<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>TRABZON&#8217;DAN ÇIKAN HAYATLAR &#8211; Vira Trabzon</title>
	<atom:link href="https://viratrabzon.com/kultur-ve-sanat/trabzondan-cikan-hayatlar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://viratrabzon.com</link>
	<description>Haber Sitesi</description>
	<lastBuildDate>Fri, 22 Dec 2023 18:56:38 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>

<image>
	<url>https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2020/09/cropped-vira-icon-32x32.png</url>
	<title>TRABZON&#8217;DAN ÇIKAN HAYATLAR &#8211; Vira Trabzon</title>
	<link>https://viratrabzon.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>TRABZON&#8217;DAN ÇIKAN HAYATLAR -15- Özkan SÜMER</title>
		<link>https://viratrabzon.com/trabzondan-cikan-hayatlar-15-ozkan-sumer-21778/</link>
					<comments>https://viratrabzon.com/trabzondan-cikan-hayatlar-15-ozkan-sumer-21778/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Fatih KÖROĞLU]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 22 Dec 2023 18:56:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TRABZON'DAN ÇIKAN HAYATLAR]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://viratrabzon.com/?p=21778</guid>

					<description><![CDATA[<div><img width="960" height="720" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/12/Ozkan-SUMER.png" class="attachment-medium size-medium wp-post-image" alt="Özkan SÜMER" style="margin-bottom: 15px;" decoding="async" fetchpriority="high" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/12/Ozkan-SUMER.png 960w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/12/Ozkan-SUMER-768x576.png 768w" sizes="(max-width: 960px) 100vw, 960px" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR -15- Özkan SÜMER 2"></div>Biyografi &#38; Anma: Türk Futbolu ve Trabzonspor&#8217;un Bilge İsmi; Özkan SÜMER -Mehmet Fatih KÖROĞLU / VİRA TRABZON HABER &#8220;Bir insanın bilgi ve yetenek seviyesi, onun bir yerlere gelmesine olanak sağlayabilir ancak unutulmamalıdır ki; Makam gider, unvan kalır. Unvan gider, insan kalır. İnsan gider, anlam kalır. Mesele anlam yaratabilmektir.&#8221; (aramızda geçen telefon konuşmasından&#8230;18 Haziran 2019) &#8220;Türk&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h3 class="wp-block-heading">Biyografi &amp; Anma: Türk Futbolu ve Trabzonspor&#8217;un Bilge İsmi; Özkan SÜMER</h3>



<p><img decoding="async" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2021/12/22/thumbs_b_c_562816b73ec9e89b527d5dd7416afc36.jpg" alt="Trabzonspor ve Türk futboluna adanan ömür: Özkan Sümer" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR -15- Özkan SÜMER 3"></p>



<h5 class="wp-block-heading">-Mehmet Fatih KÖROĞLU / VİRA TRABZON HABER</h5>



<h4 class="wp-block-heading"><strong>&#8220;Bir insanın bilgi ve yetenek seviyesi, onun bir yerlere gelmesine olanak sağlayabilir ancak unutulmamalıdır ki; Makam gider, unvan kalır. Unvan gider, insan kalır. İnsan gider, anlam kalır. Mesele anlam yaratabilmektir.&#8221;</strong>     (aramızda geçen telefon konuşmasından&#8230;18 Haziran 2019)</h4>



<h5 class="wp-block-heading"> &#8220;Türk Futbolunun bilge kişisi&#8221; Özkan Sümer, Trabzonspor&#8217;da futbolculuk, teknik direktörlük, başkanlık görevinde bulunan tek isim olarak tarihe geçti.</h5>



<p>Kanser tedavisi gördüğü Karadeniz Teknik Üniversitesi Farabi Hastanesinde 22 Aralık 2020&#8217;de yaşamını yitiren Özkan Sümer, Trabzon’un Maçka ilçesinde 20 Kasım 1940 yılında dünyaya geldi.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>FUTBOLCU ÖZKAN SÜMER</strong></h3>



<p>Çocuk yaşlarda futbolla tanıştı. Ortaokul eğitimini sürdürürken <strong>Trabzon</strong>’un köklü kulüplerinden <strong>İdmanocağı</strong>’nın genç takımında kaleci olarak amatör futbol hayatına başladı. Kaleciliğe, fizik yapısının uygun olmasından dolayı büyükleri teşvik etse de bu mevkide uzun süre oynamadı. Kısa bir süre forvet olarak top koşturdu ama sonrasında savunmaya geçerek futbol hayatının sonuna kadar bu mevkide oynadı.</p>



<p><strong>İdmanocağı</strong> Genç Takımının ardından futbol yaşantısına <strong>Yolspor</strong>’da devam etti. Bu süreçte vatani görevini yapmak üzere bir süre futboldan ayrı kaldı. Askerliğin ardından tekrar <strong>Yolspor</strong>’da futbol oynadı. Bir sezon sonra yeniden<strong> İdmanocağı</strong>’na transfer oldu. 1964-1965 sezonunda <strong>Trabzon</strong>’dan ayrılarak <strong>Zonguldak</strong> <strong>Kömürspor</strong>’da futbol oynadı.</p>



<p>Sezon bittiğinde <strong>Trabzon</strong>’a geri döndü, <strong>İdmanocağı</strong>’nda forma giyerken 1967 yılında <strong>Trabzonspor</strong> kurulunca;<strong> İdmanocağı</strong>’ndan <strong>Trabzonspor</strong>’a geçen isimlerin başında gelen <strong>Özkan Sümer</strong>, 3 yıl boyunca <strong>Trabzonspor</strong> formasını terletti. Kimi maçlarda takımın kaptanlık görevini üstlenen <strong>Sümer</strong>, 1970-1971 sezonunda <strong>Trabzonspor</strong>&#8216;dan ayrılarak <strong>Sebat Gençlik</strong>’e transfer oldu. Kırmızı Beyazlı takımda hem futbolcu hem takım kaptanı hem de yardımcı antrenör olarak görev yapan <strong>Sümer</strong>, bir süre sonra futbol yaşantısını noktaladı.</p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img decoding="async" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/12/image-3.png" alt="image 3" class="wp-image-21796" width="808" height="455" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR -15- Özkan SÜMER 4"></figure>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>ANTRENÖR ÖZKAN SÜMER</strong></h3>



<p>Futbolculuğun ardından<strong> Amatör Futbol Antrenörlüğü</strong> belgesi alan <strong>Özkan Sümer</strong>, kariyerinde yeni bir sayfa açarak <strong>Trabzon Fahri Bölge Antrenörü</strong> olarak göreve başladı. Türk Futbol Tarihine “Altyapı” kavramının oluşmasını sağlayan isimlerin başında gelen <strong>Özkan Sümer</strong>, <strong>Yolspor Başkanı Osman Saka</strong> ile birlikte 1971-1972 sezonunda Türkiye’de <strong>Gençler Ligi</strong>’ni başlattı. <strong>Yolspor, Gençlerbirliği, Yalıspor</strong> ve daha birçok kulübün genç takım kurmasına vesile olan <strong>Özkan Sümer</strong>, ardından Trabzon’da Amatör Lig’in kurulmasını sağladı.</p>



<p>1972-1973 sezonunun 23’üncü haftasında Trabzonspor Teknik Direktörü Mustafa Ertan görevden ayrılınca yerine genç takımı çalıştıran <strong>Ahmet Suat Özyazıcı</strong> getirildi. <strong>Özyazıcı</strong>’dan boşalan Genç Takım antrenörlüğü koltuğuna ise <strong>Özkan Sümer </strong>getirildi. <strong>Sümer</strong>’in gelişiyle birlikte 1970 yılında kurulan genç takım “altyapı” olgusuna dönüştü. Göreve geldiği ilk günden itibaren planlama ve çalışmalarıyla birlikte genç takımın yanı sıra minik yaşlarda oyuncular için turnuvalar düzenleyen Sümer, işlerin genişlemesiyle birlikte altyapı yönetiminin kurulmasını talep etti.</p>



<p>Trabzonspor Kurucu Üyesi<strong> Nizamettin Algan</strong> ve Eski Divan Başkanımız <strong>Ali Özbak</strong>’ın çalışmalarıyla birlikte “Altyapı Komite Yönetimi” kuruldu ve kurulan yönetim futbol altyapısı ile birlikte boks, güreş, yüzme gibi 8 branşı yönetti. <strong>Sümer</strong> 1981 yılına kadar bu görevini kesintisiz sürdürdü.</p>



<p>1973-1974 ve 1974-1975 sezonlarında alt yapının yanı sıra <strong>Ahmet Suat Özyazıcı</strong>’nın yardımcılığını da yapan <strong>Özkan Sümer</strong> 1978-1979 sezonu öncesi <strong>Özyazıcı</strong>’nın görevden ayrılmasıyla birlikte Trabzonspor Teknik Direktörü oldu. Dört milli oyuncusunu yeni sezon öncesinde satmak durumunda kalan Trabzonspor için <em>“Artık şampiyonluğa oynayamaz, lige tutunsunlar yeter”</em> yorumları yapılırken, <strong>Özkan Sümer</strong> takımıyla birlikte Uludağ ve Kızılcahamam’da tam 53 gün süren ağır ve yorucu bir kamp dönemi geçirdi. Sezon öncesi İstanbul’da Galatasaray ile yapılan hazırlık karşılaşmasını 4-1 kazanan Trabzonspor&#8217;a bir gün sonra gazeteler övgü dolu manşetler atmaya başladı. Sadece iki oyuncu transfer edilen sezonda diğer eksik bölgeler altyapıdan çıkan oyuncularla doldurulmuştu. <strong>Özkan Sümer</strong> ilk sezonuna fırtına gibi giriş yaparak devrenin ilk yarısını (15 maç) namağlup ve sadece bir gol yiyerek tamamladı.</p>



<p>Sezonun son maçında <strong>Ordu</strong>’da <strong>Orduspor</strong> ile karşılaşan Trabzonspor, <strong>Sümer</strong>’in <em><strong>“Hayatımın en uzun doksan dakikası”</strong></em> diyeceği karşılaşmada rakibiyle 0-0 berabere kalarak <strong>Trabzonspor</strong>&#8216;u <em>üçüncü kez şampiyon yapan Teknik Direktör</em> olarak adını tarihe yazdırdı.</p>



<p>Şampiyonluk kupasının ardından <strong>Cumhurbaşkanlığı Kupası</strong>’nı da kazanan <strong>Özkan Sümer</strong>, 1979-1980 sezonu öncesi flaş bir kararla görevi bıraktı. Bir yıl sonra; 1980-1981 sezonunda tekrar Trabzonspor Teknik Direktörü olarak görev alan <strong>Sümer</strong>, Türk futboluna bir yeniliğin daha önünü açarak <strong>“Şok Pres” </strong>kavramını literatüre kazandırdı. Bu sistemle rakiplerine nefes aldırmayan ve baskın bir futbol oynayan Trabzonspor Takımı, ilk yarıda toplanacak 30 puanın 25’ini alarak harika bir performans gösterdi. Sadece bir transferin yapıldığı sezonda <strong>Özkan Sümer</strong>, takımın 5&#8217;nci kendisinin ise 2&#8217;nci şampiyonluğunu yaşadı.</p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img decoding="async" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/12/image-5.png" alt="image 5" class="wp-image-21799" width="806" height="448" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR -15- Özkan SÜMER 5"></figure>



<p>Aynı sezon Trabzonspor&#8217;u çalıştırırken<strong> A Milli takım Teknik Direktörlüğü</strong> görevine de getirilen <strong>Özkan Sümer</strong> ligde fırtınalar estiren <strong>Trabzonspor</strong>’dan <strong>Milli Takım</strong>&#8216;a fazla oyuncu aldığı için çok sert eleştirilere maruz kaldı. Eleştirilerin dozu artınca, <strong>Sümer</strong>, <strong>Türkiye-Galler</strong> maçının ardından istifasını vererek 2 maç antrenör olarak görev yaptığı <strong>A Milli Takım</strong>&#8216;dan ayrıldı.</p>



<p>1980-1981 sezonundan sonra Trabzonspor Kulübü&#8217;nden ayrılan <strong>Sümer</strong> kesintisiz olarak 8 yıldır devam ettiği altyapı sorumluluğu görevini de bıraktı. <strong>Milliyet Gazetesi</strong>’nde spor yazarı olarak fikirlerini kamuoyuna aktaran <strong>Sümer</strong>, bir süre sonra<strong> Galatasaray</strong>’dan teklif aldı. Altyapı sorumlusu olarak görevlendirilen <strong>Sümer</strong>, 1981-1982 sezonunda ise <strong>Galatasaray Teknik Direktörü </strong>olarak göreve getirildi. <strong>Galatasaray</strong>’da <strong>Türkiye Kupası ve Cumhurbaşkanlığı Kupası</strong>’nı kazanan <strong>Sümer</strong>, 1982-1983 sezonun bitimine iki hafta kalan görevinden istifa ederek <strong>Trabzonspor</strong>&#8216;un altyapı koordinatörlüğü görevine geri döndü.</p>



<p>1983-1984 sezon sonunda <strong>Trabzonspor</strong>&#8216;un Teknik Direktörü <strong>Ahmet Suat Özyazıcı</strong>’nın görevden ayrılmasıyla yeni sezona<strong> Özkan Sümer</strong> ile devam edilme kararı alındı. Hem <strong>A Takım Teknik Direktörü </strong>hem de <strong>Trabzonspor Altyapı Sorumlusu</strong> olarak görevini sürdüren <strong>Sümer</strong>, Ligin 27. haftasında her iki görevinden de ayrıldı.</p>



<p>Yeniden gazete sütunlarına dönerek 1989-1990 yılları arasında <strong>Hürriyet Gazetesi</strong>’nde futbol yorumculuğu yapan <strong>Sümer</strong>, 1990-1991 sezonunda ise dördüncü kez <strong>Trabzonspor</strong>&#8216;un Teknik Direktörü olarak görevlendirildi. Bordo Mavililerin unutulmaz <strong>Barcelona</strong> zaferinde kulübede antrenör olarak görev yapan <strong>Sümer</strong>, sezon sonunda görevden ayrıldı. 1994 yılında tekrar altyapı sorumlusu olarak <strong>Trabzonspor</strong>&#8216;a geri dönen <strong>Sümer</strong>, 1997-1998 sezonunun 10. ve 24. haftaları arasında ise takımımızın Teknik Direktörlük görevini üstlendi. Bu görevin ardından altyapı çalışmalarına devam eden<strong> Sümer</strong> 1999-2000 sezonunda <strong>Trabzonspor&#8217;</strong>un altyapısındaki görevini de noktaladı.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="806" height="378" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/12/image-2.png" alt="image 2" class="wp-image-21795" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR -15- Özkan SÜMER 6" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/12/image-2.png 806w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/12/image-2-768x360.png 768w" sizes="auto, (max-width: 806px) 100vw, 806px" /></figure>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>BAŞKAN ÖZKAN SÜMER</strong></h3>



<p>Futbolun her noktasında yer alan <strong>Özkan Sümer</strong>, saha kenarındaki görevini sonlandırarak hayatında yeni bir perde daha açtı. 1996 ve 1997 yıllarında iki dönem <strong>TFF Başkanvekilliği </strong>yapan <strong>Sümer</strong>, 31 Aralık 2000 tarihinde yapılan <strong>Trabzonspor Olağan Genel Kurulu</strong>’nda başkanlığa seçildi. <strong>Sümer</strong>, <strong>Trabzonspor Kulübü</strong>&#8216;nde <em><strong>hem futbolcu hem antrenör hem de başkanlık görevlerini yapan ilk ve tek isim olarak tarihe geçti.</strong></em></p>



<p>31 Aralık 2000-15 Aralık 2002 tarihleri arasında başkanlık görevini yürüten <strong>Özkan Sümer</strong>, Aralık 2002’de yapılan <strong>Trabzonspor Olağan Genel Kurulu</strong>’nda yeniden başkanlığa seçildi. 8 aylık başkanlığının ardından, olaylı geçen <strong>Trabzonspor-Fenerbahçe</strong> Maçı sonrası <strong>TFF Disiplin Kurulu</strong>&#8216;nun <strong>Fenerbahçe Kulübü</strong> aleyhine verdiği cezalar hakkında dönemin <strong>AKP Genel Başkanı ve Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan</strong>&#8216;ın <strong><em>&#8220;Üstelik misafir takım ve taraftarı mağdur edilmiştir&#8221;</em></strong> şeklindeki eleştiri ve açıklaması sonrası <strong>TFF Tahkim Kurulu</strong>&#8216;nun<strong> Fenerbahçe Kulübü</strong> aleyhine verilen cezaları bozup, <strong>Trabzonspor Kulübü</strong>&#8216;ne ağır cezalar vermesi sonucu; <strong><em>&#8220;Bu kurul, Tahkim Kurulu değil, Tayyip Kuruludur. Ben kulübümün haklarını koruyamayan bir kulüp başkanı olarak burada oturamam&#8221; </em></strong>diyerek; bu görevinden istifa etmiştir. </p>



<p>Bu istifa sonucu <strong>Trabzon Şehri</strong>&#8216;nde <strong>AKP Hükümeti</strong>&#8216;ni protesto amaçlı yürüyüşler gerçekleşmiş ve <strong>2004</strong> Yılındaki yerel seçimlerde <strong>AKP</strong> pek çok belediyeyi kazanmayı başarsa da <strong>Trabzon</strong>&#8216;u <strong>CHP</strong>&#8216;ye kaptırmıştır.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>AKİL ADAM ÖZKAN SÜMER</strong></h3>



<p><strong>Trabzonspor, Galatasaray</strong> ve <strong>A Milli takım</strong> dışında <strong>Denizlispor, Malatyaspor, Konyaspor, Samsunspor</strong> ve <strong>Petrol Ofisi</strong> takımlarında Teknik Direktörlük görevini üstlenen ve hizmet eden <strong>Özkan Sümer</strong> bu süreçte Türk futboluna sayısız futbolcu kazandırmıştır.</p>



<p>Futbolun profesörü olarak anılan ve adına kitaplar yazılan<strong> Sümer</strong>, 2006 yılının Mayıs ayında <strong>Trabzonspor Kulübü Gençlik Geliştirme ve Bölge Koordinatörü</strong> olarak <strong>5</strong>&#8216;nci kez altyapı görevine getirildi. <strong>Özkan Sümer</strong>, Kasım 2008 ve Nisan 2018’de <strong>Trabzonspor</strong>&#8216;da <strong>Futbol Koordinatörlüğü</strong> görevini üstlendi.</p>



<p>Bilgi, birikim, tecrübe ve fikirlerini her daim <strong>Trabzonspor</strong> ile paylaşan, <strong>Trabzonspor</strong>’u hayatının her anında yaşayan ve yaşatma gayretinde olan <strong>Özkan Sümer</strong>, Trabzonspor Kulübü&#8217;nde İstişare Kurulu Başkanı ve TÜFAD Onursal Başkanı olarak görev yapmaktaydı&#8230;</p>



<p>Türk futbolunda &#8220;Baba Hakkı&#8221; ve &#8220;Büyük Fikret&#8221; gibi futbolun 3 kademesinde görev yapan Sümer, Trabzonspor ve Türk futboluna damga vurdu.</p>



<p>&#8220;Futbolun bilge insanı&#8221; olarak da adlandırılan Sümer, Türkiye Futbol Antrenörleri Derneği Genel Başkanlığı, Türkiye Futbol Federasyonu Asbaşkanlığı ve spor yazarlığı görevinde bulundu.</p>



<p><strong>Bordo-mavili</strong> takımda futbolculuk, teknik direktörlük ve başkanlık görevlerinde bulunan 80 yaşındaki <strong>Özkan Sümer</strong>, <strong>22 Aralık 2020</strong> tarihinde bir süredir kanser tedavisi gördüğü <strong>Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi Farabi Hastanesi</strong>&#8216;nde hayata gözlerini yumdu. Memleketi <strong>Maçka</strong>&#8216;da ki aile mezarlığına defnedildi&#8230; </p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="2048" height="1280" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/12/image-4-edited.png" alt="image 4 edited" class="wp-image-21798" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR -15- Özkan SÜMER 7" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/12/image-4-edited.png 2048w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/12/image-4-edited-768x480.png 768w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/12/image-4-edited-1536x960.png 1536w" sizes="auto, (max-width: 2048px) 100vw, 2048px" /></figure>



<h1 class="wp-block-heading">***</h1>



<h3 class="wp-block-heading">BU DÜNYADAN BİR ÖZKAN SÜMER GEÇTİ&#8230;</h3>



<h4 class="wp-block-heading">Anısına Saygı İle&#8230;</h4>



<p><strong>Özkan Sümer</strong>, futbolu bıraktıktan sonra <strong>Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ)</strong> futbol takımının hocalığını yapmaktadır. Üniversiteler arası futbol turnuvasına aldığı davetle katılan <strong>KTÜ</strong> <strong>Futbol Takımı</strong>, turnuva sırasında oynanan bir maçta takımda defans oyuncusu olarak görev yapan <strong>Manzak</strong> soyadlı ve lakaplı futbolcu ile girdiği diyalog bazı kitaplara konu edilmiş cinstendir.</p>



<p>Görev yeri defans olan ve maç esnasında ileri çıkan&nbsp;<strong>Manzak</strong>, yaptığı kafa vuruşu ile takımını 1-0 öne geçirir.</p>



<p>Başka bir pozisyonda yine ileri çıkan&nbsp;<strong>Manzak</strong>, rakip defanstan dönen topa vurur ve top bir kaç oyuncuya çarparak gol olur.&nbsp;<strong>KTÜ</strong>&nbsp;2-0 öne geçmiştir. Buraya kadar her şey yolundadır.</p>



<p><em>İkinci yarının başlaması ile birlikte işler tersine döner. Defans oyuncusu&nbsp;<strong>Manzak</strong>, ikinci yarıda yaptığı hatalarla takımını çok zor duruma düşürür.</em></p>



<p>Rakip oyuncuyu ceza sahası içerisinde gereksiz bir hamle ile yere düşüren&nbsp;<strong>Manzak</strong>, penaltıya neden olur ve maç 2-1 olur.</p>



<p>Bir başka pozisyonda, rakibin&nbsp;<strong>KTÜ</strong>&nbsp;kalesine geldiği bir anda yapılan ortaya ters kafa vuruşu yapan&nbsp;<strong>Manzak</strong>, kendi kalesine gol atar ve maç 2-2 skora gelir.</p>



<p>Artık maçın son dakikaları yaklaşmıştır.&nbsp;<strong>Manzak</strong>, rakip sahada pas atarken topu kaptırır. Topu kapan rakip takım, 3 kişi ile kontratağa kalkar.<strong>&nbsp;KTÜ</strong>&nbsp;takımı geri dönmekte geç kalır ve rakibi karşılayabilecek mesafede iki oyuncusu geriye koşmaktadır.&nbsp;<strong>Manzak</strong>&nbsp;ve&nbsp;<strong>Temel</strong>.</p>



<p><em><strong>Özkan</strong>&nbsp;<strong>Hoca</strong>, kulübesinden maçı ve özellikle&nbsp;<strong>Manzak</strong>‘ı endişe izlemektedir ve maçın tüm kaderi ile oynayan, hata yapan, söyleneni yapmayan&nbsp;<strong>Manzak</strong>‘a çok kızgındır.</em></p>



<p>Maç esnasında oyuncunun motivasyonunu düşürmemek için sessizliğini korumayı başaran&nbsp;<strong>Özkan</strong>&nbsp;<strong>Hoca</strong>, kızgınlığını muhafaza etmeye çalışsa da, rakibin geliştirdiği bu ataktan oldukça endişelenir; sonunda daha dayanamaz ve patlar.</p>



<p><strong>Manzak</strong> ile birlikte geri koşan ve rakibin atağını kesmek için pozisyon almaya çalışan defans oyuncusu <strong>Temel</strong>‘e, kulübesinden çıkarak ‘avazı çıktığı kadar’ bağırır: “<strong>Ulaa! Temeeel! Temeeel! Rakibi bırak! Manzak’ı tut, Manzak’ı tut…”</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Özkan Sümer, takımın bitmek bilmeyen gol sıkıntısını çözmek üzere, zamanın kalbur üstü forvetlerinden birini, epeyce de bir para dökülerek transfer eder ama futbol bu&#8230; yeni transfer, bekleneni bir türlü veremez. &#8220;Bu maçta patlayacak&#8230; olmadı, diğerinde patlayacak&#8221; derken, neredeyse ligin sonu gelir. Forvet oyuncusu bir türlü patlayamaz. Sezonun son maçlarından birinde Özkan Hoca, forvet oyuncusuna mecburiyetten kadroda görev verecektir. Bu durumu bilen oyuncu Özkan Sümer&#8217;in yanına gelir ve <em>&#8220;hocam der, gerçi şimdiye kadar pek iyi gitmedi ama merak etmeyin, bu maçta yüzünüzü güldüreceğim</em>.&#8221; der. Bu sözü duyan Özkan Sümer, bir öksürür ve <em>&#8220;evladım, sen beni ligin başından beri güldürüyorsun zaten.&#8221; </em>diye cevap verir.<a href="https://eksisozluk1999.com/biri/geven" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a></li>
</ul>



<ul class="wp-block-list">
<li>Anlatılana göre soyunma odasında devre arasında taktik verirken <strong>Ali Kemal</strong>&#8216;e, topu alır almaz rakibe vermesini söyler.</li>
</ul>



<p><strong>Ali Kemal</strong>: Anlamadım, hocam</p>



<p><strong>Özkan Sümer</strong>: Topu rakibe vereceksin.</p>



<p><strong>Ali Kemal</strong>: niye hocam?</p>



<p><strong>Özkan Sümer</strong>: Evladım, rakipten topu hemen alabiliyoruz ama senden yarım saatte alamıyoruz</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Özkan Sümer antrenmanda forvet oyuncularına dönerek: &#8220;la olum, topa gözünüzü kapayarak vurun.&#8221;  </p>



<p>Oyunculardan biri: niye hocam? </p>



<p>Özkan Sümer: &#8220;En azından yüzde elli şansımız olur.&#8221; der&#8230;</p>
</blockquote>



<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-9d6595d7 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:100%">
<div class="wp-block-group"><div class="wp-block-group__inner-container is-layout-constrained wp-block-group-is-layout-constrained">
<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Kulüp Bakanı olduğu dönemde, yeni sezon öncesi takımda yapılandırma çalışması yapılır ve daha ziyade gelecek vaat eden yerli oyuncular transfer edilir. Taraftarın bir kısmı bu durumdan memnun değildir ve &#8216;Yıldız Oyuncu&#8217; transfer edilmesi konusunda istekler artmaktadır ancak Kulübün ekonomik yapısı da buna uygun değildir. Bir basın toplantısı sırasında yerel basından bir gazeteci de<em>&#8221; &#8216;Yıldız oyuncu&#8217; alacak mısınız?&#8221;</em> şeklinde bir soru yöneltince Özkan Hoca, o meşhur sözü söyleyerek cevap verir:<strong><em> &#8220;Yıldız arayan, geceleyin gökyüzüne baksın&#8221;</em></strong>  <a href="https://eksisozluk1999.com/biri/beffle-ve-muffle" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a></p>
</blockquote>
</div></div>
</div>
</div>



<ul class="wp-block-list">
<li>Son oynanan maçta takımın mağlup olmasına neden olan hatalar yapan Hasan Üçüncü&#8217;ye olan kızgınlığını, maçtan sonraki ilk antrenmanda kendisinden çıkarır. <strong>&#8220;<em>Günaydın Hocam&#8221;</em></strong> diyen Hasan Üçüncü&#8217;ye; &#8220;<strong><em>Bana günaydın deme Hasan, futbolu bıraktım hocam de.</em></strong>&#8221; diye cevap verir.<a href="https://eksisozluk1999.com/biri/t-sat" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a href="https://eksisozluk1999.com/biri/peleray" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a></li>
</ul>



<ul class="wp-block-list">
<li>Konuşmalarında dünyaca ünlü filozof ve düşünürlerden örneklemeler yapar.  &#8220;Diyojen der ki, mantığın şu kuramına göre&#8230;&#8221; diyerek başlayan futbol dahisi&#8230; Okumayı ve araştırmayı çok sever. Galatasaray&#8217;da teknik direktörlük yaptığı dönemde, yaptığı taktik çalışmasını anlamayan dönemin ünlü oyuncusuna çantasından çıkardığı kitabı vererek okumasını ve sonra gelmesini söyleyen teknik adam.<a href="https://eksisozluk1999.com/biri/lifor" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a></li>
</ul>



<ul class="wp-block-list">
<li>Özkan Sümer, çok sıra dışı bir karakterdir. Pek çok teknik direktörün yapmaya cesaret edemeyeceği işleri yapmasıyla meşhurdur. Mesela Trabzonspor&#8217;un fırtına gibi estiği dönemlerde bir maçta oyuncu değişikliği yapmış, oyuna giren futbolcuya da çok önemli bir görev vermiştir. Son oyuncu değiştirme hakkını bu oyuncudan yana kullanan Özkan Hoca, söylediği yapmayan oyuncusuna öfkelenir ve takımı bir kişi eksik oynatmayı göze alarak, oyuna soktuğu oyuncuyu, dışarı alır ve takımı maçı on kişi olarak tamamlar. Bu örnek belki de dünyada tektir. </li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://viratrabzon.com/trabzondan-cikan-hayatlar-15-ozkan-sumer-21778/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TRABZON&#8217;DAN ÇIKAN HAYATLAR -14- Kâşif KOZİNOĞLU</title>
		<link>https://viratrabzon.com/trabzondan-cikan-hayatlar-14-kasif-kozinoglu-20599/</link>
					<comments>https://viratrabzon.com/trabzondan-cikan-hayatlar-14-kasif-kozinoglu-20599/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Fatih KÖROĞLU]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 12 Nov 2023 07:19:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TRABZON'DAN ÇIKAN HAYATLAR]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://viratrabzon.com/?p=20599</guid>

					<description><![CDATA[<div><img width="960" height="720" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/11/Kasif-Kozinoglu.jpg" class="attachment-medium size-medium wp-post-image" alt="Kaşif Kozinoğlu" style="margin-bottom: 15px;" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/11/Kasif-Kozinoglu.jpg 960w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/11/Kasif-Kozinoglu-768x576.jpg 768w" sizes="auto, (max-width: 960px) 100vw, 960px" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR -14- Kâşif KOZİNOĞLU 8"></div>BİYOGRAFİ &#124; Bordo&#8217;yu Mavi ile Buluşturan; Bordo-Mavi Yapan Adam: Kâşif KOZİNOĞLU KARDAK krizinde, botlarla çıktığı seferde Türk kayalıklarını Yunanlıların elinden alan bordo berelilerden biriydi.Doğu Türkistan&#8217;da Uygurların yanında o vardı, adı İSYAN&#8217;dı. Afganistan&#8217;da adı KARTAL’dı.Türk General Raşit Dostum&#8217;u savunma bakanı yaptırdı.Azerbaycan&#8217;da adı KÖROĞLU’ydu.Azerbaycan Ordusu&#8217;nun kurulmasında, Ermenilerle mücadelede ön saflardaydı. Onun Türk istihbaratındaki adı HAYALET idi. Sırp&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h3 class="wp-block-heading">BİYOGRAFİ | Bordo&#8217;yu Mavi ile Buluşturan; Bordo-Mavi Yapan Adam: Kâşif KOZİNOĞLU</h3>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/03/kasif-kozinoglu-961471.png" alt="kasif kozinoglu 961471" class="wp-image-20601" width="809" height="489" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR -14- Kâşif KOZİNOĞLU 9"><figcaption class="wp-element-caption"><strong><em>Derleyen: Mehmet Fatih KÖROĞLU</em></strong></figcaption></figure>



<h5 class="wp-block-heading">KARDAK krizinde, botlarla çıktığı seferde Türk kayalıklarını Yunanlıların elinden alan bordo berelilerden biriydi.<br>Doğu Türkistan&#8217;da Uygurların yanında o vardı, adı İSYAN&#8217;dı.                                                         Afganistan&#8217;da adı KARTAL’dı.<br>Türk General Raşit Dostum&#8217;u savunma bakanı yaptırdı.<br>Azerbaycan&#8217;da adı KÖROĞLU’ydu.<br>Azerbaycan Ordusu&#8217;nun kurulmasında, Ermenilerle mücadelede ön saflardaydı. Onun Türk istihbaratındaki adı HAYALET idi. </h5>



<h5 class="wp-block-heading">Sırp katliamlarının önüne geçmek için Bosnalıları eğiten ve direnişi örgütleyen KEMAL KAHRAMANOĞLU&#8217;ydu. </h5>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img decoding="async" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/09/image-14.png" alt="image 14" class="wp-image-21695" width="807" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR -14- Kâşif KOZİNOĞLU 10"></figure>



<p><strong>Kaşif Kozinoğlu (1 Ağustos 1955/Trabzon &#8211; 13 Kasım 2011/İstanbul), Türk asker ve Millî İstihbarat Teşkilatı Dış Operasyonlar Dairesi eski Başkanı.</strong></p>



<p>1976 yılında&nbsp;Kara Harp Okulu&#8217;ndan mezun olan <strong>Kozinoğlu</strong>, 1980 yılında&nbsp;<strong>Özel Harp Dairesi</strong>&#8216;nde göreve başladı. 1995 yılına kadar&nbsp;<strong>Özel Kuvvetler Komutanlığı</strong>&#8216;nın <strong>Tim Komutanlığı</strong>&#8216;nda<strong> İstihbarat Subaylığı</strong>, İstihbarat Şube Müdürlüğü ve Eğitim Öğretim Grup Komutanlığı&#8217;nda görev yaptı. 1995 yılında Eğitim Öğretim Grup Komutanlığı&#8217;ndan kendi isteğiyle emekli olup,&nbsp;<strong>Millî İstihbarat Teşkilatı</strong>&#8216;na girdi. Ordu&#8217;da özel harp dairesinde binbaşı rütbesiyle görev yaparken, <strong>Orta Asya</strong>&#8216;dan sorumluydu.</p>



<p><strong>Suriye,&nbsp;Bosna-Hersek</strong>&nbsp;ve&nbsp;<strong>Afganistan</strong>&#8216;da da görev yapan <strong>Kozinoğlu</strong>, Eylül 2010&#8217;da müsteşar <strong>Dr.&nbsp;Hakan Fidan</strong>&#8216;ın talimatıyla <strong>&#8220;Baş Müşavir&#8221;</strong> sıfatıyla <strong>Asya Bölgesi</strong>&#8216;ne atandı. Bu tarihten itibaren de 5 defa yurt dışı görevine gönderildi. En son 9 Mart&#8217;ta görevinden dönen <strong>Kozinoğlu</strong>&#8216;nun, Mayıs 2004&#8217;te&nbsp;<strong>Alaattin Çakıcı</strong>&#8216;nın yurt dışına kaçışı olayında <strong>Çakıcı</strong>&#8216;nın, yakın adamları ile telefon görüşmesi yaptığının ortaya çıkarılmasından ötürü ifadesine başvuruldu ve davası devam ederken 13 Kasım 2011&#8217;de&nbsp;<strong>Silivri Cezaevi</strong>&#8216;nde öldü.&nbsp;<strong>Ümraniye Kocatepe Mezarlığı</strong>&#8216;nda toprağa verildi.</p>



<h1 class="wp-block-heading">***</h1>



<h3 class="wp-block-heading">KENDİ İFADESİYLE, KÂŞİF KOZİNOĞLU KİMDİR?</h3>



<p><strong>Kâşif Kozinoğlu, 10 Mart 2011 günü yurt dışındaki görev yerinden dönerek; dönemin Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz&#8217;e verdiği ifadesinde, özgeçmişini şöyle anlatmıştır:</strong></p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><strong><em>“1976 yılında Harp Okulu’ndan mezun oldum. İlk kıtam Eğirdir Dağ Komando Okulu’na geldim. 1980 yılında Özel Harp Dairesi’nde göreve başladım. Öncede burada aday olarak başladım, kurslar bittikten sonra 1995 yılına kadar Özel Kuvvetler Komutanlığı’nın Tim Komutanlığı’nda İstihbarat Subaylığı, İstihbarat Şube Müdürlüğü ve Eğitim Öğretim Grup Komutanlığı’nda görev yaptım. 1995 yılında Eğitim Öğretim Grup Komutanlığı’ndan isteğimle emekli olup, MİT’e girdim. Burada sürekli yurt dışı görevlerinde bulundum. Suriye, Bosna Hersek ve Afganistan Bölgesi’nde görev yaptım. Asya Bölgesi’nin tamamı sorumluluk alanımda olduğu için, Orta Asya’dan Çin’e kadar gidip geldim. Son olarak da 2010 yılında Asya Bölge Komutanlığı’ndan geri döndüm. Eylül 2010 yılında yeni Müsteşarımız Sayın Dr. Hakan Fidan’ın talimatıyla Baş Müşavir olarak Asya Bölgesi’ne atandım. Eylül ayından itibaren de 5 defa yurt dışı görevine gönderildim. En son olarak 11 Ocak’ta yurt dışına gönderildim ve 9 Mart’ta bu görevden Türkiye’ye döndüm. İfade vermem gerektiği söylendi ve ifade vermeye geldim.&#8221;</em></strong></p>
</blockquote>



<h3 class="wp-block-heading">***</h3>



<p><strong>Özel</strong>&nbsp;<strong>Kuvvetler</strong>’de iken&nbsp;<strong>Bosna</strong>’da bağımsızlık mücadelesi veren orduyu eğiterek sonrasında&nbsp;<strong>milli istihbarat personeli</strong>&nbsp;olarak&nbsp;<strong>Azerbaycan</strong>’da&nbsp;<strong>Ebufeyz</strong>&nbsp;<strong>Elçibey</strong>’den kalan mirasa sahip çıkmış, ordusunu eğiterek&nbsp;<strong>TSK</strong>’ya bağlı bir damar yaratmış, sonrasında ise başta&nbsp;<strong>Afganistan</strong>&nbsp;ve&nbsp;<strong>Türk</strong>&nbsp;cumhuriyetlerinde&nbsp;görevine devam ederek, devlete rüştünü ispatlamış bir&nbsp;<strong>eğitim</strong>&nbsp;<strong>subayı</strong>&nbsp;/ istihbaratçıdır.</p>



<p><strong>AKP</strong>&nbsp;dönemine kadar özellikle&nbsp;<strong>Raşid</strong>&nbsp;<strong>Dostum</strong>&nbsp;koordinasyonu ile birlikte&nbsp;<strong>Afganistan</strong>&nbsp;gibi&nbsp;<strong>ABD</strong>’nin bile etkin olmakta zorlandığı, zayıf kaldığı coğrafyada, hem <strong>Taliban</strong> hem <strong>bölgesel </strong><strong>yönetimle</strong>&nbsp;<strong>irtibat</strong> ve <strong>ittifak</strong>&nbsp;sağlayabilmiştir.</p>



<p><strong>Afganistan</strong>’daki&nbsp;<strong>Türk</strong>&nbsp;<strong>birliğimizin</strong>&nbsp;selametinde&nbsp;<strong>Kaşif</strong>&nbsp;<strong>Kozinoğlu</strong>’nun katkısını&nbsp;<strong>Türkiye</strong>&nbsp;<strong>Cumhuriyeti</strong>’ne hizmet eden kimse inkar edemez:</p>



<p><strong>2003</strong>’ten&nbsp;<strong>2010</strong>’a kadar olan süreci hızlıca geçiyorum. Ama bilmeniz gereken birkaç maddeyi paylaşmak isterim:</p>



<p><strong>1) Orta Asya’daki&nbsp;</strong>görevinin ilk yıllarında bölgedeki cemaat personeli ile irtibat sağlamış ve kimi konularda yardımlarını / desteklerini almıştır. Fakat sonraki yıllarda perde arkasında&nbsp;<strong>CIA’in&nbsp;</strong>onlar üzerinden bölgede yaptığı istihbarat faaliyetlerini tespit etmiş bunları&nbsp;<strong>Yenimahalle</strong>’ye&nbsp;raporlamıştır.</p>



<p><strong>2) AKP yönetimi</strong>&nbsp;ile bölge politikalarında ters düşmüş, destek görememiştir.</p>



<p><strong>2011 yılına</strong>&nbsp;kadar&nbsp;<strong>tek bir fotoğrafı</strong>&nbsp;dahi medyada yayınlanamayan üst düzey istihbarat eğitimcisi, köprü personeli, nasıl oldu da&nbsp;<strong>2011</strong>&nbsp;yılında&nbsp;<strong>bir ay içinde</strong>&nbsp;topun ağzına geldi?</p>



<p><strong>Milli İstihbarat Teşkilatı</strong>’ndaki çalışma sistemi,&nbsp;<strong>Emniyet</strong>&nbsp;ve&nbsp;<strong>Genelkurmay İstihbarat</strong>&nbsp;<strong>Dairesi</strong>’nden farklı olarak ekip, kadro sistemine dayalı, daha bağımsız, özerk ve çoğu zaman kurum içi kadro ekiplerin birbirlerini tasfiyeye zorlayan bir sistemdir.</p>



<p>Bunda&nbsp;<strong>MİT</strong>’in hala&nbsp;<strong>dış</strong>&nbsp;ve&nbsp;<strong>iç</strong>&nbsp;<strong>istihbarat</strong>&nbsp;olarak yapılandırılamaması çok daha önemlisi, bunun&nbsp;<strong>yasa</strong>&nbsp;/ yönerge vs. ile&nbsp;<strong>sınırlarının</strong>&nbsp;çizilememesinin payı büyüktür.</p>



<p><strong>Kaşif</strong>&nbsp;<strong>Kozinoğlu</strong>’nun&nbsp;<strong>AKP</strong>&nbsp;iktidarında yaşadığı sorunlar,&nbsp;<strong>Türkiye</strong>’deki kadrosundan kendine ulaştırılan “<strong><em>Recep Tayyip Erdoğan’ın İsviçre hesapları vs. ile ilgili belgelerle</em>” </strong>farklı bir boyut kazandı.</p>



<p>Bunları yayınlayacağından emin olduğu,&nbsp;<strong>Soner</strong>&nbsp;<strong>Yalçın</strong>’ın “Oda TV”sine sızdırdığı iddiası sonunun başlangıcı olsa da&nbsp;<strong>tasfiyesinin</strong>&nbsp;temel sebebi değildir.</p>



<p><strong>Kaşif</strong>&nbsp;<strong>Kozinoğlu</strong>’nun tasfiye edilmesinin temel sebebi, birilerinin onu&nbsp;<strong>Milli İstihbarat Teşkilatı</strong>’nda kendine rakip, yönetime aday görmesidir.</p>



<p>Lafı hiç dolandırmadan söylüyorum arkadaşlar.</p>



<p><strong>Kozinoğlu</strong>’na kim “<strong>tutuklanmayacaksın, Türkiye’ye gel</strong>” sözü, garantisi verdiyse fail odur.</p>



<p>Bir noktada&nbsp;<strong>Kaşif</strong>&nbsp;<strong>Kozinoğlu</strong>&nbsp;suikastı, merhum&nbsp;<strong>Necip</strong>&nbsp;<strong>Hablemitoğlu</strong>&nbsp;suikastına benzer.</p>



<p>İkisi de&nbsp;<strong>teşkilatın</strong>&nbsp;iç hesaplaşmasıdır.</p>



<p>Doğrudur,&nbsp;<strong>Kozinoğlu</strong>’nun cemaate yönelik iktidarı, <strong>Türkiye’yi</strong>&nbsp;uyaran mektupları mevcuttur. Lakin&nbsp;<strong>Kozinoğlu,</strong>&nbsp;cemaatin tasfiye edemeyeceği kadar büyük ve derin bir isimdir.</p>



<p><strong>Kaşif</strong>&nbsp;<strong>Kozinoğlu</strong>’nun yazdığı mektuplar için okumanız gereken kaynak budur:&nbsp;</p>



<p><em>(<u>http://m.babil.com/kasif-kozinoglunun-mezara-goturmedigi-sirlar-kitabi-ergun-gedek?gclid=CJPr-qGjqcgCFaINcwod9xQByQ)</u></em></p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="800" height="450" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/04/image-30.png" alt="image 30" class="wp-image-20883" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR -14- Kâşif KOZİNOĞLU 11" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/04/image-30.png 800w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/04/image-30-768x432.png 768w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /></figure>



<p><strong>MAK’IN KURUCULARI ARASINDA</strong></p>



<p>1980&nbsp;yılında&nbsp;Özel Harp Dairesi‘nde göreve başladı. 1992 yılında Özel Harp Dairesi, Özel Kuvvetler Komutanlığı adını aldı. 1995 yılına kadar Özel Kuvvetler Komutanlığı’nın istihbarat ve eğitim ile ilgili bölümlerinde görev yaptı. Özel Kuvvetlerin bir kolu olan kısa adı MAK olan Muharebe Arama Kurtarma Birliği’nin kurucuları arasında yer aldı.</p>



<p><strong>ASYA BÖLGESİNE ATANDI</strong></p>



<p>1995&nbsp;yılında emekli olup&nbsp;<strong>MİT</strong>‘e girdi. Suriye,&nbsp;<strong>Bosna-Hersek</strong>&nbsp;ve&nbsp;<strong>Afganistan</strong>&nbsp;bölgesinde görev yaptı. <strong>Asya Bölgesi</strong>&#8216;nin tamamı sorumluluk alanında olduğu için <strong>Orta Asya</strong>’dan&nbsp;<strong>Çin</strong>‘e kadar gidip geldi.&nbsp;<strong>2010</strong>&nbsp;yılının <strong>Eylül</strong> ayında&nbsp;<strong>MİT</strong>&nbsp;<strong>Müsteşarı&nbsp;Hakan Fidan</strong>‘ın talimatıyla <strong>Baş Müşavir</strong> olarak <strong>Asya Bölgesi</strong>&#8216;ne atandı. <strong>Eylül</strong> ayından itibaren de 5 kez yurt dışı görevine gönderildi.</p>



<p><strong>ODA TV SORUŞTURMASINDA TUTUKLANDI</strong></p>



<p>Kaşif Kozinoğlu, 11 Ocak&nbsp;2011&nbsp;tarihinde yine görevli olarak yurt dışına gönderildi ve 9 Mart 2011 tarihinde görevden döndü. 10 Mart 2011 günü Ergenekon Savcısı&nbsp;Zekeriya Öz‘e ifade verdikten sonra Ergenekon davası kapsamında ve ODA TV soruşturması kapsamında gizli devlet belgelerini sızdırdığı gerekçesiyle mahkeme tarafından tutuklanarak&nbsp;Silivri‘deki cezaevine konuldu.</p>



<p><strong>CEZAEVİNDE ŞÜPHELİ BİR ŞEKİLDE ÖLDÜ</strong></p>



<p>12 Kasım 2011 tarihinde Silivri Cezaevi’nde kaldığı odada fenalaştı. Yapılan tüm müdahalelere rağmen Kâşif Kozinoğlu, 13 Kasım 2011 tarihinde 56 yaşında iken İstanbul, Silivri Cezaevi’nde kalp krizinden vefat etti. Kâşif Kozinoğlu, ölmeseydi 22 Kasım 2011 tarihinde ilk duruşmasına çıkacak idi.</p>



<h3 class="wp-block-heading">BOSNA&#8217;DA KEMAL KAHRAMANOĞLU</h3>



<h5 class="wp-block-heading">Kaşif Kozinoğlu&#8217;nun yazdığı ve kendisine verdiği mektubu açıkladı. <strong><em>25 Aralık Pazartesi 2017 ODA TV</em></strong></h5>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1280" height="701" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/04/image-29.png" alt="image 29" class="wp-image-20882" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR -14- Kâşif KOZİNOĞLU 12" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/04/image-29.png 1280w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/04/image-29-768x421.png 768w" sizes="auto, (max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></figure>



<h3 class="wp-block-heading">Oğuzhan Uğur, “babala” adlı youtube kanalında, Kaşif Kozinoğlu’nun Bosna’daki daha önce gündeme gelmeyen gizli görevini anlattı.</h3>



<p><strong>Kâşif Kozinoğlu</strong>&#8216;nun cezaevindeki koğuş arkadaşı <strong>Emekli Albay Hasan Atilla Uğur’</strong>un oğlu, İnternet Televizyonu <strong>Babala TV</strong>&#8216;nin sahibi<strong> Oğuzhan Uğur</strong>; <strong>Oda TV</strong> davasında yargılanırken, savunma yapamadan cezaevinde şüpheli şekilde hayatını kaybeden MİT Asya sorumlusu&nbsp;<strong>Kaşif Kozinoğlu</strong>’nun kendisine verdiği mektubu açıkladı.</p>



<p><strong>Oğuzhan Uğur</strong>, “<strong>babala TV</strong>” adlı<strong> Youtube </strong>kanalında, <strong>Kaşif Kozinoğlu</strong>’nun Bosna’daki daha önce gündeme gelmeyen gizli görevini anlattı.</p>



<p><em><strong>“Bosnalılar, Sırp sniperlar tarafından avlanıyorlar. Kim müsaade etti buna. O zamanın Cumhurbaşkanı rahmetli İzzetbegoviç, Türkiye’den yardım istiyor</strong></em>” diyen <strong>Oğuzhan</strong> <strong>Uğur</strong> şunları söyledi:</p>



<p><strong>“TÜRK SUBAYI KİM; KEMAL KAHRAMANOĞLU”</strong></p>



<p>“Türkiye göndersin tabi uçaklarını, tanklarını Sırpların üzerine öyle bir şey var mı? Begoviç çok akıllı bir adam, biliyor ki Türkiye uçak, tank göndermez, biz de snipera karşılık sniperla karşılık verelim, ama bölgede sniper yok, sniper eğitmek kolay mı? ‘Bizim de sniper timleri kurmamız lazım’ diyor ve Türkiye’den bu konuda yardım istiyor. Türkiye Cumhuriyeti Devleti tabi ki buna kayıtsız kalmıyor. Kendini çeşitli görevlerde kanıtlamış kahraman bir Türk subayını görevlendiriyor.&nbsp;<strong>Türk subayı kim; Kemal Kahramanoğlu. Girip bakın Google’a, kesinlikle bulamayacaksınız. Çünkü onun gerçek adı Kaşif Kozinoğlu’ydu.&nbsp;</strong>MİT’in dış operasyonlar sorumlusu. Türkiye Cumhuriyeti onu uçakla Bosna yakınlarında bırakıyor paraşütle, o inip Bosna köylülerini bulup eğitmeye başlıyor.”</p>



<p><strong>“YAŞANMIŞ ŞEYLER İYİ ANLATILIR UNUTMA!”</strong></p>



<p>Oğuzhan Uğur, “Kaşif Kozinoğlu, yaşadığı bu Bosna hikayesini kendi el yazısıyla kağıtlara yazıp bana teslim etti” diyerek şöyle devam etti:</p>



<p>“28 Mayıs 2011’de, Silivri’de gece tam 01:30’da yazmış. Hayatın gerçeği şudur, güçlü olan zayıfı daima ezer. Adalet ise arada sırada da olsa tecelli eder. Amcan K.K. Yaşanmış şeyler iyi anlatılır unutma! Bir gün ölürsem eğer bunu sen anlatacaksın gelecek nesillere demişti. Allah geçinden versin canım, Kaşif Kozinoğlu, dağ gibi bir adam, ölürsen ne demek. Bunu bana verdikten kısa bir süre sonra rahmetli oldu.”</p>



<figure class="wp-block-embed is-type-rich is-provider-gomme-tutucu wp-block-embed-gomme-tutucu"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<div style="width: 640px;" class="wp-video"><!--[if lt IE 9]><script>document.createElement('video');</script><![endif]-->
<video class="wp-video-shortcode" id="video-20599-1" width="640" height="360" preload="metadata" controls="controls"><source type="video/mp4" src="https://cdn.odatv4.com/images/2017_12/2017_12_25/video_8f3b0.mp4?_=1" /><a href="https://cdn.odatv4.com/images/2017_12/2017_12_25/video_8f3b0.mp4" rel="nofollow noopener" target="_blank">https://cdn.odatv4.com/images/2017_12/2017_12_25/video_8f3b0.mp4</a></video></div>
</div></figure>



<p><strong>İŞTE HAKKINDAKİ İDDİALAR</strong></p>



<p><strong>Eski MİT Kontrterör Daire Başkanı Mehmet Eymür</strong>, sahibi olduğu iddia edilen <strong>atin.org</strong> adlı sitede sık sık <strong>Kaşif Kozinoğlu</strong>’nu hedef aldı. <strong>Kozinoğlu</strong>’nun adını Yavuz Ataç, Orhan Çoban gibi isimlerle sık sık geçirdi. Rakiptiler.</p>



<p><strong>Kozinoğlu</strong>, <strong>Doğu Perinçek</strong>&#8216;in ekibinden olan <strong>Aydınlıkçılar</strong>’ın da hedefindeydi. Buna göre; dönemin<strong> İşçi Partisi</strong> (isim değiştirerek Vatan Partisi oldu) <strong>Kaşif Kozinoğlu</strong>’nun da içinde bulunduğu bir ekibin <strong>Doğu Perinçek</strong>’e suikast planladığını 90’lı yılların sonlarında gündeme getirdi. Konuyla ilgili suç duyurularında bulunuldu.</p>



<p>2004 yılında hakkında hazırlanan iddianameyle; <strong>Kozinoğlu</strong>’nun <strong>Alaattin Çakıcı</strong>’nın <strong>Karagümrük</strong> baskınıyla ilgili <strong>Yargıtay</strong>’daki davanın geciktirilmesi ya da lehine karar çıkartılması yönünde taleplerde bulunduğu iddia edildi.</p>



<p><strong>Alaattin Çakıcı</strong>’yı tanımadığını söyleyen <strong>Kaşif Kozinoğlu</strong>, bu davadan 5 ay hapis cezası aldı. </p>



<p>Eski <strong>Emniyet Müdürü Hanefi Avcı</strong> da, <strong>Kozinoğlu</strong>’nun ismini <strong>Susurluk Komisyonu</strong>’nda zikretmişti. İşin&nbsp;<strong>“tuhaf”</strong>&nbsp;yanı her iki isim de <strong>Oda TV</strong> iddianamesiyle tutuklandılar!</p>



<p><strong>MİT</strong>’te başkan ve üst makamlara gelebilmek için 4 yıllık bir üniversite bitirmek şart. <strong>Kozinoğlu</strong> 3 yıllık <strong>Harp Okulu</strong>’nu bitirdi. <strong>Taşkent Üniversitesi</strong>’nden aldığı söylenen diplomasının sahte olduğu Nisan 2005 tarihinde ortaya atıldı.</p>



<p>Evet, işte&nbsp;<strong>“çok şey bilen adam”</strong>&nbsp;diye lanse edilen ve 56 yaşında tutukluyken hayatını kaybeden <strong>Kaşif Kozinoğlu</strong>’nun, kendi ağzından ve<strong> Oda TV</strong> ek klasörlerinden yaşam öyküsü böyle…</p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/09/image-15.png" alt="image 15" class="wp-image-21696" width="810" height="419" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR -14- Kâşif KOZİNOĞLU 13"></figure>



<h3 class="wp-block-heading">AMCASI TUFAN KOZİNOĞLU ANLATTI.</h3>



<h5 class="wp-block-heading">Tutuklu bulunduğu Silivri Cezaevi&#8217;nde 13 Kasım 2011 tarihinde geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybeden MİT mensubu Kaşif Kozinoğlu hakkında bilinmeyenleri amcası Tufan Kozinoğlu anlattı.</h5>



<p><strong>Trabzon</strong>&#8216;da yayın yapan <strong>Kuzey Ekspres Gazetesi</strong>&#8216;ne konuşan amca <strong>Tufan Kozinoğlu</strong>, Kaşif Kozinoğlu&#8217;nun ölümünün 40. gün mevlidini okutmak için Trabzon&#8217;a geldiğini belirtti. Amca Tufan Kozinoğlu, kimsenin yeğenine vatan haini demeye hakkı olmadığını belirterek, <em>&#8220;Vatansever bir evladımızı zamansız ve beklenmedik bir şekilde kaybetmenin üzüntüsü içerisindeyiz. Evladımızı kaybedeli 40 gün oldu. 40. gün mevlidini, doğduğu mahalle olan <strong>Erdoğdu Mahallesi Camii&#8217;</strong>nde okutmak ve onu anmak için <strong>Trabzon</strong>&#8216;a geldik.<br>Benim bütün yaşantım bir tarafa, çocuğumuzun ölümünden duyduğum üzüntü bir tarafa, bana en çok dokunan durum; bu çocuk <strong>Trabzon</strong>&#8216;da doğdu, o doğduğunda <strong>Sotka Mahallesi</strong>&#8216;nde oturuyorduk. Kulağına ezanı bir hafız ağabeyimiz vardı o okudu. Ailece çok derin bir üzüntü yaşıyoruz, bu ölüm bizim için zamansız ve beklenmedik oldu&#8221;</em> dedi.<br><strong>&#8220;Kimsenin ona vatan haini demeye hakkı yok&#8221;</strong> diyen <strong>Kozinoğlu</strong> <em>&#8220;Tutuklandığı süre boyunca kendisini Silivri&#8217;de ziyarete gittim. Konuştuk, hapisten çıktığında işine döneceğini, 65 yaşında emekli olacağını düşünüyordu. Emekli olduktan sonra da 4 tane kitap yazmak istiyordu. Yani içerisinde olduğu süreçten alnının akıyla çıkacağından o kadar emindi. Kendinden bu kadar emindi. Çünkü yanlış hiçbir şey yapmadığına inanıyordu. Son görüşmemizde bana, <strong>&#8216;4 sayfalık bir iddianame var, bunun içinde tek doğru olan benim Trabzonlu olduğum&#8217; </strong>demişti. Doğduğu yeri seven, vatanını seven ve vatanı için canla başla çalışan bir insandı. Askeriyede mavi bereliler vardı, bordo bereli özel birlikleri de kendisi kurdu. Burada bir espri var, bordo-mavi olsun istedi, Trabzonspor&#8217;a olan sevgisini böyle gösterdi. Bunu düşünebiliyor musunuz? Özel kuvvetleri o kurdu, hatta oğlunun adını da &#8216;Özel&#8217; koydu. Memleketine ve işine sevdalı bir adamdı</em>&#8221; şeklinde konuştu.<br>Amca Tufan Kozinoğlu, yeğeni ile görevde olduğu süreçte en son 1991 yılında görüştüğünü ve bunun ardından da tutuklandıktan sonra Silivri&#8217;de görüştüğünü belirterek &#8220;Kaşif ile görevde olduğu süreçte en son 1991 yılında görüşmüştüm. Ben Almanya&#8217;da yaşıyorum. Almanya&#8217;ya görevli geldi, bana uğradı, bir yer bulduk, oraya yerleşti. Bir ay sonra a tamamen ortadan kayboldu. Sokakta görse selam dahi vermiyordu. Tutuklandıktan sonra Silivri&#8217;ye onu ziyarete gittiğimde, <strong>&#8216;amca gördün mü, bana diyordun ki oğlum niye arayıp sormuyorsun. Ben sizinle sürekli görüşseydim, benim evi nasıl dağıttıysalar senin evini de öyle dağıtırlardı&#8217;</strong> dedi. Kendi ailesini korumak için bizimle bağlarını tamamen koparmıştı. Devamlı aileden uzak kaldı. Çok nadir telefonla konuşurduk o kadar.<br><strong>AMCASINDAN İNCİR, HAMSİLİ PLAV VE SİMİT İSTEMİŞ</strong><br><strong>Kaşif Kozinoğlu</strong>&#8216;nun <strong>Trabzon</strong>&#8216;u ve <strong>Trabzonspor</strong>&#8216;u çok sevdiğini hatırlatan <strong>Tufan Kozinoğlu</strong> <em>&#8220;<strong>Trabzonspor</strong>&#8216;un da üyesiydi. <strong>Trabzonspor</strong>&#8216;un<strong> Rus</strong> takımı <strong>CSK Moskova</strong> ile oynadığı maçın ardından <strong>Silivri</strong>&#8216;ye onu ziyarete gittim. Maçı izleyip izlemediğini sordum. İzlediğini söyledi. Amca dedi,<strong> &#8216;Torosan incir reçeli, hamsili pilav bir de Trabzon simidini o kadar özledim ki</strong>.&#8217; Oraya getirme şansımız yoktu ama &#8216;çıkınca bunları yeriz oğlum&#8217; dedim, ama olmadı&#8221;</em> ifadelerini kullandı.</p>



<p><strong>ÖZBEKİSTAN VE AFGANİSTAN VATANDAŞI</strong></p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/11/image-edited.png" alt="image edited" class="wp-image-21753" width="804" height="503" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR -14- Kâşif KOZİNOĞLU 14"></figure>



<p><strong>Kaşif Kozinoğlu</strong>&#8216;nun Uzakdoğu ve Orta Asya&#8217;yı çok iyi bilen bir adam olduğunu da söyleyen amca <strong>Kozinoğlu</strong>, <strong>&#8220;Kendisi Özbekistan vatandaşı ve generalidir. Afganistan vatandaşıdır. Bu payeler sevilen insanlara verilir. Bu bölgelerde ne kadar ve nasıl çalışmış ki oradaki insanlar ona o payeyi vermiş. Tutuklandıktan sonra gazetelerde ve televizyonlarda kendini görünce, ifşa oldu düşüncesiyle, &#8216;İşte ben şimdi öldüm&#8217; dedi&#8221;</strong> ifadesini kullandı.</p>



<p>Kaşif Kozinoğlu’nun amcası Tufan Kozinoğlu, yeğenin ölümü üzerinden geçen 5 yıla rağmen acılarının dün gibi taze olduğunu söyledi. Amca Kozinoğlu, <strong><em>“Biz Karadeniz’in köklü bir ailesiyiz. Amcalarımız, İnönü Savaşları’nda şehit düştü. Kaşif, ülkesi için hizmet eden, milliyetçi, Atatürkçü bir vatanseverdi. Ölümünün arkasında FETÖ’nün olduğu belliydi. Evladımızı suçsuz yere cezaevinde yatırdılar. Silivri’deki koğuş arkadaşı Hasan Atilla Uğur bu konuyu defalarca gündeme getirdi. Çok üzgünüz. Amca olarak baba yarısıyım. Kanımı, canımı kaybettim”</em></strong> dedi.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Hasan Atilla Uğur: <strong>‘Beni öldürebilirler’</strong></h3>



<p><strong>Silivri Cezaevi’ndeki koğuş arkadaşı emekli Albay Hasan Atilla Uğur ise, Kozinoğlu’nun ölümünde FETÖ parmağı olabileceğini belirterek şunları söyledi:</strong></p>



<p><em>“Kaşif ağabey güvenilir bir insandı. 8 ay boyunca aynı koğuşta kaldık. Sürekli olarak ‘Ben neden buradayım’ diye soruyordu. Bunun bir kumpas olduğunu, bir gün&nbsp;son&nbsp;bulacağını anlatmaya çalıştık. Bir keresinde ‘<strong>Ato 2008-2009’da F tipinin yurtdışındaki faaliyetlerini rapor ettim. Beni öldürebilirler’ </strong>demişti. Kaşif ağabeyi görevi başındayken Türkiye’ye çağırıp tutukladılar. Kaşif ağabey, Özel Kuvvetler’de binbaşı rütbesindeyken, MİT’e geçmiş, kurum içinde boğuşa boğuşa yükselmiş biriydi. Orta ve Batı Asya’da koodinatör olarak görev yapmıştı. Son görevi sırasında FETÖ’nün gerçek amacını gördüğünü anlatmıştı. Yurtdışında FETÖ’ye haraç ödemeden kimsenin ihale bile alamadığını söylüyordu. Son görev yerinden Türkiye’ye dönerken FETÖ ile ilgili hazırladığı istihbarat dosyasını eski MİT Müsteşarı Emre Taner’e ilettiğini söylemişti. Kozinoğlu bu raporu gönderdikten sonra hedef tahtasına oturtuldu. Kozinoğlu’nu tutuklayan şahış şu an kaçak olan FETÖ’cü Zekeriya Öz adlı kişidir. Herkes kalp spazmı geçirebilir. Bizlere geçmişte kalp rahatsızlığı olduğunu söylemişti. Kan sulandırıcı ilaç içiyordu. Bilinci açık ve ayakta koğuştan çıkarıldı. Çok kısa süre sonra gardiyanlar yanımıza gelip Kozinoğlu’nun öldüğünü söyledi. Sonradan kamera kayıtlarını izlenmişler. Kalbi durmadığı halde kalp masajı yapıldığı söylendi. Rahmetli, FETÖ’cülerin hedefindeydi. Kendisi tek bir duruşmaya bile çıkamadan yaşamını kaybetti. Bu cinayetin failli bellidir.”</em></p>



<h3 class="wp-block-heading">Hasan Ataman Yıldırım: <strong>‘Ölümü şüphelidir’</strong></h3>



<p><strong>Kozinoğlu ile aynı koğuşta kalan bir diğer isim, Hasan Ataman Yıldırım ise şu iddiaları dile getirdi:</strong></p>



<p><em>“Kaşif Bey, FETÖ’nün hedefindeydi. Orta Asya’daki FETÖ yapılanmanın illegal işlerini rapor edince hedef tahtasına oturtuldu. Kendisi de FETÖ’nün hedefinde olduğunu biliyordu. Hakkında arama kararını duyunca MİT Müsteşarı Fidan ile görüşüyor. Hakan Fidan kendisine ‘Tutuklama olmayacak, sadece ifadeniz alınacak’ demiş. Kozinoğlu’nun ifadesini alan kişi Zekeriya Öz adlı şahıs. Kozinoğlu’nun ölümü şüphelidir. Ölümünden yaklaşık 10 yıl önce ‘Kırık Kalp Sendromu’ nedeniyle kalp krizi geçirdiğini söylemişti. Ancak ilk kriz sırasında anjiyo yaptırmamış. Kaşif Bey, rahatsızlandığında koğuştan yürüyerek çıkacak durumdaydı. Kozinoğlu’nu hastaneye götürmek için gelen ambulansta doktor olmadığı, teknisyen bulunduğu ve kalbi durmadığı halde kalp masajı yapıldığı bilgisine ulaştık. Kaşif Bey’den bir gece önce de Atilla rahatsızlanmıştı. FETÖ belki de Kaşif Bey’i hastaneye yetiştirecek ambulansı kasıtlı olarak doktorsuz göndermiş olabilir.”</em></p>



<h3 class="wp-block-heading">FETÖ Çatı İddianamesi: &#8216;<strong>İntikam senaryosu kuruldu</strong>&#8216;</h3>



<p><strong>Kozinoğlu</strong>’nun ölümüyle ilgili <strong>FETÖ Çatı İddianamesi</strong>&#8216;nde ilginç iddialara yer veriliyor. <strong>“MİT Görevlisinin Ölümü”</strong> başlıklı bölümde şu iddialar öne sürülüyor:<br><br><em>“OdaTV davasında casusluk yaptığı iddia edilerek Kaşif Kozinoğlu, 10.03.2011 günü tutuklanmış ve devletine yıllarca fedakar şekilde hizmet ettiği için kırık kalp sendromuna yakalanmıştır. Kozinoğlu 12.11.2011 günü tutuklu bulunduğu Silivri Cezaevi’nde kalp krizi geçirerek ölmüştür. Casusluk suçu ile Kaşif Kozinoğlu’nun uzaktan yakından ilgisi yoktur. Dava tamamen FETÖ’nün intikam için kurduğu senaryodur. Orta Asya’da FETÖ’nün okullarının ülke yararına çalışmadığını ve cemaatin&nbsp;eğitim&nbsp;faaliyetinin devletin lehine olmadığını, bu yapının şirket,&nbsp;okul&nbsp;ve mensuplarının etkinlik ve ilişkilerinin ülkemize hiçbir katkı sağlamadığını görerek istihbarı çalışma yürüten Kaşif Kozinoğlu örgütün hedefi haline gelmiştir. FETÖ, gaddarca ve ondan intikam almak için suç ve soruşturma uydurmuştur. Uygulanan haksızlık sonucu kırık kalp sendromu geçirerek ölmüştür.”</em></p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/09/image-16.png" alt="image 16" class="wp-image-21697" width="807" height="303" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR -14- Kâşif KOZİNOĞLU 15" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/09/image-16.png 800w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/09/image-16-768x288.png 768w" sizes="auto, (max-width: 807px) 100vw, 807px" /><figcaption class="wp-element-caption"><strong>Türk Özel Kuvvetleri Komutanlığı Azerbaycan’da. Fotoğrafta Azerbaycan Cumhurbaşkanı Ebulfez Elçibey, Özel Kuvvetler Komutanı Kemal Yılmaz Paşa ve efsane istihbaratçı Kaşif Kozinoğlu ile eğitilen Azerbaycan askerleri var.</strong></figcaption></figure>



<h3 class="wp-block-heading">Hikmet Çiçek yazdı ODA TV</h3>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>12 Kasım 2019 Salı / Hikmet ÇİÇEK ODA TV</strong></h3>



<p>MİT Orta Asya şefi Kâşif Kozinoğlu, bundan tam 8 yıl önce 13 Kasım 2011 günü Silivri Cezaevi&#8217;nde kuşkulu bir biçimde hayatını kaybetti. Kozinoğlu, Oda TV tertibi kapsamında tutuklanmıştı.</p>



<p>Özbekistan Devlet Başkanı İslam Kerimov, Kaşif Kozinoğlu&#8217;nu &#8220;<strong>oğlum</strong>&#8221; diye hitap edecek kadar çok severdi. Birçok konuda ona fikir danışır, düşüncelerini önemserdi. Kozinoğlu&#8217;nun tutuklandığını duyunca akıl erdiremedi, çok öfkelendi. Nasıl olur da &#8220;oğlum&#8221; dediği bu MİT görevlisi tutuklanırdı?</p>



<p><strong>KİM BU KOZİNOĞLU</strong></p>



<p>1955 doğumlu, Trabzonlu olan Kâşif Kozinoğlu 1976&#8217;da Harp Okulu&#8217;ndan mezun oldu. 1980 yılında başladığı Özel Kuvvetler görevindeyken çeşitli kurslar gördü, sonraları bunların eğitimini verdi ve çeşitli görevlerde bulundu.<strong>&nbsp;</strong>1995 yılında MİT&#8217;ten gelen talep üzerine, kendi isteğiyle piyade binbaşı rütbesindeyken istifa ederek emekli oldu ve MİT&#8217;e geçti.</p>



<p>Uzun süreler Suriye, Bosna Hersek, Azerbaycan, Afganistan başta olmak üzere Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinde çeşitli görevlerin yanında Bosna&#8217;da yaptığı hizmetlerinden sonra bir kışlaya Kâşif Kozinoğlu adı verildi. Son görevi ise MİT Orta Asya baş müşavirliğiydi.</p>



<p><strong>O OKULLARI KOZİNOĞLU KAPATTIRDI</strong></p>



<p>Özbekistan, Türk cumhuriyetleri içinde<strong>&nbsp;&#8220;FETÖ okullarına&#8221;</strong>&nbsp;karşı en sert tutumu alan devletti. Bu okulları yasadışı faaliyetlerinden dolayı kapatmıştı.</p>



<p>Emniyet ve istihbarat kurumları içinde yuvalanmış FETÖ elemanlarına göre nedeni Kaşif Kozinoğlu&#8217;ydu!</p>



<p>10 Mart 2011 günü, özel yetkili savcı Zekeriya Öz&#8217;e verdiği ifadede,&nbsp;<strong>&#8220;İrtica benim görev alanım değildir. Görevim de değildir&#8221;&nbsp;</strong>demesine rağmen Kozinoğlu FETÖ’nün hedefi oluyordu.</p>



<p>Hayatında Rusya&#8217;ya hiç gitmediği, buranın görev bölgesi olmadığı halde Kozinoğlu, Odatv soruşturmasında, Rusya&#8217;daki cemaat operasyonları hakkında belge sızdırmakla suçlanıyordu.</p>



<p><strong>BELGEYE BAK</strong></p>



<p>&#8220;<strong>Belge</strong>&#8221; denilen &#8220;<strong>Koz</strong>&#8221; adı verilmiş dijital bir word sayfasından ibaretti.</p>



<p>Sayfada şunlar yazılıydı:</p>



<p><strong>&#8220;Rusya ve Özbekistan&#8217;daki cemaat operasyonları hakkında Kozinoğlu&#8217;ndan gelen belgeleri mutlaka gündeme taşıyalım. Kozinoğlu&#8217;ndan gelen diğer belgeleri de değerlendirelim.&#8221;</strong></p>



<p>Kaşif Kozinoğlu&#8217;nun tutuklanması için bu sözde belge kanıt olarak gösterildi.</p>



<p>İşte böyle bir kişinin, adını Afganistan&#8217;da görev yaparken duyduğu, iktidara karşı sert muhalefet yapan bir haber sitesine, Odatv’ye hem de kendi adıyla belge gönderdiğine inanmamız isteniyordu!</p>



<p><strong>MİT: KOZİNOĞLU GÖNDEREMEZ</strong></p>



<p>Kaldı ki, Kozinoğlu&#8217;nun Odatv&#8217;ye ya da Soner Yalçın&#8217;a gönderdiği iddia edilen belgeler onun görev alanıyla ilgili değildi. Kozinoğlu, savcı Zekeriya Öz&#8217;ün sorusuna şöyle cevap veriyordu:</p>



<p><strong>&#8220;Benim elimde Afganistan ve Pakistan bölgelerine ait belgeler vardır. O bölgede çalıştığım için. Bizde kompartımasyon sistemi vardır, başka odalara gidip belge alamam, o belgeler nereden çıktıysa yazıcısı bellidir. Her koridorda kamera vardır, bizim koridorlara girmemiz yasaktır. Ayrı bir birimdir, birimler arası geçiş yasaktır.&#8221;</strong></p>



<p>Kozinoğlu&#8217;nun avukatlarının bilgi talebi dilekçesine MİT&#8217;ten gelen, Odatv iddianamesinin ek klasörlerinde bulunan resmi yanıt bunu doğruluyor. MİT cevabında şöyle deniliyor:</p>



<p>&#8220;Müsteşarlığımız bilgi sistemlerinde kullanıcılar, bulunduğu hiyerarşi ve çalıştığı birim kapsamında sadece iş kuralları dâhilinde yetkili oldukları yazılar ile dosyalar içerisindeki dokümanlara erişebilmektedirler. Söz konusu sistemlerdeki erişim kayıt altına alınmaktadır.</p>



<p><strong>&#8220;Bu kapsamda, Güvenlik İstihbaratı Başkanlığı emrinde görevli olmayan Kaşif Kozinoğlu&#8217;nun, bu Başkanlığa ait yetkili olmadığı herhangi bir dokümana Müsteşarlık bilgi sistemlerinden erişim imkanı bulunmamaktadır.&#8221;</strong></p>



<p><strong>MİT&#8217;TE ASKER İSTEMİYORLAR</strong></p>



<p>Kaşif Kozinoğlu, MİT&#8217;teki değişimden büyük rahatsızlık duyuyordu.&nbsp;<strong>&#8220;MİT&#8217;te asker bırakmayacaklar&#8221;</strong>&nbsp;diyordu. Müsteşar değişince emekliliğini istedi. Ancak yeni müsteşar Hakan Fidan bunu kabul etmedi.&nbsp;<strong>&#8220;Sen bize Orta Asya&#8217;da çok lazımsın&#8221;</strong>&nbsp;diyordu. 2010 yılının Eylül ayında Asya bölgesine Başmüşavir olarak atandı.</p>



<p><strong>FİDAN&#8217;LA NEREDE TANIŞTI</strong></p>



<p>Kozinoğlu&#8217;nun Hakan Fidan&#8217;la tanışmaları çok daha eskilere<strong>&nbsp;&#8220;Binbaşı Kaşif&#8221;&nbsp;</strong>olduğu zamana dayanıyor. Kozinoğlu, savcı Öz&#8217;ün kendisi gibi emekli ÖKK subayı ve o dönemde Ergenekon tutuklusu olan değerli arkadaşım Levent Göktaş&#8217;la ilgili soruya şu yanıtı veriyordu:</p>



<p><strong>&#8220;Mustafa Levent Göktaş benim rütbe olarak altımda çalıştı. Özel Kuvvetlere gelenlere eğitim veriyordu. Bir dönem de Azerbaycan ordusunu eğitmeye gittiğimizde orada da kendisi subaydı. Grubun içinde eğitmendi&#8230; Emir komuta bende olduğu için aramızda herhangi bir güç mücadelesi de olması söz konusu değildir.&#8221;</strong></p>



<p>İki ÖKK subayının Azerbaycan&#8217;da olduğu tarih 1992.<br>İfadede olmayan, Aydınlık&#8217;a ulaşan bir iddiayı da soru sorarak biz ekleyelim.<br>Hakan Fidan da orada mıydı? Tanışmaları da oradan mıydı?<br>İlişkileri nasıldı, bilemiyoruz. Ancak samimi olduklarını söyleyen kimseye rastlamadık!</p>



<p><strong>MEHMET EYMÜR’LE İLİŞKİ</strong></p>



<p>Fidan&#8217;la ilişkisini bilemiyoruz fakat Mehmet Eymür&#8217;le nasıl olduğunu biliyoruz!</p>



<p>Eymür&#8217;ün MİT içinde düşmanca tutum aldığı, sürekli suçladığı kişilerin başında eski Müsteşar Senkal Atasagun geliyorsa, ikincisi Kozinoğlu&#8217;dur. ABD&#8217;ye kaçtıktan sonra faaliyete geçirdiği ATİN sitesinde, muhtemelen kendisinin yazdığı,&nbsp;<strong>&#8220;MİT personelinden acı itiraflar&#8221;</strong>&nbsp;başlıklı bir mektup yayınlamış ve burada Kozinoğlu&#8217;ndan&nbsp;<strong>&#8220;Teşkilatın Yeşil&#8217;i&#8221;</strong>&nbsp;diye söz etmişti.</p>



<p>10 Mart 2011 günü Kozinoğlu&#8217;nu,<strong>&nbsp;&#8220;Silahlı terör örgütüne üye olma&#8221;</strong>&nbsp;iddiasıyla ve<strong>&nbsp;“kaçma şüphesi olduğu”&nbsp;</strong>gerekçesiyle tutuklayan yargıç Resul Çakır,&nbsp; Odatv ve Şike kumpaslarının görüldüğü İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı iken, 2011 yılında Yargıtay üyeliğine seçilmişti. Çakır, 16 Temmuz 2016 akşamı Türkiye&#8217;den kaçmıştı!</p>



<p><strong>SİLİVRİ CEZAEVİ</strong></p>



<p>Kâşif Kozinoğlu, 10 Mart 2011 günü savcı Zekeriya Öz&#8217;e ifade verdikten sonra mahkeme önüne çıkarıldı ve tutuklandı.</p>



<p>Metris&#8217;ten Silivri 1&#8217;nolu Cezaevi&#8217;ne sevk edildi. Ergenekon sanığı emekli Albay Hasan Atillâ Uğur ile emekli Yüzbaşı Hasan Ataman Yıldırım’ın kaldığı B1 koğuşuna konuldu.</p>



<p>Hasan Ataman Yıldırım, Aydınlık’ta çıkan dizi yazısında şöyle diyordu:</p>



<p>“14 Mart 2011 Pazartesi akşamüstü koğuşumuza geldi. Çok şaşkındı.</p>



<p>Bir suçum yok, yakında avukatım itiraz eder, tahliye olurum, diye düşünüyordu. Ben ve Atilla Albay ise morali bozulmasın diye, inşallah diyorduk, ancak içimizden durumun böyle olmadığını, onun da komploya kurban edildiğini düşünüyorduk.”</p>



<p><strong>ELYAZILARINI NEDEN AYDINLIK&#8217;A GÖNDERDİ</strong></p>



<p>“Yazdığı yazıların toplamı yaklaşık bin sayfa civarındaydı. Medyanın halini gördükçe sadece yazıların değerini bulabileceği Aydınlık gazetesi olduğunu tespit etmişti. Vefatından sonra Kaynak Yayınları&#8217;ndan çıkan “Kâşif Kozinoğlu&#8217;nun Mezara Götürmediği Sırlar” kitabında yayımlanan yazıların hepsini yazıldıkları günlerde bize okumuştu. Zaten kitapta orijinal el yazıları da basılıdır.”</p>



<p><strong>KÂŞİF KOZİNOĞLU&#8217;NUN ÖLÜMÜ</strong></p>



<p>Hasan Ataman Yıldırım’ın yazısından aktaralım</p>



<p>“Tarih, 12 Kasım 2011 Cumartesi. Kâşif Bey günlük spor ve banyosundan sonra 18.15 civarı kalp krizi geçirdi. Tansiyonu yüksekti. Nöbetçi personel tarafından ancak 18.40 civarı koğuştan çıkarıldı.</p>



<p>Daha sonra öğrendiğimize göre, cezaevinin mahkûm kabul kısmında yine bilinci açık, nabzı atar ve konuşur durumda bekledi. Bu saatler infaz koruma memurlarının günlük vardiya nöbetlerinin değişme saati olduğundan eski ve yeni vardiya personeli halen cezaevinde bulunuyordu.</p>



<p>“112 Acil yaklaşık 18.50&#8217;de geldi, ancak ambulansta doktor yoktu. Kâşif Bey burada da nöbetçi memurdan yanına ayrıca memur vermesini istedi. Ambulansla gelen iki teknisyenin kalp masajı yaptığı söyleniyor. Ancak kalp halen çalışıyor ise, yani kalp durmadan kalp masajı yapılmasının hayati tehlike yaratacağını, yani çalışan kalbi durduracağını sonradan öğreniyoruz!..</p>



<p>Ambulansla Kâşif Bey&#8217;i TEM yolu kullanılarak Silivri Devlet Hastanesi&#8217;ne doğru yola çıkarılıyor. Ambulans görevlileri durumun kötü olduğunu söyleyerek hastaneye haber verince, hastaneden nöbetçi doktor başka tam teşekküllü bir ambulansla yola çıkıyor ve TEM çıkışında gelen diğer ambulansı karşılıyor. Kâşif Bey, yeni ambulansa transfer ediliyor ve doktor müdahale ederek, 19.10&#8217;da hastaneye varılıyor, ancak yaşam emaresi olmamasına rağmen kalp masajı yapılıyor ve 19.30&#8217;da kesin olarak öldüğüne karar veriliyor. Daha sonra Adli Tıp Kurumu ön otopsi raporuna göre damar tıkanıklığına bağlı kalp krizi sonucu öldüğü belirtiliyor.</p>



<p>Netice olarak ilk ağrının gelmesinden sonra ancak bir saat sonra hastaneye ulaşabilmiştir. Cezaevi yerleşkesinde bu şartlarda bütün tutuklular için durum aynıdır. Kalp krizi geçirildiğinde kurtulmak imkânsızdır.”<a href="https://fthrnlr.files.wordpress.com/2016/04/wp-1459877370397.jpeg" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a></p>



<h1 class="wp-block-heading">Sır adamın sır ölümü&#8230;</h1>



<p>Kaşif Kozinoğlu, hakim karşısında savunmasını veremeden, şüpheli bir şekilde öldü. FETÖ medyası, “Kalp krizi” dedi.</p>



<p><strong>FETÖ&#8217;nün CIA bağlantısını kuran eski MİT&#8217;çi Enver Altaylı, FETÖ elebaşı Fethullah Gülen&#8217;e yazdığı mektupta, Kaşif Kozinoğlu hakkında şu ifadeleri kullanmıştı: MİT Müsteşarı olmaya çalışıyor. Böyle bir şey olursa Allah Fethullah Hoca Efendi’yi, cemaatin önde gelenlerini korusun. Bu bir felaket olur.&#8221;</strong></p>



<p>O dönem Kaşif Kozinoğlu’nun şüpheli ölümü üzerine Kanal 7 ekranlarına çıkan gazeteci Fehmi Koru,&nbsp;<strong>“Kaşif Kozinoğlu, hapse girebilecek bir tip değildi. Kalbini bilerek zorladı” diyerek, Kaşif Kozinoğlu’nun kendi kendini öldürdüğü imasında bulundu.</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading">KAŞİF KOZİNOĞLU’NUN ŞÜPHELİ ÖLÜMÜ</h3>



<p>Kaşif Kozinoğlu, 13 Kasım 2011’de rahatsızlandığını söyledi. Ambulansa bindirilen Kaşif Kozinoğlu, daha sonra yol üstünde başka bir ambulansa alındı. Hastaneye geldiğinde “ölü” olarak kayıtlara geçti.</p>



<p><strong>Üzerinde yapılan otopside “kalp krizi” sonucuna varıldı. Doku örnekleri ise, Silivri Devlet Hastanesi’ne giren 30’lu yaşlarındaki bir kişi, “Su sebili montajı” yapacağını söyleyerek İhtisas daire Başkanlığı&#8217;na girdi. Önce başkanı odadan çıkardı, daha sonra tetkik yapılan odaya girip personeli odadan çıkardı. Doku örneklerinin çalındığı ve yerine sahte örnekler bırakıldığı iddia edildi.</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://viratrabzon.com/trabzondan-cikan-hayatlar-14-kasif-kozinoglu-20599/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		<enclosure url="https://cdn.odatv4.com/images/2017_12/2017_12_25/video_8f3b0.mp4" length="21078315" type="video/mp4" />

			</item>
		<item>
		<title>TRABZON&#8217;DAN ÇIKAN HAYATLAR -13- İsmet Zeki EYÜBOĞLU</title>
		<link>https://viratrabzon.com/trabzondan-cikan-hayatlar-13-ismet-zeki-eyuboglu-21399/</link>
					<comments>https://viratrabzon.com/trabzondan-cikan-hayatlar-13-ismet-zeki-eyuboglu-21399/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Fatih KÖROĞLU]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 11 Nov 2023 17:33:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TRABZON'DAN ÇIKAN HAYATLAR]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://viratrabzon.com/?p=21399</guid>

					<description><![CDATA[<div><img width="1920" height="1080" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/07/Ismet-ZEKI-EYUBOGLU-1.png" class="attachment-medium size-medium wp-post-image" alt="İsmet ZEKİ EYÜBOĞLU" style="margin-bottom: 15px;" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/07/Ismet-ZEKI-EYUBOGLU-1.png 1920w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/07/Ismet-ZEKI-EYUBOGLU-1-768x432.png 768w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/07/Ismet-ZEKI-EYUBOGLU-1-1536x864.png 1536w" sizes="auto, (max-width: 1920px) 100vw, 1920px" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR -13- İsmet Zeki EYÜBOĞLU 17"></div>Yaşadığı gibi düşünmeyi, düşündüğü gibi yaşamayı kendi ne ilke edinen, insanı gerçek bütünlüğü içinde toprağıyla, taşıyla, anlamanın yolunu açan bir aydın İsmet Zeki EYÜBOĞLU&#8230;( 1925-2003) Araştırmacı-yazar ve çevirmen. 20 Ekim 1925’te Trabzon’un Maçka İlçesi&#8217;nde dünyaya geldi. 12 Kasım 2003’te İstanbul’da yaşama veda etti. Bazı yapıtlarını Derviş Kerem ve Derviş Niyazi imzaları ile kaleme aldı. Şakire&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h3 class="wp-block-heading">Yaşadığı gibi düşünmeyi, düşündüğü gibi yaşamayı kendi ne ilke edinen, insanı gerçek bütünlüğü içinde toprağıyla, taşıyla, anlamanın yolunu açan bir aydın İsmet Zeki EYÜBOĞLU&#8230;( 1925-2003)</h3>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/07/Ismet-Zeki-Eyuboglu.png" alt="Ismet Zeki Eyuboglu" class="wp-image-21405" width="807" height="402" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR -13- İsmet Zeki EYÜBOĞLU 18" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/07/Ismet-Zeki-Eyuboglu.png 840w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/07/Ismet-Zeki-Eyuboglu-768x382.png 768w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/07/Ismet-Zeki-Eyuboglu-570x285.png 570w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/07/Ismet-Zeki-Eyuboglu-370x185.png 370w" sizes="auto, (max-width: 807px) 100vw, 807px" /></figure>



<p><strong>Araştırmacı-yazar ve çevirmen. 20 Ekim 1925’te Trabzon’un Maçka İlçesi&#8217;nde dünyaya geldi. 12 Kasım 2003’te İstanbul’da yaşama veda etti. Bazı yapıtlarını Derviş Kerem ve Derviş Niyazi imzaları ile kaleme aldı. Şakire Hanım ile Ziraatçi Abdullah Eyüboğlu’nun oğlu, TBMM 2. Dönem Trabzon Milletvekili Mehmet Rahmi Eyüboğlu&#8217;nun yeğeni, yazar Sabahattin Eyüboğlu, şair ve ressam Bedri Rahmi Eyüboğlu ile mimar Mualla Eyüboğlu ile amca çocuklarıdır.</strong></p>



<p>Maçka Merkez İlkokulu’nu (1938), Yenikapı Ortaokulu’nu (1944) ve Vefa Erkek Lisesi’ni (1948) bitiren <strong>İsmet Zeki Eyüboğlu</strong>, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe, Tarih ve Klasik Filoloji bölümlerinden 1953’te mezun oldu. <strong>“Lucretius’ta Bilgi Kavramı”</strong> adlı Latince teziyle aynı üniversitede yüksek lisans yaptı. Bir süre Özel Gazetecilik Okulu’nda felsefe ve edebiyat dersleri verdi (1956-58). İsmet Zeki Eyüboğlu, Türkiye Felsefe Kurumu, TYS, Edebiyatçılar Derneği, Eyüboğlu Kültür ve Sanat Vakfı, Vefa Lisesini Bitirenler Derneği üyesiydi.</p>



<p><strong>İsmet Zeki Eyüboğlu</strong>’nun ilk ürünü 1946’da &#8216;<em><strong>Tarihten Sesler</strong></em>&#8216; adlı dergide yayımlandı. Ardından <em>Y<strong>eşilay </strong></em>dergisinde yazdı; <strong><em>Dünya</em> ve <em>Cumhuriyet</em></strong> gazeteleri ile <strong><em>Varlık, Yansıma, Soyut, Yeni Ufuklar</em> ve <em>İnsan </em></strong>dergilerinde sürekli yazıları yayımlandı. Edebiyat, felsefe, mitoloji, arkeoloji, dil ve folklor alanlarında özgün görüşler dile getirdi.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1920" height="1080" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/07/IMG-20230723-WA0007.jpg" alt="IMG 20230723 WA0007" class="wp-image-21407" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR -13- İsmet Zeki EYÜBOĞLU 19" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/07/IMG-20230723-WA0007.jpg 1920w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/07/IMG-20230723-WA0007-768x432.jpg 768w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/07/IMG-20230723-WA0007-1536x864.jpg 1536w" sizes="auto, (max-width: 1920px) 100vw, 1920px" /></figure>



<p><strong>İsmet Zeki Eyüboğlu</strong>, ayrıca Klasik Filoloji ve Tarih bölümlerinde de okudu. Bir süre felsefe, tarih ve edebiyat öğretmeni olarak çalıştı. Öğretmenlikten ayrıldıktan sonra çevirmenlik ve serbest yazarlığı iş edindi. Çalışmalarını Anadolu uygarlığı, halk bilim varlıkları ve Türk dili araştırmaları konularında yoğunlaştırdı. İlk araştırma ve derleme çalışmalarını Karadeniz folkloru ve halk edebiyatı üzerine yaptı. Bu türden halk bilimi konusundaki ilk yazıları <strong><em>Türk Folklor Araştırmalar</em>ı </strong>dergisinde (1948-58) yayımlandı. 1958 yılından itibaren yaptığı araştırma, inceleme yazıları, eleştirileri ve derleme çalışmaları <strong><em>Yelken, Yeni Ufuklar, Türk Dili, Dünya, Soyut, Varlık, Cumhuriyet, Yansıma, Kıyı </em> </strong>gibi dergi ve gazetelerde yayımlandı. Fatih Sultan Mehmet için, onun döneminden günümüze kadar, yazılan şiirleri derleyerek 1953 yılında <em>“<strong>Destanlar İçinde Fatih</strong>”</em> adlı bir antolojide yayımladı. Divan edebiyatını inceledi  ve Divan şiirinde işlenen değişik konular üzerine araştırmalar yapıp yayımladı. Anadolu kültürü üzerine yaptığı araştırmalar ile Almanca, Latince, Arapça, Farsça gibi dillerden yaptığı çeviriler ilgiyle karşılandı.<strong> Yedi Askı</strong> şairlerinin ve <strong>Hz.Ali</strong>’nin şiirlerini <strong>Türkçe</strong>&#8216;ye kazandırdı. <strong>Edebiyatçılar Derneği Onur Ödülü Altın Madalyası</strong> sahibiydi.</p>



<h3 class="wp-block-heading">ÖDÜLLERİ</h3>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>1995 Hacı Bektaş Barış Ödülü</strong></li>



<li><strong>1996 Edebiyatçılar Derneği Onur Ödülü.</strong></li>
</ul>



<h3 class="wp-block-heading">ESERLERİ</h3>



<p><strong>Şiir:</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Taşoluğun Başında, İst.: Pencere, 1998</li>



<li>Kara Zıpkalı Uşaklar Destanı, İst.: Pencere, 1999</li>
</ul>



<p><strong>Araştırma-İnceleme:</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Türk Şiirinde Tanrıya Kafa Tutanlar, İst.: Okat, 1968</li>



<li>Divan Şiirinde Sapık Sevgi, İst.: Okat, 1968</li>



<li>Baki, İst.: Kitaş, 1972</li>



<li>Tanrı Yaratan Toprak: Anadolu, İst.: Sinan, 1973</li>



<li>Alevilik, Sünnilik, İslam Düşüncesi, İst.: Der, 1973</li>



<li>Anadolu İnançları, İst., 1974 (daha sonra Anadolu İnançları-Anadolu Mitolojisi adıyla İst.: Geçit, 1987)</li>



<li>Cinsel Büyüler, İst.: Seçme Kitaplar, 1975 (daha sonra Sevgi Büyüleri)</li>



<li>Anadolu Kuvvet Macunları, İst.: Seçme Kitaplar, 1976</li>



<li>Cinci Büyüleri-Yıldızname, İst., 1976</li>



<li>Anadolu Halk İlaçları, İst.: Hürriyet, 1977</li>



<li>Aşk Duaları, Cinler, Cinciler, İst.: Seçme Kitaplar, 1977</li>



<li>Anadolu Büyüleri, İst.: Der, 1978</li>



<li>Bütün Yönleriyle Bektaşilik, Alevilik, İst.: Yeni Çığır, 1980</li>



<li>Şeyh Bedrettin ve Varidat, İst.: Der, 1980</li>



<li>Anadolu Uygarlığı, İst.: Der, 1981</li>



<li>Günün Işığında Tasavvuf: Tarikatlar, Mezhepler Tarihi, İst.: Geçit, 1987</li>



<li>Bütün Yönleriyle Mevlâna Celaleddin: Yaşamı, Felsefesi, Düşünceleri, Şiirleri, İst.: Özgür, 1988</li>



<li>Hacı Bektaş Veli, İst.: Özgür, 1989</li>



<li>Nietzsche: Eylem Ödevi, İst.: Broy, 1991</li>



<li>Yunus Emre, İst.: Geçit, 1991</li>



<li>Pir Sultan Abdal, İst.: Geçit, 1991</li>



<li>Hatayi (Şah İsmail), İst.: Geçit, 1991</li>



<li>Alevi-Bektaşi Edebiyatı, İst.: Der, 1991</li>



<li>Abdal Musa, İst.: Geçit, 1991</li>



<li>Sömürülen Alevilik, İst.: Özgür, 1991</li>



<li>Bütün Yönleriyle Kaygusuz Abdal: Yaşamı, Düşünceleri, Etkisi, İst.: Özgür, 1992</li>



<li>İslamda Bölünmeler, Çelişmeler (Refah’ın Tırmanışı), İst.: Pencere, 1994</li>



<li>Atatürk Devrimleri Işığında Laiklik, İst.: Say, 1994</li>



<li>Günümüzde Alevilik, İst.: Nefes, 1997</li>



<li>İslamın Çöküşü, İst.: Pencere, 1997</li>



<li>Gülen Anadolu, İst.: Pencere, 1997</li>



<li>Felsefe Açısından 12 Eylül, Din, Boşluğun Egemenliği, İst.: Pencere, 1997</li>



<li>Düşünceleriyle Yaşayan Atatürk, İst.: Say, 1998</li>



<li>İslam Dininden Ayrılan Cereyanlar: Nakşibendilik, İst.: Cumhuriyet, 1998</li>



<li>İrticanın Ayak Sesleri, İst.: Cumhuriyet, 1998</li>



<li>Karanlığın Ayak Sesleri: Kadirilik, İst.: Cumhuriyet, 1999</li>



<li>Çağımızın Çevrintileri, İst.: Pencere, 1999</li>



<li>Dilin Kemiği, İst.: Pencere, 1999</li>



<li>Toplum Sarsıntıları, İst.: Pencere, 1999</li>



<li>Dilin Kapısı, Pencere, İst., 1999</li>



<li>Uygarlığın Işıldakları, İst.: Pencere, 1999</li>



<li>Anadolu Gerçeği, İst.: Pencere, 1999</li>



<li>Felsefe Yazıları, İst.: Pencere, 1999</li>



<li>Ortaçağ Felsefesi, İst.: Pencere, 2002</li>



<li>Bilgelerin Dilinden, İst.: Pencere, 2002</li>



<li>Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Türk Kadını, İst.: Pencere, 2007</li>



<li>İran Edebiyatı, İst.: Pencere, 2007</li>
</ul>



<p><strong>Deneme:</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>İnsanın Boyutları, İst.: Çağdaş, 1979</li>



<li>Geçmişin Yaşama Gücü, İst.: Adam, 1982</li>



<li>Uygarlığın Çıkmazları, İst.: Uygarlık, 1990</li>



<li>Tarihin İlkeleri, İst.: Say, 1991</li>



<li>Gelin Canlar Söyleşelim, İst.: Pencere, 1997</li>



<li>Yansımalar, Yankılar, İst.: Pencere, 1999</li>



<li>Belleğin İzdüşümleri, İst.: Pencere, 1999</li>



<li>Yoksul Özdeyişleri, İst.: Pencere, 1999</li>



<li>Uyanış, İst.: Pencere, 2006</li>
</ul>



<p><strong>Anı:</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Anılar, İst.: Pencere, 1999</li>



<li>Öğrenciler, İst.: Pencere, 2002</li>
</ul>



<p><strong>Derleme:</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Destanlar İçinde Fatih, İst.: İÜ Öğrenci Birliği, 1953</li>



<li>Karadeniz Aşk Türküleri, İst.: Ada, 1976</li>



<li>Atatürk’ten Özdeyişler, İst.: Uygarlık, 1981</li>



<li>Kendi Sözleriyle Atatürk İlkeleri, İst.: Uygarlık, 1981</li>



<li>Karadeniz Türküleri, İst.: Anadolu Sanat, 1995</li>



<li>Çin Denemeleri, (çev. W. Eberhard) İst.: Say, 1996</li>



<li>Âşık Sadık, (S. Özbek’le) İst.: Pencere, 1997</li>
</ul>



<p><strong>Sözlük:</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>İlkokullar İçin Türkçe Konuşturan Sözlük, İst.: Okat, 1969</li>



<li>Türk Dilinin Etimoloji Sözlüğü, İst.: Sosyal, 1988</li>



<li>Türkçe Kökler Sözlüğü, İst.: Remzi, 1988.</li>
</ul>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1920" height="705" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/07/IMG-20230723-WA0003-e1690114071673.jpg" alt="IMG 20230723 WA0003 e1690114071673" class="wp-image-21408" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR -13- İsmet Zeki EYÜBOĞLU 20" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/07/IMG-20230723-WA0003-e1690114071673.jpg 1920w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/07/IMG-20230723-WA0003-e1690114071673-768x282.jpg 768w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/07/IMG-20230723-WA0003-e1690114071673-1536x564.jpg 1536w" sizes="auto, (max-width: 1920px) 100vw, 1920px" /></figure>



<h2 class="wp-block-heading">KÜLTÜRÜMÜZÜN AĞIR İŞÇİSİ: İSMET ZEKİ EYÜBOĞLU</h2>



<div class="wp-block-media-text is-stacked-on-mobile" style="grid-template-columns:15% auto"><figure class="wp-block-media-text__media"><img loading="lazy" decoding="async" width="200" height="200" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/07/image.jpeg" alt="image" class="wp-image-21409 size-full" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR -13- İsmet Zeki EYÜBOĞLU 21" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/07/image.jpeg 200w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/07/image-150x150.jpeg 150w" sizes="auto, (max-width: 200px) 100vw, 200px" /></figure><div class="wp-block-media-text__content">
<h4 class="wp-block-heading"><em><strong>“Uyanmak, yataktan kalkmak, yüzünü yıkadıktan sonra kahvaltıya oturmak değildir, düşünsel alanda üreticiliğe soyunmaktır. Uyanmak, geleceğe uzanmaktır, yarının karanlığını yırtacak ışıldağı yaratmaktır.”</strong></em></h4>



<p><strong>Yavuz Ali Sakarya &#8211; Antalya Körfez Gazetesi &#8211; 14 Ağustos 2021</strong></p>
</div></div>



<h3 class="wp-block-heading">&#8220;<strong>Eyüboğlu soyadının gurur anıtlarından biri</strong>&#8220;</h3>



<p>Yıllarca önce yitirdiğimiz İsmet Zeki Eyüboğlu’nun, bir kültür ve sanat insanı olarak araştırmacı kimliğiyle kültür ve sanatımızdaki yerini, edebiyatımızdaki önemini Ahmet Oktay, “Türk yazınının, Türk düşünce yaşamının en açık anlamıyla “ağır işçisi” diyerek göstermektedir. Ele alıp işlediği ilginç konulara ve yazdığı kitapların sayısına ve oylumuna bakınca, “ağır yazı işçisi, tam bir kültür adamı” olduğu konusunda hiç kimsenin bir itirazı olacağını sanmıyorum. Tanıyanların, kitaplarını okuyanların ortak yargısı, onun aynı zamanda bir filozof, bir düşünce insanı olduğu yönündedir.</p>



<p>Gerçek bir fikir adamı olan İsmet Zeki Eyüboğlu, kalender yapılı, gösterişi sevmeyen, inandığını yapan, doğru bildiğinden şaşmayan, asla övgü beklemeyen, sorgulayıcı bir yapıda gece gündüz üreten, Türk ekinine katkısı büyük bir aydın olarak iz bırakmıştır. Soyadını taşıdığı “Eyüboğlu” ailesinin diğer tanınmış bireyleri (Sabahattin Eyuboğlu, Bedri Rahmi Eyuboğlu, Eren Eyuboğlu ve Mualla Eyuboğlu kadar ünlü olmada da, toplumun gözü önünde olmasa da, kanımca kendi alanında en az onlar kadar üretken ve çalışkan birisidir. Eksiği yoktur.</p>



<p>Çok iyi bir araştırmacı, çok iyi bir çevirmen olan İsmet Zeki Eyuboğlu, 1925 senesinde Trabzon iline Maçka ilçesinde yaşama gözlerini açmıştır. 1948 senesinde İstanbul’da Vefa Lisesi&#8217;ni, 1953 senesinde İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi bünyesinde bulunan Klasik Filoloji Bölümü&#8217;nü bitirmiş, Felsefe ve Tarih okumuş, kendini çok iyi yetiştirmiştir.</p>



<p>Çalışmayı seven yapısı, ilgi alanlarının genişliği, okumaya ve yazmaya olan merakı, donanımlı ve birikimli oluşu sayesinde çok verimli bir yaşam sürmüş ve Türk edebiyatına ve düşünce tarihine değişik alanlarla çok sayıda kaynak kitap kazandırmış değerli bir insandır.</p>



<p>Osmanlı döneminde toplumun seçkinlerini, eğitimli azınlığını, okumuş yazmışlarını temsil eden Divan edebiyatı üzerine yaptığı yoğun ve titiz çalışmalarla bu edebiyat türünün gerçek yapısını ortaya çıkartan araştırmacının İsmet Zeki Eyuboğlu olduğunu söylersek, bir gerçeği ifade etmiş oluruz.</p>



<p>İsmet Zeki Eyuboğlu’nun, meraklı yapısından, ilgi alanlarının çokluğundan ve araştırmacı bir ruha sahip oluşundan söz ettik. Oldukça geniş çalışma alanında, Divan şiirinden tutun da Kaygusuz Abdal&#8217;a kadar, Mevlâna Celâlettin-i Rumi’den tutun da Tarikatlar, Mezhepler Tarihi&#8217;ne kadar, Felsefe yazılarından tutun da Anadolu Uygarlığına ve mitolojiye (söylence bilimine) kadar uzanan zengin bir birikimi vardı. Yazmayı ve üretmeyi, yaşam biçimi haline getiren İsmet Zeki Eyüboğlu, kitaplarına derin bilgilerini yansıtarak kültürümüze katkı koymayı ilke edinmiş ve bunu başarmış bir kişilik olarak iz bırakmış bir ekin insanıdır.</p>



<p>Türk Dili üzerine yaptığı çalışmaları, ayrıntılı biçimde inceleyerek hazırladığı “Etimoloji (Sözcük kökenbilim bilgisi) Sözlüğü”, bile tek başına onun adını araştırmacı-yazar olarak unutulmaz kılmaya yeter de artar bile. Kaldı ki, kendisi aramızdan ayrılmış olsa bile, onun değişik konu başlıklarında yazdığı çok sayıda kitap, bugün büyük bir boşluğu doldurarak Türk ekinine hizmet vermeye devam etmektedir. Kitapları yeniden yeniden basılmaya, yoğun biçimde okunmaya, aramızdan bedenen ayrılması yıllar alsa da İsmet Zeki Eyuboğlu kaynak konumundaki kitaplarıyla yaşamaya, okurları sayesinde soluk alıp vermeye devam ediyor.</p>



<p>*</p>



<p>Trabzon iline bağlı Maçka ilçesinin “Ocaklı” köyünden olan İsmet Zeki Eyuboğlu, ünlü yazar Sabahattin Eyuboğlu, şair ve ressam Bedri Rahmi Eyuboğlu ve mimar Mualla Eyuboğlu’nun kuzenidir. Sanat anıtı bir ailenin en saygın üyelerinden biridir.</p>



<p>İsmet Zeki Eyuboğlu, 14 yaşında bir ergen iken “Nakşibendilik” tarikatına girmiş, daha sonra altı yıl boyunca orada yaşadıklarını ve tarikat hakkındaki araştırmalarını “İslam Dininden Ayrılan Cereyanlar: Nakşibendilik” adlı kitapta toplamıştır.</p>



<p>İsmet Zeki Eyuboğlu’nun, yazın yaşamına erken yaşlarda şiir yazarak başladığı bilinmektedir.</p>



<p>Kendisi, 1956–1958 Özel Gazetecilik Okulunda felsefe ve edebiyat dersleri vermiştir; 1970’li yıllardan itibaren “Dünya” ve “Cumhuriyet” gazeteleriyle “Varlık, Yansıma, Soyut, Yeni Ufuklar, İnsan” ve “Yelken” dergilerinde edebiyat, felsefe, kültür, dil, halkbilimi, arkeoloji, mitoloji gibi çeşitli konularda inceleme araştırma yazıları yazmıştır. Yazdığı yazılarında ve hazırladığı kitaplarında, hemen tüm eserlerinde Anadolu Uygarlıkları, Halk Bilgisi Varlıkları ve Türk Dili konularına yoğunlaşmış ve Türkiye’nin aydınlanmasına büyük önem vermiştir. Bir aydınlanma savaşçısı olarak yurdum insanının aydınlanması için kendini işine adamış bir yazın adamıdır.</p>



<p>Öğrencilik döneminde Klasik Filoloji, Felsefe ve Tarih bölümlerinde eğitim gören İsmet Zeki Eyuboğlu, mezuniyet sonrasında kısa bir süre felsefe ve edebiyat öğretmeni olarak çalıştıktan sonra, yazarlığı seçmiş, çalışmalarını Anadolu uygarlığı, halk bilgisi varlıkları, Türk dili konularında yoğunlaştırarak, nitelikli ürünlere imza atarak bağımsız bir yazar olarak yaşamını sürdürmüştür.</p>



<p>Yazarlığının ilk yıllarında özenle ürünler hazırladığı ve çok iyi bildiği Karadeniz folkloruna (halk bilimine) yönelik ürettiği yazılar,“Türk Folklor Araştırmaları Dergisi”nde yayınlanmıştır.</p>



<p>Latince, Almanca ve İngilizce başta olmak üzere pek çok dil bilen İsmet Zeki Eyuboğlu, çevirileriyle de Türk diline, Türk ekinine pek çok yapıt kazandırmıştır. Yoğunluklu olarak Almanca, Latince, Arapça, Farsça gibi dillerden Türkçeye çeviriler yapmış, çeviri konularını bilinçli bir biçimde ve uzmanlık alanına göre seçerek yapmıştır. Çevirileri dışında Dünya, Cumhuriyet, Soyut, Varlık, Yansıma, Türk Dili, Aydınlık ve benzeri yayın organlarında çok sayıda derleme, araştırma ve inceleme yazıları yayımlanmıştır.</p>



<p>İsmet Zeki Eyüboğlu, Divan Edebiyatı, Türk Dili, Tasavvuf Edebiyatı ve Tarihi, Alevi-Bektaşi Kültürü, Anadolu Uygarlıkları, felsefe, mitoloji, arkeoloji, Karadeniz Folkloru gibi pek çok alanda eserler vermiş, gerçek anlamda çok çaplı bir yazardır.</p>



<p>*</p>



<p>“Öğrenciler” başlıklı kitabının arka kapağında yer alan tanıtım cümlesinin, onun yazdığı her kitap için verdiği emeğin boyutunu örneklemeye yeterli olduğunu düşünüyorum.</p>



<p>“Öğrencilerin kaynağı genelde yirmi yıl süren bir gençlik döneminin izlenimleri (1933-1953).” Yirmi yıllık bir emek tek bir kitap için az şey mi? Onun, öğrenci kavramı, öğrencinin dünyası, bilimsel, bireysel kimliği üzerine söyledikleri birçok öğrenci için geçerli durum saptamalarını içermektedir: Şöyle ki:</p>



<p>“Ben, bugün bir öğrenciyim. Ne denli yavaş yürüsem bile, bu öğrencilik dönemi bir gün bitecek, kendi yaşamımı kendi emeğimle sürdürme gereğinde kalacağım. Kendimden başka elimden tutanım, yardımıma koşanım olmayacak, olsa bile bunlar geçici bir nitelik taşıyacak. Peki ben bu toplum için neyim? Toplum bana ne verecek? Okulda öğretilenlerle sorumlu, yükümlü tutulacaksam, geleceğimin ışığı bugünden sönmüş demektir.”</p>



<p>İsmet Zeki gerçek bir aydın olarak, ayrım yapmadan hem doğu hem de batı kültürünü özümsemiş bir sanat eri idi. Doğuyu anlayabilmek için batı düşüncesini bilmenin, özümlemenin gereğini çalışmalarıyla, araştırmalarıyla kanıtlayan biriydi. Hiçbir kültürü bir diğerine yem yapmamıştı. Hepsine eşit mesafede yansız yaklaşmış, her seferinde nesnel değerlendirmeler yapmıştır.</p>



<p>Ünlü düşünür Nietzsche&#8217;den çevirerek dilimize kazandırdıkları yapıtların tümü felsefe, kültür ve sanat ağırlıklı eserlerdi. O, kültür kavramını, felsefi boyutuyla derinlemesine ele alan, bir bütünlük içinde algılayan, değerlendiren geniş boyutlu düşünen ve ülkemizde ender yetişen aydınlar arasında idi. Anadolu bozkırında nadir yetişen bir düşünürdü.</p>



<p>O, Anadolu aşığı Halikarnas Balıkçısı gibi Mavi Anadoluculardan biri idi bence. Titizlikle kaleme aldığı “Anadolu Uygarlığı” kitabının başında ‘‘Neden Anadolu?’’ adlı giriş yazısını, konusu son derece önemli olduğu için kitabın yazılma gerekçesini açıkladığı için birlikte okuyalım, onun bilinenleri nasıl sarstığını, yerleşmiş, yüzeysel kanıtları nasıl yerle bir edip yerlerine araştırma ve düşünce ürünü gerçekleri değişik boyutlarıyla ortaya koyduğunu, Anadolu’nun hakkını nasıl Anadolu’ya verdiğini, Anadolu aşkını yalın biçimde görelim:</p>



<p>“Anadolu uygarlığı asla göçebe, dilenci türünden bir uygarlık değildi, onun otağla, çıkınla, ayranla ilgisi yoktur. Yerleşmiş, kurumlarını sağlam dayanaklar üzerine oturtmuş, kimliğini kazanmış bir uygarlık olup onunla sürüp gidiyor.”</p>



<p>Ne diyebiliriz! Yaşadığı coğrafyayı iyi tanımak, değerini bilmek böyle bir şey. Bunu en iyi başaran düşünür-yazarlardan biri İsmet Zeki Eyuboğlu’dur. Bu kesin. Yazıya konu etmemizin de gerekçesi bu zaten. Bir fazla kişi haberdar olursa, bir fazla kişi onu okursa, bir fazla kişi yurduna, ulusuna, değerlerine sahip çıkarsa kazancımız o olur. İsmet Zeki Eyuboğlu, çok değişik kültürel konulara özgün yaklaşımlarıyla ve akılcı görüşleri ile yolumuzu aydınlatıyor, aydınlatmaya da devam edecek. Yaşadığı sürece bir aydın olarak içinde bulunduğu topluma karşı sorumluluklarını hep bildi ve aksatmadan yerine getirdi ve o da her fani gibi sonunda doru tayına binerek, ardında güzel izler bırakarak sonsuzluğa göçtü. Bu kadar ışık saçan, bu kadar verimli, bir insanın ışıklar içinde olmak hakkıdır diye düşünüyorum. Sonsuz ışık diliyorum.</p>



<p>*</p>



<p>1925 yılında Trabzon iline bağlı Maçka ilçesinde doğan İsmet Zeki Eyuboğlu, 12 Kasım 2003 yılında Yakalandığı lenf kanseri nedeniyle İstanbul’a ölene kadar durmadan yazdı, bir araştırmacı-yazar ve çevirmen olarak toplum nezdinde giderek sivrildi. Yazar Eyuboğlu, düşünsel üretimden, geleceğe uzanmaktan, karanlığı yırtmaktan yana idi, Toplumu değiştirmek, geliştirmek ana düşüncesi idi.</p>



<p>“Uyanmak, yataktan kalkmak, yüzünü yıkadıktan sonra kahvaltıya oturmak değildir, düşünsel alanda üreticiliğe soyunmaktır. Uyanmak, geleceğe uzanmaktır, yarının karanlığını yırtacak ışıldağı yaratmaktır.” Diyordu. O da nazım gibi, halkını, bilinçlenmeye, üretmeye, kurşun eritmeye çağırıyordu.</p>



<p>*</p>



<p>Yazar Eyuboğlu, 1948 yılında Vefa Lisesi’ni, 1953 yılında da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Klasik Filoloji Bölümü’nü bitirdi. Aynı üniversitede “Lucretius’ta Bilgi Kavramı” başlıklı bir tez hazırlayarak yüksek lisans çalışmasını da tamamladı.</p>



<p>İsmet Zeki Eyüboğlu; çalışmalarını özellikle “Divan edebiyatı, Türk dili, Tasavvuf edebiyatı ve tarihi, Alevi-Bektaşi kültürü, Anadolu uygarlıkları, felsefe, mitoloji, arkeoloji” ve “Karadeniz folkloru” gibi pek çok alana ağırlık vererek, çok sayıda eser üreterek sürdürdü. Yerini sağlamlaştırdı.</p>



<p>Zaten sıra dışı bir aileden geliyordu. Eyuboğlu ailesi Trabzon’un iyi eğitimli köklü ailelerinden biriydi Eyuboğlu ailesi.</p>



<p>Yazar İsmet Zeki Eyuboğlu, 1995 yılında Hacı Bektaş Barış Ödülü’nü, 1996 yılında Türkiye Edebiyatçılar Derneği Onur Ödülü’nü kazanmıştır. Bu kadar verimli bir insanın sadece iki ödülle kalması bence haklı değil, ama onun ödül peşinde olmayacak kadar olgun olduğunu, yazılarını ödül bekleyerek yazmadığını biliyoruz. Ama laf aramızda, çok sayıda inceleme-araştırma kitabı, şiir, antoloji ve çeviri kitapları olan Yazar İsmet Zeki Eyuboğlu’nun, gerçek bir araştırmacı, iyi bir çevirmen olarak çok daha fazla ödül hak ettiğini de biliyoruz.</p>



<p>*</p>



<p>Değerli yazar İsmet Zeki Eyüboğlu’nun ölümünün ardından kimi yazarlarımız görüş ve düşüncelerini şöyle dile getirmişlerdir:</p>



<p>Sami Karaören: Tek başına bir okul gibiydi. Çalışkan, bilgili, yetenekli, çözümleyici bir aydındı. Kökenbilim açısından yapılmış çok büyük Türkçe Sözlüğü vardır ki; şu anda tek başvuru kaynağı konumundadır.</p>



<p>Adnan Özyalçıner: Edebiyatımızın, dilimizin, gelenek ve göreneklerimizin yetkin bir araştırmacısıydı. Bundan sonra bu işi yetkinlikle yapabilecek başka biri olur mu bilemiyorum.</p>



<p>Ahmet Oktay: Türk yazınının, Türk düşünce hayatının gerçek bir ağır işçisiydi. Batı düşüncesinin Türkiye’ye aktarılması için elinden gelen her şeyi yapmış, bu yolda çile çekmiş bir insandır. Türkçenin bilinmesi, geliştirilmesi yolunda da yoğun çaba harcamış bir kültür insanıdır.</p>



<p>Ahmet Öztürk: Sessiz kahramanlarımızdan biriydi. Kendisini hiç göstermez, sürekli çalışırdı. Eserleriyle hepimize değerli kaynaklar bıraktı.</p>



<p>Cenap Karakaya: Bilgili, aydın, çalışkan bir kültür adamıydı. Kültürümüzü layıkıyla bilen önemli bir insandı.</p>



<p>Hulki Aktunç: Bu dünyanın sağını da solunu da bilen, kültürlerin doğusunu da batısını da bilen biri idi. Böyle kültür insanları ne yazık ki, çok az.</p>



<p>Muzaffer Erdoğdu: Anadolu, gerçek bilgelerinden birini kaybetti.</p>



<p>Murat Batmankaya: “İsmet Zeki Eyüboğlu ile dört sene önce tanıştık. Önceleri aramızda çevirmen-editör ilişkisi vardı. Daha sonra bu ilişki usta-çırak ilişkisine dönüştü. Kendisinden sözcüklerin kökenini bilmeden konuşmamayı öğrendim. Kendisinden üretkenliğin, çalışkanlığın insanın kendisine yarar sağlamayacağını, ancak 3. şahıslara faydalı olunca anlamlı olacağını öğrendim. Yaşarken bize çok şey öğretti.” dedi.</p>



<p>Sanatçı öldüğünde ürettiği hizmetin karşılığını ne toplumdan ne de okurlarından yeterince görmedi. Bu kadar üretken bir sanatçıya karşı gösterilen vefasızlık asla haklı görülemez. Sanatçı ufukta ışığı ilk gören kişidir. O çok üretken biri olarak o ışığı pek çoğundan önce görmüş ve toplumun bilgisine ve ilgisine sunmuştur.</p>



<p>Kesinlikle bilinmelidir ki, Yazar İsmet Zeki Eyüboğlu ayarındaki sanatçılar, yazdıkları ile kaynaklık etmeye, referans gösterilmeye devam edeceklerdir. Bedenen aramızdan ayrılsalar bile eserleri ile sonsuza dek yaşayacaklardır. O, kitapları, araştırmaları, yazıları, şiirleri ve çevirileriyle hep anılacaktır. Başvuru kaynağı olmaya devam edecektir. Işığı artsın, eksilmesin.</p>



<p><strong>İSMET ZEKİ EYÜBOĞLU’NUN YAPITLARI:</strong></p>



<p>Destanlar İçinde Fatih (1953) Fatih Sultan Mehmet için, zamanından günümüze, yazılmış şiirleri derleyen bir antoloji, Divan Şiirinde Sapık Sevgi (1968), Türk Şiirinde Tanrıya Kafa Tutanlar (1968), Baki (1972), Nietzsche (1972), Tanrı Yaratan Toprak Anadolu (1973), Anadolu İnançları (1974), Anadolu İnançları-Anadolu Mitolojisi adıyla genişletilmiş baskı, 1987),Cinsel Büyüler (2 cilt halinde) (1975), Anadolu Kuvvet Macunları (1976), Karadeniz Aşk Türküleri (1976), Anadolu Halk İlaçları (1977), Aşk Duaları / Cinler / Cinciler (1977), Felsefe Açısından 12 Eylül: Din Boşluğun Egemenliği (1977), Cinci Büyüleri ve Yıldızname (1978), İnsanın Boyutları (1979), Alevilik Sünnilik İslam Düşüncesi (1979), Anadolu Büyüleri (1978), Sevgi Büyüleri (1978),Şeyh Bedrettin ve Varidat (1980),Kendi Sözleriyle Atatürk İlkeleri (1981), Anadolu Uygarlığı (1981),Atatürk&#8217;ten Özdeyişler (1981),Bütün Yönleriyle Bektaşilik-Alevilik (1980), Geçmişin Yaşama Gücü (1982),Günün Işığında Tasavvuf, Tarikatler ve Mezhepler Tarihi (1987), Anadolu Halk İlaçları-Bitkiler, Büyüler, Macunlar, Yıldızname (1987),Anadolu Mitolojisi (1987), Mevlana Celâlettin(1988), Türk Dilinin Etimoloji Sözlüğü (1989),Türkçe Kökler Sözlüğü (1989),Şeytan Ayetleri Söylencesi &#8211; Zerdüşt&#8217;ün Şiirleri (1989),Sevgi Büyüleri (1989), Hacı Bektaş Veli (1989),Uygarlığın Çıkmazları (1990), Nietzsche: Eylem Ödevi (1991), Yunus Emre: Bir Ozanın İçevreninde Gezintiler (1991), Sömürülen Alevilik (1991), Abdal Musa: Bir Ermişin Işıldağıyla Aranan Gerçek (1991), Hatayi (Şah İsmail): Bir Ozanın İçevreninde Gezintiler (1991), Bütün Yönleriyle Kaygusuz Abdal (1992),Tarihin İlkeleri (1991),Alevi-Bektaşi Edebiyatı (1991),Pir Sultan Abdal (1991), Abdal Musa (1991),Divan Şiiri (1994), Atatürk Devrimleri Işığında Laiklik (1994), Günümüzde Alevilik: Sorunları İlkeleri Gelişimi (1995), İslamda Bölünmeler, Çelişmeler ve Refah’ın Tırmanışı (1996), İslamın Çöküşü (1997), Felsefe Açısından 12 Eylül &#8211; Boşluğun Egemenliği (1997),Gülen Anadolu (1997),Gelin Canlar Söyleşelim (1997), Aşık Sadık (1997),Düşünceleriyle Yaşayan Atatürk (1998), İrticanın Ayak Sesleri (1998), İslam Dininden Ayrılan Cereyanlar: Nakşibendilik (1998), Taşoluğun Başında (1998), Kadirilik: Karanlığın Ayak Sesleri (1999), Kara Zıpkalı Uşaklar Destanı (1999), Anılar (1999), Felsefe Yazıları (2000), Yoksul Özdeyişleri (2000), Anadolu Gerçeği (2000), Dilin Kemiği (2000), Dilin Kapısı: Dil Felsefesi Üzerine Bir Deneme (2000), Toplum Sarsıntıları (2000), Uygarlığın Işıldakları (2000), Çağımızın Çevrintileri (2000), Bilgelerin Dilinden (2002), Ortaçağ Felsefesi (2002), Öğrenciler (2002), Maçka (2004), Uyanış (2005), İran Edebiyatı (2007), Atatürk Anadolu’dur (2007), Osmanlıdan Cumhuriyet’e Türk Kadını (2007)</p>



<p><strong>BAŞLICA ÇEVİRİLERİ:</strong></p>



<p>Vergilius: Sığırtmaç Türküleri (1962), Ovidius: Sevişme Yolu (1965), Nietzsche, Friedrich W.: Tarih Üstüne (1965), Pascal, Blaise: Düşünceler (1966), Nietzsche, Freidrich W.: Gezgin ile Gölgesi (1966), Konsallik, Heinz G.: Kazak Kızı Nyuşa (1974), Kays, Imriul: Yedi Askı: Arap Şiirinin İlk Parlak Dönemi (1985), Jaspers, Karl: Felsefe Nedir? (1986), Ovidius: Aşk Sanatı (1987), Kant, Immanuel: Pratik Usun Eleştirisi (1989), Cooper, J.C.: Erdemin Işığı: Taoculuk (1994), Ovidius: Dönüşümler (1994), Vergilius: Aeneas (1995), Nietzsche, Friedrich W.: Müziğin Ruhundan Tragedyanın Doğuşu (1999), Hölderlin, Friedrich: Empedokles (2000), Carus, Lucretius: Varlığın Yapısı I (2001), Goethe, Johann Wolfgang von: Faust (2001), Carus, Lucretius: Varlığın Yapısı II (2001), Nietzsche, Friedrich W.: Putların Alacakaranlığı (2002), Nietzsche, Friedrich W.: Ecce Homo: Kişi Nasıl Kendisi Olur (2003), Konsalik, Heinz G.: Don’da Aşk (2004), Zerdüşt’ün Şiirleri, Mevlana: (Dörtlükler, M. K. Atatürk Nutuk (Günümüz Türkçesiyle)</p>



<p>“Tanrı Yaratan Toprak Anadolu” kitabı en beğendiğim kitaplarından biri. Bakın nasıl yaklaşıyor Anadolu’ya:</p>



<p>Bütün Akdeniz uygarlıklarının beşiği Anadolu’dur, düş değil, bir gerçek, bir tarih oluşumudur bu. Bilgece düşüncenin, sanat yaratmalarının, dinlerin yerden ot bitercesine bittiği, kaynaştığı, çevreye yayıldığı bir yerdir Anadolu. Mezopotamya uygarlığının Anadolu uygarlığından eski olduğunu, tarihin Sümerlerle başladığını savunan görüşler, düşünceler vardır. Ancak, bilimsel düşüncenin, belli bir anlayış açısından varlık bütününe, evrene, insana bakmanın Anadolu dışında geliştiğini, doğduğunu en küçük belgelere dayanarak ileri sürebilecek bir yetkili yoktur.</p>



<p>Binlerce yıllık toprağımız, yurdumuz öylesine zengin, öylesine eli açık ki çalan çalana vuran vurana tarih varlıklarımızı, sanat değerlerimizi, daha doğrusu özümüzü, bizi biz yapanı, bize kimlik kişilik kazandıranı.</p>



<p>Yerin altından çıkan Urartu tanrılarını, Hitit tanrılarını, onların görevlerini, adlarını, işlerini güçlerini bilenler, eski Anadolu insanları, o dinlere tapanlar birer bilginiymişler? Hangi tanrı vardır yalnız bilginler için doğmuş? Hangi dini bilginler yaratmış, türetmiş? Eskiçağ Anadolu tanrılarının adlarını, görevlerini, niteliklerini açıklamak pek de bilgin işi değildir. Emek ister yalnız. Hititlerin, Arinna ilinin güneş tanrıçası Vuruşemu&#8217;nun adını öğrenmek için bilgin olmak gerek değil küçük bir ilgi yeter de artar bile. Urartu&#8217;ların büyük savaş tanrısı, koruyucu tanrısı Haldi&#8217;nin ne olduğunu bilmek için uzun yıllar bilimsel çalışmalara dalmak, toz yutmak iş değil artık.” Anadolu’yu dolu ağız anlatıyor da anlatıyor. Yorulmak bilmiyor. Biz de boşuna onun için “mavi Anadolucu” demiyoruz.</p>



<p>O güzel anlatımı ile “HALİKARNAS BALIKÇISI” anlatan yazısı ile “İSMET ZEKİ EYÜBOĞLU” nu bir kez daha yıldızlara emanet edelim. Bulutlar yoldaşı olsun diyelim.</p>



<p>Bir yürek daha durdu, Anadolu Anadolu diye çarpan, Anadolu’nun sesini dünyamıza duyurmak için taşan, ışıl ışıl, pırıl pırıl bir yürek daha.</p>



<p>Yirmi beş yıldır taradığım, dostluğunun sıcaklığında ısındığım Balıkçı’nın yüreği bu.</p>



<p>İçi insan sevgisiyle, Anadolu tutkusuyla, yurttaşlarını karanlıktan aydınlığa çıkarmanın özlemiyle dolan Balıkçı. Akdeniz’in, Ege’nin ışıyan maviliğinde en eski Anadolu uygarlıklarının, insanlığın gerçek atalarının yarattıkları düşünce ürünlerinin gülümsediğini bize ilk kez öğreten Balıkçı. İnsan mı insan Balıkçı.</p>



<p>Ölüm hangi yaşta gelirse gelsin, sevilen, insanın içini dolduran, yüreğini ışıklandıran bir kimsenin ardından el yazmaya, dil söylemeye varmıyor. Bir boşluk duyar gibiyim içimde, bir yalnızlığın, bir ezilmişliğin baskısı altındayım şimdi. Birer birer göçüp gidiyor dostlar, Toprak Ana’nın kucağında sonsuzluğa doğru.</p>



<p>Aydınlığında ısındığımız, bilgi pınarlarından susuzluğumuzu gidermeye çalıştığımız canlar, gönüldeşler gidiyor, bir daha ışıklarında içimizi yıkayamayacağımız, tatlı soluklarında serinleyemeyeceğimiz canlar gidiyor.</p>



<p>İlkin Sabahattin Eyuboğlu açtı bu yolu, beklenmedik bir kış günü, sessiz sessiz, kimseciklere duyurmak istemezcesine. Sonra Âşık Veysel uydu ona, derken tuz biber ekti kanayan yüreğimize Balıkçı. Şimdi, insanın kulaklarını dolduran o babacan «merhaba”larının ışıyan suyundayız.</p>



<p><strong>ÇIĞIR AÇAN İNSAN</strong></p>



<p>Halikarnas Balıkçısı bir yeni çığırdır, bir güzel düşüncenin başlangıcıdır bizim için.</p>



<p>Anadolu’nun eski uygarlıklarım bilmenin, kavramanın Anadolu’yu; Anadolu insanını, kendimizi an-lama olduğunu, ilk uygarlık ürünlerinin; doğacı, gerçek düşüncenin, bilimin Anadolu toprağında filizlendiğini, eşkin eşkin boy attığını ondan öğrendik.</p>



<p>İlkin o gösterdi bize Anadolu’da eski çağlardan günümüze değin uzayan, geçmişimize, geleceğimize ışık tutan kaynaklara varan yolu. O gösterdi bize Anadolu’nun dünya uygarlığının beşiği, Yunan, Roma, çağdaş Avrupa uygarlıklarının kaynağı olduğunu.</p>



<p>Homeros&#8217;la, Herodotos’la soydaşlığımızı ondan öğrendik. Ondan öğrendik eski Anadolu insanı ile günümüz insanı (Anadolu’nun bugünkü yerlisi)arasında kopmayan, için için sürüp giden özlü bir bağın bulunduğunu.</p>



<p>Balıkçı konuşan Anadolu’dur. Onda insan sevgisi toprakla, ağaçla, çiçekle, bitkiyle başlar. Düşüncesi mavi olan Balıkçı’nın dünyası ışıyan yeşildir. Yaşadığı gibi düşünmeyi, düşündüğü gibi yaşamayı kendi ne ilke edinen, insanı gerçek bütünlüğü içinde toprağıyla, taşıyla, anlamanın yolunu açan bir aydındı. Ona göre Anadolu insanı, Anadolu toprağı, Anadolu toprağı Anadolu insanı olmanın sağladığı bölünmez bir bütündür. İnsan ancak yaşadığı toprakla kişilik kazanır. Gerçekçi düşüncenin, ayakları yerden kesilmiş, düşler evreninde uçuşan kuruntularla en küçük bir bağlantısı yoktur ona göre. İnanmak yapmak ,kendini bir bütünlük içinde ortaya koymaktır onun düşüncesinde.</p>



<p>İnsan, doğayı seven, değerlendiren, yaşadığı toprakla yüreği arasında kopmayan bir bağlantı kurandır. Sınırlı bir anlamda da olsa insan doğadır. Balıkçı bu sonuca Ege kıyılarını, Akdeniz kentlerinin eskiçağ uygarlık ürünlerini, buluntularını inceleyerek, düşüncenin süzgecinden geçirerek vardı. Anadolu’nun her bucağında canlı bir öykünün, mithos’un yaşadığına inanır, tarihimizi, düşünce dünyamızı onlarla aydınlatmaya çalışırdı.</p>



<p><strong>KONUŞAN SULAR</strong></p>



<p>Sular konuşur, ırmaklar söyleşir, pınarlarla denizler gülüşürdü Balıkçının dilinde. «Su perisi Salmakis»’ten İris denen «Gökkuşağı»na değin toprakla, göklerle ilgili bütün düşünce varlıkları onun elinde yuğrula yuğrula bir uygarlık ürünü, güçlü bir insan yaratması olarak biçimlenir, Anadolu’nun eski, karanlık çağlarını aydınlatan bir ışıldak oluverirdi. Suları konuşturur, dağlan, tepeleri konuşturur, denizlerin dibinden çıkan eski uygarlık ürünlerini konuşturur, onlarla bugüne değin bilmediğimiz bir evrenden kucak kucak sevgiler, gerçekleri ortaya koyan, sorunları çözümleyen ışıklar getirirdi bize.</p>



<p>Anadolu toprağına duyduğu derin, güçlü sevgi, özlü saygı onu bir yandan felsefeye, biryandan tarihle arkeolojiye yöneltti. Onun anlayışına göre, en küçüğünden en büyüğüne değin, Anadolu’nun bütün suları, dağlan birer canlı tarih, birer özlü mithos niteliğindeydi. Bunlar anlaşılırsa Anadolu anlaşılır, bunlar bilinirse Anadolu bilinir. Çevresinde toplanan insanlar arasında balıkçı, bahçıvan, demirci, yazar, ozan, köylü, kentli, dişi erkek bir yürek bütünlüğünde birleşir, bir can sıcaklığında kaynaşırdı, insanı düşüncede değil de gerçek yaşamı, günlük davranışları içinde sevmesi onda humanisme(insanlık) anlayışının aydınlığa çıkan belirtisidir. Onun dünyasında ağa, paşa, bilgin, bilgisiz, soylu, düşkün diye yalancı ayrımlaşmalar değil, yaşayan, sıcaklığın, soluğunu özümüzde duyduğumuz insanlar vardır. Bu bakımdan onda da Sabahattin Eyuboğlu’nda olduğu gibi «humanisme» insan sevgisidir.</p>



<p>Balıkçı için geçerli olan insanı yorumlamak, açıklamak değil; anlamak, sevmek, onun bütünlüğünde kendini, kendi bütünlüğünde onu bulmaktır. Onun düşüncesinde insan sevgisi birlikte yaşamaya, iç içe, öz öze olmaya dayanır. Ancak seven anlar, anlayan sever ona göre. İnsan bir sevgi varlığıdır onca.</p>



<p><strong>YAŞADIĞINI YAZAN AYDIN</strong></p>



<p>Balıkçı bütün yazılarını kendi özünün sıcaklığında ısıtarak, kendince yaşayarak, duyarak yazardı, Türk yazınına deniz sevgisini, deniz insanlarını, deniz evrenini getiren odur. Öykümü yazacak yaşamıştır olayı, bir suyun başında, bir dağın doruğunda oluşan mithosu mu anlatacak, onun sıcaklığım duymuştur. Bu bakımdan gerçekçidir. Gerçek, insan sevgisiyle oluşan, özümlenen bir yaşam olayıdır onun yazılarında.</p>



<p>Söyleyiş gücünün bolluğunda insanlar birbirine karışır, birbiriyle kaynaşır. Okuyucu birden seçemez olur yapıtlarında kişileri, niteliklerini. Bu insan kalabalığı, bu baş döndürücü kaynaşma çevresini saran insan bolluğunun sonucudur.</p>



<p>Balıkçı için yazmak yaşamak, yaşamak yazmak demekti bir bakıma. Bütün yazıları sınır tanımayan, coşkun bir insan sevgisinde düğümlenir, düşüncesinin özünü insan sevgisi yoğurur.</p>



<p>Bu derin, bu güçlü sevgi eskiçağ Anadolu insanından günümüze kalan düşünce ürünlerinde biçimlenir, yoğunlaşır. Yazılarını okuyunca yüreğini kartallaşan Anadolu sevgisinin oyduğu bir “Prometheus” olarak çıkar karşımıza canlar canı Balıkçı, merhabaaa&#8230;</p>



<p>Son olarak biz de Anadolu’yu yurt, insanını can bilen herkese “Merhaba” diyerek kapatalım yazıyı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://viratrabzon.com/trabzondan-cikan-hayatlar-13-ismet-zeki-eyuboglu-21399/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TRABZON&#8217;DAN ÇIKAN HAYATLAR-12-Bedri Rahmi EYÜBOĞLU</title>
		<link>https://viratrabzon.com/trabzondan-cikan-hayatlar-12-bedri-rahmi-eyuboglu-21592/</link>
					<comments>https://viratrabzon.com/trabzondan-cikan-hayatlar-12-bedri-rahmi-eyuboglu-21592/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Fatih KÖROĞLU]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 21 Sep 2023 08:06:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TRABZON'DAN ÇIKAN HAYATLAR]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://viratrabzon.com/?p=21592</guid>

					<description><![CDATA[<div><img width="1920" height="1250" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/09/Bedri-Rahmi-1.jpg" class="attachment-medium size-medium wp-post-image" alt="Bedri Rahmi" style="margin-bottom: 15px;" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/09/Bedri-Rahmi-1.jpg 1920w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/09/Bedri-Rahmi-1-768x500.jpg 768w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/09/Bedri-Rahmi-1-1536x1000.jpg 1536w" sizes="auto, (max-width: 1920px) 100vw, 1920px" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR-12-Bedri Rahmi EYÜBOĞLU 22"></div>Resmin Şiiri, Şairin Resmi&#8230; Ressam, Şair ve Yazar Bedri Rahmi EYÜBOĞLU Türküler bittiHalaylar durduHoronlar durduAl damar, mor damar, şah damar sustuBahçeler put kesildi birer birerMeyveler salkım saçak taş.Bir bulut uçardıBaşı boş bedavaYandı kül oldu.Hüzün geldi baş köşeye kurulduYoruldu yüreğim yoruldu.Ağaç büyür arkasında koşamamKervan yürür peşi sıra düşememYıldız akar uçsam da yetişemem.Hüzün geldi baş köşeye kurulduYoruldu&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h3 class="wp-block-heading">Resmin Şiiri, Şairin Resmi&#8230; Ressam, Şair ve Yazar Bedri Rahmi EYÜBOĞLU</h3>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/09/Bedri-kapak.png" alt="Bedri kapak" class="wp-image-21635" width="810" height="397" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR-12-Bedri Rahmi EYÜBOĞLU 23" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/09/Bedri-kapak.png 841w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/09/Bedri-kapak-768x377.png 768w" sizes="auto, (max-width: 810px) 100vw, 810px" /></figure>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><strong><em>Türküler bitti<br>Halaylar durdu<br>Horonlar durdu<br>Al damar, mor damar, şah damar sustu<br>Bahçeler put kesildi birer birer<br>Meyveler salkım saçak taş.<br>Bir bulut uçardı<br>Başı boş bedava<br>Yandı kül oldu.<br>Hüzün geldi baş köşeye kuruldu<br>Yoruldu yüreğim yoruldu.<br>Ağaç büyür arkasında koşamam<br>Kervan yürür peşi sıra düşemem<br>Yıldız akar uçsam da yetişemem.<br>Hüzün geldi baş köşeye kuruldu<br>Yoruldu yüreğim yoruldu.</em></strong></p>
</blockquote>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1389" height="781" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/09/7-edited.jpg" alt="7 edited" class="wp-image-21621" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR-12-Bedri Rahmi EYÜBOĞLU 24" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/09/7-edited.jpg 1389w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/09/7-edited-768x432.jpg 768w" sizes="auto, (max-width: 1389px) 100vw, 1389px" /></figure>



<h2 class="wp-block-heading">Aramızdan ayrılışının 48. yılı anısına; Saygıyla&#8230;. </h2>



<h3 class="wp-block-heading">Mehmet Fatih Köroğlu / VİRA TRABZON HABER</h3>



<p>Ressam, Şair ve Yazar <strong>Bedri Rahmi Eyüboğlu</strong>, Trabzon Milletvekili <strong>Mehmet Rahmi Eyüboğlu</strong>&#8216;nun oğlu, Türk aydınlanmasının öncülerinden <strong>Sabahattin Eyüboğlu</strong> ve ilk kadın mimarlardan <strong>Mualla Eyüboğlu</strong>&#8216;nun kardeşi, ressam <strong>Eren Eyüboğlu</strong>&#8216;nun eşidir.</p>



<p>Aslen Trabzon Maçkalı olan <strong>Bedri Rahmi Eyüboğlu</strong>, 1911 yılında babasının kaymakam olarak görev yapmakta olduğu Giresun&#8217;un Görele İlçesi&#8217;nde dünyaya geldi. <strong>Mehmet Rahmi Bey ve Lütfiye Hanım </strong>çiftinin beş çocuğundan ikincisi idi. Asıl adı <strong>Ali Bedrettin</strong> iken, zamanla Ali unutuldu ve ismi önce Bedir&#8217;e, sonra Bedri&#8217;ye dönüştü. </p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-1 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="193" height="222" data-id="21603" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/09/BEDRI-RAH.jpg" alt="BEDRI RAH" class="wp-image-21603" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR-12-Bedri Rahmi EYÜBOĞLU 25"></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="213" height="236" data-id="21604" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/09/BEDRI-RA.jpg" alt="BEDRI RA" class="wp-image-21604" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR-12-Bedri Rahmi EYÜBOĞLU 26"></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="225" height="225" data-id="21607" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/09/BEDROS-2.jpg" alt="BEDROS 2" class="wp-image-21607" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR-12-Bedri Rahmi EYÜBOĞLU 27" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/09/BEDROS-2.jpg 225w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/09/BEDROS-2-150x150.jpg 150w" sizes="auto, (max-width: 225px) 100vw, 225px" /></figure>
</figure>



<p>Çocukluğu Anadolu&#8217;nun değişik yerlerinde geçti. <strong>Samsun</strong>/<strong>Havza, Kütahya, Ankara, Artvin</strong>&#8216;de bulunduktan sonra babasının <strong>TBMM</strong> II. döneminde <strong>Trabzon</strong> milletvekili seçilmesi üzerine ailesi 1925&#8217;te <strong>Trabzon</strong>&#8216;a yerleşti. <strong>Trabzon Lisesi</strong>&#8216;nde öğrenim gördü. 1927’de okuluna resim öğretmeni olarak atanan ve yedi ay görev yapan ünlü ressam <strong>Zeki Kocamemi</strong>, yeteneğini keşfetti ve onda resme karşı ilgi uyandırdı. Bir öğrenim bursu ile <strong>Fransa</strong>&#8216;ya gitmiş olan ağabeyi <strong>Sabahattin</strong>&#8216;in gönderdiği resim kitapları, ilgisinin devamını sağladı. Edebiyata da ilgi duyan <strong>Bedri Rahmi</strong>, ilk şiirlerini de lise yıllarındayken yazdı.</p>



<p>1929’da <strong>İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi</strong>’ne girdi. <strong>Nazmi Ziya Güran</strong> ve <strong>İbrahim Çallı</strong>&#8216;nın öğrencisi oldu. Edebiyata ilgisini de sürdürerek <strong>Ahmet Haşim</strong>&#8216;den estetik ve mitoloji dersleri aldı. 1931&#8217;de diplomasını almadan, kendisiyle bursunu paylaşan ağabeyi ile beraber <strong>Fransa&#8217;</strong>ya gitti. <strong>Dijon </strong>ve<strong> Lyon</strong>&#8216;da Fransızcasını geliştirmek için çalıştı. Bu arada <strong>Gauguin</strong> ve <strong>El Greco</strong> gibi beğendiği ustaların resimlerini bulundukları müzelerden kopya etti. <strong>Van Gogh, Gauguin, Cezanne</strong> onu mesleğine bağlayan ustalar oldu. 1932 yılında, <strong>Paris´</strong>te bir ay kadar <strong>André Lhote Atölyesi</strong>´nde çalıştı; ilerde yaşamını birleştireceği <strong>Ernestine Letoni</strong> ile tanıştı. <strong>Matisse, Brague </strong>ve<strong> Chagal</strong>’ın resimlerini, Türk kilimlerini, minyatürlerini inceledi. 1933 yılında yaptığı <strong>Yavuzlu, Gülcemalli</strong> resimleri ses getirdi; o yıl <strong>Londra</strong>´ya gitti; yıl sonunda <strong>Türkiye</strong>&#8216;ye geri döndü.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="845" height="527" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/09/17.jpg" alt="17" class="wp-image-21625" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR-12-Bedri Rahmi EYÜBOĞLU 28" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/09/17.jpg 845w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/09/17-768x479.jpg 768w" sizes="auto, (max-width: 845px) 100vw, 845px" /></figure>



<p><strong>Bedri Rahmi</strong>, yurda döndükten sonra 1934 yılında, <strong>Yeni Adam Dergisi</strong>&#8216;nde ressam olarak çalışmaya başladı. Aynı dönemde şiirleri edebiyat dergilerinde yayımlanmaya başlamıştı. Akademi diploma yarışmasında <strong>“Yol İnşaatı”</strong> konulu resmi ile üçüncü olan <strong>Bedri Rahmi</strong>, bu sonuçtan memnun kalmayarak yeniden yarışmaya hazırlanmak için mezun olmayı istemedi. 27 Aralık 1934 tarihinde 30 resim ile D Grubu Sergisi´ne katıldı. Bazı resimlerini de <strong>Ernestine</strong>&#8216;in resimleri ile beraber sergilenmeleri için <strong>Romanya</strong>&#8216;ya yollamıştı. Böylece ilk kişisel sergisi 1 Ocak 1935 tarihinde <strong>Bükreş</strong>´te <strong>Hasefler Galerisi</strong>&#8216;nde kendi katılımı olmadan açıldı. Bir firmada çevirmenlik yapmak için geçici bir süre gittiği <strong>Çerkeş</strong>&#8216;te çocukluğunun manzaralarını yeniden keşfetti. <strong>Tan Gazetesi</strong>&#8216;nde yazmaya başladığı yazıları <strong>Çerkeş</strong>&#8216;ten döndükten sonra yoğunlaştırdı. Artık <strong>İstanbul</strong>&#8216;a yerleşen <strong>Bedri Rahmi</strong>, <strong>“Eren”</strong> adını alan <strong>Ernestine Letoni</strong> ile 16 Nisan 1936 tarihinde evlendi. <strong>Tekel Genel Müdürlüğü</strong>´nde işe girdi. Vitrin düzenleyici olarak göreve başladı ve <strong>Sipahi Ocağı</strong> sigarasının kapağındaki <strong>“Koşan Mızraklı Atlar”</strong> figürünü tasarladı. <strong>Güzel Sanatlar Akademisi</strong>´nin 1936 yılında diploma yarışmasında <strong>“Hamam”</strong> adlı çalışması ile birinci olarak diplomasını aldı.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1696" height="954" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/09/4-edited.jpg" alt="4 edited" class="wp-image-21644" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR-12-Bedri Rahmi EYÜBOĞLU 29" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/09/4-edited.jpg 1696w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/09/4-edited-768x432.jpg 768w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/09/4-edited-1536x864.jpg 1536w" sizes="auto, (max-width: 1696px) 100vw, 1696px" /></figure>



<p><strong>Sovyetler Birliği</strong>´ne götürülen ve Cumhuriyet devrinin ilk yurtdışı sergisi olan Türk Resim ve Heykel Sergisi´ne üç resim ile katıldı.</p>



<p>1937 yılında, Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü başkanı olan Fransız ressam <strong>Leopold Levy</strong>´in kendisine asistan olarak seçtiği birkaç genç ressamdan biri <strong>Bedri Rahmi </strong>oldu, böylece uzun yıllar sürecek akademik kariyeri başladı. Akademi Başkanı <strong>Burhan Toprak</strong> o yıllarda Türk ressamları hakkında kitaplar hazırlatıyordu. <strong>Bedri Rahmi</strong>, eski öğretmeni <strong>Nazmi Ziya Güran</strong> üzerine bir inceleme kitabı hazırlayıp, kitap haline getirdi.</p>



<p><strong>Bedri Rahmi</strong>, <strong>CHP</strong> Yurt Gezisi programı kapsamında Eylül 1938´de <strong>Edirne</strong>´ye gitti. Dönemin en önemli sanat atılımlarından olan bu gezi programını çok benimsemişti. <strong>Edirne</strong>&#8216;de insan figürü olmayan doğa resimleri çizdi., yöresel motifleri resmetti. 1 Kasım 1938 tarihinde çıkan <strong>Ses Dergisi</strong> yazarları arasında yer aldı. Resimlerini, desenlerini ve deneme yazılarını bu dergide yayımladı. 1939 ta Birinci Devlet Resim ve Heykel Sergisinde <strong>“Figür” </strong>adlı yapıtı ile üçüncülüğü <strong>Arif Kaptan</strong> ile paylaştı. 9 Kasım 1939 tarihinde, askerlik görevini yapmak üzere yedek subay okuluna alındı. Aynı yıl oğlu Mehmet Hamdi Eyüboğlu dünyaya geldi.</p>



<p>1941’de askerlik görevini tamamladıktan sonra ilk şiir kitabı olan, <strong>&#8220;Yaradana Mektuplar&#8221;</strong> yayımlandı. Geleneksel halk sanatlarından seçtiği motifleri başarılı bir biçimde kullandığı gibi şiirlerinde de halk edebiyatının masal, deyiş gibi türlerine karşı duyduğu hayranlığı yansıttı.</p>



<p>1940’lardan sonra duvar resimlerine yönelen <strong>Bedri Rahmi</strong>, <strong>Paris</strong>’te <strong>İnsan Müzesi</strong>’nde ilkel kavimlerin sanatını inceledikten sonra güzelin yararlı, yararlının güzel olabileceği fikrini benimsedi ve eserlerinde bu görüşü yansıttı. 1942 yılında, <strong>CHP</strong>´nin yurtiçi gezileri programına ikinci kez katılarak <strong>Çorum</strong>´a ve oradan <strong>İskilip</strong>&#8216;e gitti, <strong>İskilip</strong>&#8216;te iki hafta kaldı. Bu <strong>İskilip</strong> gezisi, onun resim anlayışını etkiledi ve değiştirdi. Resimlerinde yoğun olarak halay çekenler, han avluları, çocuk emziren kadınlar, saz çalan aşıklar temalarını işlemeye başladı. 31 Ekim 1942 tarihinde Dördüncü Devlet Resim ve Heykel Sergisi´nde ikincilik ödülünü kazandı.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="865" height="562" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/09/14.jpg" alt="14" class="wp-image-21626" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR-12-Bedri Rahmi EYÜBOĞLU 30" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/09/14.jpg 865w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/09/14-768x499.jpg 768w" sizes="auto, (max-width: 865px) 100vw, 865px" /></figure>



<p>Zamanla duvar resimlerine yönelen sanatçı 1943 yılında, <strong>Ortaköy Lido Yüzme Havuzu</strong> için ilk duvar resimlerini gerçekleştirdi. Mimari ile diğer güzel sanatlar yapıtlarının bir arada kullanılmasının güzel sonuçlar doğuracağına, mimar-sanatçı işbirliğinin gerekliliğine inanıyordu ve hayatı boyunca bunu savundu. 1945-1947 yılları arasında “<strong>Mari´nin Portresi</strong>”, <strong>“Alis I”</strong>, <strong>“Alis II”</strong> gibi önemli portre dizisini oluşturdu. Portrelerini kâğıt, bazen de tahta üzerine yapıyordu. 1946 yılında, <strong>Ankara Büyük Tiyatro</strong>´nun (operanın) girişindeki kapıların üstüne ikinci duvar çalışmasını yaptı (“Kız kaçırma” konulu bir fresk). 1946 yılı Kasım ayında<strong> UNESCO</strong>´nun Paris´te düzenlediği uluslararası sergiye gönderilen resimleri ilgi çekti.</p>



<p><strong>Bedri Rahmi</strong>, asistan olarak akademik hayatına başladığı günlerden beri öğretmenlik görevini çok önemsemiş, usta-çırak ilişkisinin önemine inanmıştı. Bu düşünceyle 1947 yılında, genç sanatçılardan oluşan “<strong>10´lar Grubu</strong>”nun kurulmasına öncülük etti. Grubun üye sayısı bir yıl içinde otuzu geçti. <strong>Bedri Rahmi</strong>, kendisini tümüyle resme vermesi konusundaki telkinlere rağmen şiir yazmayı da hiç bırakmadı ve 1948 yılının Ağustos ayında ikinci şiir kitabı <strong>“Karadut” </strong>yayımlandı.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="800" height="421" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/09/BEDR.jpg1_.jpg" alt="BEDR.jpg1" class="wp-image-21614" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR-12-Bedri Rahmi EYÜBOĞLU 31" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/09/BEDR.jpg1_.jpg 800w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/09/BEDR.jpg1_-768x404.jpg 768w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /></figure>



<p><strong>Eren Eyüboğlu</strong> ile birlikte 1947 yılında <strong>D Grubu</strong>&#8216;ndan ayrılmış olan sanatçı, o yıl portrelerini sergilediği bir sergi açtı; 1950 yılında ise <strong>Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi</strong>´nde 150 resimden oluşan <strong>“Retrospektif”</strong> sergisi düzenledi ve büyük ilgi gördü. Serginin ardından birkaç aylığına <strong>Paris</strong>&#8216;teki eşinin yanına gitti. 1933&#8217;ten beri ilk defa yurtdışına çıkan <strong>Bedri Rahmi</strong>, müzeleri gezdi ve <strong>İnsan Müzesi</strong>´nden çok etkilendi. Başörtüsü veya kilimin hem güzel, hem işe yarar olması gibi sanat eserlerinin bir iş görmesi gerektiği düşüncesi sanat anlayışını şekillendirdi. “Güzel yararlı olmalıdır” düşüncesinden hareketle <strong>“Yazmacılık”</strong> geleneğine yeni bir yorum getirdi. Eşi ile birlikte 1950&#8217;de yurda döndükten sonra İstanbul&#8217;da<strong> Maya Sanat Galerisi&#8217;</strong>nde sergi açtı. Aynı yıl, <strong>Kariye Camii</strong> düzenlemesini yaptı ve <strong>Bizans</strong> mozaikleriyle ilgilenmeye başladı. 1951 yılında, <strong>“Küçük Sahne” </strong>yi süsledi. ve ilk <strong>“Yazma Sergisi”</strong> ni açtı. 1953 yılında Yazmaları ve özgün baskıları <strong>Philadelphia Print Club</strong>&#8216;da sergilendi. 14 Eylül´de <strong>Time Dergisi</strong> iki renkli sayfa ayırdı. 1954 yılında <strong>Bedri Rahmi “Türk Tepsisi”</strong> adlı motifi ile Steuben Glass adlı bir firmanın tertiplediği yarışmada ödül kazandı ve motif kristale oyularak teşhir edildi.</p>



<p>Yazı yazma tutkusunu ise 1951&#8217;de <strong>Yeni Sabah Gazetesi</strong>&#8216;ndeki yazılarıyla sürdüren <strong>Bedri Rahmi</strong>, yazarlığını bu gazetede sürdüremeyince <strong>Cumhuriyet Gazetesi</strong>&#8216;ne geçti ve 1952- 1958 yıllarında düzenli olarak yazdı. 1953&#8217;te üçüncü şiir kitabı &#8220;<strong>Tuz</strong>&#8220;, 1956&#8217;da ilk düz yazı kitabı &#8220;<strong>Canım Anadolu</strong>&#8220;, 1957&#8217;de “<strong>Üçü birden</strong>” adlı kitabını yayımlandı.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="866" height="568" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/09/11.jpg" alt="11" class="wp-image-21627" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR-12-Bedri Rahmi EYÜBOĞLU 32" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/09/11.jpg 866w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/09/11-768x504.jpg 768w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/09/11-570x375.jpg 570w" sizes="auto, (max-width: 866px) 100vw, 866px" /></figure>



<p>1953-1960 arasında resim alanına çalışmalarını büyük boyutlu mozaiklerle sürdürdü. 1954-1957 yılları arasında <strong>Hilton</strong> ve <strong>Divan</strong> otellerinde ve <strong>KLM İstanbul</strong> merkezindeki panoları yaptı. 1957 yılında <strong>Tokyo</strong> özgün baskı <strong>Bienaline</strong> katıldı. 1958 yılında 1958 <strong>Brüksel Expo</strong>’sundaki <strong>Türk Pavyonu</strong> için yaptığı 227 metrekarelik çalışmasıyla altın madalya aldı. 1959 yılında, <strong>Paris</strong>´te <strong>Nato</strong> merkezine 50 metrekarelik bir pano hazırladı.</p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img decoding="async" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/09/12-edited.jpg" alt="12 edited" class="wp-image-21646" width="808" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR-12-Bedri Rahmi EYÜBOĞLU 33" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/09/12-edited.jpg 788w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/09/12-edited-768x432.jpg 768w" sizes="(max-width: 788px) 100vw, 788px" /></figure>



<p><strong>Bedri Rahmi</strong>, 1961&#8217;de aldığı Rockfeller Bursu ile iki yıl için&nbsp;eşi ile birlikte ABD&#8217;ye giderek çalışmalarını yurt dışında sürdürme fırsatı buldu. Bu dönemde zengin renklerle soyut biçimlere yöneldi. Görülmedik, bilinmedik renkler bulabilmek için denemeler yaptı ve plastik tutkal &#8211; plastik boyalar – kum – talaş ve buruşturulmuş Japon kağıdı kullandı. ‘Amerika Dönemi´&#8217;nin kendi sanatına başka bir boyut kazandırdığını ifade etti. <strong>Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley</strong>´de iki yıl misafir profesörlük yaptı. 1961 Ağustos´ta <strong>Unicef</strong>’ in çocuklar yararına <strong>“Eşeğin Üzerinde Çocuklarını Taşıyan Anadolu Köylü Kadın”</strong> motifi Amerika´da kartpostal olarak basıldı. 1962 Aralık ayında New York Modern Sanat Müzesi “<strong>Zincir”</strong> adlı resmini satın aldı.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1380" height="910" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/09/8.jpg" alt="8" class="wp-image-21618" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR-12-Bedri Rahmi EYÜBOĞLU 34" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/09/8.jpg 1380w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/09/8-768x506.jpg 768w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/09/8-570x375.jpg 570w" sizes="auto, (max-width: 1380px) 100vw, 1380px" /></figure>



<p>ABD dönüşü soyut resim ve renk düzenlemelerini bırakıp yeniden eski konularına döndü; gecekonduları, kahvehaneleri, hanları resmetti. 1963-1964 yıllarında <strong>Vakko</strong> fabrikası, <strong>Karaköy</strong> tatlıcılar, <strong>İstanbul Manifaturacılar</strong> <strong>Çarşısı</strong> panoları yanında çeşitli malzemeleri denedi. Son panosu <strong>Etap Oteli</strong> girişinde ki <strong>“Güvercinler”</strong> olmuştur.</p>



<p>Ağabeyi <strong>Sabahattin Eyüboğlu</strong>&#8216;nun 12 Mart sürecinde gözaltına alınması onu çok etkiledi. 1970 yılında, yeniden toplumsal içeriği ağır basan resimler yaptı. 1972 yılında, 33´üncü Devlet Resim ve Heykel Sergisi´nde birincilik ödülü aldı.</p>



<p><strong>21 Eylül 1975</strong> tarihinde <strong>İstanbul</strong>&#8216;da pankreas kanserinden yaşama veda etti ve <strong>Küçükyalı Mezarlığı</strong>&#8216;nda defnedildi.</p>



<p>Güzel Sanatlar Akademisi&#8217;nde başlayıp Paris&#8217;te sürdürdüğü resim öğreniminin ardından yurda dönmüş ve yaşamı boyunca Güzel Sanatlar Akademisi&#8217;nde ders vermiştir. Yazma, gravür, seramik, heykel, vitray, mozaik, hat, serigrafi, litografi gibi birçok formlarda eserler üreten sanatçı, geleneksel süsleme ve halk el sanatlarında seçtiği motifleri yapıtlarında Batı’nın teknikleriyle birleştirerek kullandı. Şiirlerinde de halk kaynağından beslendi; masallardan, söylencelerden, türkülerden yararlanarak, doğa tutkusunu, insan sevgisini, yaşama sevincini, toplumsal sorunları yansıttı. En ünlü şiiri, Karadut adlı aşk şiiridir.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="952" height="397" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/09/image-6-e1695280078111.png" alt="image 6 e1695280078111" class="wp-image-21649" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR-12-Bedri Rahmi EYÜBOĞLU 35" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/09/image-6-e1695280078111.png 952w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/09/image-6-e1695280078111-768x320.png 768w" sizes="auto, (max-width: 952px) 100vw, 952px" /><figcaption class="wp-element-caption"><strong>Nazım Hikmet ve Bedri Rahmi</strong></figcaption></figure>



<p><strong>Bedri Rahmi Eyüboğlu</strong>&#8216;nun <strong>Bursa Cezaevi</strong>&#8216;nde yatmakta olan; çok yakın dostlukları olan ve <strong>&#8216;ustam&#8217;</strong> dediği ünlü şair <strong>Nazım Hikmet&#8217;</strong>e yazmış olduğu, daha sonra <strong>Zülfü Livaneli </strong>tarafından bestelen ve dillere pelesenk olan<strong> &#8216;Yiğidim Aslanım&#8217; </strong>şarkısına söz olan meşhur şiiri&#8230; </p>



<div class="wp-block-group"><div class="wp-block-group__inner-container is-layout-constrained wp-block-group-is-layout-constrained">
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-9d6595d7 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<pre class="wp-block-preformatted"><strong>ZİNDANI TAŞTAN OYARLAR</strong></pre>



<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-9d6595d7 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:100%">
<pre class="wp-block-preformatted"><strong>Şu Bursa'nın ufak tefek yolları
Ağrıdan sızıdan tutmaz elleri
Tepeden tırnağa şiir gülleri
Yiğidim aslanım aman burda yatıyor.</strong>

<strong>Bir şubat gecesi tutuldu dilin
Silâha bıçağa varmadı elin
Ne ana ne baba ne kız ne gelin
Yiğidim aslanım aman burda yatıyor.

Ne bir haram yedin ne cana kıydın
Ekmek gibi temiz su gibi aydın
Hiç kimse duymadan hükümler giydin
Döşek diken diken yastık batıyor
Yiğidim aslanım aman burda yatıyor.

Zindanı taştan oyarlar
İçine bir yiğit koyarlar
Sağa döner böğrü taşa gelir
Sola döner çırılçıplak demir
Çeliğin hası da yiğidim aman böyle bilenir
Döşek melul mahzun, yastık batıyor
Yiğidim aslanım aman burda yatıyor.

Bugün efkârlıyım açmasın güller
Yiğidimden kötü haber verirler
Demirden pencere taştan sedirler
Döşek melul mahzun yastık batıyor
Yiğidim şahinim aman burda yatıyor</strong></pre>
</div>
</div>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<pre class="wp-block-preformatted"><strong>Mezar arasında harman olur mu?
On üç yıl hapiste derman kalır mı?
Azrail aç susuz canın alır mı?
Döşek melul mahzun yastık batıyor
Yiğidim şahinim aman yerde yatıyor...

Dilinde dilimi bulduğum
Gücüne kurban olduğum
Anam babam gibi övdüğüm
Dayan hey Aslan Ustam
Dayan hey gözünü sevdiğim
Bugün efkârlıyım açmasın güller
Yiğidimden kötü haber verirler.

Sana kökü dışarda diyenlerin kökleri kurusun
Kurusun murdar ilikleri dilleri çürüsün
Şiirin gökyüzü gibi herkesin.
Sen Kızılırmak kadar bizimsin
En büyük ustası dilimizin
Canımız ciğerimizsin.

Bugün burdaysa şiirin, yarın Çin'dedir
Bütün hışmıyla dilimiz
Kökünden sökülmüş bir çınar gibi
Yüreğimiz içindedir.

Bugün burdaysa şiirin, yarın Çin'dedir
Acısıyla sızısıyla alnının kara yazısıyla
Bir yanı nur içinde tertemiz.
Bir yanı sızım sızım sızlayan memleketimiz içindedir.</strong></pre>
</div>
</div>
</div></div>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<h1 class="wp-block-heading">Ölümünün 45. Yılında Şiirimizin Ressamı Resmimizin Şairi Bedri Rahmi Eyuboğlu<a href="https://viratrabzon.com/author/xjq7naxyb1/"></a></h1>
</blockquote>



<h3 class="wp-block-heading">Ahmet Özer / Şair-Eğitimci &amp; 20 Eylül 2020</h3>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/09/image-5.png" alt="image 5" class="wp-image-21639" width="808" height="455" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR-12-Bedri Rahmi EYÜBOĞLU 36"></figure>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><strong><em>-Yazımın hazırlanmasında, “Bedri Rahmi Eyuboğlu”</em></strong></p>



<p><strong><em>adlı yapıtından yararlandığım Turan Erol’a saygılarımla-</em></strong></p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>“On Parmağında On Çeşme Nur”</strong></h3>



<p>Bedri Rahmi üzerine epeyce yazı yazdım.</p>



<p>Değerli sanatçımızın üzerine yazı yazmamızı gerektiren türlü nedenler vardı.</p>



<p>Öncelikle iyi bir şairdi Bedri Rahmi.</p>



<p>Ressamdı. Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nin seçkin akademisyenlerindendi.</p>



<p>Yazardı.</p>



<p>Ülkesinin taşını toprağını, insanını, hayvanını, özetle doğasını büyük bir aşkla yazandı. Her yazısında bir sevginin, bir aşkın, bir coşkunun sonsuz güzelliğini bulabilirsiniz.</p>



<p>Dünyanın kalkınmış ülkelerini de gezdi, kuş uçmaz kervan geçmez yörelerimizi de.</p>



<p>Verimli insandan yana oldu. Ülkenin güzelleşmesi uğruna, sanatının etki gücünü en uç noktaya değin taşıdı.</p>



<p>Dostlar sofrasında ülkesinin geleceğini düşündü. Mavi Yolculuk’larda Anadolu uygarlığının sonsuz erdemini.</p>



<p>Yurtiçinde ve yurtdışında resim sergileri açtı; seramik, duvar resimleri, panolar onun kendine özgü sanatçılığının önemli bir göstergesidir.</p>



<p>Bedri Rahmi, sağlığında önemsendiği gibi, ölümü sonrasında da emeği göz ardı edilmeyen sanatçılar arasında yerini aldı.</p>



<p>Sanat dünyasındaki saygınlığı kadar öğrencileri arasında da büyük bir sevgi halesi yarattı.</p>



<p>Özetle sevdi, sevildi, takdir edildi, alkışlandı.</p>



<p>45 yıldır aramızda olmamasına karşın, ona olan sevgimiz bir an olsun eksilmedi. Ölümünden yıllar sonra da olsa yapıtları basılıyor, okuru çoğalıyor, resimleri, el yazmaları birçok kişinin gönlünü ısıtıyor, ışıtıyor.</p>
</blockquote>



<figure class="wp-block-image is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2020/09/bedri4.jpg" alt="bedri4" class="wp-image-981" width="813" height="439" title="Ölümünün 45. Yılında Şiirimizin Ressamı Resmimizin Şairi Bedri Rahmi Eyuboğlu 22" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2020/09/bedri4.jpg 515w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2020/09/bedri4-300x162.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 813px) 100vw, 813px" /></figure>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<h3 class="wp-block-heading"><strong>“Hüzün geldi başköşeye kuruldu”</strong></h3>



<p>Yerelle ulusalı, evrensel ölçüde harmanlayarak biçimleyen; doğduğu coğrafyayla beslediği şiirini modern şiirin verileriyle donatıp kendine özgü motiflerle bezeyen Bedri Rahmi’yi, 21 Eylül 1975 günü sonsuzluğa uğurlamıştık.</p>



<p>Ölümünün 25. yıldönümünde yazdığım bir yazıda (<em>Kıyı,</em>&nbsp;S.174, Eylül 2000) şunları vurgulamıştım:</p>



<p>“Bedri Rahmi Eyuboğlu öldüğünde bir dağ köyünde öğretmendim; pille çalışan bir radyo ve yayımlandığı günden bir gün sonra elime ulaşan&nbsp;<em>Cumhuriyet</em>&nbsp;gazetesinden başka bir aracım yoktu dünya ile bağımı kuran…</p>



<p>Beklenen acı gerçek, bir ışık hızında ulaşmıştı, ulaşacağı yere.</p>



<p>‘Hüzün geldi başköşeye kuruldu’ o gün.</p>



<p>Bir güzel insan, son nefesini vermişti: Bedri Rahmi artık yapıtlarıyla yaşayacaktı.</p>



<p>Oysa o ve onun gibilerin yaşadıkları bir dünyada olmak, onların dışında kim bilir kaç insanın mutluluğuydu. Sabahattin Eyuboğlu’yla, Halikarnas Balıkçısı’yla, Azra Erhat’la, Ruhi Su ile ayni gökyüzünü solumak bir erdemdi.</p>



<p>Bedri Rahmi yine de bir başkaydı: şiirleriyle, denemeleriyle resimleriyle sanat dünyamızı ışıtan bu güzelim sanat adamıyla, her şeyden önce ayni güzelliğin pınarlarından su içmiştik. Bu durum ona olan sevgimizin sınırlarını genişletmeye yetiyordu.</p>



<p>Bedri Rahmi doğduğu topraktan çıkıp gittikten sonra geriye pek bakmadığı için eleştirilmiştir. Oysa bedeni uzaklarda olsa da bütün kişiliği ve sanatıyla o doğduğu toprağın insanlarını yüreğinde gezdirdi.</p>



<p>Madalyonun arka yüzüne bakıp sorabiliriz:</p>



<p>Bu güzelim sanat adamını doğduğu toprakta görev yapan üst düzey yöneticileri akıllarına getirip onu, bir kez olsun doğduğu yöreye davet etmişler midir?”</p>



<p>İşin gerçeği, Bedri Rahmi bu konuda ilerde kendisi için söz edeceklere yanıtını vermişti:</p>



<p><em>– Biz Anadolu çocukları, Trabzonlular, Erzurumlular, Sivaslılar; Adanalılar… Bütün illerimizin okuma yazma, yükseköğretim basamaklarına tırmanma fırsatı bulan aydın çocukları! Bizler memleketimizden bir çıktık mı bir daha ya kısmet, eğer devlet baba bizi doğduğumuz yerlere, kaymakam, savcı, doktor, vali; mebus olarak yollamasa yok mu; doğup büyüdüğümüz toprakları arayıp sormak hak getire!</em></p>



<p><em>Diyeceğim şu ki dostlar, bizler memleketten bir çıktık mı pir çıkıyoruz. Peki, memleketin aydın çocukları birbiri arkasından İstanbul’a Ankara’ya yerleşirse o güzel yapıları kim kuracak? Trabzon’un Maçka ilçesinde doğmuş aydın, Maçka’ya ömrü billah uğramazsa piyanoyu Maçka’ya kim götürecek? Kim çalacak, kim oynayacak?”</em></p>



<p>(<em>Tezek</em>, Bedri Rahmi Eyuboğlu Bütün Eserleri: 4, Bilgi Yayınevi, İkinci Basım, Ankara Mart 1987, s.94)</p>



<p>Ölüm, kimileri için yok olma anlamı taşımıyor. Mehmet Eyuboğlu, babası Bedri Rahmi’den kalan yazınsal ürünlere el emeği, göz nuru katarak, onları büyük bir imeceyle şimdilik 10 ciltte topladı. Bedri Rahmi’nin insan sabrını zorlayan emeği ışıldamasını sürdürüyor bu yapıtlarda. Sözü; bu ürünleri, babasını sevenlere bin bir güzellikle sunan Mehmet Eyuboğlu’na bakalım:</p>



<p><em>“Tadına doyamadığım, tam erişmişken kaybettiğim babamı geri getiren yazılar bunlar. Yazılarında da şiir ve resimlerindeki coşkuyu ‘çil çil’ sevinci buldum. Paramparça değil, gürül gürül tutuştu yüreciğim. Milyarlarca elma ağacı çiçek açtı… Bedros ağacının bir dalına kondum.”</em></p>



<p>(<em>Körolası,</em>&nbsp;Bedri Rahmi Eyuboğlu, Bütün Eserleri: 10 Bilgi Yayınevi, Ankara Temmuz 1997, Baskıya Hazırlayan: Mehmet Eyuboğlu, Önsöz, Mehmet Eyuboğlu, s.8)</p>
</blockquote>



<figure class="wp-block-image is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2020/09/bedri3.jpg" alt="bedri3" class="wp-image-980" width="807" height="436" title="Ölümünün 45. Yılında Şiirimizin Ressamı Resmimizin Şairi Bedri Rahmi Eyuboğlu 23" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2020/09/bedri3.jpg 515w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2020/09/bedri3-300x162.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 807px) 100vw, 807px" /></figure>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<h3 class="wp-block-heading"><strong>Trabzon Deyince</strong></h3>



<p>Burada, onun tümüne yakın dizelerini ezbere bildiğimiz “Trabzon Deyince” şiirine yer vermek iyi olur diye düşünüyorum:</p>



