‘Sevgi ve Kuvvet’ ya da ‘Sevginin Kuvveti’

1
1

Şimdilerde pek duyamıyoruz radyolarda, televizyonlarda; bir zamanlar dillerden düşmezdi; en güzel de Ahmet Özhan seslendirmişti; Erol Sayan’ın aşkefza şarkısı: “Ömrümüzün baharı birlikte geçsin / Sen beni sev güzelim / Ben seni seviyorum.”

 

Biliyorsanız, anımsamışsanız bu şarkının sözlerine, ezgisine kendimizi kaptırıp düşünelim bir an: Ne güzel şeydir, sevmek sevilmek. Ne güzel şeydir aşkımızın karşılık görmesi. Ömrümüzün baharının birlikte geçmesi, ne güzel şeydir. Hatta, yalnızca baharı değil, yazı, kışı, sonbaharı da birlikte yaşayabilmek sevdiklerimizle, ne güzel.

 

Kişileri, toplumları, ulusları, daha da genelleştirirsek insanları bir arada tutan kuvvetin/gücün adıdır sevgi. İnce, dengeli, hak gözetici, mutluluk verici, huzura vardırıcı bir güç sevgi… Her zaman ve her yerde  kaba kuvvetin kabalığını ortadan kaldıran, insanları hoyratlıktan, hoşgörüsüzlükten uzaklaştıran, insanı insan yapan bir kuvvettir sevgi.

 

Sevgi ve kuvvet.

Birbirinden ayrıldıklarında insanı bir sürü olumsuzlara götürecek iki olgu.

Kuvvetsiz bir sevgi insana ne kazandırabilir ki?

Ya da:

Sevgiden yoksun bir kuvvet nereye vardırır ki insanı?

Haksızlığa mı? Evet. Çünkü, Aristoteles’in dediği gibi, “kuvvetli olanın muhakkak haklı olması gerekmez.” Öyle değil mi?

 

Sevgiden güç almayan kuvvet, kabalığa, hoyratlığa, baskıcılığa mı vardırır insanı? Evet. Çünkü Alain’e göre, “kuvvetin en kötüye kullanılış şekli, muhakkak ki kişinin, karşısındakine zorla evet dedirtmesidir.” Öyle değil mi?

 

Şunları da unutmamalıyız bu konuda:

“Sevginin  bulunmadığı yerde akıl da arama.”

Bu Dostoyevski’nin sözü.

“Zekâsız kuvvet yıkabilir, fakat yapamaz!”

Bu da Cenap Şahabettin’in Tiryaki Sözleri kitabından.

“Sevmek, insanın kendi kendini aşmasıdır.”

Bu da Oscar Wilde’ın Dorian Gray’in Portresi kitabındaki bir söz.

“Kim ki kuvvetine aldanarak zayıfları hor görürse, onun kuvveti, başına bela olur.”

Kelile ve Dimne’de Beydeba böyle söyler.

Ve La Fontaine şöyle der:

“Birleşik olmayan her güç cılızdır.”

Andre Gide de şöyle yazar Günlük’ünde:

“Her şey ancak sevgi ile satın alınabilmelidir.”

Hoşgörüsüzlüklerden, hoyratlıklardan, kabalıklardan, zorlamalardan uzak;

Sevginin kuvvetiyle bir arada olmak;

Kaderde, kıvançta, tasada bir ve beraber bulunmak…

İşte insanlığın ve toplumumuzun mutluluk anahtarı.

“Birleşik olmayan her gücün cılız olduğu”nu söyledik ya aklımıza Mevlana geldi. İnsanları, toplumları, kişileri huzura ve mutluluğa kavuşturmanın, ayrılıkları, zıtlaşmaları, kavgaları, savaşları ortadan kaldırmaktan geçtiğini birçok düşünür gibi Mevlana da söylemiş yüzyıllar önce. İşte “Bîşter â bîşter çend ezin reh-zenî” diye başlayan şiirinin A. Kadir tarafından Türkçe söylenmiş biçimi:

 

 “Beri gel, daha beri, daha beri.

Bu yol vuruculuk nereye dek böyle?

Bu hır gür, bu savaş nereye dek?

Sen bensin işte, ben senim işte.

 

Ne diye bu direnme böyle, ne diye?

Ne diye aydınlıktan kaçar aydınlık, ne diye?

Topumuz bir tek olgun kişiyiz, bir tek,

Ne diye böyle şaşı olmuşuz, ne diye?

 

Zengin yoksulu hor görür, ne diye?

Sağ soluna yan bakar, ne diye?

İkisi de senin elin, ikisi de,

Peki, kutlu ne, kutsuz ne?

 

Topumuz bir tek inciyiz, bir tek.

Başımız da tek, aklımız da tek.

Ne diye iki görür olup kalmışız

İki büklüm gökkubbenin altında, ne diye?

 

Sen habire gevele dur bakalım,

Habire ‘usul boylu birlik çam ağacı’ de,

Sonu nereye varır bunun, nereye?

 

Şu beş duyudan, altı yönden

Varını yoğunu birliğe çek, birliğe.

Kendine gel, benlikten çık, uzak dur,

İnsanlara karıl, insanlara,

İnsanlarla bir ol.

İnsanlarla bir oldun mu bir madensin, bir ulu deniz.

Kendinde kaldın mı bir damlasın, bir dane.

 

Erkek arslan dilediğini yapar, dilediğini.

Köpek köpekliğini ede durur, köpekliğini.

Tertemiz can canlığını işler, canlığını.

Beden de bedenliğini yapar, bedenliğini.

 

Ama sen canı da bir bil, bedeni de,

Yalnız sayıda çoktur onlar, alabildiğine,

Hani şu bademler gibi, bademler gibi,

Ama hepsindeki yağ bir.

 

Dünyada nice diller var, nice diller,

Ama hepsinde de anlam bir.

Sen kapları, testileri hele bir kır,

Sular nasıl bir yol tutar, gider.

Hele birliğe ulaş, hır gürü, savaşı bırak,

Can nasıl koşar, bunu canlara iletir.”

Kaynaklar: 1- Ertuğrul Saraçbaşı, Unutulmaz Sözler Antolojisi, Sander Y.

2- A. Kadir, Bugünün Diliyle Mevlana, s:87-88

 

1 Yorum

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz