Toplumsal Sözleşme

    0

    Fransız anayasa hukuku uzmanı Duvarger ‘’ Tüzük ve yönetmelikler ya gerçeği hiç tasvir etmez veya çok eksik eder, çünkü bunların, oldukları gibi uygulandıkları enderdir. Üstelik parti hayatı kasten bir gizlilik tabakasıyla örtülüdür’’ifadesi, siyasetin kurumsallaşamamasının da izahı gibi. Tabii öyle olunca da çıkar ilişkilerinin çarpıklığı ile kurumsallaşamayan, keyfileşen, kişiselleşen, içe kapanıklaşan siyaset neticesinde gelişmenin önünün kesilmesi de kaçınılmaz.

    Tek Parti döneminden hızla sıyrılarak demokrasiye koşarcasına ulaşmak üzere çok partili hayata geçen ülkemizde bugüne kadar kurumsallaşma hızı da da dönüşüme ayak uydurarak koşarcasına olmasa da yürüyerek olması gerekirdi, emekleme şeklinde değil…

    1923’de kurulan Halk Fırkasının 1923-1946 arası iktidarı tek parti dönemi olarak tarihimize geçmiş,1945 yılında çok partili hayata hızlı geçiş kararının alınması ile birlikte 23 yıllık dönem kapanarak demokrasi yoluna girilmiştir. CHP, tek parti döneminde toplumu bütünüyle kucaklamış ve bu amaca yönelik önemli kararlar almıştı.

    İnönü, demokrasiye olan inancı gereği, partisi dışında yeni parti kuruluşuna da destek vermiş ve Ahmet Emin Yalman’ın teklifi sonucu Demokrat Parti kurulmuştur. Henüz hiç tecrübesi ve kurumsal kültürü olmayan ülkede yapılan 1946 seçimleri şaibeli de olsa CHP’nin kazanımıyla sonuçlanmış ancak DP sonrasında da 14 Mayıs 1950’de iktidarı devralmıştır.

    İktidarı ve koltuğu bırakmak öyle kolay değildir, en küçük koltuğa hatta sandalyeye bile sımsıkı sarılanları biliyoruz. Ama Milli Şef diyerek eleştirilen İsmet Paşa birçok üst rütbeli Komutanın iktidarı devretmeme önerilerini ‘’milli iradenin tecellisine uyma’’ cevabıyla reddetmiştir. İşte bu anlayış kurumsallaşma isteğinin de yansımasıdır. Çünkü kurumsallaşma keyfiyetten uzaklaştıkça gelişip köklenir. Nitekim şimdiki Cumhurbaşkanının siyaseten yolunu açan Deniz Baykal, devlet adamlığı sorumluluğu ile demokratik anlayış ve kurumsal düşünce anlayışına örnek olmuştur.

    Kuruluşundan itibaren tek adam idaresinden hızlı bir şekilde çok partili hayata geçerek, demokrasiyi kılcal damarlarında bile hissetmeyi hedefleyen ve planlayan irade, şartlar uygun olduğu ilk fırsatta uygulamaya konulmuş, emperyalistler tarafından sekteye uğratılsa da devam ede gelmiştir.

    Cumhuriyet Rejimi, var olan dinamikleri sayesinde sorunları çözebilme enerjisini ve cesaretini bulmuş ve küçük düzenlemelerle demokrasisini daha da geliştirmiştir. Gelişimin değişimlerle sağlanacağı ve güçleneceği gerçektir.

    Yüzde 91,3 oyla kabul edilen 1982 Anayasasında değişim yapılması gereken yerler vardır. Örneğin; siyasi partiler kanununun düzenlenmesi, yerel yönetimlerinin daha geniş yetkilere sahip olması gibi…

    Bunun için rejim değişikliğine gerek var mı?19 yıldır tek başına iktidar olan parti istediği halde hangi kanunu çıkaramadı? Hangi kararları almak istedi de alamadı? Amaç ilk dört maddenin değiştirilmesi ise çok tehlikelidir ve Millet izin verir mi? Yasama yürütme ve yargı tek kişide toplanırsa bunun adı artık Cumhuriyet olur mu? Yetkinin bir kişide toplanması güç zehirlenmesi oluşturmaz mı?

    Önümüzdeki günler sanırım Anayasa tartışmaları ile geçecek. Önemli olan ulusal mutabakatın çok geniş katılımla sağlanmasıdır. Geniş katılımlı mutabakattan kastım; şirin gözükmek, herkese mavi boncuk dağıtmaktan ziyade ülkenin gerçekleri ve modern dünyanın gereklerine azami uygunluktur. Cumhuriyetin kuruluş dönemlerine gidip o dönemi anlamadan bu günün koşullarına göre yargılayarak Atatürk’ten hesap sorma hadsizliğine ve küstahlığına girerek değil aksayan hususların kırıp dökmeden düzenlenmesi ve demokrasi ilkelerine sahip çıkılması mantığıyla çalışma yürütülmelidir.

    Dünyada sorunlu ülke çoktur, çözüm asgari müştereklerde buluşabilmektedir. Birleşik Krallık bu sorunu yaşayan ülkelerdendir. 2014 yılında, İskoçya’nın Birleşik Krallıktan ayrılması ile ilgili referandum %55,4 ile reddedildi. 1999 yılında oluşturulan İskoç özerk parlamentosu, eğitimden, sağlığa, tarımdan sanata gibi alanlarda kendi politikalarını uygulayabiliyor. İngiliz Parlamentosu’nun, dış politika, savunma, göç, kamu yardımları, enerji, vergi oranları gibi alanlarda söz hakkı bulunuyor. İskoç Ulusal Partisi Mayıs 2021’de yapılacak seçimleri kazanırsa tekrara referanduma gideceği ve olumlu sonuç çıkarsa bağımsızlık ilan edebileceği söyleniyor. Germen ırkının devamı İngilizler ile Keltlerin devamı olan İskoçlar, Galliler ve İrlandalılardan biri olan İskoçya’da bağımsızlık rüzgârı ne tarafa evirilecek bilinmez ama milletlerin kendi kaderini tayin etme hakları olmalıdır.

    Ulusların dünyadaki gelişmelerden etkilenmesi doğaldır.1789 Fransız Devrimi ve Ulusal Kurtuluş Savaşımız nasıl mazlum uluslara ve ezilmiş halklara örnek teşkil etmişse İskoç oylaması ve sonuçları da bazı yönleri ile değerlendirilecek ve emsal olabilecektir.

    Günümüzde süregelen ulus devletler 19’uncu yy.da imparatorlukların dağılmasıyla kurulmuşlardır. Fransız devrimi sonrasında ayrıcalıklı olan sınıflar yani rahipler ve soylular değerlerini kaybettiler. Mutlak monarşi yıkılarak yerini halkında yönetimde var olduğu cumhuriyet aldı.

    Yerel yönetimler önemini kaybederek ulus devlet kavramı ile merkezi yapı güçlendi. Toplumlar özgürlükleri ve ulusal kimlikleri için savaşmaya başladılar. Sanayi devrimi de bu gelişmeleri izleyince Avrupa haritası yeniden şekillendi.

    Anayasa çalışmaları milenyum çağının gereklerine uygun olarak açılım sürecinde olduğu gibi kapalı kapılar ardında değil, mezara gidecek sır gibi hiç değil toplumun tümünün gözü önünde yapılmalıdır.

    Merkezi Yönetimden ayrı düşünmediğim ancak güçlendirilmesine inandığım yeni yerel yönetim düzeni; laik cumhuriyetin, ülke bütünlüğünün, çoğulcu demokrasinin, bireyin gelişmesinin, insan haklarının, bireysel kültürel hakların güvencesini oluşturacak şekilde düzenlenebilir.

    Ülkemizin geleceği, birlik ve beraberlik içinde yaşamaya devam etmemiz, dünyada saygın yerimizin devamı,  sil baştan yeniden anayasa ile değil, mevcut anayasanın ilk dört maddesine dokunmadan yeni düzeltmeleri ile olacaktır. Bu durum particilikle açıklanacak bir şey değildir. Hangi partiden olunursa olunsun, çocuklarımızın geleceği ve vatanın bölünmez bütünlüğü söz konusudur ve de her şeyin üzerindedir.

    Küresel güç odaklarının Yugoslavya, Çekoslovakya, Ukrayna, Gürcistan ve Arap Baharıyla orta doğuda sahneye koydukları sivil toplum örgütleriyle siyaseti tasarımlama operasyonunda, sırada Türkiye’nin olduğu asla unutulmamalıdır.

    Sağlıcakla kalın, saygılarımla…

    Önceki İçerikBir Gönül Meselesi
    Sonraki İçerikHangi Operasyon Başarılı Ki ! …
    Gürsel Özgür
     1961 yılında doğdu. İlk ve ortaokulu Trabzon’da okuduktan sonra Bursa’daki Işıklar Askeri Lisesinde 4 yıllık(1976-1980) kolej eğitimi sonrasında Ankara’daki Kara Harp Okulu'ndan 1984 yılında Piyade Teğmen olarak mezun oldu.  1 yıllık Tuzla Piyade Okulu eğitiminden sonra yurdun değişik yörelerinde Komutanlık ve Karargâh Subaylığı görevlerini yaptı.(İslâhiye, Erzurum(İdil, Solhan), İstanbul, Maden, Diyarbakır, Konya, İzmir)  30 Ağustos 2012 tarihinde kadrosuzluktan emekli olmasına üç yıl kala kendi isteğiyle Ege Ordusu Komutanlığından Kıdemli Albay rütbesi ile emekliye ayrıldı.  İstanbul Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi bölümünde yüksek lisans yaptı. "Komutan ve Vali olarak Kazım Dirik" ile ilgili tez kitabı vardır.  Harp Okulundan aldığı diploma YÖK tarafından kabul edildiğinden ‘’Elektrik/Elektronik Mühendisliği’’ bölümünden ‘’denklik’’ alarak Mühendis unvanını almıştır.  İzmir’de yayınlanan Narlıdere Gündem(geçici olarak yayını durdu) ve Trabzon’da yayınlanan Kuzey Ekspres gazetelerinde ve ‘’köşe yazarlığı’’ yapmaktadır.  Almanca bilmektedir. Dr. Funda ÖZGÜR ile evli olup, iki erkek çocuk sahibidir.

    CEVAP VER

    Lütfen yorumunuzu giriniz!
    Lütfen isminizi buraya giriniz