<p><em>Trabzon deyince aklıma bir salkım kareymiş gelir</em></p>



<p><em>Bahçeler dolusu zindan yeşili</em></p>



<p><em>İçin için kandil kandil ballanır</em></p>



<p><em>Kandiller içinde bir kandil yanar</em></p>



<p><em>Bir kız deli gibi koşmaya başlar</em></p>



<p><em>Yanaklarında amoftaların alı</em></p>



<p><em>Dudaklarında karayemişlerin moru</em></p>



<p><em>Göğsünde… elinin körü</em></p>



<p><em>Trabzon deyince aklıma Soğuksu gelir</em></p>



<p><em>Soğuksu deyince bir dizi kareymiş ağacı</em></p>



<p><em>Kareymişlerin altında biri kız biri oğlan iki çocuk</em></p>



<p><em>Ne çocuğu iki belâ iki hışım</em></p>



<p><em>Nefesim kesilinceye kadar kovalamışım</em></p>



<p><em>Düştüm düşmesine 45’ten 30’u</em></p>



<p><em>15 yaşındayım</em></p>



<p><em>Trabzon deyince aklıma kemerkaya gelir</em></p>



<p><em>Kayanın dibinde bir kız soyunur</em></p>



<p><em>Bir sarışın şimşektir çakar kamaşır gözlerim</em></p>



<p><em>Bir saniye bile sürmez olup biten</em></p>



<p><em>Ama kaya yarılmıştır çoktan derinlemesine</em></p>



<p><em>Orta yerinden</em></p>



<p><em>Bir suret</em></p>



<p><em>Bir çırılçıplak aydınlık</em></p>



<p><em>Ölesiye saplanıp kalmıştır artık</em></p>



<p><em>Kayanın dibinde bir kız soyunur</em></p>



<p><em>Doya doya bakmaz Mernuş utanır</em></p>



<p><em>Şimdi durmuş kötü kötü düşünür</em></p>



<p><em>Tam otuz bir sene geçmiş aradan</em></p>



<p><em>Bir ses gelir çın çın öten kayadan</em></p>



<p><em>Yaptığın işlerden utanma</em></p>



<p><em>Yapmadıklarından utan</em></p>



<p><em>Tam otuz bir sene geçmiş aradan</em></p>



<p><em>Bir kız çırılçıplak atlar kayadan</em></p>



<p><em>Sen bir bahçıvan ol ben bir gül olam</em></p>



<p><em>Uzat ak ellerin der beni beni</em></p>



<p><em>Uzat ak ellerin gel dile diye</em></p>



<p><em>Bir ses gelir cehennemin dibinden</em></p>



<p><em>Geçti Bor’un pazarı</em></p>



<p><em>Sür eşeği Niğde’ye.</em></p>



<p><em>Trabzon deyince aklıma Faroz gelir</em></p>



<p><em>Kara kara kazanlar hatırlarım dizi dizi</em></p>



<p><em>Kurşun gibi ağır bir balık yağı kokusu</em></p>



<p><em>Kırar kolunuzu kanadınızı</em></p>



<p><em>Hantal bir bulut güç belâ havalanır</em></p>



<p><em>Bulutun içinde yüzlerce yunus ağır ağır</em></p>



<p><em>Yarım kalmış bir deniz türküsünü</em></p>



<p><em>Deniz dibi yeşilini katran morunu</em></p>



<p><em>Gök mavisine katmaktadır</em></p>



<p><em>Sonra ağır başlı zinosların bembeyaz uğultusu</em></p>



<p><em>Dünyanın bütün denizleri de yetim yapayalnız</em></p>



<p><em>Dünyanın her yerinde beyaz, sessiz, sevimli</em></p>



<p><em>Martıya zinos derdik değil mi?</em></p>



<p><strong>Ünlü ressamımız, gazeteci, yazar Fikret Otyam’dan; hocası Bedri Rahmi’yi birkaç cümleyle değerlendirmesini istediğimde, sevgili Otyam, Gazipaşa’dan 2 Ağustos 2000 tarihli şu notu göndermişti:</strong></p>



<p><strong><em>“Bedri Rahmi, bizim salt öğreticimiz yani ‘hoca’mız değildi. Ağabeyimizdi, arkadaşımızdı, neşemizdi, dert ortağımızdı, türküsüne eşlik ettiğimizdi, lokmasını ‘dem’ini de bizimle bölüşendi. Börtüyü, böcüyü, kuşu, ağacı, gökyüzünü, dağları, ovaları, denizleri, ırmakları sevdirenimizdi. Yaşama kıvancımızdı; zaman zaman cep harçlığımızı kazandırandı… Yeryüzünde sevilen ne varsa salt resim değil onları öğretendi.</em></strong></p>



<p><strong><em>Velhasıl ‘Bedri Hoca’ adam gibi sevilesi, eli öpülesi bir adamdı bu can için.</em></strong></p>



<p><strong><em>Kabri hep ışıklı ola.”</em></strong></p>



<p><strong>Yerelden Evrensele Bir Sevdalı Yürek</strong></p>



<p>Bu sevginin ışığında özgeçmişinin kimi istasyonlarında gezinelim dedik</p>



<p>Baba Maçkalı Eyuboğlu ailesinden Mehmet Rahmi Bey, anne Pulathaneli (Akçaabat) Serdaroğullarından Lütfiye hanım. Çocuklar: Sabahattin, Bedri Rahmi, Nezahat, Mualla, Mustafa.</p>



<p>Bedri Rahmi, ilerde Trabzon milletvekili olacak babasının Görele kaymakamlığı sırasında doğar. Adını Ali Bedrettin koyarlar, ailenin bu ikinci erkek çocuğuna. Görele, Havza, Aziziye (bugünkü Pınarbaşı), Kütahya, Artvin ilkokul döneminde uğranılan yerler olur.</p>
</blockquote>



<figure class="wp-block-image is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2020/09/bedri1.jpg" alt="bedri1" class="wp-image-978" width="806" height="435" title="Ölümünün 45. Yılında Şiirimizin Ressamı Resmimizin Şairi Bedri Rahmi Eyuboğlu 24" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2020/09/bedri1.jpg 515w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2020/09/bedri1-300x162.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 806px) 100vw, 806px" /></figure>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<h3 class="wp-block-heading"><strong>Trabzon Günleri</strong></h3>



<p>Tezek kitabında yer alan “Mektep ve Memleket” yazısında (s.108-109) şunları yazar:</p>



<p><em>“Sabık Trabzon Sultanisinin meşhur kampanası çalıyor. Derse girmek lazım. Kendimi zorluyorum. Hayır 45 dakika süren dersin her saniyesi durup dinlenmeden yalan söylemek oluyor. Hiçbir şey anlamadan hocanın gözünün içine bakmak ve lisanı hal ile,</em></p>



<p><em>-Sizi dinliyorum. Sizi anlıyorum. Bu söyledikleriniz çok hoşuma gidiyor, demek! Hayır, bu yalanı tam şu kadar senedir söylüyorum; canıma tak dedi. Derse gelmeyeceğim.</em></p>



<p><em>Koridorlar boşanıyor. Kendimi müthiş bir yalnızlık içerisinde buluyorum. Bu yalnızlığın tadını çıkarmak şöyle dursun bütün ıstırabını duyuyorum. Bütün bir ailenin itimatını çalıyorum hissi boğazıma sarılıyor. Fakat artık iş işten geçmiştir. Koridorlarda dolaşmak bir suçtur. Kaçmak lazım…”</em></p>



<p><em>“ Tam on beş senedir Trabzon’u görmedim. Ara sıra mektep hatıralarının acı ve buruk damgasını yememiş köşelerinden Soğuksu sırtlarından, Zefanos’tan, Kireçhane tepelerinden, Zanoy’dan, Polathane ve Maçka taraflarından nefis sıla kokuları geliyor. Bu güzel memleket havasına doğru havalanmak istiyorum. Fakat derhal azap ve sıkıntı dolu ders saatleri bomboş, kaskatı mektep kaçağı saatleri yolumu ve hızımı kesiyor.</em></p>



<p><em>Diri diri gömülmüş saatlerin, ayların hatta yılların iniltisini duyar gibi oluyorum. Memleket dağlarının cömert daveti sendeleyip uzaklaşıyor. Bereketli karayemiş ağaçları, dalları yerlere kadar eğilmiş amas erikleri, Zanoy’un billûr çamları ve çam kokulu çeşmeleri Zefanos’un çılgın vişneleri, Faroz’un zinosları hepsi hepsi bana hak veriyorlar.”</em></p>



<p>Bedri Rahmi, Trabzon Lisesi’nde sıkıntılı günler yaşarken ağabeyi Sabahattin Eyuboğlu,&nbsp; aynı okulu bitirdikten sonra öğrenim için gittiği Fransa’da, Dijon’dadır. Baba Mehmet Rahmi Bey, Bedri Rahmi’nin yükseköğrenimini hukuk alanında yapmasını istemektedir.</p>



<p>O günlerde beklenmedik bir gelişme olur.</p>



<p>Almanya’da resim öğrenimi gören ressam Zeki Kocamemi Trabzon Lisesi’ne atanır. Bir öğretmenin sanat alanındaki emeği Bedri Rahmi’nin yeteneği öne çıkarır. Kocamemi’nin kısa bir süre sonra istifa ederek Trabzon’dan ayrılması, Bedri Rahmi’yi yeniden sıkıntının içine atar.</p>



<p>Burada iki noktaya değinmek yararlı olur:</p>



<p>Özgeçmişi üzerine verilen bilgilerde iki yanlış sürekli öne çıkar. Birincisi ortaöğrenim durumudur. Hatta Bilgi Yayınevi’nde basılan kitaplarının arkasında yer alan özgeçmişinde onun Trabzon’da liseyi bitirdiği vurgulanır. Oysa o Trabzon Lisesi’ni bitirmeden Trabzon’dan ayrılarak Güzel Sanatlar Akademisi’ne girmiştir.</p>



<p>İkincisi okul müdüründen gördüğü ilgiyle Akademi’ye gittiği vurgulanır. Oysaki Bedri Rahmi, Trabzon Lisesi’nin ‘altın yılları’nın müdürü Şerif Bey için şu yorumu yapar:&nbsp;<em>“İnsan olarak belki dünyanın en iyi insanı, ama hoca olarak da dünyanın en kötü hocası. Beni Trabzon’dan soğuttu.”</em></p>



<p>Bedri Rahmi; Akademi’de Nazmi Ziya, Ahmet Haşim ve İbrahim Çallı’nın öğrencisi olur.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>İstanbul’dan Dünyaya Açılan Pencere</strong></h3>



<p>İbrahim Çallı bir gün Bedri Rahmi’nin babası Mehmet Rahmi Bey’le karşılaşınca ona oğlunu Avrupa’ya göndermesini ister. Konu bir özveriyle çözümlenir: Ağabeyi Sabahattin Eyuboğlu, devletin kendisine verdiği beş yıllık bursu kardeşiyle paylaşır. 1932’nin Eylül’ünde iki kardeş Paris’tedir.</p>



<p>Burada Lhote Akademisi’nde Ernestine (Eren) Hanım’la tanışır. Evliliğe giden yolun ilk adımı burada atılır.</p>



<p>Ancak Avrupa’ya eğitime gönderilen gençler, bireysel aşklarından çok memlekete hizmet tutkusuyla yanıp tutuşmaktadırlar.</p>



<p>Bu amaçla Bedri Rahmi, dönemin birçok idealist sanatçısı gibi ülkenin kültürel ve sanatsal kalkınmasına katkıda bulunmak için nöbettedir.</p>



<p>CHP’nin düzenlendiği yurt gezilerinden biri Edirne üzerinedir. Bedri Rahmi, 16 Nisan 1936’da evlendiği Eren Eyuboğlu ve yakın dostu Arif Kaptan’la Edirne’ye gider. Oradan doğa görünümleri içeren resimlerle döner.</p>



<p>Bedri Rahmi bir yandan resim yapar, bir yandan da şiir ve yazılarıyla dergilerde görünür.</p>



<p>Edirne sonrasında Çorum gezisi başlar. Çorum yöresinde incelemeler yapan Bedri Rahmi, İskilip’e hayran kalır.</p>



<p>İlerde yazacağı “Karadut”şiirinde geçen “çatalkara”yı da burada keşfeder!</p>



<p>Duvar resimleri, panolar, evrensel düzeyde çalışmalar birbirini izler. Ağabeyi Sabahattin Eyuboğlu, ona Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü’nde görev önermesine karşın o Akademi’de kalmayı yeğler.</p>



<p>Resim, şiir ve yazı atbaşı yürür.</p>



<p>Halk motifleri sanatında önemli yer tutar.</p>



<p>Turan Erol, “Bedri Rahmi’nin Tadına Varabilmek” (<em>Cumhuriyet&nbsp;</em>8 Aralık 1993) başlıklı yazısında ustası Bedri Rahmi ile ilgili şu değerlendirmeyi yapar:</p>



<p><em>“ …Başlangıçta yazınla resim arasında uzun süre bocalayan Bedri Rahmi, sonuçta iki uğrası bir arada, iki karpuzu bir koltukta götürmeye karar vermişti. Ölümünden sonra ozan, yazar arkadaşları onun ressamlığını öne almış göründüler. Bedri Rahmi’nin resim alanındaki engin ve sayısız üretimine bakarak daha çok ressam yönünün ağır bastığı söylenebilir. Ne var ki bu durum, onun ozanlığının geriye itilmesine neden olmamalıydı. Sağlığında başta ağabeyi Sabahattin Eyuboğlu ve bazı arkadaşları bütün gücünü resme vermesini öğütlemişlerdi. Her şeye karşın Bedri Rahmi ne yazarlığı, ne ozanlığı bırakacaktı. Resmi, şiiri, yazıyı hem de düzenli gazete yazarlığını bir arada yıllarca sürdürecekti. Kendisi, ona yalnız resim alanında at oynatması öğüdünü veren bazı ozanlardan daha çok sayıda şiir ve yazı yazacaktı…”</em></p>
</blockquote>



<figure class="wp-block-image is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2020/09/bedri2.jpg" alt="bedri2" class="wp-image-979" width="807" height="436" title="Ölümünün 45. Yılında Şiirimizin Ressamı Resmimizin Şairi Bedri Rahmi Eyuboğlu 25" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2020/09/bedri2.jpg 515w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2020/09/bedri2-300x162.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 807px) 100vw, 807px" /></figure>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<h3 class="wp-block-heading"><strong>Bedri Rahmi-Eren Eyuboğlu Aşk Mektupları</strong></h3>



<p>2009’da yitirdiğimiz oğlu Mehmet Hamdi Eyuboğlu, ölümünden önce babası Bedri Rahmi Eyuboğlu ile annesi “Romen Kızı Ernestine’i” bütünleştirmiş, 1932-1950 yıllarını içeren&nbsp;<em>Bedri Rahmi-Eren Eyuboğlu Aşk Mektupları</em>’ndan dört ciltlik bir belgelik oluşturmuştur.</p>



<p>İki sevdalı, bu mektupları kendi ana dilleri dışında üçüncü bir dille (Fransızca) yazdılar. Zarflar, el yazısıyla yazılan mektuplar, desenler, resimler, fotoğraflar, düşler, düşlemler, sevgiler, tutkular, aşklar binlerce sayfada biçimleniverdi.</p>



<p>Kitaplardan birinde yer alan bir mektubun girişine bakalım ve aşkla anadilin birlikteliğinin taşıdığı büyünün güzelliğini görelim.</p>



<p>İnsanın yaşadığı derin duyguları, söze dökememesinin acısı ne büyükmüş meğer!</p>



<p><em>“Lyon’dan Paris’e, 31 Mayıs 1932</em></p>



<p><em>Ernestine,</em></p>



<p><em>Dilimizi bilmenizi, hiçbir zaman bugünkü gibi arzu etmemiştim. Size söyleyecek o kadar şey var ki bu ödünç alınmış kelimelerle bütün bunları size anlatmam hemen imkânsız olacak…”</em></p>



<p>(<em>Bedri Rahmi-Eren Eyuboğlu Aşk Mektupları</em>&nbsp;1932-1933 Yayına Hazırlayan: Mehmet Hamdi Eyuboğlu, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, Kasım 1999, s.45)</p>



<p>Bedri Rahmi; yaşama sevincinden, yurt sevgisine, aşktan özleme, doğadan türkülere uzanan geniş yelpazede yalın şiirler yazdı. Açık, aydınlık bir şiirden yana oldu. Dupduru sevgilerin ardı sıra gitti. Yurt gerçeklerini keskin bir söylemle dile getirmemiş olsa da yurt insanının tutkularını, özlemlerini, sevgilerini duyarlı bir dille anlatmaya çalıştı. Mahmut Makal’ın emeğini hor görenlere gönderme yaptığı gibi&nbsp;<em>“İki gözünde iki zindan / On parmağında on çeşme nur”</em>&nbsp;alarak betimlediği Âşık Veysel’e de sahip çıktı.</p>



<p>Şiirlerindeki duyarlığı, düzyazılarında memleket insanına olan sevgisine, halkının yaratıcılığına bağladı.</p>



<p><strong>&nbsp;“Yaşadım!</strong></p>



<p><strong>&nbsp; Erik ağaçları şahidimdir”</strong></p>



<p>&nbsp;“Karadut” şairi Bedri Rahmi<em>, “Ben güzele güzel demem / Güzel faydalı olmalı”&nbsp;</em>ilkesinin ışığında yaşadı. Buna biz de, “erik ağaçları” da tanıktır.</p>



<p>Cerrahpaşa Hastanesi’nde yattığı odanın kapısına astırdığı yazı ne anlamlıdır: “Reisler, İyiyim ama kusura bakmayın çok çok yorgunum. Bağışlayın beni.”</p>



<p>Bedri Rahmi’nin yaşamı sanatçının ölümsüzlüğüne bir örnektir.</p>



<p>Sanat dünyamızın kutupyıldızı Bedri Rahmi’yi ölümünün 45. Yılında sevgiyle anıyoruz.</p>
</blockquote>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://viratrabzon.com/trabzondan-cikan-hayatlar-12-bedri-rahmi-eyuboglu-21592/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TRABZON&#8217;DAN ÇIKAN HAYATLAR -11-Ahmet Şefik MOLLAMEHMETOĞLU</title>
		<link>https://viratrabzon.com/trabzondan-cikan-hayatlar-11-ahmet-sefik-mollamehmetoglu-21559/</link>
					<comments>https://viratrabzon.com/trabzondan-cikan-hayatlar-11-ahmet-sefik-mollamehmetoglu-21559/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Özer]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 07 Sep 2023 13:53:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TRABZON'DAN ÇIKAN HAYATLAR]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet gazetesi]]></category>
		<category><![CDATA[Gazeteci Ahmet Şefik]]></category>
		<category><![CDATA[Gazeteci-Yazar Ahmet Şefik Mollamehmetoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR -11-]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://viratrabzon.com/?p=21559</guid>

					<description><![CDATA[<div><img width="1920" height="1080" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/09/Ahmet-Sefik-Molla.png" class="attachment-medium size-medium wp-post-image" alt="Ahmet Şefik Molla" style="margin-bottom: 15px;" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/09/Ahmet-Sefik-Molla.png 1920w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/09/Ahmet-Sefik-Molla-768x432.png 768w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/09/Ahmet-Sefik-Molla-1536x864.png 1536w" sizes="auto, (max-width: 1920px) 100vw, 1920px" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR -11-Ahmet Şefik MOLLAMEHMETOĞLU 37"></div>Trabzon Gazeteciler Cemiyeti eski başkanı, Cumhuriyet Gazetesi&#8217;nin Trabzon temsilcisi ve Vira Trabzon Haber kurucusu Gazeteci-Yazar Ahmet Şefik Mollamehmetoğlu&#8217;nun aramızdan ayrılışının üzerinden 4 yıl geçti. Minnet ve şükranla anıyoruz&#8230; Trabzon basının mihenk taşlarından, gazetecilik mesleğinin hakkını veren ender gazeteciler biri&#8230; Trabzon Gazeteciler Cemiyeti&#8217;nin eski başkanlarından, Cumhuriyet Gazetesi Trabzon Temsilcisi ve kurucumuz Ahmet Şefik Mollamehmetoğlu&#8217;nun kanser hastalığına&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h3 class="wp-block-heading">Trabzon Gazeteciler Cemiyeti eski başkanı, Cumhuriyet Gazetesi&#8217;nin Trabzon temsilcisi ve Vira Trabzon Haber kurucusu Gazeteci-Yazar Ahmet Şefik Mollamehmetoğlu&#8217;nun aramızdan ayrılışının üzerinden 4 yıl geçti. Minnet ve şükranla anıyoruz&#8230; </h3>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="837" height="333" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/09/A.Sefik-M.png" alt="A.Sefik M" class="wp-image-21567" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR -11-Ahmet Şefik MOLLAMEHMETOĞLU 38" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/09/A.Sefik-M.png 837w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/09/A.Sefik-M-768x306.png 768w" sizes="auto, (max-width: 837px) 100vw, 837px" /></figure>



<p><em>Trabzon basının mihenk taşlarından, gazetecilik mesleğinin hakkını veren ender gazeteciler biri&#8230; Trabzon Gazeteciler Cemiyeti&#8217;nin eski başkanlarından, Cumhuriyet Gazetesi Trabzon Temsilcisi  ve kurucumuz Ahmet Şefik Mollamehmetoğlu&#8217;nun kanser hastalığına yenik düşerek aramızdan ayrılışının üzerinden 4 yıl geçti. </em></p>



<p><em>Dostları ve arkadaşları olarak, model bir gazeteci profili ile daima hafızamızda bize ışık olacak namuslu insan, idealist gazeteci Ahmet Şefik Mollamehmetoğlu&#8217;nu sevgi ve özlemle anıyoruz. Ruhu şad, mekanı cennet olsun&#8230;</em> <strong>Vira Trabzon Haber </strong></p>



<figure class="wp-block-image is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2020/09/ASM-1.gif" alt="ASM 1" class="wp-image-334" width="806" height="403" title="&quot;Ölüm Adın Kalleş Olsun” Saygın Gazeteci Ahmet Şefik Mollamehmetoğlu da… 27"></figure>



<h3 class="wp-block-heading">“Ölüm Adın Kalleş Olsun”<br>Saygın Gazeteci Ahmet Şefik Mollamehmetoğlu da… <strong>AHMET ÖZER /2019</strong>  </h3>



<p>Ankara Üniversitesi DTCF İngiliz Dili ve Edebiyatı profesörlerinden Saffet Korkut’un 1946’da henüz 47 yaşındayken yaşamını yitirmesi üzerine, aynı fakültede öğrenim gören şair Enver Gökçe’nin bu değerli hocanın yaşam ve ölüm parantezlerini başlık yaparak (1909-1946) yazdığı şiirinin son dizesi, o gün bugündür toplumsal bilincimizde yakıcı bir cümle olarak varlığını sürdürür: Ölüm adın kalleş olsun.</p>



<p>Dün (7 Eylül 2019) bir arkadaşım, yıllarca Bilkent Üniversitesi’nde birlikte görev yaptığımız bir dostumuzun ölüm haberini iletivermişti. Sevgili Tansel Tokat da ayrılmıştı aramızdan. Onunla olan anılarımız harmanlanırken birden bir başka acı haber ulaştı yurdun dört bir yanına: Gazeteci arkadaşımız Ahmet Şefik Mollamehmetoğlu, epeydir boğuştuğu hastalığa yenik düşmüştü.</p>



<p>1962 doğumluydu. Benim lise öğrenciliği dönemim…</p>



<p>İnsanın kendinden küçük birinin ölümü, yaşarken daha da acı çektiriyor ona. Sanki onun yaşamını da siz üstleniyorsunuz. Sanki onun göreceği yıllar, haksızca sizin hesabınıza yazılıyor… Siz neyi, nasıl değerlendirirseniz değerlendirin, doğa yasasını yürürlükte tutuyor; bir genç dostumuz daha çok değerli yazılara imza atamayacak, kürsülerde konuşamayacak, açık oturumlarda görev alamayacak, okurları onun birikiminden yoksun kalacak…</p>



<p>Şair Enver Gökçe’nin Saffet Hanım’ın genç yaşında ölümüyle ilgili olarak yazdığı şiirin son dizesi böyle durumlarda karşımıza çıkıyor, içimizi daraltıyor, acımızı çoğaltıyor, düşlerimizi büyütüyor, anılarımızı sürüklüyor…</p>



<figure class="wp-block-image"><img loading="lazy" decoding="async" width="1029" height="1029" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2020/09/ASM-5.jpg" alt="ASM 5" class="wp-image-338" title="&quot;Ölüm Adın Kalleş Olsun” Saygın Gazeteci Ahmet Şefik Mollamehmetoğlu da… 22" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2020/09/ASM-5.jpg 1029w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2020/09/ASM-5-300x300.jpg 300w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2020/09/ASM-5-1024x1024.jpg 1024w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2020/09/ASM-5-150x150.jpg 150w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2020/09/ASM-5-768x768.jpg 768w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2020/09/ASM-5-696x696.jpg 696w" sizes="auto, (max-width: 1029px) 100vw, 1029px" /></figure>



<p>Ahmet Şefik Mollamehmetoğlu’nun ölümü, aynı meslekte görev yapanlardan farklı bir rota izliyor. Yazımın başlığına “Gazetecinin Ölümü” mü yazsaydım diye düşündüm. Öyle ki ölen, öldürülen çok gazetecinin acı gününe tanık olan kuşaktanız. Abdi İpekçi, Çetin Emeç, Uğur Mumcu… ilk aklıma gelenler. Mesleği gazetecilik olmasa da bu alanda emek veren onlarcası bu adları izliyor. Hepsinin boşluğu bir türlü dolmadı, dolmayacak da. Ahmet Şefik için de aynı duyguları taşıyorum. Trabzon basını dünden bugüne değerli kalemler yetiştirdi. Ahmet Şefik’in bu kalemler arasında, yaşadığı coğrafyayı dünya ile bütünleştiren kişilerin en önünde olduğunu rahatlıkla belirtebilirim. Günümüzde çoğu gazeteci ya da gazete yazarı ya politik tercihleri nedeniyle seçtiği alanda dönenip duruyor ya da ilin futbol takımının her türlü girdisi çıktısı üzerine yirmi dört saatini harcıyor. Bu “yoğunluk”tan geleceğe kalanın da hiç olacağı bilinen bir gerçek. Bir tür akıntıya kürek çekme işi. Oysaki Ahmet Şefik, çağından sorumlu bir gazeteci tavrıyla, özelde Trabzon’un, genelde bölgeyi de içeren geniş bir coğrafyanın sorunlarıyla yoğrulmayı, orada dönen dolapları, yapılan haksızlıkları, vurgunları, onca gizemli konuyu gündemine aldı, yaşamını tehlikeye atarak irdeledi, onca haksızlığın üzerine yürüdü, edindiği bilgileri tam anlamıyla doğrulayarak yazıya, kitaplara dönüştürdü. <strong>Avrasya&#8217;nın Kilidi Karadeniz, Stratejik Savaşta Trabzon bilmecesi, Darbe Yazıları, İhanet Hançer Lanet</strong> onun okurlarıyla buluşan kitapları.</p>



<p>İlk kitabının çıkışını sevinçle karşılamış, üzerine uzunca bir yazı yazmış, kendisine göndermiştim. O da bu yazıya yönettiği www.viratrabzon.com adını taşıyan sitede yer vermişti. Kitabının “içindekiler” bölümüne göz atıldığında, onun yöre için ne denli önemli bir görev yaptığı çok rahat görülebilir.</p>



<p>Trabzon, 12 Eylül askeri darbesinin ardından gelen 40 yılda bambaşka bir kente dönüştürüldü. İnsan hak ve özgürlükleri ihlal edildi, saldırılar arttı, değişik ortamlarda bombalar patlatıldı, Katolik Kilisesinin papazı düzenlenen bir suikast sonucu öldürüldü. Gazeteci Hırant Dink’in katili Trabzon’dan İstanbul’a giderken de cinayeti işleyip dönerken de arkalandı. Bu olaylar bile bir kentin imajını yok etmeye yetti. Politik düzlemde her şey, mevcut iktidarın söylemlerine göre şekil aldı. Muhalefetin sesi alabildiğine kısıldı. Üniversite kesiminin varlığı ile yokluğu tartışılır oldu. Kentin yetiştirdiği değerlerin yıllar önce Meydan semtindeki parka dikilen büstleri bir çırpıda çöpe atıldı.</p>



<figure class="wp-block-image is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2020/09/ASM-3.jpg" alt="ASM 3" class="wp-image-336" width="806" height="492" title="&quot;Ölüm Adın Kalleş Olsun” Saygın Gazeteci Ahmet Şefik Mollamehmetoğlu da… 24" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2020/09/ASM-3.jpg 706w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2020/09/ASM-3-300x183.jpg 300w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2020/09/ASM-3-696x425.jpg 696w" sizes="auto, (max-width: 806px) 100vw, 806px" /></figure>



<p>Vatandaş sorabilir: Kentin halkı etkileyen sorunlarının ne kadarı, basının temsilcileri tarafından dile getirildi? Bugün yayımlanan gazeteleri yıllar sonra inceleyecekler, dönemle ilgili değerlendirmelerini nesnel düzlemde yapacaklardır. Görüldüğü kadarıyla belli bir muhalefetin olmayışı, daha doğrusu muhalif olanlara söz hakkı tanınmayışı kentin kimliğini yitirmesine de kapı aralıyor.</p>



<p>Ahmet Şefik, bütün bu sorunların odağında, yazılı basının yer veremeyeceği yazılarına alan açmak için www.viratrabzon.com adını verdiği siteyi kurdu. Bu sitede öncelikle yörenin sorunlarını irdeledi, mevcut siyasetin aksayan yanlarına tavır koydu, yapılan haksızlıkları dile getirdi, izleyicilerine yalnız olmadıklarını duyumsattı, onlara içten içe moral vermeye çalıştı.<br>1995’te Batum ve Kapuletti gezilerimizi anımsıyorum. Sevgili Ömer Güner’in Trabzon Gazeteciler Cemiyeti’nin başkanlığını yaptığı dönemde benim de katıldığım bir gezinin izlenimleri canlanıyor düşümde. Ömer Güner, Ahmet Şefik Mollamehmetoğlu, Turgay Beşyıldız, Refik Karaağaçlı… gezimize katılan gazeteciler…</p>



<figure class="wp-block-image"><img loading="lazy" decoding="async" width="1600" height="1200" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2020/09/ASM-2.jpg" alt="ASM 2" class="wp-image-335" title="&quot;Ölüm Adın Kalleş Olsun” Saygın Gazeteci Ahmet Şefik Mollamehmetoğlu da… 25" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2020/09/ASM-2.jpg 1600w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2020/09/ASM-2-300x225.jpg 300w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2020/09/ASM-2-1024x768.jpg 1024w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2020/09/ASM-2-768x576.jpg 768w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2020/09/ASM-2-1536x1152.jpg 1536w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2020/09/ASM-2-696x522.jpg 696w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2020/09/ASM-2-1068x801.jpg 1068w" sizes="auto, (max-width: 1600px) 100vw, 1600px" /></figure>



<p>Ömer Güner, benim de bu geziye katılmamı istemiş ben de böyle bir grupla Batum gezisine çıkmanın ilgi çekici olacağını düşünmüştüm. Trabzon’dan Batum’a şarkılar, türküler, şiirler, fıkralar eşliğinde güzel bir yolculuk yapmıştık. Refik Karaağaçlı, yol boyunca kemanını konuşturmuştu! Ahmet Şefik daha o günlerde -1995’te- Trabzon, liman ticareti, Kafkaslar, Acaristan, Rusya, İran, Türk Cumhuriyetleri… konusunda gelecekte ne gibi senaryolar yazılacağını hepimizin anlayacağı bir dille anlatıvermişti.</p>



<p>Ahmet Şefik’in payına zor zamanlarda gerçek gazetecilik yapma görev ve sorumluluğu düşmüştü. En zor koşullarda sözünü eğip bükmeden ortaya koyabilenlerdendi. Kimsenin adamı olmadan görevini yaptı. Emperyalizme karşı olduğu gibi, faşizme, ırkçılığa, her çeşit antidemokratik uygulamalara da karşı durdu. İnsan haklarına, özgürlüklere aykırı olan her tutuma tepki gösterdi. Yörenin sorunlarını yansıtmada önemli bir sorumluluk üstlendi. Bunları yaparken de özgün, pürüzsüz, duyarlı, etkili bir dil kullandı. Yüksek öğrenimi sırasında aldığı eğitim ve dönemin hocalarının konumu, onun yetişmesinde önemli etken oldu Köy enstitülü bir öğretmenin Mehmet Mollamehmetoğlu’nun oğlu olmasının da bunda büyük payı vardır.<br>Trabzon’un her kesimden insanı, onun cesaretinden, çabasından, tavrından, emeğinden, ürettiği yazılardan payına düşeni almıştır. Kentin toplumsal sorunlarına kafa yorup çözüm yolları ararken âşık olduğu Trabzon’un, bütün değerleriyle yok olmadan ayakta durabilmesinin de savaşımını vermiştir. Trafiğinden, tünellerine, yeni yollarının konumundan, mimari yapısına, tarihi geçmişinden doğasına, ürünlerin pazarlanmasından siyasi duruşuna değin pek çok alanda akılcı bir duruş ortaya koymuş bunların yanında kentin sanat ve kültür boyutunun yıllar öncesinde kalan güzelliklerle buluşması için elinden geleni yapmıştır.</p>



<figure class="wp-block-image"><img loading="lazy" decoding="async" width="940" height="400" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2020/09/ASM-6.gif" alt="ASM 6" class="wp-image-339" title="&quot;Ölüm Adın Kalleş Olsun” Saygın Gazeteci Ahmet Şefik Mollamehmetoğlu da… 26"/></figure>



<p>Ahmet Şefik, tek cümleyle mesleğinde görevini hakkıyla yapan gazetecilerden biriydi. Dostlarının sevgisini kazanmış, eleştirdiği kişi ve kesimlerle de diyaloğunu koparmamış, her şeyiyle daha yaşanılır bir kent, daha iyi bir ülke ve güzel bir dünya özlemiyle kalemini işlerli kılmıştır.</p>



<p>Kaybının çok büyük olduğunu biliyorum.</p>



<p>Ülkemizin ekonomik, kültürel, sosyal ve siyasal açıdan yaşadığı nice olumsuzluğun onun yaşamını etkilediğini düşünüyorum. Gergin bir ruh haliyle, elinden geldiğince her türlü engele karşı direndi. Sağlık koşulları bozulduğunda da işini aksatmadı.</p>



<p>Bir örnek gazeteci kimliği bıraktı hepimize.</p>



<p>Güle güle sevgili kardeşim! Unutulmayacak değerler arasına adını yazdırarak gittin.<br>Acınla birlikte, anılarının da varlığını sürdüreceğine inanıyorum.</p>



<figure class="wp-block-image is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://www.cumhuriyet.com.tr/Archive/2019/9/8/1569527_resource/kaybettik.jpg" alt="kaybettik" width="270" height="314" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR -11-Ahmet Şefik MOLLAMEHMETOĞLU 39"></figure>



<p><strong>AHMET ŞEFİK MOLLAMEHMETOĞLU KİMDİR?</strong></p>



<p><strong>Ahmet Şefik Mollamehmetoğlu</strong> Eylül 1962 tarihinde Trabzon/Akçaabat ilçesine bağlı Demirkapı Köyü’nde doğdu. Babası Mehmet Mollamehmetoğlu, emekli ilköğretim müfettişi, Annesi Elmas Mollamehmetoğlu ev hanımıdır. İki kız, iki erkek kardeşi ise öğretmendir. Ahmet Şefik’in diğer bir adı da Halil İbrahim’dir.<br>İlk okulu, Trabzon Merkez 24 Şubat İlkokulu’nda okudu. Trabzon Cumhuriyet Ortaokulu’ndan ve Trabzon Lisesi’nden mezun oldu. 1980 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın yayın Gazetecilik ve Halkla ilişkiler bölümüne girmeye hak kazandı. 9 Eylül 1980 yılında üniversiteye kayıt olduktan 3 gün sonra 12 Eylül 1980 darbesi gerçekleşti. Bu olayı <strong>A. Şefik</strong> ülke için bir kayıp ama özellikle gazetecilik mesleği için bir kazanç olarak niteliyor.<br>Üniversite hayatının 2 yılını öğrenci yurdunda 5 yılını ise evde geçirdi. Çok iyi bir eğitim aldı. Bunda <strong>Mümtaz Soysal, Ahmet Taner Kışlalı</strong> gibi hocalarının katkısı da inkar edilemez. Felsefe gruplarında, çeşitli tartışma toplantılarında başı çeken sosyal öğrencilerinden biriydi.<br>Bu dönemde amatör olarak mesleki denemelerde de bulunma fırsatı yakaladı. Bir grup arkadaşı ile <strong>“Görünüm”</strong> adlı okul gazetesini çıkardılar. Ayrıca ihtilal sonrası askeri idarenin had safha olduğu dönemde “Yeni Olgu” adıyla bir derginin çıkartılmasına katkı sağladı. İzmir, gibi yerlerde de temsilcilikleri vardı ve 20-25 bin tiraja ulaşabiliyordu.<br>Üniversitenin ilk üç sınıfını 3 yılda bitiren A. Şefik, 4. Sınıfı ise tam 4 yılda bitirdi. Bunun sebebiyse meslekte daha iyi pişmek idi. Öğrenciliğinin sürdüğü bu dönemde Türkiye’de söz ve nam sahibi pek çok gazeteci de yetişti. Reha Muhtar, Faruk Bildirici, Hulki Cevizoğlu ve Tayfun Taliboğlu, Ahmet Şefik’in okul arkadaşlarından sadece birkaç tanesidir.<br>Ahmet Şefik Mollamehmetoğlu profesyonel olarak gazeteciliği staj yaptığı <strong>Nokta</strong> <strong>Dergisi</strong>’nde 1982 yılında başladı. Politika muhabirliği yaptığı bu dergide tam anlamıyla bir staj yaptı. Ülkenin siyasi geçişte olduğu bu dönemde, gazeteciler açısından da en iyi dönemdi. Zira A. Şefik’in ilk görevi politika muhabiri olarak Çankaya’da Cinnah Caddesi’nde Büyük Türkiye Partisi’nin kuruluşuyla ilgili basın toplantısını izlemekti. İyi bir gazetecinin 4-5 yılda yetiştiği Türkiye’de bu yıllarda bir yıl onun için fazlasıyla yeterli oldu. 6 ay süreyle <strong>Nokta Dergisi</strong>’nde çalışan Ahmet Şefik artık resmen gazeteciydi.<br><strong>Nokta Dergisi</strong>’nin ardından <strong>Newspot</strong> gazetesinde görev aldı. Bu gazetedeki meslek hayatı aralıklarla 3 yıl sürdü. Başbakanlık Basın Yayın Müdürlüğünce İngilizce, Fransızca,Almanca ve Arapça çıkarılan <strong>Newspot</strong> gazetesinde de politika muhabiri olarak görev yaptı. Buradan <strong>Hürses </strong>gazetesine geçti. Buradaki görevi de kısa sürdü.<br>Son görev yeri <strong>Ulusal Basın Ajansı </strong>oldu. Aralıklarla 4 yıl sürdürdüğü bu görev onun gazeteciliğinin gelişmesinde de çok etkili oldu. Düşünme, araştırma, kavrama ve yazma pratikliğini bu görevi sırasında kazandı.<br>A. Şefik çalıştığı bütün gazetelerde politika, Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık muhabirliği yaptığı için Türkiye’nin hemen hemen her yerini görme fırsatını yakaladı.<br>Ankara’daki gazeteciliğini sona erdirerek 1990 yılında Trabzon’a gelen Ahmet Şefik’in bu tercihinin en büyük nedeni ailesinin Trabzon’da bulunmasıydı.<br>Trabzon’a geldiğinde Günaydın Trabzon büro şefliğine atandı. Ardında Y.Günaydın ve Güneş gazetelerinde çalışma fırsatı buldu. Günaydın gazetesinin ekonomik darboğaza girmesi maaşının ödenmemesine rağmen gazetesini habersiz bırakmayarak genç gazetecilere örnek olmayı bildi.<br>1992 yılında Cumhuriyet Gazetesi’nin Trabzon temsilciliğine atandı. Halen, Kuzey Expres Gazetesi’nde “Pencere” başlığı altında köşe yazarlığı yaptı. Daha sonra K.T.Ü İletişim Fakültesi’nde “Haber Toplama ve Yazma Teknikleri” dersleri verdi. Kurucusu olduğu <strong>“www.viratrabzon.com”</strong> haber sitesi yayın yönetmenliği yaptı.(2009-2019)<br>Trabzon Gazeteciler Cemiyeti üyesidir. Yönetimlerinde görevler aldı ve bir dönem de başkanlığı yaptı. Ayrıca, Türkiye Gazeteciler Sendikası, Çağdaş Gazeteciler Derneği üyesidir.<br>Eşi Cemile Hanım okul arkadaşı olup, Göksu Osman adında bir oğul babasıdır.</p>



<p>ESERLERİ&nbsp;</p>



<div class="wp-block-group"><div class="wp-block-group__inner-container is-layout-constrained wp-block-group-is-layout-constrained">
<p>1-Avrasya’nın Kilidi Karadeniz </p>



<p>2-Stratejik Savaşta Trabzon Bilmecesi </p>



<p>3-Darbe Yazıları </p>



<p>4-İhanet Hançer Lanet </p>
</div></div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://viratrabzon.com/trabzondan-cikan-hayatlar-11-ahmet-sefik-mollamehmetoglu-21559/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TRABZON&#8217;DAN ÇIKAN HAYATLAR -10- Recep YAZICIOĞLU</title>
		<link>https://viratrabzon.com/trabzondan-cikan-hayatlar-10-recep-yazicioglu-21240/</link>
					<comments>https://viratrabzon.com/trabzondan-cikan-hayatlar-10-recep-yazicioglu-21240/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Fatih KÖROĞLU]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 03 Jul 2023 07:43:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TRABZON'DAN ÇIKAN HAYATLAR]]></category>
		<category><![CDATA[Süper Vali Recep Yazıcıoğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://viratrabzon.com/?p=21240</guid>

					<description><![CDATA[<div><img width="1920" height="1080" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/07/R.Yazici.jpg" class="attachment-medium size-medium wp-post-image" alt="R.Yazıcı" style="margin-bottom: 15px;" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/07/R.Yazici.jpg 1920w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/07/R.Yazici-768x432.jpg 768w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/07/R.Yazici-1536x864.jpg 1536w" sizes="auto, (max-width: 1920px) 100vw, 1920px" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR -10- Recep YAZICIOĞLU 40"></div>BİYOGRAFİ &#124; Türkiye&#8217;nin Efsane Bürokratı, Süper Vali; Recep YAZICIOĞLU Mehmet Fatih KÖROĞLU / VİRA TRABZON HABER *** Recep Yazıcıoğlu, 2 Haziran 1948&#8217;de&#160;Trabzon&#8216;un&#160;Köprübaşı&#160;İlçesi&#8217;ne bağlı&#160;Yılmazlar&#160;Köyü&#8217;nde doğdu. İlkokula doğduğu köyde başladı fakat babasının görevi nedeniyle ilk ve orta öğrenimini&#160;Milas&#8216;ta, lise öğrenimini&#160;Aydın&#8216;da tamamladı.&#160;Adnan Kahveci&#160;ile çocukluk ve ilkokul arkadaşıdır.&#160;Ankara Üniversitesi-Hukuk Fakültesi&#8216;ni&#160;tamamladıktan sonra 1968&#8217;de&#160;Aydın&#8216;a maiyet memuru olarak atandı. 1971-1984 yılları arasında&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h3 class="wp-block-heading">BİYOGRAFİ | Türkiye&#8217;nin Efsane Bürokratı, Süper Vali; Recep YAZICIOĞLU</h3>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1279" height="719" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/07/image-edited.png" alt="image edited" class="wp-image-21251" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR -10- Recep YAZICIOĞLU 41" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/07/image-edited.png 1279w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/07/image-edited-768x432.png 768w" sizes="auto, (max-width: 1279px) 100vw, 1279px" /></figure>



