden mareşale kadar tüm rütbelilerdir, para kazanma mesleği hiç değildir. Aslında meslek de değil, yaşam biçimidir. Askerler ‘’icabında vatan, cumhuriyet ve vazife uğrunda seve seve hayatını feda eyleyeceğine namusu üzerine’’ yemin eder ki bu onların saygınlıklarını artırır, zaten milletin özüdürler, milletinin bağrından çıkmışlardır.

    Asker ülkenin bekası için siyaseti izler ancak içinde aktif bulunacağı alan değildir, olmamalıdır da. En acı tecrübe Balkan Harbinde edinilmiş ve tarihe kara leke olarak sürülmüştür. Subayların politize olması sebebiyle, emir- komuta birliğinin ve disiplinin zedelendiği ve dolayısıyla itaatin zayıfladığı ortamda Osmanlı Ordusu ağır yenilgi alır. Travması hala sürmektedir.

    Çok okuyan ve tecrübeden yararlanmanın büyüsüne inanan Mustafa Kemal askerlik ve siyasetin bir arada yürümemesi gerekliliğine inancı gereği 7-8 Temmuz 1919 gecesi askerlik görevinden istifa eder. İyi tanıdığı Milletin, şefkat, olgunluk ve inanma azminden ilham alarak sivil vatandaş olarak davasını sürdürür. Çok büyük risk alır.

    İstifası sonrasında Kazım Karabekir’in’’ Ben ve Kolordum buyruğundayız’’ cümlesi aldığı en güzel tekmildir. Bu tekmil Türk Milletinin, emperyalistler karşısında özgürlüğe doğru gidişini de hızlandıracaktır. İstifasının arkasından Kazım Dirik hariç olmak üzere onun maiyetinden ayrılmayacağına söz veren tüm subaylar askeri üniformalarını çıkarırlar.

    Bu geçmiş ve geleneğe sahip olan Ordunun yapacağı en önemli iş harp sanatını öğrenmek ve öğretmek ve her daim savaşa hazır olmaktır.

    Siyaset yapacak vatan sevdalıları mutlaka var olacaktır, asker kışlasında çok daha değerlidir, yani taş yerinde ağırdır. İşte bu sebepten siyasiler de askeri siyaset dışında tutmak ve korumak durumundadır.

    Yeni düzenleme ile cemaat ve tarikatların orduya girişinin önünün açılması siyasetin orduya müdahil olma hırsını körükler ve ordu- siyaset açmazına sürükler.

    Düzenlemeyi yapanlar ve savunanlar toplum vicdanını rahatlatamamış ve ikna da edememiştir. Aslında ikna etme istekleri de yoktur ya, ben yaptım oldu anlayışı hâkim olunca…

    Bırakın ordu-millet elele olsun da, ordu-siyasetçi elele olmasın…

    Umarım ve dilerim ki kaldırılan irtica sözcüğüyle, güneşli, aydınlık günlere olan umut, özlem ve beklentiler gecenin zifiri karanlığına kurban edilmez.

    Saygılarımla, sağlıcakla kalın…

     

     

    Önceki İçerik”İrtica” Dile Geldi
    Sonraki İçerikUlusalcı-Milliyetçi Farkı
    Gürsel Özgür
     1961 yılında doğdu. İlk ve ortaokulu Trabzon’da okuduktan sonra Bursa’daki Işıklar Askeri Lisesinde 4 yıllık(1976-1980) kolej eğitimi sonrasında Ankara’daki Kara Harp Okulu'ndan 1984 yılında Piyade Teğmen olarak mezun oldu.  1 yıllık Tuzla Piyade Okulu eğitiminden sonra yurdun değişik yörelerinde Komutanlık ve Karargâh Subaylığı görevlerini yaptı.(İslâhiye, Erzurum(İdil, Solhan), İstanbul, Maden, Diyarbakır, Konya, İzmir)  30 Ağustos 2012 tarihinde kadrosuzluktan emekli olmasına üç yıl kala kendi isteğiyle Ege Ordusu Komutanlığından Kıdemli Albay rütbesi ile emekliye ayrıldı.  İstanbul Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi bölümünde yüksek lisans yaptı. "Komutan ve Vali olarak Kazım Dirik" ile ilgili tez kitabı vardır.  Harp Okulundan aldığı diploma YÖK tarafından kabul edildiğinden ‘’Elektrik/Elektronik Mühendisliği’’ bölümünden ‘’denklik’’ alarak Mühendis unvanını almıştır.  İzmir’de yayınlanan Narlıdere Gündem(geçici olarak yayını durdu) ve Trabzon’da yayınlanan Kuzey Ekspres gazetelerinde ve ‘’köşe yazarlığı’’ yapmaktadır.  Almanca bilmektedir. Dr. Funda ÖZGÜR ile evli olup, iki erkek çocuk sahibidir.

    CEVAP VER

    Lütfen yorumunuzu giriniz!
    Lütfen isminizi buraya giriniz