<p><strong>Mehmet Fatih KÖROĞLU / VİRA TRABZON HABER</strong></p>



<h1 class="wp-block-heading">***</h1>



<p><strong>Recep Yazıcıoğlu</strong>, 2 Haziran 1948&#8217;de&nbsp;<strong>Trabzon</strong>&#8216;un&nbsp;<strong>Köprübaşı</strong>&nbsp;İlçesi&#8217;ne bağlı&nbsp;<strong>Yılmazlar</strong>&nbsp;Köyü&#8217;nde doğdu. İlkokula doğduğu köyde başladı fakat babasının görevi nedeniyle ilk ve orta öğrenimini&nbsp;<strong>Milas</strong>&#8216;ta, lise öğrenimini&nbsp;<strong>Aydın</strong>&#8216;da tamamladı.&nbsp;<strong>Adnan Kahveci</strong>&nbsp;ile çocukluk ve ilkokul arkadaşıdır.&nbsp;<strong>Ankara Üniversitesi-Hukuk Fakültesi</strong>&#8216;ni&nbsp;tamamladıktan sonra 1968&#8217;de&nbsp;<strong>Aydın</strong>&#8216;a maiyet memuru olarak atandı. 1971-1984 yılları arasında sırasıyla&nbsp;<strong>Kalkandere, Bahçe,&nbsp;Hamur,&nbsp;Ayvacık,&nbsp;Kırıkhan,&nbsp;Alaca,&nbsp;Akçakoca</strong> ilçelerinde kaymakamlık görevinde bulundu. 1975 yılında da asteğmen olarak&nbsp;<strong>Kara Kuvvetleri Komutanlığı</strong>&#8216;nda&nbsp;askerlik görevini tamamladı.</p>



<p>1984 yılında, 36 yaşında<strong>&nbsp;<em>en genç vali</em>&nbsp;</strong>olarak&nbsp;<strong>Tokat Valiliği&#8217;</strong>ne atanan <strong>Recep Yazıcıoğlu</strong> 14 Ağustos 1989&#8217;da <strong>Aydın Valisi</strong> olarak göreve başladı. 19 Ağustos 1991 tarihinde <strong>Erzincan Valiliği</strong>&#8216;ne, 26 Eylül 1999&#8217;da Merkez Valiliğine, 30 Ocak 2003&#8217;te de <strong>Denizli Valiliği</strong>&#8216;ne getirildi.</p>



<p>Gözlerinde oluşan <strong>&#8216;çift görme&#8217;</strong> rahatsızlığı için <strong>Ankara</strong>&#8216;ya tedavi olmaya gittiği ifade edilen Denizli Valisi <strong>Recep Yazıcıoğlu</strong>, <strong>2 Eylül 2003</strong>&#8216;te <strong>Eskişehir-Ankara</strong> Yolu üzerindeki Temelli Mahallesi yakınlarında geçirdiği trafik kazası sonucunda olaydan 2 gün sonra bitkisel hayata girerek, <strong>8 Eylül 2003</strong> tarihinde yaşama veda etti. Cenazesi&nbsp;<strong>Aydın</strong>&#8216;ın&nbsp;<strong>Söke</strong>&nbsp;İlçesi&#8217;nde <strong>10 Eylül 2003</strong>&#8216;te toprağa verildi.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="807" height="278" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/07/Recep-Kaza.png" alt="Recep Kaza" class="wp-image-21273" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR -10- Recep YAZICIOĞLU 42" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/07/Recep-Kaza.png 807w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/07/Recep-Kaza-768x265.png 768w" sizes="auto, (max-width: 807px) 100vw, 807px" /></figure>



<h1 class="wp-block-heading">***</h1>



<p>Efsane vali olarak <strong>Türkiye Cumhuriyeti</strong> tarihine adını yazdırmış bir yöneticiydi <strong>Recep Yazıcıoğlu</strong>&#8230; Sıra dışı yönetim şekli ve aykırılığıyla bir kesimin oklarını üzerine çekerken, bir kesimin de gönlünde taht kurmuştu. Ayrımcılık yapmaması,&nbsp;<strong>üstünlük</strong>&nbsp;taslamaması ve görev yaptığı yerleri iyileştirmek için kendini paralamasıyla tanınmış,&nbsp;<strong>Turgut Özal</strong>&nbsp;desteğiyle <strong>Türkiye</strong>’nin en genç valisi olmuştu.</p>



<p><strong>Erzincan Başpınar Köprüsü</strong>’nün bir an önce yapılması için çalışıp didinmiş, aynı anda hem valilik hem de şantiye şefliği yapmıştı. Evet,<strong>&nbsp;Recep Yazıcıoğlu kimdir</strong>&nbsp;denildiğinde söylenebilecek onca şeyden yalnızca birkaç tanesi bunlar. Ama gelin, daha fazlasını aşağıda birlikte inceleyelim.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter"><img decoding="async" src="https://img.paratic.com/dosya/2017/05/recep-yazicioglu-kimdir-kisaca-bilgi.jpg" alt="Recep Yazıcıoğlu Kimdir? Kısaca Bilgi" class="wp-image-84238" title="Recep Yazıcıoğlu Kimdir? Kısaca Bilgi"/></figure></div>


<p><strong>Recep Yazıcıoğlu</strong>, <strong>Türkiye</strong>’nin<strong>&nbsp;&#8216;gelmiş geçmiş en sıra dışı</strong>&nbsp;<strong>valisidir&#8217;</strong> ifadesi sanıyorum ki verilebilecek en kısa ve en öz cevaptır ama tabii ki yeterli değildir. O, görevi boyunca pek çok ilke imza atmış, kimileri için eli öpülecek insanken kimileri içinse bir an önce durdurulması gereken yasakçı vali olmuştur.&nbsp;<strong>Türkiye’nin en genç valisi</strong>&nbsp;olarak göreve başladıktan sonra pek çok şehir gezmiş, çalışmaları nedeniyle sık sık bir yerden başka bir yere sürgün gibi atanmıştır.</p>



<p>Yıllarca farklı farklı yerlerde görev yapan <strong>Yazıcıoğlu</strong>, olmaz denilen şeyleri oldurmuş, yıkılmaz sanılan tabuları yıkmış, hiçbir zaman kendisini halktan üstün görmemiş ve inanmadığı hiçbir şeye “eyvallah” etmemiştir. Sözleri ve çalışmalarıyla, birilerinin kovanına çomak sokan <strong>Yazıcıoğlu</strong>,&nbsp;<strong>Erzincan’da valilik yaptığı sırada</strong>&nbsp;birkaç yıllığına merkeze çekilmiştir. Valilik görevine geri dönmesinden bir müddet sonra ise 55 yıl önce dünyaya geldiği ay gibi yine bir&nbsp;<strong>Recep</strong>&nbsp;<strong>ayında</strong>&nbsp;geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybetmiştir.&nbsp;</p>



<h3 class="wp-block-heading">***</h3>



<p><strong>2 Haziran 1948</strong>’de <strong>Trabzon</strong>’un <strong>Köprübaşı</strong> İlçesi&#8217;nde dünyaya gelen <strong>Recep Yazıcıoğlu</strong>, müftü olan babası&nbsp;<strong>Mustafa</strong>&nbsp;ile annesi&nbsp;<strong>Fatma</strong>; oğullarına, içinde doğduğu ay dolayısıyla <strong>Recep</strong> adını vermiş&#8230;</p>



<p>Babasının tayininin <strong>Muğla Milas</strong>’a çıkmasının ardından <strong>Recep</strong>, evin işleriyle ilgilenmeye başlamış. O zamanlar kırsal kesimde yaşayan pek çok erkek çocuk gibi o da odun kesip, ekin biçmiş. Ardından annesi ve kardeşleriyle birlikte babasının yanına <strong>Milas</strong>’a taşınmış. </p>



<p>Bir süre <strong>Milas</strong>’ta kalan ve Lise eğitimini tamamlayan <strong>Recep Yazıcıoğlu</strong>,&nbsp;<strong>Ankara Üniversitesi-Hukuk Fakültesi’</strong>ni&nbsp;kazandıktan sonra eğitim için başkente gitmiş. Bir süre <strong>Ankara</strong>&#8211;<strong>Muğla</strong>&nbsp;arasında gel git yapan <strong>Yazıcıoğlu</strong>, sonunda mezun olmuş ve <strong>Aydın</strong>’a kaymakam vekili olarak atanmış. Altı ay boyunca ildeki bütün kurumlarda görev yapan <strong>Recep Yazıcıoğlu</strong>; o zamana kadar bildiği ama belki de bu kadar yakından tanık olmadığı işleyişi öğrenmiş. Memurların nasıl iş yaptığını, hemen halledilebilecek meselelerin nasıl ertelendiğini, halka karşı nasıl&nbsp;<strong>ters</strong>&nbsp;davranıldığını ve benzeri davranışları açıkça görmüş ve işte bu deneyimleriyle, sistemin değişmesi gerektiği kararını vermiş.</p>



<p>Kaymakam vekili olarak bir müddet görev yapmasının ardından <strong>Ankara</strong>’ya kaymakamlık kursuna çağrılmış. Kursu bitirdikten sonra ilk görev yeri olan <strong>Rize Kalkandere</strong>’ye kaymakam olarak atanmış. <strong>12 Mart Darbesi</strong> dönemine rastlayan ilk sınavını buradaki bir yol çalışması için veren&nbsp;<strong>Yazıcıoğlu</strong>, halkın yol yapımını engellemeye çalışmasına karşılık vermiş ve&nbsp;<strong>belinde silahı</strong>&nbsp;altında iş makinesiyle yolun açılmasını sağlamıştır.</p>



<p>Diğer kaymakamlara benzemeyen <strong>Yazıcıoğlu</strong>, daha ilk görevinde kendini belli ettiği için <strong>Ankara </strong>politikacılarıyla pek yıldızı barışmamıştır. <strong>Kalkandere</strong>’den sonra sürgün edilirmiş gibi pek çok yere ataması yapılmış,&nbsp;<strong>Adana, Ağrı, Çanakkale, Hatay, Çorum, Bolu</strong>&nbsp;ilçelerinde kaymakamlık yapmıştır.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1000" height="600" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/07/image-11.png" alt="image 11" class="wp-image-21270" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR -10- Recep YAZICIOĞLU 43" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/07/image-11.png 1000w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/07/image-11-768x461.png 768w" sizes="auto, (max-width: 1000px) 100vw, 1000px" /></figure>



<p>Tayin edildiği her yerde dikkatleri üzerine çeken <strong>Yazıcıoğlu</strong>, adam kayırmadığı ve aslında yapması gereken işi yaptığı için çoğu bürokrat tarafından da sevilmemiştir. Yaptığı değişikliklerden bir tanesi, <strong>Çorum</strong>’da kaymakamlık yaptığı sırada odasının kapısına astırdığı <strong>“kapıyı vurmadan girin”</strong> şeklindeki ibaredir. Ayrıca <strong>Akçakoca</strong> Kaymakamı iken kahvehaneleri kıraathanelere dönüştürerek, ilçede okuma seferberliği başlatmış. Kaymakam olarak benzeri dikkat çeken çalışmalara imzasını atan <strong>Yazıcıoğlu</strong>’nun namı hükümete kadar ulaşmış. O zamanlar başbakan olan <strong>Turgut Özal</strong> da müsteşarından genç kaymakamı izlemesini emretmiş.</p>



<p>Beklediği gibi sonuçlarla karşılaşan <strong>Özal</strong>, <strong>Yazıcıoğlu</strong>’nun ismini valiler kararnamesine yazdırmış, ancak dönemin Cumhurbaşkanı <strong>Kenan Evren</strong>, kaymakamın yaşının çok genç olduğunu sürerek bu karara itiraz etmiş. Neticede ise <strong>Özal</strong> baskın gelmiş ve <strong>Recep Yazıcıoğlu</strong> 36 yaşında Türkiye’nin en genç valisi olarak <strong>Tokat</strong>’a atanmıştır. Burada ilk olarak eğitim konusunda çalışmalara başlayan <strong>Vali Yazıcıoğlu</strong>, ahır gibi yerlerde okuyan öğrenciler için yeni derslikler yapılmasını sağlamış ve hizmetlerine devam etmiştir.</p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/07/image-4.png" alt="image 4" class="wp-image-21257" width="806" height="390" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR -10- Recep YAZICIOĞLU 44"></figure>



<p>Öncü olarak yaptırdığı dersliklerin inşaatında işçilerle birlikte kendisinin de çalışması, İlk başlarda halk tarafından şaşkınlıkla karşılanmış, <strong>“böyle vali olur mu”</strong> diyenler olsa da; daha sonra <strong>Yazıcıoğlu</strong>’nu yere göğe sığdıramayanlar arasına katılmışlardır. </p>



<p>Karakolu <strong>“pembekol”</strong> olarak ifade etmesi, kola yerine süt ve ayran için demesi, içtenliği, yeri geldiğindeyse sertliği ile dilden dile dolaşan vali olmuştur.</p>



<p><strong>Süper vali </strong>gibi isimlerinin yanı sıra <strong>IV. Murat</strong> olarak da anılan <strong>Yazıcıoğlu</strong>’na böyle denmesinin nedeni getirdiği yasaklarmış. Resmi dairelerde belirli saat ve yerler dışında çay, sigara, kahve içmeyi, kahvehanelerde oyun oynamayı, içkili yerlerde belirli bir miktardan sonra alkol almayı yasaklayan <strong>Yazıcıoğlu</strong>, <strong>IV. Murat</strong> olarak anılmaktan pek hoşnut olmamış ama bu yakıştırmanın yanında yılın bürokratı olarak da anılmıştır.</p>



<p><strong>Aydın Valisi Olduğunda Başhekimi Görevden Almış?</strong></p>



<p><strong>Tokat</strong>’tan sonra <strong>Aydın</strong>’a atanan <strong>Yazıcıoğlu</strong>, gittiği her ilde <strong>“yasakçı vali geldi” </strong>gibi deyimlerle karşılaşmış. <strong>Aydın</strong>’da pek hoş karşılanmayan <strong>Yazıcıoğlu</strong>, buradan da <strong>Erzincan</strong>’a gönderilmiş. Ama daha önce birilerini rahatsız edecek birkaç değişiklik yapabilmiş. Bunlardan bir tanesi bir başhekimi görevinden almasıymış.</p>



<p><strong>Aydın Valiliği</strong>’ne atandığında, henüz üç dört günlük valiydi. <strong>Nazilli SSK Hastanesi</strong> ile ilgili bir şikayet kulağına geldi. Hiç vakit&nbsp;kaybetmeden tebdil-i kıyafet hastaneye gitti. Acil bölümünden içeri girdi ve görevli bir hemşireye <strong>“Başhekimin odası nerede?”</strong> diye sordu.<br>Hemşire şöyle bir baktı <strong>Yazıcıoğlu</strong>’na ve küçümseyici bir ses tonuyla&nbsp;<strong>“Üst kata çık, koridorun sonundan sağa dön, sondaki oda”</strong>&nbsp;dedi.</p>



<p>Yazıcıoğlu üst kata çıktı. Başhekimin odasını buldu. Kapısı açıktı ama başhekim odasında yoktu.<br>İçeri girdi. Tam o sırada başhekim geldi ve<strong>&nbsp;“Buyurun ne istiyorsunuz?”</strong>&nbsp;diye sordu.<br><strong>Yazıcıoğlu</strong>; rahatsız olduğunu, tedavi olmak istediğini ama parası olmadığını söyledi.<br>Başhekim kendisine&nbsp;<strong>“Burası hayır kurumu değil, paran yoksa tedavi olamazsın”</strong>&nbsp;cevabını verdi.<br>Yazıcıoğlu,&nbsp;<strong>“Devletin görevi vatandaşına bakmak değil mi doktor bey?”</strong>&nbsp;dedi.<br>Başhekim sinirlendi ve Yazıcıoğlu ’nu odasından kovdu.</p>



<p>Sessizce aşağı indi, hastanenin iki sokak ötesinde beklettiği makam aracına bindi.<br>Arabada onu bekleyen yardımcısına&nbsp;<strong>“Gerekli yazışmalar hemen bugün yapılsın yarın görevden alınma yazısını kendisine bizzat ben vereceğim”</strong>&nbsp;dedi…<br>Ertesi gün bu sefer resmi makam aracı, kravatlı, takım elbiseli olarak elinde bir kağıtla hastaneye gitti.<br>Bu sefer makam aracı hastane girişine kadar geldi. Herkes şaşkındı.<br>Dün gördükleri yamalı pantolonlu, kasketli, yırtık gömlekli adamın meğerse yeni atanan <strong>Aydın Valisi</strong> olduğunu öğrendiler.</p>



<p>Hiç vakit kaybetmeden başhekimin odasına çıktı, içeri girdi. Başhekim dona kaldı. <strong>“Siz? Ama siz!”</strong>&nbsp;dedi.<br><strong>Yazıcıoğlu</strong>, “<strong>Bugün itibariyle başhekimlik unvanından azledilmiş bulunmaktasınız”</strong>&nbsp;dedi ve elindeki görev azli belgesini uzattı.<br><strong>Peki sonra ne mi oldu?</strong><br>İstedikleri şeyleri ve tayinlerini yaptıramayanlar valiyi&nbsp;<strong>Ankara’ya şikayet etti ve Yazıcıoğlu Aydın’dan Erzincan’a gönderildi.</strong></p>



<p>Bu olay neticesinde şikayete konu olan ve <strong>Erzincan</strong>&#8216;a tayin edilen <strong>Yazıcıoğlu</strong>, tayin haberini aldığında <strong>Özal</strong>’ı arayarak <strong>“üstsüzlere karşı bir hata mı yaptık da defterimizi dürdünüz” </strong>demiş. </p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/07/image-8.png" alt="image 8" class="wp-image-21262" width="808" height="394" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR -10- Recep YAZICIOĞLU 45"><figcaption class="wp-element-caption"><strong><em>Türkiye’nin En Genç Valisi&nbsp;Turgut Özal ile Birlikte</em></strong></figcaption></figure>



<p><strong>Erzincan</strong>’daki görevinin ilk yıllarında yaşanan deprem yüzünden büyük bir hayal kırıklığı yaşamış olan Vali <strong>Recep Yazıcıoğlu</strong>, yerle bir olan şehir, enkaz altında hayatını kaybedenler, yakınlarını arayan perişan insanlar valiyi derinden etkilemiş.</p>



<p>Günlerce uyku uyumayan vali sonunda şehrin yaralarını sarmak için kollarını sıvamış ve sadece 8 ayda halkla birlikte şehri ayağa kaldırmayı başarmış. Fakat <strong>Erzincan</strong>’da onu bekleyen bir olay daha vardır. <strong>5 Temmuz 1993</strong>’te, <strong>Sivas Katliamı</strong>’ndan yalnızca 3 gün sonra <strong>Başbağlar Katliamı</strong> yapılmış ve Kadın, erkek ve çocuklardan oluşan 33 kişinin bir camide canice katledildiği haberini almış.</p>



<p>Teröristlerin katliam yeri olarak <strong>Başbağlar</strong>’ı seçmesinin nedenini; şehirle arasında köprü bağlantısı bulunmaması olduğunu fark eden <strong>Yazıcıoğlu</strong>, bağlantıyı sağlayacak bir köprü inşaatına karar vermiş. Devletin yıllardır yapamadığı ve <strong>1 trilyon</strong> maliyet çıkardığı köprüyü 8 ayda <strong>300 milyar</strong> maliyetle tamamlamış.</p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/07/Recep-Kopru.png" alt="Recep Kopru" class="wp-image-21274" width="808" height="222" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR -10- Recep YAZICIOĞLU 46" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/07/Recep-Kopru.png 807w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/07/Recep-Kopru-768x210.png 768w" sizes="auto, (max-width: 808px) 100vw, 808px" /></figure>



<p><strong>Yazıcıoğlu</strong>’nun bu projesi yıllar sonra <strong>Köprü</strong> isimli diziye ve <strong>Vali</strong> isimli filme konu olmuş. Günlerce göl kenarında yatan, şortu ve yalın ayaklarıyla inşaatta çalışan <strong>Yazıcıoğlu</strong>, bir kez daha olmaz denileni oldurmuş ve insanların takdirini kazanmıştı.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/07/image-10-edited.png" alt="image 10 edited" class="wp-image-21269" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR -10- Recep YAZICIOĞLU 47" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/07/image-10-edited.png 1024w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/07/image-10-edited-768x432.png 768w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption class="wp-element-caption"><strong>Vali Recep Yazıcıoğlu,</strong> yapımına öncülük ettiği <strong>Erzincan Başpınar Köprüsü</strong> inşaatına bakarken.</figcaption></figure>



<p>Aynı dönemler <strong>Yazıcıoğlu</strong>’nun dikkatleri üzerine çektiği bir diğer olay da, <em><strong>emniyet müdürlerinin vali olarak atanması</strong></em> karşısında yaptığı yorumlar olmuştur. <em><strong>Polisten vali olmayacağını</strong></em> söyleyen <strong>Yazıcıoğlu</strong>, <strong>Ankara</strong>’nın tepkisini çekmiş ve <em>bir gece yarısı aldığı telefonla <strong>Merkez Valiliği</strong>&#8216;ne alındığını</em> öğrenmiş, duruma çok içerlese de ailesiyle birlikte <strong>Ankara</strong>’nın yolunu tutmuştur. Bu dönemde <strong>Türkiye</strong>’nin pek çok ilini gezerek konferanslar veren <strong>Yazıcıoğlu</strong>, gelen siyasi teklifleri de hep geri çevirmiştir. </p>



<p>3.5 yıllık Merkez Valiliği (kendi ifadesi ile dinlenme dönemi) döneminin ardından <strong>Denizli</strong>’ye atanan <strong>Yazıcıoğlu</strong>, yeniden aktif olarak görev yapma heyecanıyla yeni projeler üzerinde çalışmaya başlamış. Fakat gözlerindeki rahatsızlık onu engelliyormuş. Son zamanlarda görme problemleri yaşayan vali, muayene olmak için <strong>Ankara</strong>’ya gitmeye karar vermiş. Şoförüne kendi aracını hazırlamasını söylemiş. Çünkü o özel işlerinde hiçbir zaman makam arabasını kullanmazmış. Aynı gün <strong>Denizli Ziraat Odası Başkanı Haldun Tellioğlu</strong> ile telefon konuşması yapan <strong>Yazıcığlu</strong>, <strong>Tellioğlu</strong>’nun başkente birlikte gitme teklifini kabul etmiş ve <strong>Tellioğlu;</strong> <em><strong>“valime Mercedes yakışır” </strong></em>diyerek bir arkadaşının arabasını ödünç almış, şoför olarak da çaycısını görevlendirmiştir. Kendi aracıyla gitmek istemesine rağmen <strong>Tellioğlu</strong>’nun yoğun ısrarları sonucunda <strong>Mercedes</strong>’e binmeyi kabul etmiş <strong>Yazıcıoğlu</strong>.</p>



<p><strong>Tellioğlu</strong>’nun çaycısının kullandığı araç, <strong>Ankara</strong>’ya 36 km kala aşırı hızdan dolayı takla atarak duvara çarpmış. <strong>Ziraat Odası Başkanı</strong> olay yerinde hayatını kaybederken <strong>Yazıcıoğlu</strong> araçtan dışarı fırlayarak ağır yara almış. Hastaneye kaldırılan<strong> Vali</strong> 5 günlük yaşam savaşının sonunda, <strong>8 Eylül 2003</strong>’te hayata veda etmiş. <strong>Mercedes</strong>’in şoförlüğünü yapan <strong>çaycı</strong> ise kazadan yara almadan kurtulmuş.</p>



<p>Eşi <strong>Meryem Yazıcıoğlu</strong>, kızları <strong>Rüveyda</strong> ile <strong>Necla</strong> ve oğlu <strong>Mehmet Kemal</strong> ile birlikte binlerce kişiyi yasa boğan olay, üzerinden yıllar geçmesine rağmen unutulmamış. Çoğu kişi bu kazanın bir suikast olduğunu düşünse de iddiaları doğrulayacak kanıtlara hiçbir zaman ulaşılamamış ama bu şüpheli ölümün arkasında başka kişilerin olabileceği ihtimali hala konuşulmaktadır.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="807" height="237" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/07/Recep-Haber-Ici.png" alt="Recep Haber Ici" class="wp-image-21275" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR -10- Recep YAZICIOĞLU 48" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/07/Recep-Haber-Ici.png 807w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/07/Recep-Haber-Ici-768x226.png 768w" sizes="auto, (max-width: 807px) 100vw, 807px" /></figure>



<h1 class="wp-block-heading">***</h1>



<p>Devlet Sisteminin işleyişine sık sık ağır eleştiriler getiren <strong>Yazıcıoğlu</strong>, halkın sistemin içerisinde olmadığını, bundan dolayı&nbsp;bürokrasinin&nbsp;hantallaştığı ve bu yüzden&nbsp;<strong><em>yerinden yönetim</em>&nbsp;</strong>sisteminin uygulanması gerektiğini dile getirmiştir. Sosyal medyada paylaşım rekorları kıran ve köşe yazılarına konu olan sözleri ise çoğulculuk ve eğitime bakışını net bir biçimde ortaya koymaktadır:</p>



<p>Vilayet yönetimleri dönemindeki uygulamaları üniversitelerde tez konusu olan <strong>Recep Yazıcıoğlu&nbsp;Tokat Valiliği</strong> sırasında&nbsp;<strong>torba bütçe&nbsp;uygulaması</strong> ile&nbsp;<em>Cumhuriyetten bu yana yapılan dersliklerden daha fazla derslik</em>&nbsp;kazandırmıştır.</p>



<p><strong>Yazıcıoğlu, Erzincan Valiliği</strong> sırasında&nbsp;doğa sporları&nbsp;ile uğraşmış ve yörenin doğa sporları turizmine açılmasına katkı sağlamıştır. Bölgede <strong>Rize</strong> (<strong>Fırtına Deresi</strong>) başta olmak üzere birçok ilde raftingi tanıtmış ve eğitimler düzenlemiştir. Bu sayede günümüzde raftingin hem spor olarak hem de turizm açısından önemli bir yere gelmesinde katkısı çoktur. Doğa sporlarına özellikle raftinge olan ilgi ve katkısı&nbsp;<strong>Denizli Valiliği</strong>&nbsp;sırasında da devam etmiştir.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>TAKIM ELBİSE GİYMEYEN VALİ</strong></h3>



<p><strong>Efsane Vali</strong>, görev aldığı tüm yerlerde ismini tanımayan ise yoktur. Halk ile birlikte olan <strong>Yazıcıoğlu</strong>, takım elbise giymeyi hiç sevmezdi. Tişört ve şort ise en sevdiği elbiseydi.</p>



<p><strong>Recep Yazıcıoğlu</strong>, Erzincan Valiliği döneminde doğa sporları ile uğraşmaya başlamış ve yörenin doğa sporları turizmine açılmasına katkı sağlamıştır. Doğa sporlarına özellikle rafting ile ilgili ve katkısı Denizli Valiliği sırasında da devam etmiştir.</p>



<p>Alaca Kaymakamı olduğu dönemde ilk defa makam odasına Kapıyı vurmadan girin, şeklinde bir yazı asar ve halk ilk defa böyle bir şey ile karşılaştığı için kapının boyalı olduğunu düşünür. Yazı uzun süre asılı kalınca her kaymakamın iyi niyetini anlar.</p>



<p><strong>Erzincan</strong>&#8216;a yeni atandığı günlerden biriydi. Öğle paydosunda makamına dönen <strong>Vali Yazıcıoğlu</strong>, yazı işleri şefliğinin kapısında bekleyen yaşlıca bir kadını görür: <strong><em>&#8220;Teyzeciğim, bir işin mi vardı? Neden bekliyorsun?</em></strong> diye sorar. Yaşlı kadının cevabını dinledikten sonra, elinde işaret ettiği resmi evrağı alarak şefliğe girer. Daktiloda gerekli yazıları yazar, mührü vurur ve imzayı atar. Elinde bir kaç evrakla birlikte vali yazan odaya girer ve masanın üzerinde mühür ve imza işlerini tamamlar. Her iki odada ki işlemleri göz ucuyla izleyen yaşlı kadına evrakları teslim eder ve gerekli yönlendirmeleri yapar. İşlemlerinin yapılmış olmasına sevinen yaşlı kadın, biraz da endişeli bir ses tonuyla; <strong><em>&#8220;evladım, Allah razı olsun senden. İşlemlerimi hallettin ama vali bey size kızmasın sonra?&#8221;</em></strong> deyince; <strong><em>&#8220;Kızmaz, Teyzeciğim kızmaz&#8221;</em></strong> diye cevap verir&#8230; </p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/07/image-6.png" alt="image 6" class="wp-image-21260" width="809" height="462" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR -10- Recep YAZICIOĞLU 49"></figure>



<h3 class="wp-block-heading">Hatırası</h3>



<p><strong>Denizli</strong>&#8216;nin&nbsp;<strong>Acıpayam</strong>&nbsp;ilçesine bağlı&nbsp;<strong>Eskiköy</strong>&#8216;de vatandaşlar tarafından yaptırılarak iki köyü birbirine bağlayan köprüye trafik kazasında yaşamını yitiren eski valisi <strong>Recep Yazıcıoğlu</strong>&#8216;nun adı verildi.</p>



<p><strong>Denizli</strong>&#8216;de&nbsp;İncilipınar&nbsp;mevkisinde yapılan ve&nbsp;Ege Bölgesi&#8217;nin en büyük parkına adı verildi.</p>



<p><strong>Kemaliye-Başpınar</strong> arasında&nbsp;Karasu Nehri&nbsp;üzerinde (Fırat Nehri&#8217;nin Kemaliye ilçesinden geçen kolu) yapılan, yapımında Recep Yazıcıoğlu&#8217;nun çok emeğinin geçtiği ve&nbsp;Köprü&nbsp;dizisine&nbsp;de konu olan köprünün adı Vali Recep Yazıcıoğlu Köprüsü yapıldı.</p>



<p><strong>Erzincan</strong>&#8216;ın&nbsp;Kemaliye&nbsp;ilçesi ile Çaltı İstasyonu arasındaki en uzun kara yolu tüneline adı verildi.</p>



<p><strong>Aydın</strong>&nbsp;il merkezinde Aydın Belediyesince yaptırılan kültür merkezine adı verildi.</p>



<p><strong>Tokat</strong>&nbsp;il merkezindeki eski SSK Devlet Hastanesinin adı, Tokat Vali Recep Yazıcıoğlu Devlet Hastanesi olarak değiştirildi.</p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/07/image-3.png" alt="image 3" class="wp-image-21256" width="809" height="455" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR -10- Recep YAZICIOĞLU 50" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/07/image-3.png 776w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/07/image-3-768x432.png 768w" sizes="auto, (max-width: 809px) 100vw, 809px" /></figure>



<p><strong>Yazar&nbsp;Ayşe Kulin</strong>&nbsp;tarafından kaleme alınan&nbsp;<em><strong>Köprü</strong></em>&nbsp;adlı romandan esinlenilerek çekilen ve Star TV&#8217;de&nbsp;<strong>Erzincan&nbsp;Valiliği </strong>sırasında yapılması için büyük emek harcadığı <strong>Başpınar Vali Recep Yazıcıoğlu Köprüsü</strong>&#8216;nün konu edildiği bir dizi film yayınlanmıştır. Dizide valiyi sanatçı&nbsp;<strong>Erdal Beşikçioğlu</strong>&nbsp;canlandırmıştır.&nbsp;Valinin karakter ismi dizideki ve diziden sonra devam eden <strong>&#8220;Vali&#8221;</strong> filminde <strong>Faruk Yazıcı</strong>&#8216;dır.</p>



<p>9 Ocak 2009&#8217;da gösterime giren&nbsp;<strong>Vali</strong>&nbsp;filminde ise Vali <strong>Recep Yazıcıoğlu</strong>&#8216;nun <strong>Denizli</strong>&#8216;deki uranyum&nbsp; rezervlerini <strong>Amerikan</strong> firmasının kullanımına açmadığı için suikasta kurban gittiği iddia edilmektedir.</p>



<h1 class="wp-block-heading">***</h1>



<p>Tarih <strong>26 Eylül 1999</strong>&#8230; <strong>Erzincan Valisi</strong> <strong>Recep Yazıcıoğlu</strong>, &#8216;<em><strong>emniyet müdürlerinin vali olarak atanması&#8217;</strong></em> ile ilgili çıkarılan kararname hakkında yaptığı yorumlar ile ülke kamuoyunun gündemine gelir. <em><strong>Polisten vali olmayacağını</strong></em> söyleyen <strong>Yazıcıoğlu</strong>, <strong>Ankara</strong>’nın tepkisini çeker ve <em>bir gece yarısı gelen telefonla <strong>Merkez Valiliği</strong>&#8216;ne alındığını</em> öğrenir, duruma çok içerlese de ailesiyle birlikte <strong>Ankara</strong>’nın yolunu tutar.</p>



<p>Tam o tarihlerde, gerek <em>emniyet müdürlerinin vali olarak atanması</em> konusu gerekse de <em><strong>Erzincan Valiliği</strong>&#8216;nden <strong>Merkez Valiliği&#8217;</strong>ne atanması</em> ile gündem olan <strong>Vali Recep Yazıcıoğlu</strong>, <strong>Mehmet Ali Birand</strong>&#8216;ın hazırlayıp sunduğu <strong>32.Gün</strong> programına konuk olur. <strong>Mehmet Ali Birand</strong>&#8216;ın önemli bir program için <strong>ABD</strong>&#8216;de bulunması sebebiyle program ekibinden <strong>Cüneyt Özdemir</strong>&#8216;in sorularını yanıtlayan <strong>Vali Yazıcıoğlu</strong>&#8216;nun açıklamaları, yine gündem olacak cinstendir.</p>



<h3 class="wp-block-heading">İşte &#8216;Süper Vali&#8217; Recep Yazıcıoğlu&#8217;nun konuk olduğu 32.Gün programı</h3>



<figure class="wp-block-embed is-type-video is-provider-youtube wp-block-embed-youtube wp-embed-aspect-16-9 wp-has-aspect-ratio"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<iframe loading="lazy" title="&#039;Süper Vali&#039; Recep Yazıcıoğlu 32. Gün&#039;de" width="750" height="422" src="https://www.youtube.com/embed/Q0aDAMmVP3k?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" allowfullscreen></iframe>
</div></figure>



<h3 class="wp-block-heading">FOTO GALERİ</h3>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="807" height="315" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/07/Recep-Yazicioglu-Kapak.png" alt="Recep Yazicioglu Kapak" class="wp-image-21277" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR -10- Recep YAZICIOĞLU 51" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/07/Recep-Yazicioglu-Kapak.png 807w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/07/Recep-Yazicioglu-Kapak-768x300.png 768w" sizes="auto, (max-width: 807px) 100vw, 807px" /></figure>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://viratrabzon.com/trabzondan-cikan-hayatlar-10-recep-yazicioglu-21240/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TRABZON&#8217;DAN ÇIKAN HAYATLAR -9- Sabahattin ALİ</title>
		<link>https://viratrabzon.com/trabzondan-cikan-hayatlar-9-sabahattin-ali-20652/</link>
					<comments>https://viratrabzon.com/trabzondan-cikan-hayatlar-9-sabahattin-ali-20652/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Fatih KÖROĞLU]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 02 Apr 2023 15:47:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TRABZON'DAN ÇIKAN HAYATLAR]]></category>
		<category><![CDATA[Anma]]></category>
		<category><![CDATA[Başın Öne Eğilmesin]]></category>
		<category><![CDATA[Göklerde Kartal Gibiydim]]></category>
		<category><![CDATA[Leylim Ley]]></category>
		<category><![CDATA[Sabahattin Ali]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://viratrabzon.com/?p=20652</guid>

					<description><![CDATA[<div><img width="1920" height="1080" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/04/Sabahattin-Ali.png" class="attachment-medium size-medium wp-post-image" alt="Sabahattin Ali" style="margin-bottom: 15px;" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/04/Sabahattin-Ali.png 1920w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/04/Sabahattin-Ali-768x432.png 768w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/04/Sabahattin-Ali-1536x864.png 1536w" sizes="auto, (max-width: 1920px) 100vw, 1920px" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR -9- Sabahattin ALİ 52"></div>Mücadele Dolu Bir Yaşam ve Bir Ömrü Meskensiz Geçiren Adam&#8230; Şair ve Yazar Sabahattin ALİ Hazırlayan: Mehmet Fatih KÖROĞLU / VİRA TRABZON HABER 25 Şubat 1907’de Gümülcine sancağına bağlı olan Eğridere’de dünyaya gelen Sabahattin Ali, asker kökenli bir ailenin çocuğudur. Trabzonlu bir aileye mensup olan Sabahattin Ali&#8216;nin büyükbabası Bahriye Alay Emini Oflu Salih Efendi&#8216;dir. Babası&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h3 class="wp-block-heading">Mücadele Dolu Bir Yaşam ve Bir Ömrü Meskensiz Geçiren Adam&#8230; Şair ve Yazar Sabahattin ALİ</h3>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/04/image-1-edited.png" alt="image 1 edited" class="wp-image-20660" width="809" height="506" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR -9- Sabahattin ALİ 53" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/04/image-1-edited.png 1200w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/04/image-1-edited-768x480.png 768w" sizes="auto, (max-width: 809px) 100vw, 809px" /></figure>



<p><strong><em>Hazırlayan: Mehmet Fatih KÖROĞLU / VİRA TRABZON HABER</em></strong></p>



<p><strong>25 Şubat 1907</strong>’de <strong>Gümülcine</strong> sancağına bağlı olan <strong>Eğridere</strong>’de dünyaya gelen <strong>Sabahattin Ali</strong>, asker kökenli bir ailenin çocuğudur. <strong>Trabzonlu</strong> bir aileye mensup olan <strong>Sabahattin Ali</strong>&#8216;nin büyükbabası <strong>Bahriye Alay Emini Oflu Salih Efendi</strong>&#8216;dir. Babası piyade yüzbaşısı <strong>Salahattin Bey</strong>, annesi ise yine bir asker çocuğu olan <strong>Hüsniye Hanım</strong>’dır. <strong>Salahattin Bey</strong> jöntürkleri destekleyen, oğluna ismini verdiği <strong>Prens Sabahattin</strong> ve <strong>Tevfik Fikret</strong> ile dostlukları bulunan biridir. <strong>Salahattin Bey</strong>’in askerlikten istifa etmesi sebebiyle aile <strong>Edremit’</strong>e yerleşir. Böylelikle bir ömrü meskensiz geçiren bir adam için ilk yolculuk yapılmış olur. 1914 yılında I. Dünya Savaşı nedeni ile <strong>Salahattin Bey</strong> askere alınınca, aile <strong>Çanakkale</strong>’ye geçer. 1918 senesine kadar savaşın olduğu bu bölgede kalmak, <strong>Sabahattin Ali</strong>’yi oldukça etkileyecektir.</p>



<p>Çocukluğunun genelinde annesinin rahatsızlığı ile sıkıntılı günler geçiren <strong>Sabahattin Ali</strong>, babasının işlerinin bozulması ve ailenin ekonomik durumu nedeniyle de erken yaşlarda hayat mücadelesinin içinde yer alır. Histeri olan annesinin tüm olumsuzluklarına, kendisi ve iki kardeşi için göğüs gerdiğini düşündüğü babasının, onun gözünde çok ayrı bir yeri vardır. Nitekim babasının ardından, “Hayatımın direği yıkıldı sandım!” diyecektir. <strong>Sabahattin Ali</strong>’nin, eserlerindeki gerçekçiliğin temellerini atan Salahattin Bey’in gözündeki değerini onun için yazdığı Babam İçin adlı şiirde bulmak da mümkündür.</p>



<p>Eğitimine <strong>İstanbul Üsküdar Doğancılar</strong>&#8216;daki <strong>Füyûzat-ı Osmaniye Mektebi</strong>’nde başlayan <strong>Sabahattin Ali</strong>, ailesinin <strong>Çanakkale</strong>’ye gitmesi ile <strong>Çanakkale İbtidaî Mektebi</strong>’ne girer. Okul savaş nedeniyle öğretmensiz kalınca kapansa da, babası ve diğer subayların yardımı ile tekrar açılır ve Türkçe derslerini Salâhattin Bey verir. Aile 1918’de Salahattin Bey’in askerlikten istifası üzerine İzmir’e yerleşir. İzmir’in Yunan işgaline uğraması sonucu Edremit’e, annesinin ailesinin yanına gitmek zorunda kalırlar. Bu süreçte Sabahattin Ali Edremit İdadisi’ne devam eder. Bu yıllarda okumaya düşkün, başarılı, zeki bir çocuktur. 1921 senesinde eğitimine devam etmek için İstanbul’a, dayısının yanına gelir; ancak bir yere giremeyince bir yıl sonra <strong>Balıkesir Dârülmuallimîn</strong>’e girer. Sabahattin Ali aslında baba mesleğine devam etmek, orduya katılmak istemişse de, o yıl askerî okula öğrenci alınmayınca bu isteğini hayata geçiremez.</p>



<p>İlk öyküsü <strong>Horoz Mehmet</strong>’i bu yıllarda kaleme almış ve şiir yazmaya başlamıştır. Okumayı ve okulunu seven Sabahattin Ali için ilk şikâyet (ya da ilk ihbar) o yıllarda olur ve intihara giden bu yolda, çabuk döndürülse de, okul gözünde soğur. Öğretmenlerinin desteği ile İstanbul Öğretmen Okulu’na geçiş yapar. Son sınıfı burada tamamlayan <strong>Sabahattin Ali</strong>, 1927 senesinde okulu bitirip <strong>Yozgat Cumhuriyet Mektebi</strong>’ne atanır. Bir yıl ilkokul öğretmenliği yaptığı <strong>Yozgat</strong>’ta çok bunalır. İstanbul özlemini,&nbsp;<em>“İstanbul hasreti fena halde beni sardı. Evleri, sokakları, denizleri, insanları gözümden gitmiyordu…”</em>&nbsp;şeklinde ifade ederken, bu yıllar <strong>Bir Siyah Fanila için</strong> adlı hikâyesinin temelini teşkil eder.</p>



<p>1928 senesinin yazında İstanbul’a gelen Sabahattin Ali, <strong>Maarif Vekâleti</strong>’nin yabancı dil öğretmeni yetiştirmek için Avrupa’ya öğrenci göndereceği haberi üzerine sınava girer ve sınavda başarılı olarak Almanya’ya gider.</p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/04/image-4.png" alt="image 4" class="wp-image-20663" width="808" height="396" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR -9- Sabahattin ALİ 54" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/04/image-4.png 770w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/04/image-4-768x376.png 768w" sizes="auto, (max-width: 808px) 100vw, 808px" /></figure>



<p>Sabahattin Ali, Almanya’da önce bir kadının evinde pansiyoner olarak kalmaya başlar, 15 gün <strong>Berlin</strong>’de, 1 yıl kadar da <strong>Postdam</strong>’da kalır. Almancasını ilerletmek için özel kurslara devam eder. Bu arada okumalarını yoğunlaştıran, özellikle <strong>Ivan Turgenyev, Maksim Gorki, Knut Hamsun</strong> gibi isimleri okuyan <strong>Sabahattin Ali</strong>, <strong>Terkib-i Bend</strong>’i tamamlar. Bir taraftan şiir yazımına devam ederken, Berlin’de daha çok aristokrat ve subayların çocuklarının gittiği bir okula başlar. Bu ortama alışması pek mümkün gözükmüyordur ve neticede yaşanan tatsız bir olay ile okuldan ayrılır. Bu ayrılış aynı zamanda Türkiye’ye dönüşle sonuçlanır. 1930 senesinde ülkeye döner ve Bursa’da ilkokul öğretmenliğine atanır. Bu arada <strong>Gazi Enstitüsü</strong>’nde açılan yabancı dil sınavlarına katılır ve aldığı yeterlilik belgesiyle 1930-1931 ders yılı başında <strong>Aydın Orta Mektebi</strong>’nde Almanca öğretmenliğine verilir.</p>



<p>1930’lu yıllar ilk&nbsp;toplumsal gerçekçi&nbsp;denemelerinin yayımlandığı ve&nbsp;Nazım Hikmet&nbsp;ile tanıştığı bir dönemdir. Yazı süreci hızla devam etmektedir; ancak ikinci bir ihbar, bu sefer onun tutuklanmasına yol açacaktır. Aydın Erkek Sanat Mektebi’nde bulunan Türkiye Kominist Partisi’nin Kızıl İstanbul adlı gazetesi, onun öğrenciler üzerinde yıkıcı etkisi olduğu ihbarı ile tutuklanmasına neden olur. Sözkonusu parti ile ilişkisi olmadığından dava beraatle sonuçlansa da, 3 ay süren tutukluluğu, onun eserlerindeki&nbsp;karakterlerin oluşmasında önemli bir yer edinir.</p>



<p>1931 senesinde Konya’ya atanır. Burada annesi ve kız kardeşi ile birlikte yaşayan <strong>Sabahattin Ali</strong>; hem Almanca öğretmenliğine devam eder, hem de kalemini işletir. Yazdıklarım bir taraftan da dergi ve gazetelere gönderir. En önemli eseri olan <strong>Kuyucaklı Yusuf </strong>bu dönemde Yeni Anadolu gazetesinde 15 sayı kadar tefrika edilmiştir. Ücretini alamayınca tefrika yarım kalır ve bir ihbara daha maruz kalır. Bir arkadaş meclisinde okuduğu <strong>Memleketten Haber</strong> isimli şiiri Atatürk’e hakaret içerdiği gerekçesi ile hakkında dava açılır.</p>



<p><em>Cumhurbaşkanına ima yoluyla hakaret</em>ten hüküm giyen Sabahattin Ali için Konya ile başlayan hapis günleri Sinop ile devam eder. 26 Aralık 1932 senesinde tutuklanan, 29 Ekim 1933’te cezası bağışlanan Sabahattin Ali’nin hapishaneye dair görüşlerini Duvar hikâyesindeki şu satırlar çok güzel ifade etmektedir:</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1280" height="720" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/04/image-3.png" alt="image 3" class="wp-image-20662" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR -9- Sabahattin ALİ 55" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/04/image-3.png 1280w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/04/image-3-768x432.png 768w" sizes="auto, (max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></figure>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>“Bir mahpusu dünya ile hiç alakası olmayan bir zindana kapamak, ona en büyük iyiliği yapmaktır. Onu en çok yere vuran şey, hürriyetin elle tutulacak kadar yakınında bulunmak, aynı zamanda ondan ne kadar uzak olduğunu bilmektir.”</p>
</blockquote>



<p><strong>Sinop Cezaevi</strong>, maalesef pek çok yazarımızın o ‘<strong>deli dalgalar</strong>’a dayanmaya çalıştığı bir yer olarak tarihteki yerini alırken, <strong>Sabahattin Ali</strong>’nin kaleminden <strong>Hapishane Şarkısı</strong> adlı şiirler çıkmış,&nbsp;<strong>Göklerde Kartal Gibiydim</strong>&nbsp;ve&nbsp;<strong>Aldırma Gönül</strong>&nbsp;bugün her dilde ve gönülde yer eden nağmeler olarak bestelenmiştir.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><strong>Göklerde Kartal Gibiydim</strong></p>



<p>Göklerde kartal gibiydim.<br>Kanatlarımdan vuruldum;<br>Mor çiçekli dal gibiydim,<br>Bahar vaktinde kırıldım.</p>



<p>Yar olmadı bana devir,<br>Her günüm bir başka zehir;<br>Hapishanelerde demir<br>Parmaklıklara sarıldım.</p>



<p>Coşkundum pınarlar gibi,<br>Sarhoştum rüzgarlar gibi;<br>İhtiyar çınarlar gibi<br>Bir gün içinde devrildim.</p>



<p>Ekmeğim bahtımdan katı,<br>Bahtım düşmanımdan kötü;<br>Böyle kepaze hayatı<br>Sürüklemekten yoruldum.</p>



<p>Kimseye soramadığım,<br>Doyunca saramadığım,<br>Görmesem duramadığım<br>Nazlı yarimden ayrıldım.</p>



<p><strong>Aldırma Gönül</strong></p>



<p>Başın öne eğilmesin<br>Aldırma gönül aldırma<br>Ağladığın duyulmasın<br>Aldırma gönül, aldırma</p>



<p>Dışarda deli dalgalar<br>Gelip duvarları yalar<br>Seni bu sesler oyalar<br>Aldırma gönül, aldırma</p>



<p>Görmesen bile denizi<br>Yukarıya çevir gözü<br>Deniz dibidir gökyüzü<br>Aldırma gönül, aldırma</p>



<p>Dertlerin kalkınca şaha<br>Bir sitem yolla Allah’a<br>Görecek günler var daha<br>Aldırma gönül, aldırma</p>



<p>Kurşun ata ata biter<br>Yollar gide gide biter<br>Ceza yata yata biter<br>Aldırma gönül, aldırma</p>
</blockquote>



<p>Cumhuriyet’in onuncu yıl dönümünde çıkarılan Af Kanunu ile hapishaneden kurtulan Sabahattin Ali, önce İstanbul’a sonra da Ankara’ya gider. Niyeti işine bir an önce geri dönmektir. Memurluktan kaydı silinen Sabahattin Ali, yeniden memur olabilmek için bir dilekçe verir. 7 aylık bir inceleme sonucunda kendisinden kanaatlerini değiştirdiğine dair bir kanıt istenir. <strong>Benim Aşkım</strong> adlı bir şiir yazarak Atatürk’e sevgisini belirttikten sonra dilekçesine “<strong>Muvafıktır</strong>” yazılır. Önce <strong>Neşriyat Müdürlüğü</strong>’nde büro şefliğine atanır, daha sonra 1934 senesinde <strong>Talim ve Terbiye Dairesi</strong>’nde ikinci sınıf mümeyyizliğine verilir.</p>



<p>Düzenli bir hayat ve belki de bir yuva sıcaklığı, yerleşik bir hayat özlemi ile evlenmeye karar verir. 1935 senesinde <strong>Aliye </strong>Hanım ile evlenir ve bu evlilikten kızı <strong>Filiz</strong> dünyaya gelir. <strong>Sabahattin Ali </strong>için bu mutlu günler Ankara’da devam etmektedir. Mümeyyizlik kadrosu kaldırılınca Neşriyat Dairesi’nde ikinci sınıf kalembaşılığına getirilir. Ayrıca bu dönemde Ankara ikinci Ortaokulu’nda Almanca öğretmenliği yapar. 1936 senesinde ‘<strong>Ali</strong>’ soyadını alır.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="900" height="600" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/04/image-2.png" alt="image 2" class="wp-image-20661" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR -9- Sabahattin ALİ 56" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/04/image-2.png 900w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/04/image-2-768x512.png 768w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/04/image-2-282x188.png 282w" sizes="auto, (max-width: 900px) 100vw, 900px" /></figure>



<p>1937 senesinin başında askere çağrılan Sabahattin Ali, ailesi ile İstanbul’a gelir. 2 ay er, 6 ay öğrenci olarak eğitim aldığı Harbiye’den sonra 1938 başlarında yedek subay olarak Eskişehir’e gönderilir. Terhisinden sonra Ankara’ya gelir; ama II. Dünya Savaşı nedeni ile önce Sarıkışla, ardından da İstanbul’da tekrar görev yapar. Bu süre içerisinde eser vermeye devam ederken, <strong>Kürk Mantolu Madonna </strong>İstanbul’da iken yazılmaya başlanmıştır.</p>



<p>1938 senesinde, Ankara Musiki Öğretmen Okulu Türkçe öğretmenliğine atanan Sabahattin Ali, daha sonra bu okulun yerini alan Devlet Konservatuarında; önce Karl Ebert’in asistanlığına daha sonra da&nbsp;<strong>dramturgluk</strong>&nbsp;görevine getirilir.</p>



<p><strong>Sabahattin Ali</strong> yıllar içersinde hep gözlenen ve şüphe ile bakılan biri olmuştur. 1941 senesinde bir akrabasının düğünü için gittiği <strong>Edremit</strong>’te, bir sabah gezintisi sırasında tuttuğu notlar, onun casus olarak suçlanmasına sebep olmuştur. 1935-1945 yıllan arası en verimli dönemi olurken, 1944 senesinde <strong>Nihal Atsız</strong> tarafından <strong>İçimizdeki Şeytan</strong> adlı romanından ötürü başbakana yazılan&nbsp;mektup&nbsp;ve ardından<strong> Ali</strong>’nin açtığı dava onun düzenini bozar. Mahkeme, sonuçta <strong>Atsız</strong>’ı mahkûm etse de bunu izleyen günlerde <strong>Sabahattin Ali</strong> şahsına yapılan saldırılardan yakasını kurtaramaz. Hayatını yazarlık yaparak kazanmaya karar verir ve Konservatuardan ayrılır.</p>



<p>Konservatuar’dan ayrıldıktan sonra İstanbul’a gelen<strong> Sabahattin Ali</strong>; <strong>Gün</strong> dergisinde hikâyeler, <strong>LA Turquie</strong> ve <strong>Yeni Dünya</strong>&nbsp;gazetelerinde siyasal&nbsp;fıkralar yazar. Muhalif seslerin susturulduğu 1945 senesinde gerçekleşen olaylar neticesinde <strong>Sabahattin Ali</strong> tekrar işsiz kalır. Bu olaydan sonra önce <strong>Gerçek</strong> gazetesinde, daha sonra&nbsp;<strong>Aziz Nesin&nbsp;ve&nbsp;Rıfat İlgaz&nbsp;ile Marko Paça, Malûm Paşa, Merhum Paşa, Mazlum Paşa</strong> gibi gazetelerde çalışır.</p>



<p>Buralarda yazdığı yazılardan ötürü hakkında<strong> ‘neşren hakaret</strong>’ davaları açılır. <strong>Topunuzun Köküne Kibrit Suyu</strong> adlı yazı <strong>Aziz Nesin</strong>’e ait olmasına rağmen sorumluluğu üzerine alır. Davalardan biri kesinleşince 3 aya mahkûm olur. İstanbul ve Üsküdar’da günlerini doldururken, 1947 Eylülünde hapisten çıkar; ancak Adalet Koridorlarında yazısından dolayı hakkında tekrar dava açılır. 19 Aralık tarihinde tutuklanıp, Sultanahmet’te 12 gün daha hapis yatar.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="900" height="551" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/04/image-5.png" alt="image 5" class="wp-image-20664" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR -9- Sabahattin ALİ 57" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/04/image-5.png 900w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/04/image-5-768x470.png 768w" sizes="auto, (max-width: 900px) 100vw, 900px" /></figure>



<p><em>“Çalmadan, çırpmadan, bize ekmeğimizi verenleri aç, bizi giydirenleri donsuz bırakmadan yaşamak istemek bu kadar güç, bu kadar mihnetli; hatta bu kadar tehlikeli mi olmalı idi?”</em> diye sorar kendine; artık gücü kalmamıştır. Hapishaneden sonra <strong>Zincirli Hürriyet</strong>teki yazısının ardından kovuşturmaya uğramak artık son nokta olur ve bir kamyon alıp nakliyeciliğe başlar. Sürekli gözlem halinde olmak, onda pek çok değişikliğe sebep olur; sokaklarda tebdili kıyafet dolaşmaya başlar. Çareyi yurtdışına çıkıp hayata yeniden başlamakta gören <strong>Sabahattin Ali</strong>, <strong>Fransa</strong>’ya gitmek için pasaport ister fakat kendisine pasaport verilmez. Bunun üzerine kaçma planlarına başlayan <strong>Ali</strong>, <strong>Amerika</strong>’dan getirtilen baskı makinesini satarak borçlarını öder ve kalan parayı da Ankara’ya ailesine bir mektupla gönderir.</p>



<p>Hapisteyken tanıştığı <strong>Hasan Tural</strong> isimli biri, onu <strong>Ali Ertekin</strong> ile tanıştırır. Yapılan plan sonucu; <strong>Edirne</strong>’ye peynir götürmek için yine cezaevinden tanıdığı <strong>şoför Salim</strong>, <strong>Ali Ertekin </strong>ve <strong>Sabahattin Ali</strong> yola çıkarlar. <strong>31 Mart</strong>’ta <strong>Kırklareli</strong>’ne hareket edilip<strong> Kızılcadere</strong> köyüne gelindiğinde Sabahattin Ali ve Ali Ertekin yola kendileri devam ederken, kamyon <strong>Salim</strong> ile geri gönderilir. Bu tarihten sonra <strong>Sabahattin Ali</strong>’den bir daha haber alınamaz. Pek çok kişi onun yurtdışına çıktığını düşünürken, <strong>16 Haziran 1948</strong> tarihinde bir çobanın bulduğu cesedin<strong> Sabahattin Ali</strong>’ye ait olduğu tespit edilir. Bulunan cesedin dağılmış olması kimlik tespitine izin vermediğinden geride pek çok soru işareti kalır.</p>



<p>6 ay süresince devam eden incelmelerde, Bulgaristan’a adam kaçıran bir şebekenin izlenmesi sırasında, <strong>Ali Ertekin</strong> bu işle ilgisi olduğu gerekçesi ile tutuklanır ve ifadesinde, <strong>“Söylediği sözler bende nefret uyandırmaya başlamıştı”</strong> diyerek millî duygular içerisinde <strong>Sabahattin Ali</strong>’yi öldürdüğünü itiraf eder. 4 yıla mahkûm olan <strong>Ali Ertekin</strong> Af Kanunu ile hapisten çıkarken, geride pek çok söylenti kalmış, bu işin arkasında kimlerin olduğu ve <strong>Sabahattin Ali</strong>’nin gerçekten kaçarken mi öldürüldüğü, bugün bile üzerinde tartışılan bir konu olarak kalmıştır.</p>



<p><strong>SANATI VE ESERLERİ</strong></p>



<p><strong>“Yazacaksan Doğru Dürüst Yaz!”</strong></p>



<p><strong>Sabahattin Ali</strong>’nin hikâyeciliğinde ön planda olan gerçekçilikte, babasının etkisi şüphesiz önemlidir. İlk yazdığı kompozisyonda babası ile çıktıkları avı anlatır. Ancak bu anlatımda,&nbsp;<em>“Sabah güneşin ilk ışıkları penceremize vururken… “</em>&nbsp;şeklindeki başlangıç, babasının tepkisine neden olur: “Ulan, der, biz ava çıktığımız zaman daha güneş doğmamıştı. Sen nasıl olur da, güneşin ışınlarından söz edersin! Bu bir aldatmacadır. Yalancısın sen! Kimi aldatıyorsun! Yazacaksan doğru dürüst yaz. Yalan dolan istemez!” Bu aldığı ilk derstir ve özellikle Anadolu’ya yöneldikten sonra yerini bulur. Kendi ile sürekli bir hesaplaşma halindeki Sabahattin Ali, kendini aldatma çabasını dahi yazılarında itiraf eder. Kendini ortaya koymaktan çekinmezken de kahramanları genellikle kendisidir.&nbsp;<em>“Benim kanaatimce sanat, insana insanı ve hayatı ve bunların manasını öğretmekle muvazzaftır.”</em>&nbsp;sözleri onun sanat anlayışını özetler mahiyettedir.</p>



<p>Kaleme aldığı eserlerine bakıldığında; ilk yazdıklarında aşk teması öne çıkarken, sonraları toplumsal sorunlara yönelik olarak köy ve köylüler, doktorlar ve hastaneler, cezaevi ve tutuklular ile aydınlar ve yöneticiler eserlerinde sıklıkla işlenmeye başlanır. Konuşma diline yakın, yalın bir dil kullanmasında, halka yakın olma ve onun anlayamayacağı kelimeleri kullanmama etkilidir. Öykülerini bir olaya dayandıran ve olayı da bir durum gibi algılayan Sabahattin Ali’nin olayları toplumsal ağırlıklıdır.</p>



<p>Çalkantılı bir hayatın içerisinde yaşadıkları ve uğradığı ihanetler onu yalnızlaştırmış, tabiata daha fazla sığınmasına sebep olmuştur. Bütün eserlerinde yer alan anlaşılmama, bir köşeye çekilme, ya da olayları kabullenme şeklinde ortaya çıkan küskünlük diyebileceğimiz soyutlanma hali, ömrüne yayılan bir yaşanmışlıktır. Bulamadığı cevaplar ile çaresiz kalırken, yaşanan ve benimsenen hayatın teferruatlarla çevrili oluşu, onun istediği doğal hayata ve özgürlüğe engel olması nedeniyle çaresizliğini artıran bir etkendir. Bu doğal olma halini karşılıklı ilişkilerde de arayan Sabahattin Ali için, tüm yazdıklarında samimiyet kendini belli eder.</p>



<p>Mustafa Kutlu’nun,&nbsp;<em>“Gözleri sulh içinde yaşanılan, mazlumların seslerinin işitilmediği bir dünyaya açılsaydı; herhalde lirik, pastoral, coşkun şiirler yazardı. “</em>&nbsp;sözleri Sabahattin Ali’nin şairliği de göz önüne alındığında, onun coşkulu, duygulu ve hassas kişiliğini öne çıkarıyor. Eserlerinde aşkı da masalımsı bir yorumla ifade ederken, bazı tiplemelerindeki dengesizlik, yalnızlık ve biraz da irade noksanlığının göstergesi olarak ifade bulur.</p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/04/image-6.png" alt="image 6" class="wp-image-20665" width="808" height="367" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR -9- Sabahattin ALİ 58" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/04/image-6.png 770w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/04/image-6-768x349.png 768w" sizes="auto, (max-width: 808px) 100vw, 808px" /></figure>



<p><strong>Öykü ve Romanları</strong></p>



<p>Yazıya erken yaşlarda başlayan Sabahattin Ali’nin yayımlanan ilk öyküsü, 1928 senesinde Irmak dergisinde çıkan&nbsp;<strong>O Arkadaşım</strong>&nbsp;adlı öyküdür. Daha sora Çağlayan dergisinde şiirleri ve öyküleri yer alır. Kitaplarına giren öykü ve şiirleri ise Yedi Meşale dergisinde yayımlananlar arasındandır. İlk toplumsal gerçekçi öyküleri Resimli Ay’da, yayımlanır, ilk kitabı&nbsp;<strong>Değirmen</strong>&nbsp;1935 yılında çıkar. Bunu 1936’da&nbsp;<strong>Kağnı</strong>&nbsp;izler. Ölümünden önce 5 kitapta toplanan öykülerinin diğerleri ise; Ses, Yeni Dünya ve Sırça Köşktür. İyi bir gözlemci olarak, kullandığı halka yakın dil ile pek çok eser verirken, romanları arasında bir seri olarak düşünülmüş ama devamı gelmemiş olan&nbsp;<strong>Kuyucaklı Yusuf</strong>, önemli bir yer tutar.&nbsp;<strong>Kürk Mantolu Madonna</strong>&nbsp;ve&nbsp;<strong>İçimizdeki Şeytan</strong>&nbsp;ise sevi ve aydınlar arası iç çatışmaları yansıtması açısından etkileyici diğer romanlarıdır.</p>



<p><strong>Şiirler ve Bestelenen Eserleri</strong></p>



<p><strong>Irmak, Servet-i Fünun, Hayat, Meşale ve Güneş </strong>dergilerinde de şiirleri yayımlanan Sabahattin Ali’nin bu şiirleri Kurbağanın Seranadı’na girmiştir. İlk yayımlanan şiir kitabı ise&nbsp;<strong>Dağlar ve Rüzgâr</strong>‘dır. Bu ilk şiir kitabındaki hâkim hava halk edebiyatı tarzı olup şiirlerin çoğunluğu&nbsp;koşma biçimi&nbsp;ile yazılmıştır. Özellikle hapishane günlerinde kaleme aldığı özgürlüğe özlemini dile getiren şiirleri ilgi uyandırmış, bu şiirler daha sonraki yıllarda bestelenmiştir. En çok dillendirilmiş şiiri, 1977 yılında Kerem Güney tarafından bestelenen&nbsp;<strong>Hapishane Şarkısı V (Aldırma Gönül)</strong>&nbsp;olurken;&nbsp;<strong>Leylim Ley, Dağlar Dağlar, Ben Yine Sana Vurgunum, Hapishane Şarkısı I (Göklerde Kartal Gibiydim)</strong>&nbsp;diğer bilinen bestelenmiş eserleridir.</p>



<p><strong>Çevirileri ve Derlemeler</strong></p>



<p><strong>Sabahattin Ali</strong>, okuma merakı ve öğrenme arzusu içinde ilerlettiği Almancası ile pek çok çeviri de yapmıştır. <strong>Antigone, Fontamara, Üç Romantik Hikâye, Minna Von Barnhelm</strong> çevirileri arasında yer alır. <strong>Sabahattin Ali</strong>’nin bunların dışında bazı derlemeleri de bulunmaktadır. <strong>Markopaşa </strong>Yazıları ve <strong>Ötekiler</strong>, <strong>İki Gözüm Ayşe</strong> ve Mahkemelerde bunlardandır.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Sabahattin Ali’nin Eserleri</strong></h2>



<p><strong>Şiir:</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Dağlar ve Rüzgâr (1934 – Yeni Eklerle 1943).</li>



<li>Kurbağanın Serenadı ve Öteki Şiirler’le birlikte (1937)</li>
</ul>



<p><strong>Bestelenen Şiirleri:</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Hapishane Şarkısı V (Aldırma Gönül – Kerem Güney, Edip Akbayram)</li>



<li>Leylim Ley (Zülfü Livaneli)</li>



<li>Hapishane Şarkısı I (Göklerde Kartal Gibiydim – Edip Akbayram)</li>



<li>Hapishane Şarkısı III (Geçmiyor Günler – Ahmet Kaya)</li>



<li>Çocuklar Gibi (Sezen Aksu)</li>



<li>Kız Kaçıran ( Ahmet Kaya)</li>



<li>Kara Yazı (Ahmet Kaya)</li>



<li>Melankoli (Nükhet Duru)</li>



<li>Eskisi Gibi (Ben Yine Sana Vurgunum – Nükhet Duru)</li>



<li>Dağlar (Dağlardır Dağlar – Sezen Aksu)</li>
</ul>



<p><strong>Öykü:</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Değirmen (1935)</li>



<li>Kağnı (1936)</li>



<li>Ses (1937)</li>



<li>Kağnı – Ses (1943 – İki Kitap Birlikte)</li>



<li>Yeni Dünya (1943)</li>



<li>Sırça Köşk (1947).</li>
</ul>



<p><strong>Roman:</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Kuyucaklı Yusuf (1937)</li>



<li>İçimizdeki Şeytan (1940)</li>



<li>Kürk Mantolu Madonna (1943).</li>
</ul>



<p><strong>Çeviri:</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Tarihte Garip Vakalar, Max Memmerich (1941)</li>



<li>Antigone, Sofokles (1942)</li>



<li>Minna Von Barnhelm, Lessing (1943)</li>



<li>Üç Romantik Hikaye, H. Von Kleist – A.V. Chamisso – E.T.A. Hoffmann (1944)</li>



<li>Fontamara, Ignazio Silone (1944)</li>



<li>Gyges Ve Yüzüğü, Fr. Hebbel (1944)</li>



<li>Yüzbaşının Kızı, A.S. Puşkin (1944) (Erol Güney ile birlikte)</li>
</ul>



<p><strong>KAYNAKÇA</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Ali, Filiz &amp; Özkırımlı, Atilla; Sabahattin Ali; De Yayınevi; İstanbul; 1956.</li>



<li>Bezirci, Asım; Sabahattin Ali Hayatı/Hikâyeleri Romanları; İstanbul; 1979.</li>



<li>Kutlu, Mustafa; Sabahattin Ali; Dergâh Yayınlan; İstanbul; 1972.</li>



<li>Uyguner, Muzaffer; Sabahattin Ali Yaşamı Sanatı Yapıtlarından Seçmeler; Bilgi Yayınevi; Ankara; 1992.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://viratrabzon.com/trabzondan-cikan-hayatlar-9-sabahattin-ali-20652/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TRABZON&#8217;DAN ÇIKAN HAYATLAR -8- Hasan İzzettin DİNAMO</title>
		<link>https://viratrabzon.com/trabzondan-cikan-hayatlar-8-hasan-izzettin-dinamo-20421/</link>
					<comments>https://viratrabzon.com/trabzondan-cikan-hayatlar-8-hasan-izzettin-dinamo-20421/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Fatih KÖROĞLU]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Mar 2023 18:25:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TRABZON'DAN ÇIKAN HAYATLAR]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://viratrabzon.com/?p=20421</guid>

					<description><![CDATA[<div><img width="1920" height="1080" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/03/Hasan-Izzettin-Dinamo.png" class="attachment-medium size-medium wp-post-image" alt="Hasan İzzettin Dinamo" style="margin-bottom: 15px;" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/03/Hasan-Izzettin-Dinamo.png 1920w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/03/Hasan-Izzettin-Dinamo-768x432.png 768w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/03/Hasan-Izzettin-Dinamo-1536x864.png 1536w" sizes="auto, (max-width: 1920px) 100vw, 1920px" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR -8- Hasan İzzettin DİNAMO 59"></div>Türk Edebiyatının Dinamo&#8217;su: Hasan İzzettin DİNAMO Mehmet Fatih KÖROĞLU / VİRA TRABZON HABER *** &#8220;Ben, şair olmuşsam özgürlük,Yalansız riyasız söylüyorum,Senin aşkından olmuşum.Ben, bacak kadar çocukluğumdan beriHep sensizliğin yarattığı,Dayanılmaz serüvenlerinO korkunç ağusuyla dolmuşum.&#8221; *** Hasan İzzettin Dinamo, 1909 yılında Trabzon&#8216;un Akçaabat İlçesi, Ahanda Köyü&#8216;nde doğdu. Babasının 1. Dünya Savaşı&#8216;nda Kars&#8216;ta şehit düşmesi üzerine, iki kız kardeşiyle&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h3 class="wp-block-heading">Türk Edebiyatının Dinamo&#8217;su: Hasan İzzettin DİNAMO</h3>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1424" height="800" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/08/HASAN-IZZETTIN-DINAMO.webp" alt="HASAN IZZETTIN DINAMO" class="wp-image-18827" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR -8- Hasan İzzettin DİNAMO 60" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/08/HASAN-IZZETTIN-DINAMO.webp 1424w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/08/HASAN-IZZETTIN-DINAMO-768x431.webp 768w" sizes="auto, (max-width: 1424px) 100vw, 1424px" /></figure>



<p><strong>Mehmet Fatih KÖROĞLU / VİRA TRABZON HABER</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading">***</h3>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><strong><em>&#8220;Ben, şair olmuşsam özgürlük,<br>Yalansız riyasız söylüyorum,<br>Senin aşkından olmuşum.<br>Ben, bacak kadar çocukluğumdan beri<br>Hep sensizliğin yarattığı,<br>Dayanılmaz serüvenlerin<br>O korkunç ağusuyla dolmuşum.&#8221;</em></strong></p>
</blockquote>



<h2 class="wp-block-heading">***</h2>



<p><strong>Hasan İzzettin Dinamo</strong>, 1909 yılında <strong>Trabzon</strong>&#8216;un <strong>Akçaabat</strong> İlçesi, <strong>Ahanda</strong> <strong>Köyü</strong>&#8216;nde doğdu. Babasının <strong>1. Dünya Savaşı</strong>&#8216;nda <strong>Kars</strong>&#8216;ta şehit düşmesi üzerine, iki kız kardeşiyle birlikte şehit çocuklarının barındırıldığı <strong>Darüleytama</strong> ya(Öksüzler Yurdu) yerleştirildi. Çocukluğu <strong>Samsun, Beykoz-Halıcıoğlu-Selimpaşa/İstanbul</strong> ve <strong>Amasya </strong>öksüz yurtlarında geçti.<strong> Amasya</strong> Öksüzler Yurdundan ilkokulu bitirme belgesi aldı, ortaokula aynı kentte başladı, bir süre de sanat okulunda okuduktan sonra, ortaöğrenimini Sivas Öğretmen Okulunda (1931) tamamladı. </p>



<p>İlk şiiri 1925 yılında kendisi 14 yaşında iken, <strong>Giresun</strong>&#8216;da çıkan <strong>İzler Dergisi</strong>&#8216;nde yayımlandı. Ardından&nbsp;<strong>Servet-i Fünun</strong>&nbsp;ve <strong>Sivas</strong>&#8216;ta yayınlanan <strong>Adım</strong> <strong>Dergisi</strong> şiirlerini yayınladı. İlk şiir ve düzyazılarından bir kısmını, iki arkadaşıyla birlikte <strong>Adsız Kitap</strong> isimli kitapta derledi. </p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>İlk şiirleri, ortaöğrenim yıllarında yayımlanmaya başlayan Dinamo, yapılan bir söyleşide şöyle der;<em>&nbsp;“Tesviye eğelerini bir yana bırakarak, bir demirci ocağı karşısında, Mehmet Emin biçiminde ilk şiirlerimi döktürdüm.&nbsp;</em>(&#8230;)&nbsp;<em>Durmadan yazıyorum. Ama bunlar aşk şiirleri değil, hep teknikle insan ilişkilerinden izlenimler taşıyan şiirlerdi. Rıza Tevfik, Yusuf Ziya, Orhan Seyfi, Enis Behiç gibi günün şairlerine kapılmıştım. Faruk Nafiz’in aşk acılarıyla dolu dünyasından gelen esinler daha sonradır. O beni kıskıvrak yakaladı diyebilirim”&nbsp;</em> </p>
</blockquote>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><em><strong>Hasan İzzettin Dinamo</strong> toplumcu gerçekçi edebiyatın özgün sesiydi. Şiirlerinde özgürlük, demokrasi ve barış temaları başat konumdadır. Ezilen ve sömürülen halkların mücadelesini yaşamı ve eserleriyle özdeşleştirmiş gerçek bir yurtseverdi. Çocukluğundan beri bir savaş düşmanı barışseverdi. Toplumsal değişim ve dönüşüm olgusunun yoksul halk üzerindeki etkilerini romanlarına taşıdı. İsyan onun için emperyalizme ve sömürüye karşı başkaldırının birincil öznesidir.</em></p>
</blockquote>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><em><strong>Hasan İzzettin Dinamo</strong>, <strong>Goethe</strong>’nin&nbsp;<strong>Werther</strong>’ini ve&nbsp;<strong>Faust</strong>’unu okur, çok etkilenir. Ardından <strong>Shakespeare</strong>’in&nbsp;<strong>Hamlet</strong>’ini tanır. “<strong>Faruk Nafiz</strong>’in pek etkili aşk ve memleket şiirleri” de üzerindeki etkilerini sürdürmektedir. Ama o günlerde <strong>Nâzım Hikmet, Türkiye</strong>’ye dönmüş,&nbsp;<strong>835 Satır</strong>&nbsp;(1929) adlı ilk şiir kitabını çıkarmıştır. Dinamo bu kitabı okur okumaz, “şiir sultanı olan <strong>Faruk Nafiz</strong>, sessizce tahtından inerek; yerini <strong>Nâzım Hikme</strong>t’e bırakır.”  <strong>Nazım hikmet</strong> için “Bu şiirin ustası, bir ara bana, <strong>Goethe</strong> ile <strong>Shakespeare</strong>’i unutturdu.” der. Bu yıllarda Sivas Öğretmen Okulunda öğrenc</em>idir. </p>
</blockquote>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><em><strong>Nâzım Hikmet</strong>’e gönderdiği özgür koşukla yazılmış şiirleri “pek beğenilmiş” ve “yine gönderilmesi” istenilmişti. Yüksek sesle okunmaya müsait bu şiirlerdeki kuruluş tekniklerini benimsediği görülür, içerik yönünden de yeniliklere yol açan açık bir beğeni değişimini gösterirler. Kimi örnekleri&nbsp;<strong>Adsız Kitap</strong>’ta (Vehbi Cem Aşkun &#8211; Mehmet Cevdet ile, 1931) bulunan bu şiirsel evrimin doğal gelişimi 1937’lere kadar sürdürür.</em>&nbsp;</p>
</blockquote>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1080" height="824" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/03/DINAMO-ESI-ILE.jpg" alt="DINAMO ESI ILE" class="wp-image-20584" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR -8- Hasan İzzettin DİNAMO 61" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/03/DINAMO-ESI-ILE.jpg 1080w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/03/DINAMO-ESI-ILE-768x586.jpg 768w" sizes="auto, (max-width: 1080px) 100vw, 1080px" /><figcaption class="wp-element-caption">Fotoğraf: Mehmet Kuvvet Arşivi</figcaption></figure>



<p><strong>Hasan İzzettin</strong>, 1931 yılında öğretmen okulunu bitirdikten sonra, <strong>Malatya</strong> ve <strong>Adıyaman</strong>’da iki yılı aşkın bir süre ilkokul öğretmenliği yaptı. Ardından <strong>Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü</strong> Resim-İş Bölümüne girdi. Burada son sınıf öğrencisiyken, Türk Ceza Yasası’nın 142. maddesine aykırı bulunan <em><strong>“Ey Türk İşçisi ve Köylüsü Teşkilatlan”</strong></em> başlıklı bir bildirinin yazımı ve&nbsp;<strong><em>Tren</em>&nbsp;</strong>adlı şiiri nedeniyle dört yıl ağır hapis cezasına (1935) çarptırıldı. Bu yüzden yükseköğrenimini tamamlayamadı ve kamu görevlerinde çalışması da yasaklandı.</p>



<p>Cezaevinden çıktıktan sonra (1939) İstanbul’a yerleşerek profesyonel yazı hayatına başladı. Bu dönemde yazdığı doğaya, barışa, özgürlüğe, mutluluğa, kardeşliğe duyulan özlem ve faşizme, savaşa, baskıya duyulan nefret şiirleri&nbsp;<strong><em>Ses, İnsan, Hamle, Küllük, Sokak, Yeni İstanbul</em>&nbsp;ve&nbsp;<em>Yeni Edebiyat</em>&nbsp;</strong>dergilerinde (1939-42) yayımlandı.<strong><em>&nbsp;Vatan Şarkısı&nbsp;ve&nbsp;İki Emekli General ve Bir Sivil Amirale Reddiye</em></strong>&nbsp;başlıklı şiirleri ile&nbsp;<strong><em>Yeni Edebiyat&nbsp;Dergisi</em></strong>&#8216;nde yer alan sekiz şiiri nedeniyle yeniden kovuşturmaya uğradı. Sıkıyönetim mahkemesine çıkarıldı (1942), yedek subaylık hakkını kazanmasına karşın er olarak askere sevk edildi. Kaçışlar ve sürgünlerle dolu askerliği yedi yıl (1942-49) sürdü. </p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/02/Hasan-Izzettin-Asker.jpg" alt="Hasan Izzettin Asker" class="wp-image-20433" width="809" height="426" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR -8- Hasan İzzettin DİNAMO 62"><figcaption class="wp-element-caption">Yedek subaylık hakkı elinden alınan Hasan İzzettin Dinamo (ayakta, ortada), yaklaşık bir yıl Pülümür Müstakil Taburunda er olarak görev yaptı</figcaption></figure>



<p>Askerlik görevi sırasında da yazdığı şiirler nedeniyle çeşitli suçlamalara maruz kaldı ve Sıkıyönetim mahkemesi tarafından bir yıl daha ceza aldı. Askerlikten sonra İstanbul’a döndü; çevirmenlik, fotoğrafçılık, görgü kurallarıyla ilgili derleme çalışmaları yaparak, özel dersler vererek ve gazetelerde yazarlık yaparak geçimini sağlamaya çalıştı. 6-7 Eylül (1955) olayları sonrasında ve 12 Mart (1971) askeri müdahale döneminde bir süre tutuklu kaldı. </p>



<p>Zamanla kendine özgü bir sanat ve edebiyat anlayışı ile eserlerini yazmaya devam eden ve 1960 sonrasında mitolojiden geniş çapta yararlanarak anı ve tarihsel romana yöneldiği görülür.&nbsp;<em><strong>Kutsal İsyan</strong></em>&nbsp;(1966-67) adlı sekiz ciltlik romanında, belgelere dayanan tanıklıklarla, Kurtuluş Savaşı yıllarını, toplumun tüm kesimleriyle verilen bir “var olma savaşı” ekseninde destanlaştırdı.&nbsp;</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1155" height="696" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/02/Kutsal_Isyan-e1677493997376.jpg" alt="Kutsal Isyan e1677493997376" class="wp-image-20429" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR -8- Hasan İzzettin DİNAMO 63" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/02/Kutsal_Isyan-e1677493997376.jpg 1155w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/02/Kutsal_Isyan-e1677493997376-768x463.jpg 768w" sizes="auto, (max-width: 1155px) 100vw, 1155px" /></figure>



<p><strong><em>Kutsal Barış</em></strong>&nbsp;adlı romanıyla (7 cilt) da Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasından, Atatürk’ün ölümüne kadar geçen süreyi “kuruluş yılları” çerçevesinde, belge ve tanıklarla aktardı. Ülke çapında tanınması, şiirlerinden çok, bu romanlarıyla olmuştur.</p>



<p>80 yıllık yaşamı acılar ve mücadelelerle geçen<strong> Hasan İzzettin Dinamo</strong>, <strong>20 Haziran 1989</strong> tarihinde yaşama veda etti ve <strong>Bakırköy&#8217;deki Florya/Şenlikköy Mezarlığı</strong>&#8216;na defnedildi.</p>



<h2 class="wp-block-heading">***</h2>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>YIL 1944</strong></h3>



<h3 class="wp-block-heading">Yüreğini kimselere ezdirmeyen şair: Hasan İzzettin Dinamo<br></h3>



<p><strong>Hasan İzzettin Dinamo</strong>, askerlikten kaçtığı ve <strong>İstanbul</strong>’da arkadaşı <strong>Hasan Basri Alp</strong>’in (<em>Daha sonraları <strong>Sansaryan Han</strong>’da polis tarafından merdiven boşluğundan atılarak öldürüldüğü iddia edildi. Emniyet kaynakları tarafından ise; düşerek öldüğü açıklaması yapıldı</em>) evinde saklandığı sıralar birlikte faşizme karşı yeni bir edebiyat ve düşünce dergisi çıkarmaya karar verirler. <strong>Hasan Basri</strong>, <strong>Dinamo</strong>’dan dergiye bir şiir yazmasını da ister. <strong>Dinamo</strong> o gece “<em>Türk Sovyet Cumhuriyeti</em>” adlı şiiri yazar.</p>



<p>Sonrasını şöyle anlatır <strong>Dinamo:</strong></p>



<p><strong>“<em>Ertesi gün Basri’ye, dergiye koyacağımız ilk şiirin müsveddesini okuduğumda ağzı açık kaldı. Sanki bir devlet kurulmuş gibi oğlan atılıp alnımdan öptü.</em>”</strong></p>



<p>Bu şiir, dergide yayımlanmadan önce polisin eline geçer. <strong>TBMM</strong>’nin kapalı oturumunda tartışmalara neden olur ve <strong>Dinamo</strong> ağır ceza alır. Hiç bir kitabında olmayan bu şiiri yıllar sonra damadı <strong>Cemil Acar</strong> <strong>TBMM</strong> arşivinden bulup çıkarır.</p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/03/BASIN-KARTI.jpg" alt="BASIN KARTI" class="wp-image-20586" width="810" height="498" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR -8- Hasan İzzettin DİNAMO 64"><figcaption class="wp-element-caption">Fotoğraf: Mehmet Kuvvet Arşivi</figcaption></figure>



<p><strong>İşte o şiir:</strong></p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Aziz Türk işçisi!<br>Tütüncüm, tornacım, mensucatçım, ateşçim ve sair<br>Dünyanın kurtuluş saati çalıyor.<br>Biliyorum ki en kabadayınız<br>Soğuk tütün depolarında<br>Koca bir hafta harcadıktan sonra<br>Ancak bir kefen parası alıyor,<br>Karısını veya çocuğunu gömmek için.</p>



<p>Aziz Türk işçisi!<br>Senin bahtın,<br>Yaralı parmaklarınla ayıkladığın<br>Malum tütünün zifiri kadar karadır.<br>Haydi, sen de aslanlar gibi göster boyunu,<br>Böyle süklüm püklüm durduğunu<br>Gören kahpe vurguncular ve onların hükümeti,<br>Bırakıp senin nasırlı ellerine<br>Bu güzel memleketi,<br>Savuşsunlar birer köşeye, çil yavrusu gibi.</p>



<p>Öyle silkin ki aziz işçim,<br>Benim tornacım, tütüncüm, mensucatcım ve işçim,<br>Bütün Türkiye’deki ağaçların<br>En üst dallarından en alt dallarına kadar<br>Senin nasırlı ellerinle asılanlar<br>Harikulade bir meyve zenginliği manzarası versin.<br>Bu işe meşhur Sultanahmet Meydanı vakası<br>Vaka-i Vakvakiye bile imrensin.</p>



<p>Çekip alalım ayaklarından<br>Donlarına varıncaya kadar onların,<br>Gömülelim koltuklarına o ılık salonların…<br>Dışarıda yağarken buram buram kar,<br>Aç ve soğuk günlerden kalma hatıralar,<br>Karışıp halka halka Bafra tütünü dumanına<br>Bize göz kırpacak uzak yıldızlar.<br>Hülasa, Türkiye Sovyet Cumhuriyeti,<br>Çalışmak, yaşamak, gezmek hürriyeti<br>İçin kurulacaktır.<br>Ve bunlara karşı çıkan babamız bile olsa<br>İnsafsızca ve merhametsizce<br>Tutulup çarmıha vurulacaktır.</p>
</blockquote>



<figure class="wp-block-image is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="http://pulumur.org/wp-content/uploads/2020/03/Kutsal-%C4%B0syan-Tamam%C4%B1.jpg" alt="Kutsal %C4%B0syan Tamam%C4%B1" class="wp-image-1052" width="807" height="514" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR -8- Hasan İzzettin DİNAMO 65"></figure>



<p>Yazdığı bir şiirden ötürü ilk defa ceza almıyordu <strong>Dinamo</strong>&#8230; <strong>Gazi Eğitim Enstitüsü</strong>’nde resim bölümünde okurken <strong>Nazım Hikmet</strong>&#8216;le tanışır ve uzaktan uzağa şiir ve sanat üzerine mektuplaşırlar. Okulu bitireceği yıl İnönü’ye karşı yayımlanan siyasal bir bildiride adı geçince tutuklanır. Dolabı aranır, yazılarına ve şiirlerine el konulur. Bunların arasında <strong>“Tren”</strong> adlı şiir dikkati çeker.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Asım Bezirci</strong>, <strong>“<em>On Şair, On Şiir</em>”</strong> adlı eserinde bu şiiri şöyle anlatmaktadır:</h3>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><strong><em>“Dinamo’nun söylediğine göre, Sivas – Erzurum demiryolunun yapılışında çalışmış askerlerin halini yansıtan bir şiirmiş bu. Korkunç Temmuz sıcağının sapsarı bozkırı yakıp kavurduğu bir öğle vakti, bacaklarında yazlık asker pantolonu, gövdelerinin üst yanı bütün çıplak, iri yarı, dev gibi, genç iki sıra istihkâm askeri kızıl demire dönmüş omuzlarına kaldırdıkları çelik rayları ritmik yürüyüşlerle bir sağa bir sola sallayarak taşıyan işçileri anlatıyormuş. Lirik ve trajik tonlarla örülen şiir İsmet İnönü’ye duyurulmuş. Sonra, Dinamo gerek bu şiir gerekse sözü geçen bildiri dolayısıyla 1935’de dört yıla hüküm giymiş.”</em></strong></p>
</blockquote>



<p><strong>“<em>Tren</em>”</strong> şiiri ile başlayan hapis ve sürgünler bütün yaşamını etkilemiş ve ömrünün sonuna kadar düzen için sakıncalı bir yazar olmuştur. Binlerce şiiri ve onlarca romanı gerek polis baskınlarında gerekse sürgün yıllarında kaybolup gitmiştir.</p>



<p><strong>Kıyı Dergisi</strong>&#8216;nde yayımlanan  bir söyleşide; <strong>“<em>Sizin bir de, Adana’ya giderken yolda çaldırdığınız bir bavul var</em>”</strong> şeklinde ki soruya <strong>Hasan İzzetin Dinamo</strong> şöyle cevap verecektir: <strong>“<em>Onlar hep yürekler acısı. Bakmayın, ben bütün hayatımı çaldırdım. Hiç yazılmamış, basılmamış şiirler. Yahut kaybettiklerimi tekrar anımsayarak yazmaya çalışmışımdır.</em>”</strong></p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/02/image-3.jpeg" alt="image 3" class="wp-image-20432" width="806" height="453" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR -8- Hasan İzzettin DİNAMO 66"><figcaption class="wp-element-caption">Kıyı Dergisi için yapılan bir röportajda Hasan İzzettin Dinamo ve Şair Yaşar Miraç</figcaption></figure>



<h2 class="wp-block-heading">***</h2>



<h1 class="wp-block-heading">BASINDAN&#8230; </h1>



<h3 class="wp-block-heading">Hasan İzzettin Dinamo’nun mezarı onarıldı.</h3>



<h5 class="wp-block-heading">Şair ve yazar Hasan İzzettin Dinamo ve eşi Şerife Dinamo’nun Florya/Şenlikköy mezarlığında bulunan kabri, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Mezarlıklar Daire Başkanlığı tarafından 2020 yılında onarılmış ve vefatının 31.yıl dönümünde İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da katıldığı bir tören ile 20 Haziran 2020 tarihinde kabri başında anılmıştı…</h5>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/03/hasan-izzettin-dinamo-anma.jpg.webp" alt="hasan izzettin dinamo anma.jpg" class="wp-image-20575" width="808" height="455" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR -8- Hasan İzzettin DİNAMO 67"></figure>



<h3 class="wp-block-heading">DİNAMO&#8217;NUN İSMİ, KÜTÜPHANEYE VERİLDİ. 26 Ağustos 2022</h3>



<p>Kamuoyunda ‘Türk Edebiyatının Dinamosu’ olarak bilinen Trabzonlu Şair ve Yazar Hasan İzzettin Dinamo’nun ismi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Pendik’te açılışını yaptığı kütüphaneye verildi.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1920" height="1080" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/08/HASAN-IZZETTIN-DINAMO.png" alt="HASAN IZZETTIN DINAMO" class="wp-image-18829" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR -8- Hasan İzzettin DİNAMO 68" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/08/HASAN-IZZETTIN-DINAMO.png 1920w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/08/HASAN-IZZETTIN-DINAMO-768x432.png 768w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/08/HASAN-IZZETTIN-DINAMO-1536x864.png 1536w" sizes="auto, (max-width: 1920px) 100vw, 1920px" /></figure>



<h2 class="wp-block-heading">***</h2>



<h1 class="wp-block-heading">Dinamo’suz 30 yıl&#8230; </h1>



<h3 class="wp-block-heading">Birgün Gazetesi&#8217;nden Buse İlkin Yerli, Edebiyatçı-Şair ve Yazar Hasan İzzettin Dinamo&#8217;nun kızı Işık Dinamo ile yaptığı ve 21 Haziran 2019 yılında yayınlanan röportajı&#8230; </h3>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/03/dinamolar-edited.jpg" alt="dinamolar edited" class="wp-image-20557" width="806" height="504" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR -8- Hasan İzzettin DİNAMO 69"></figure>



<h5 class="wp-block-heading">Röportaj / Buse İlkin Yerli &#8211; Birgün Gazetesi 21 Haziran 2019</h5>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><em>Sürgünlerde, işkencelerde geçmiş bir ömür: <strong>Hasan İzzettin Dinamo</strong>. Şair, romancı, bir fikir insanı, hepsiyle beraber de bir komünist. Nâzım Hikmet’in arkadaşı, unutulmayacak bir şair. Mücadeleyle geçen bir ömrün sonunda 20 Haziran 1989’da hayata veda etmiş usta şairin kızı <strong>Işık Dinamo</strong> ile babasını ve yaşamını konuştuk.</em></p>
</blockquote>



<p><strong>• 30 Yıl sonra Hasan İzzettin Dinamo’yu bize anlatır mısınız? Bir baba, bir edebiyatçı, bir insan olarak… En çok da toplumsal aydınlanma ve devrimci mücadelesi ve çizgisi nasıldı?</strong></p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Babamın, sürgün ve cezalarla yedi yıl süren bir askerlik dönemi olmuş. Bu nedenle babamı beş yaşına geldiğimde tanıma şansım oldu. İlkokulu bitirene kadar ise dedem Halil Yalçınkaya, anneannem Fatma Hanım, dayım May Yayınları sahibi ve gazeteci Mehmet Ali Yalçın’ın yanlarında yaşadım. Daha sonra Ortaokul ve liseyi babamların yanında okudum. Rahmetli Yaşar Kemal amca Basınköy’de oturduğu dönemde Menekşe’de babama uğramadan evine geçmezdi. Bana da Küçük Dinamo gel bakalım diyerek başımı okşar ve takılırdı. Rahmetli Çetin Altan da sık sık uğrardı. Yusuf Ahıskalı komşumuzdu her zaman bir aradaydılar.</p>
</blockquote>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Nazım Hikmet’le yazışmaları Sivas öğretmen Okulu yıllarında oluyor. Soyadı Kanunu çıktığında Dinamo adını alınca Hasan Ali Yücel Okul Müdürüdür ve ona oğlum bu ad başına iş açar değiştir diye uyarır. O da bana yakışan ad budur diye yanıtlar. Sonraki yıl Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Resim İş Bölümü son sınıftan mezun olacağı sırada 24 Nisan 1935’te “Ey Türk İşçisi ve Köylüsü Teşkilatlan” bildirisini hazırlamaktan ve 1930’da yazdığı yayımlanmamış Tren şiiri de suç unsuru sayılarak tutuklanıp dört yıl ceza alır. Babam, ölene dek toplumcu ve gerçekçi çizgisinden hiç ödün vermemiş edebiyat dünyamızın devrimci bir kahramanıydı.</p>
</blockquote>



<p><strong>• Trabzon’da büstü kaldırılmış, neler söyleyeceksiniz bu konuda?</strong></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-2 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="2048" height="1536" data-id="20587" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/03/Cemil-Acar-ve-H.I.-Dinamo-Bustu-Trabzon-Meydan-Parki-26.05.2008.jpg" alt="Cemil Acar ve H.I. Dinamo Bustu Trabzon Meydan Parki 26.05.2008" class="wp-image-20587" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR -8- Hasan İzzettin DİNAMO 70" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/03/Cemil-Acar-ve-H.I.-Dinamo-Bustu-Trabzon-Meydan-Parki-26.05.2008.jpg 2048w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/03/Cemil-Acar-ve-H.I.-Dinamo-Bustu-Trabzon-Meydan-Parki-26.05.2008-768x576.jpg 768w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/03/Cemil-Acar-ve-H.I.-Dinamo-Bustu-Trabzon-Meydan-Parki-26.05.2008-1536x1152.jpg 1536w" sizes="auto, (max-width: 2048px) 100vw, 2048px" /></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="2048" height="1536" data-id="20588" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/03/Hasan-Izzettin-Dinamo-meydan-parkindaki-bustu.jpg" alt="Hasan Izzettin Dinamo meydan parkindaki bustu" class="wp-image-20588" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR -8- Hasan İzzettin DİNAMO 71" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/03/Hasan-Izzettin-Dinamo-meydan-parkindaki-bustu.jpg 2048w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/03/Hasan-Izzettin-Dinamo-meydan-parkindaki-bustu-768x576.jpg 768w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/03/Hasan-Izzettin-Dinamo-meydan-parkindaki-bustu-1536x1152.jpg 1536w" sizes="auto, (max-width: 2048px) 100vw, 2048px" /></figure>
<figcaption class="blocks-gallery-caption wp-element-caption">Fotoğraf: Mehmet Kuvvet Arşivi</figcaption></figure>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Trabzon Meydan Parkı’nda o zamanın belediye meclisi kararıyla bu şehre değer katmış ünlü isimlere ait büstler yapılıp parkın çeşitli yerlerine bir düzen içinde yerleştirilmiş. Parka gelen insanların kültürüne katkı sağlansın diye. Ayrıca parkın ana girişinde Trabzon’a büyük hizmetleri olan kişilerin de adları bir pano şeklinde asılmış. Yaklaşık 20 yıl sonra belediye başkanlığı el değiştirince meydan düzenlemesi yapılıp tüm büstler kaldırılmış. Bir daha yerlerine konmamış. Bu konuda TBMM’de gensoru da verilmişti ama bir sonuç alınamadı. Ne söyleyelim, bir gün değerlerimize saygılı olmayı ve onlar öldükten sonra da yaşatmayı yeni nesillerimize öğretebileceğimiz günlerin yakın olmasını dileyelim. Umalım her şey çok güzel olsun</p>
</blockquote>



<p><strong>• Yazdığı romanları ve tüm eserlerinde şiirlerinde yaşadığı acıları, açlığı tarif eden Dinamo açlığı nasıl yaşadı, ailesinin yaşadıkları nelerdi o dönem Trabzon’da?</strong></p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/08/HASAN-IZZETTIN-DINAMO-1.jpg" alt="HASAN IZZETTIN DINAMO 1" class="wp-image-18824" width="808" height="410" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR -8- Hasan İzzettin DİNAMO 72" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/08/HASAN-IZZETTIN-DINAMO-1.jpg 1132w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/08/HASAN-IZZETTIN-DINAMO-1-768x390.jpg 768w" sizes="auto, (max-width: 808px) 100vw, 808px" /></figure>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Dedem Ahmet Bey, Yemen Savaşı’ndan döndükten sonra Akçaabat Ahanda’da (Kavaklı) bahçe işleri ve balıkçılık yaparak geçimini sürdürürmüş. Göçler nedeniyle geçim zorlukları başlayınca İstanbul Sarıyer’e göç etmişler. Şans burada da yüzlerine gülmüyor. Balkan göçleri başlayınca işsizlik artmış ve başka umut yolculukları düşünülmüş. Durak Samsun olmuş bu kez. Burada aile yaşama tutunduğu sırada 1. Dünya Savaşı patlak verir ailenin büyük erkekleri savaşın başında şehit düşünce ailenin yaşam savaşı başlar. Tarifi zor bir hayata sürüklenirler. Anne de vefat edince geriye kalan iki kız bir erkek yetim yurtlarında yaşam savaşı verirler. Bu yaşanmışlıkları, olayları <strong>Savaş ve Açlar</strong> ile <strong>Öksüz Musa</strong> kitaplarında abartısız bir şekilde görüyoruz. Her yaşam kendi içinde inanılmazları barındırıyor. Hele ki bunlar savaş çocukları olursa…</p>
</blockquote>



<p><strong>• Nazım Hikmet, Sabahattin Ali, Yaşar Kemal, Vedat Türkali, Orhan Kemal, Rıfat Ilgaz, Aziz Nesin gibi birçok dostlukları vardı. Onlarla ilgili anılarından aklınızda kalanlar var mıdır? Evinize gelip giderler miydi?</strong></p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Anı kitaplarında birçok yazar ve şair arkadaşlarıyla olan anıları mevcuttur. Çokları kendisini hem Menekşe’de hem de Ataköy’de ziyarete gelirdi. Üniversite öğrencileri de kendisini ziyaret ederlerdi. Yılmaz Güney film galalarında kendi şoförüyle evinden aldırırdı. Nazım Hikmet’i hiç görmedim ama eşi Münevver Hanım’ı ve oğlu Mehmet’i tanıdım. Ben yaz tatilinde Göztepe’de Kemal Tahir amcalarda kalırken Münevver Hanım, oğlu Mehmet’i pazar günleri oraya getirdiğinde onu oynatır oyalardım</p>
</blockquote>



<p><strong>• Kaybolan, el konulan ve yok edilen eserleri nelerdi? Bu hususta neler söylerdi?</strong></p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Kaybolan romanları ve şiirleri için çok üzülürdü. Anı kitaplarında mevcuttur. Ondan fazla romanının, birkaç oyununun ve binden fazla şiirinin tren yolculuğunda çalındığını biliyoruz. “Yitik Şiirlerime Ağıt” adlı bir şiiri de vardır. El konulan “Tren” şiirinin birkaç dizesini ancak anıları arasından öğreniyoruz. Tamamı nasıl bilmiyoruz. “Sosyalist Türkiye Cumhuriyeti” şiirini de tutanaklardan bulduğumuz kadarıyla kitaba koyuldu.</p>
</blockquote>



<p><strong>• Bugün ülkemizin hali Dinamo’nun düşünceleri ve eserleriyle değerlendirilirse, babanız sizce neler söylerdi?</strong></p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Babamın yaşamı savaşın zorluklarıyla ve kötülükleriyle yoğrulduğu için savaşların kötülüğünü kitaplarında işlemiştir. Özgür yaşamanın önemini şiirlerinde vurgulamıştır. Daha 1939 yılında yazdığı “21. Yüzyılın İnsanlarına Şiirler” inde insanlara umutsuz olmamayı, güzellikleri, özgürlüğün değerini bilmemizi öneriyor. Kısacası “umudumuzu yitirmemeyi öğütlerdi “sanırım. Umudumuz, yarınlarda ülkemiz ve tüm insanlık için her şeyin çok güzel olması dileğimizdir.</p>
</blockquote>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-3 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="391" height="438" data-id="20589" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/03/1930-Hasan-Izzettin.jpg" alt="1930 Hasan Izzettin" class="wp-image-20589" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR -8- Hasan İzzettin DİNAMO 73"></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="362" height="457" data-id="20590" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/03/1939-Hasan-Izzettin-Dinamo.jpg" alt="1939 Hasan Izzettin Dinamo" class="wp-image-20590" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR -8- Hasan İzzettin DİNAMO 74"></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="719" height="1022" data-id="20591" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/03/hasan-fehmi-hizal-in-kaleminden-hasan-izzettin-dinamo.jpg" alt="hasan fehmi hizal in kaleminden hasan izzettin dinamo" class="wp-image-20591" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR -8- Hasan İzzettin DİNAMO 75"></figure>
</figure>



<h3 class="wp-block-heading">Hasan İzzettin Dinamo&#8217;nun Eserleri:</h3>



<p><strong>ŞİİR</strong>:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Deniz Feneri (1937)</li>



<li>Karacaahmet Senfonisi (1960)</li>



<li>Özgürlük Türküsü (1971)</li>



<li>Mapushanemden Şiirler (1974)</li>



<li>Sürgün Şiirleri (1975)</li>



<li>Gecekondumdan Şiirler (1976)</li>



<li>Çoban Şiirleri (1982)</li>



<li>Nazım&#8217;dan Meltemler (1989)</li>



<li>Tuyuğlar (1990)</li>
</ul>



<p><strong>ROMAN</strong>:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Kutsal İsyan (sekiz cilt, 1966-1968)</li>



<li>Ateş Yılları (1968)</li>



<li>Savaş ve Açlar (1968)</li>



<li>Kutsal Barış (yedi cilt, 1972-1976)</li>



<li>Öksüz Musa (1973)</li>



<li>Musa&#8217;nın Mapushanesi (1974)</li>



<li>Koyun Baba (1976)</li>



<li>Musa&#8217;nın Gecekondusu (1976)</li>



<li>Açlık (1982)</li>



<li>Türk Kelebeği (1981)</li>



<li>Adalet Sıtması (1983)</li>



<li>Anadolu&#8217;da Bir Yunan Askeri (1988)</li>
</ul>



<p><strong>ÖYKÜ</strong>:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Savaşta Çocuklar (1981)</li>
</ul>



<p><strong>ANI</strong>:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>6-7 Eylül Kasırgası (1971)</li>



<li>2. Dünya Savaşı&#8217;ndan Edebiyat Anıları (1984)</li>



<li>TKP ve Aydınlar (1989)</li>
</ul>



<p><strong>ÖDÜLLERİ</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>1977&nbsp;<strong>Orhan Kemal</strong>&nbsp;Roman Armağanı, Kutsal Barış ile</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://viratrabzon.com/trabzondan-cikan-hayatlar-8-hasan-izzettin-dinamo-20421/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TRABZON&#8217;DAN ÇIKAN HAYATLAR -7- Faik Ahmet BARUTÇU</title>
		<link>https://viratrabzon.com/trabzondan-cikan-hayatlar-7-faik-ahmet-barutcu-20346/</link>
					<comments>https://viratrabzon.com/trabzondan-cikan-hayatlar-7-faik-ahmet-barutcu-20346/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Fatih KÖROĞLU]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 25 Feb 2023 13:52:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TRABZON'DAN ÇIKAN HAYATLAR]]></category>
		<category><![CDATA[Anma]]></category>
		<category><![CDATA[Karadeniz'den]]></category>
		<category><![CDATA[Trabzon'dan]]></category>
		<category><![CDATA[CHP Trabzon Milletvekili]]></category>
		<category><![CDATA[Faik Ahmet Barutçu]]></category>
		<category><![CDATA[İstikbal Gazetesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kuva-i Milliye]]></category>
		<category><![CDATA[Milli Mücadele&#039;nin Trabzon&#039;da ki Sembol İsmi]]></category>
		<category><![CDATA[Trabzon Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://viratrabzon.com/?p=20346</guid>

					<description><![CDATA[<div><img width="1920" height="1080" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/02/Faik-Ahmet-Barutcu.jpg" class="attachment-medium size-medium wp-post-image" alt="Faik Ahmet Barutçu" style="margin-bottom: 15px;" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/02/Faik-Ahmet-Barutcu.jpg 1920w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/02/Faik-Ahmet-Barutcu-768x432.jpg 768w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/02/Faik-Ahmet-Barutcu-1536x864.jpg 1536w" sizes="auto, (max-width: 1920px) 100vw, 1920px" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR -7- Faik Ahmet BARUTÇU 76"></div>Milli Mücadele&#8217;nin Trabzon&#8217;da ki Sembol İsmi: Faik Ahmet BARUTÇU Faik Ahmet Barutçu; Hukukçu, siyaset ve devlet adamı, milletvekili, bakan (D. 1894, Trabzon – 1959, Ankara).&#160;1894’te Trabzon’da doğdu. Trabzon Müdafaa-i Hukuk-i Milliye Cemiyeti’nin kurucusu ve başkanı olan Faik Ahmet Barutçu, Osmanlı döneminde Trabzon Belediye Başkanlığı yapmış Barutçuzade Hacı Ahmet Efendi’nin oğludur. Türk siyasetinin önde gelen simalarından&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h3 class="wp-block-heading">Milli Mücadele&#8217;nin Trabzon&#8217;da ki Sembol İsmi: Faik Ahmet BARUTÇU </h3>



<h5 class="wp-block-heading"><strong>Faik Ahmet Barutçu</strong>; Hukukçu, siyaset ve devlet adamı, milletvekili, bakan (D. 1894, Trabzon – 1959, Ankara).&nbsp;1894’te Trabzon’da doğdu. Trabzon Müdafaa-i Hukuk-i Milliye Cemiyeti’nin kurucusu ve başkanı olan Faik Ahmet Barutçu, Osmanlı döneminde Trabzon Belediye Başkanlığı yapmış Barutçuzade Hacı Ahmet Efendi’nin oğludur.</h5>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1560" height="720" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/02/sketch-1677353088594.jpg" alt="sketch 1677353088594" class="wp-image-20401" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR -7- Faik Ahmet BARUTÇU 77" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/02/sketch-1677353088594.jpg 1560w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/02/sketch-1677353088594-768x354.jpg 768w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/02/sketch-1677353088594-1536x709.jpg 1536w" sizes="auto, (max-width: 1560px) 100vw, 1560px" /></figure>



<p>Türk siyasetinin önde gelen simalarından <strong>Faik Ahmet Barutçu</strong>, 1894 yılında <strong>Trabzon</strong>&#8216;un <strong>Çarşı Mahallesi</strong>&#8216;nde doğdu.</p>



<p>İlk, Orta ve Lise öğrenimini <strong>Trabzon</strong>&#8216;da tamamladıktan sonra <strong>İstanbul Darülfünun Hukuk</strong> <strong>Şubesi</strong>&#8216;ne girdi. Hukuk fakültesini bitiremeden, I. Dünya Savaşı patlak verince askere alındı. İhtiyat subayı olarak <strong>Trabzon</strong> ve&nbsp;<strong>Samsun</strong>&nbsp;Karargahlarında askerliğini sürdürdü. Askerlik sonrası yarıda kalan hukuk öğretimini tamamlamak için İstanbul&#8217;a döndü. <strong>Faik Ahmet Barutçu</strong> hukuk tahsilini tamamladıktan sonra Trabzon&#8217;a dönerek avukatlığa başladı. Serbest avukatlık, <strong>Trabzon&nbsp;Barosu&nbsp;Başkanlığı, İstikbal Gazetesi</strong> Sahipliği ve Başyazarlığı görevlerinde bulundu. </p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/02/IST-Hukuk-1.jpg" alt="IST Hukuk 1" class="wp-image-20387" width="808" height="449" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR -7- Faik Ahmet BARUTÇU 78"><figcaption class="wp-element-caption"><strong><em>Mehmet Fatih KÖROĞLU / VİRA TRABZON HABER</em></strong></figcaption></figure>



<p>Bu sıralarda <strong>Trabzon</strong>, <strong>1. Dünya Savaşı</strong>&#8216;nın yaralarını sarmaya çalışırken bir taraftan da <strong>Mondros Mütarekesi</strong> ile bir takım heveslere kapılan Pontusçu Rumların faaliyetlerine sahne olmaktaydı. <strong>Faik Ahmet Barutçu</strong>, bu dönemde özellikle Milli Mücadele yanlısı bir gazeteci, yazar ve Hatip olarak tanındı. Trabzon ve civarına yönelik Rum ve Ermeni iddialarına karşı kurulan <strong>Trabzon Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti</strong>&#8216;nin kurucuları arasına katıldı. 1919 yılı sonlarında tekrar açılan <strong>Trabzon Türk Ocağı</strong>&#8216;nın yönetim kurulunda yer aldı. Milli faaliyetler için 10 aralık 1918 tarihinde çıkmaya başlayan İstikbal Gazetesi&#8217;nin başına geçti. <strong>Faik Ahmet Barutçu</strong>&#8216;nun başında bulunduğu ve <strong>Trabzon müdafaa-i hukuk Cemiyeti</strong>&#8216;nin yayın organı olan<strong> İstikbal Gazetesi</strong>, 17 Mart 1925 tarihine kadar günlük ve bazen de haftalık olarak çıktı.</p>



<p><strong>İstikbal Gazetesi</strong> ile Rum ve Ermeni faaliyetlerine karşı büyük bir mücadele verilmesi yanında Trabzon&#8217;da milli heyecanın ve milli hassasiyete dayalı bir kamuoyu oluşmasında önemli bir mesafe alındı. <strong>Faik Ahmet Barutçu</strong> işgallere karşı düzenlenen birçok mitingi organize etti. Hatta mitinglere konuşmacı olarak katıldı.</p>



<p><strong>Ali Şükrü Bey</strong>’in <strong>Topal Osman</strong> tarafından öldürülmesinden, devletin zirvesini açıkça sorumlu tutan yazılar yazan, zaman zaman <strong>Mustafa Kemal Paşa</strong>’yı bile eleştirmekten çekinmeyen, ama bütünüyle Milli Mücadele&#8217;nin, Kurtuluş Savaşı’nın yanında yer alan Faik Ahmet Barutçu&#8217;nun İstikbal Gazetesi, 1922’ye kadar Anadolu basınının önde gelen yayın organı oldu. </p>



<p><strong>İstikbal Gazetesi</strong>&#8216;nin başına geçtiği yıllarda Trabzon&#8217;da iki basımevi vardı. İkisi­nin de sahibi Rum&#8217;du ve üstelik kâğıt tica­reti de Rumların elindeydi. Bu durumda gazeteyi bir süre Rum basımevlerinden bi­rinde basmaktan baka çare yoktu.&nbsp;Kendisi bir&nbsp;basımevi kuruncaya kadar Rumları ürküt­memek için <strong>“Pontus&#8221;</strong> meselesine pek dokunmayarak hep ulusal birlikten ve birleş­mekten söz etti. </p>



<p>1920 yılının başlarında <strong>İstanbul</strong>&#8216;dan getirttiği ve elle çalışan bir bas­kı makinesini <strong>Trabzon</strong>&#8216;da babasına ait bir hana yerleştirerek gazetesini kendi basımevinde çıkarmaya başladı. Bundan sonra Kurtuluş Savaşı boyunca Millî Mücade­le&#8217;yi destekledi, zafer haberlerini duyu­rarak Trabzonluların mücadele heyeca­nını artırdı.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-4 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="720" height="960" data-id="20390" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/02/Istikbal-Gazetesi.png" alt="Istikbal Gazetesi" class="wp-image-20390" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR -7- Faik Ahmet BARUTÇU 79"></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="720" height="960" data-id="20391" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/02/Istikbal-2.png" alt="Istikbal 2" class="wp-image-20391" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR -7- Faik Ahmet BARUTÇU 80"></figure>
</figure>



<p>Milli Mücadele&#8217;den sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;nde, Meclis içinde meydana gelen gruplaşma sonunda kurulan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası (TPCF) tarafında yer aldı. TPCF&#8217;nin, Şeyh Sait isyanı sebebiyle kapatılmasından sonra siyasal çalışmalarına bir süre ara veren Faik Ahmet Barutçu avukatlığa avukatlığa devam etti. 1933-34 ve 1938-39 yılları arasında Trabzon Barosu başkanlığı yaptı. 1939 seçimlerinde Milletvekili seçildiği zamanlarda sahibi olduğu İstiklal matbaasını Ankara&#8217;ya taşımayı teklif eden matbaa yöneticisinin tekliflerini söz olur endişesi ile geri çevirdi. </p>



<p>Faik Ahmet Barutçu&#8217;nun, 1930&#8217;larda Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) saf­larına geçişi, hareketli siyasî hayatı­nın başlangıcı oldu. Önceleri yalnız Trab­zon çevresinde olan politik çalışmalarını, 1939&#8217;da Trabzon&#8217;dan milletvekili seçilince parlamenter olarak sürdürdü ve Meclis&#8217;te daha başlangıçta grup yöneticilerinin dikkatini çekti. Kişiliğinin en belirgin yanı ise, olaylar karşısında soğuk­kanlılığını koruyabilmesiydi. 1939&#8217;da başlayan milletvekilliği 1954-57 dönemi dışında ölünceye kadar sürdü. 1946&#8217;da üçüncü kez Meclis&#8217;e dönünce CHP grubunun en faal üyeleri arasında yer aldı. Birinci ve İkinci Hasan Saka hükümetlerinde Devlet Bakanlığı ve Başbakan Yardımcılığı yaptı. Başbakan­dan sonra ikinci adam olarak sık sık mu­halefetin eleştirilerini cevaplandırmak zo­runda kalıyor, ancak bu görevi yaparken karşısındakileri suçlamaktan kaçınışı ve say­gılı tutumuyla dikkat çekiyordu.</p>



<p><strong>Barutçu</strong>, ününü sağlayan en büyük sına­vını 1950-54 döneminde verdi. Bu dönemde artık iktidar el değiştirmiş, <strong>CHP</strong> kendi yöneticilerini bile şaşırtan küçük bir kadroyla Meclis&#8217;te tu­tunmaya çalışırken, 1946-50 döneminin küçük muhalefeti, ezici çoğunluğu elde ederek iktidara gelmişti. Bütün görüşme­ler hemen hemen çekişme halinde geçiyor ve bu çekişmelerde <strong>CHP</strong>&#8216;yi savunmak, <strong>İnönü</strong>’den sonra çoğunlukla<strong> Barutçu</strong>&#8216;ya düşüyordu. <strong>CHP </strong>mallarının Hazine&#8217;ye devredilmesini öngören yasa tasarısının görüşüldüğü ve sabaha kadar süren Meclis toplantısında, tasarıyı getirenlerin karşı­sında, <strong>CHP</strong>&#8216;yi savunanların başında da o vardı. Ona karşı olanlar bile&nbsp;<strong>Barutçu</strong>&#8216;nun mantığını güçlü, belirgin Karadeniz şivesini de sevimli buluyorlar­dı. Çetin mücadele sonunda partisi mal­larını koruyamadı, ama Barutçu şöhreti­ni korumayı başarmıştı. </p>



<p><strong>1954-57 </strong>dönemi seçimlerinde <strong>CHP</strong>, <strong>Trabzon</strong>&#8216;dan milletvekili çıkaramamış ve seçilememişti. <strong>1957</strong>&#8216;de milletvekili olarak son kez Meclis&#8217;e dön­düğünde yine <strong>CHP</strong> grubunun önemli kişilerinin başında yer alıyor, partisinin grup başkanvekilliğini yürütüyordu. İktidar-muhalefet ilişkileri­nin yine gergin olduğu, üstelik iktidarın biraz güçten düşmesine karşılık muhale­fetin oldukça güçlendiği bu dönemde de <strong>Barutçu</strong> her türlü aşırılıktan kaçınması­nı bildi. Tartışmaların en sert noktasın­da tehditlerle hiçbir sorunun çözümlenemeyeceğini anlatmaya çalıştı.</p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/02/Faik-Ahmet.jpg" alt="Faik Ahmet" class="wp-image-20348" width="809" height="629" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR -7- Faik Ahmet BARUTÇU 81"></figure>



<p><strong>Faik Ahmet Barutçu</strong>, çok ilginç ve önemli noktaları saptamasını bilen iyi bir gözlemci, ülke ve dünya meseleleri ile ilgilenen iyi bir okuyucu ve sıcak kişiliği, insanı yanı, tatlı diliyle sevilen bir Milletvekili olarak tanındı. Gerek <strong>CHP</strong> Grubunda gerekse meclis içerisindeki davranışları ile çevresindeki insanları etkilemesini, İnandırmasını; en azından onlara kendini dinletmesini bilen saygın bir kişiliğe sahipti. Bu özellikleriyle ve demokratik anlayışının gereği ve de olayları değerlendirişi ile kısa zamanda CHP yöneticilerinin ve özellikle İsmet Paşa&#8217;nın dikkatini çekmeyi başarmıştır. </p>



<p>15 Mayıs 1943 tarihinde toplanan <strong>CHP</strong>&#8216;nin 6. büyük kurultayında <strong>CHP Genel İdare Kurulu</strong>&#8216;na seçildi. 1945 yılında <strong>CHP</strong> genel sekreter yardımcılığına görevine getirildi. 1946 seçimlerinden sonra kurulan <strong>1.</strong> Ve <strong>2. Hasan Saka</strong> kabinelerinde, Devlet bakanı ve başbakan yardımcısı olarak görev yaptı. <strong>CHP</strong> grup başkan vekili oldu. Hükümet sözcülüğü yaptı. </p>



<p>14 Mayıs 1950 yılında yapılan seçimlerde <strong>Trabzon</strong>&#8216;dan tekrar milletvekili seçildi. 1954 yılında ki seçimlerde <strong>Trabzon</strong>&#8216;dan seçilemeyince, meclis dışı kaldı. Tekrar avukatlığa geri döndü. 1957 yılında yapılan seçimlerde <strong>CHP Ankara Milletvekili</strong> seçildi. 1958 yılında düzenlediği gezilerden birinde kalp spazmı geçirdi. Tedavi olmak için <strong>İngiltere</strong>&#8216;ye gitti. 1959 yılında <strong>İngiltere</strong>&#8216;de ameliyat oldu ise de <strong>Türkiye</strong>&#8216;ye döndükten sonra eski sağlığına kavuşamadı. 4 çocuk babası <strong>Faik Ahmet Barutçu</strong>, 14 Mart 1959 tarihinde <strong>Ankara</strong>&#8216;da vefat etti. </p>



<p><strong>Faik Ahmet Barutçu</strong>&#8216;nun Diplomat olan ve 2003 yılında vefat eden oğlu <strong>Ecmel Barutçu</strong> babasının siyaset dünyası içindeki konumu ile ilgili olarak söylenen ve yazılan şu ifadeleri aktarmıştır:</p>



<p>&#8220;Türk siyaset dünyasının büyük hatiplerinden biri olarak kabul edilen rahmetli babam <strong>Faik Ahmet Barutçu</strong>&#8216;yu Milli Mücadele yıllarından tanıyan ve onun yakın bir parlamenter arkadaşı olan ülkemizin tanınmış maarifçilerin olan <strong>Hıfzırrahman Raşit Öymen</strong> bir gün bana şöyle demiştir. <strong><em>&#8216;onu, Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;nde dinlerken kendimi eski Roma senatosunda sanıyorum. Sanki Çiçeron konuşuyor.&#8217;</em></strong> </p>



<p>Yine eski bir parlamenter arkadaşından biri olan <strong>Profesör Turhan Feyzioğlu</strong>, <strong>Faik Ahmet Barutçu</strong>&#8216;nun vefatı münasebetiyle <strong>Ulus Gazetesi</strong>&#8216;nde 18 Mart 1959 tarihinde çıkan makalesinde Onun için; <strong><em>&#8216;kürsüde konuşurken, kendi kendini aşarak adeta devleşen bir parlamento hatibiydi&#8217;</em></strong> diyordu.</p>



<p><strong>Ordu</strong> eski milletvekili <strong>Ferda Güley</strong> ise; <strong>Faik Ahmet Barutçu</strong>&#8216;nun 17. vefat yıldönümünde (1976) çıkan bir makalesinde: </p>



<p><em><strong>&#8216;Faik Ahmet Barutçu, her değerin üstünde dev bir parlamento hatibi idi. Meclis kürsüsüne çıkar-çıkmaz; şövalyeler zamanındaki bir savaşçı gibi, sataşma, söz atma, hatta bazen hakaret etme oklarının delemediği zırhlar içerisinde, kişneyerek kendisini bekleyen atına biner; bazen atını, kürsünün bir ucundan öbür ucuna koşturur, bazen de mahmuzlayarak ya da kırbaçlayarak şaha kaldırır, gerektiğinde bütün hızıyla meclisin üstüne sürerdi.&#8217;</strong></em> diye söylemiştir.</p>



<p>1954 seçimlerinde&nbsp;seçilemeyince&nbsp;<strong>İsmet İnönü</strong>&#8216;nün tepkisi: <strong>&#8220;Trabzon akıl ve havsalaya sığmayacak bir ayıp işlemiştir&#8221;</strong> olmuştur.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-5 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="473" height="800" data-id="20353" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/02/Faik-Ahmet-3.jpg" alt="Faik Ahmet 3" class="wp-image-20353" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR -7- Faik Ahmet BARUTÇU 82"></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1080" height="1920" data-id="20357" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/02/Faik-Ahmet-1.jpg" alt="Faik Ahmet 1" class="wp-image-20357" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR -7- Faik Ahmet BARUTÇU 83" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/02/Faik-Ahmet-1.jpg 1080w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/02/Faik-Ahmet-1-768x1365.jpg 768w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/02/Faik-Ahmet-1-864x1536.jpg 864w" sizes="auto, (max-width: 1080px) 100vw, 1080px" /></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1080" height="1920" data-id="20356" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/02/Faik-Ahmet-2.jpg" alt="Faik Ahmet 2" class="wp-image-20356" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR -7- Faik Ahmet BARUTÇU 84" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/02/Faik-Ahmet-2.jpg 1080w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/02/Faik-Ahmet-2-768x1365.jpg 768w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/02/Faik-Ahmet-2-864x1536.jpg 864w" sizes="auto, (max-width: 1080px) 100vw, 1080px" /></figure>
</figure>



<h3 class="wp-block-heading">Yararlanılan Kaynaklar</h3>



<ol class="wp-block-list">
<li>&nbsp;&#8220;TBMM Albümü 2. Cilt (1950-1980)&#8221;&nbsp;(PDF). TBMM Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü.</li>



<li>KAYNAK:&nbsp;Afşin Oktay &#8211; Kemal Bağlum / Biyografiler Ansiklopedisi (1959), Yurt Ansiklopedisi (10. cilt, 1984),Türkiye Ansiklopedisi 1 (1974),&nbsp;Milliyet Büyük Larousse Sözlük ve Ansiklopedisi (3. cilt, 1986).</li>



<li>İnönü Vakfı / https://www.ismetinonu.org.tr/tarihte-bugun-14-mart/</li>



<li>Mehmet Akif Bal / Trabzonlu Simalar ve Aileler</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://viratrabzon.com/trabzondan-cikan-hayatlar-7-faik-ahmet-barutcu-20346/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TRABZON&#8217;DAN ÇIKAN HAYATLAR -6-  Soysal ALGAN</title>
		<link>https://viratrabzon.com/trabzondan-cikan-hayatlar-6-soysal-algan-20141/</link>
					<comments>https://viratrabzon.com/trabzondan-cikan-hayatlar-6-soysal-algan-20141/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Fatih KÖROĞLU]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Feb 2023 08:25:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TRABZON'DAN ÇIKAN HAYATLAR]]></category>
		<category><![CDATA[Anma]]></category>
		<category><![CDATA[Karadeniz'den]]></category>
		<category><![CDATA[Trabzon'dan]]></category>
		<category><![CDATA[Soysal Algan]]></category>
		<category><![CDATA[Trabzon&#039;dan Çıkan Hayatlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://viratrabzon.com/?p=20141</guid>

					<description><![CDATA[<div><img width="960" height="720" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/02/Soysal-Algan-2.png" class="attachment-medium size-medium wp-post-image" alt="Soysal Algan (2)" style="margin-bottom: 15px;" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/02/Soysal-Algan-2.png 960w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/02/Soysal-Algan-2-768x576.png 768w" sizes="auto, (max-width: 960px) 100vw, 960px" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR -6- Soysal ALGAN 85"></div>Her Kesimin Üzerinde Uzlaştığı İsim: Soysal ALGAN&#8230; Her çevrenin, toplumların öne çıkmış insanları vardır. Bunlar, kendine münhasır yapıları ve davranışları ile kendilerini kabul ettirirler ve kamuoyunda karşılık bulurlar. Soysal Algan da onlardan biriydi. Etkileşimde bulunduğu sosyal çevresi ve özellikle Trabzonlular için çok değerli şahsiyetlerden biri olmayı başarmıştı. Olaylara pozitif bakan, dinlemeyi seven bir yapısı olsa&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading">Her Kesimin Üzerinde Uzlaştığı İsim: Soysal ALGAN&#8230;</h2>



<p><em>Her çevrenin, toplumların öne çıkmış insanları vardır. Bunlar, kendine münhasır yapıları ve davranışları ile  kendilerini kabul ettirirler ve kamuoyunda karşılık bulurlar. <strong>Soysal Algan</strong> da onlardan biriydi. Etkileşimde bulunduğu sosyal çevresi ve özellikle Trabzonlular için çok değerli şahsiyetlerden biri olmayı başarmıştı. </em></p>



<p><em>Olaylara pozitif bakan, dinlemeyi seven bir yapısı olsa da; konuşması gerektiği anlarda tavrını koyan ve uzlaştırıcı, bütünleştirici bir karakter olarak karşımıza çıkmıştır. Kamu yararına, topluma yaptığı hizmetler ve ondan önceki büyüklerinden öğrendiklerini sonra ki kuşaklara aktarma düşüncesi ile vermeye çalıştığı mücadele ve özellikle son yıllarda giydiği o üzerine çok yakışan &#8216;Ağabey&#8217; ceketi ile tarihin çektiği fotoğrafta yerini almıştır. Tarihin çektiği bu fotoğrafa gözleri açıkken poz veren <strong>Soysal Algan</strong>&#8216;ın kalbi yoruldu, tarihin çektiği fotoğrafa gözlerini yumdu ve 23 Ocak 2023 tarihinde aramızdan ayrıldı.   </em></p>



<p><strong>Soysal Algan</strong>, 01.05.1955 tarihinde babası <strong>Harun Algan</strong>&#8216;ın kaymakam olarak görev yaptığı <strong>Muğla</strong>&#8216;nın <strong>Ula İlçesi</strong>&#8216;nde doğdu. <strong>Yıldız Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği</strong>&#8216;nden mezun olan <strong>Soysal Algan</strong>, çeşitli Sivil Toplum Kuruluşlarında ve siyasi yaşamında çeşitli görevler aldı.  </p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img decoding="async" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/01/soysal-algan-1-edited.jpg" alt="soysal algan 1 edited" class="wp-image-20145" width="806" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR -6- Soysal ALGAN 86"><figcaption class="wp-element-caption"><strong><em>Mehmet Fatih KÖROĞLU / VİRA TRABZON HABER</em></strong></figcaption></figure>



<p><strong>Anavatan Partisi</strong>&#8216;nde; <strong>Fatih Belediye Başkan Yardımcılığı, Belediye Meclis Üyeliği, Fatih İlçe Başkanlığı </strong>ve <strong>Belediye Meclis Grup Başkanı</strong> olarak görev yapan <strong>Soysal Algan</strong>, dönemin efsane <strong>İç işleri Bakanı Sadettin Tantan</strong>&#8216;ın görevinden alınıp Devlet Bakanlığı&#8217;na atanması ve sonrasında yaşanan gelişmeler sebebiyle <strong>Anavatan Partisi</strong>&#8216;nden istifa etmiştir.</p>



<p><strong>Anavatan Partisi</strong>&#8216;nden Belediye Meclis Üyesi seçilerek<strong> 1994-1999</strong> tarihleri arasında dönemin<strong> Fatih Belediye Başkanı Sadettin Tantan</strong> ile birlikte çalışan ve Belediye Başkan Yardımcılığı görevini üstlenen <strong>Soysal Algan</strong>, sonraki yaşamında da <strong>Sadettin Tantan</strong> ile yol arkadaşlığına devam etmiş ve vefat ettiği sırada, Genel Başkanlığı&#8217;nı <strong>Sadettin Tantan</strong>&#8216;ın yürüttüğü <strong>Yurt Partisi </strong>Genel Başkan Yardımcılığı görevini sürdürmekteydi.</p>



<p><strong>Soysal Algan</strong>, bir yandan meslek ve ticaret hayatına devam ederken bir yandan da toplum yararına olan Sivil Toplum Kuruluşlarıyla bağını hiç koparmamış, çeşitli yöre derneklerinde görev almış ve uzlaştırıcı, bütünleştirici yaklaşımları ile kamuoyunda geniş bir kitlenin haklı güvenini kazanmıştır. </p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/01/FB_IMG_1674826423218-edited.jpg" alt="FB IMG 1674826423218 edited" class="wp-image-20150" width="808" height="505" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR -6- Soysal ALGAN 87"></figure>



<p>1965 yılında kurulan ve merkezi <strong>Fındıkzade</strong>&#8216;de bulunan <strong>Trabzon Öğrenci Yurdu</strong>&#8216;nun resmi işletmecisi durumundaki <strong>Trabzon Liselerinden Yetişenler Derneği Başkanlığı</strong> görevini yaklaşık 20 yıldır sürdürmekte olan <strong>Soysal Algan</strong>, bu süre zarfında <strong>Trabzon Öğrenci Yurdu</strong>&#8216;nun kapasitesini artırmış ve bürokrasi ile kurduğu doğru iletişim sayesinde daha fazla öğrenciye hizmet verebilecek olan yeni yurt binası inşaatını başlatmıştı.</p>



<p>Her yıl Ramazan ayında geleneksel hale gelmiş ve yaklaşık bin kişinin katıldığı, Trabzon Öğrenci Yurdu&#8217;nun bahçesinde verilen iftar yemeği, geçmişte Trabzon Öğrenci Yurdu&#8217;nda kalan katılımcılardan bazılarının söz alarak paylaştığı anıları ile daha lezzetli bir hale geldiğini belirtmek gerekir. Trabzon Öğrenci Yurdu&#8217;nda ki İftar Yemeği, İstanbul&#8217;da yaşayan Trabzonluların aynı zamanda buluşma, görüşme ve hasret giderme vesilesi olması ayrı bir öneme sahiptir.   </p>



<figure class="wp-block-image is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/01/Soysal-Algan.png" alt="Soysal Algan" class="wp-image-20085" width="809" height="461" title="SOYSAL ALGAN İÇİN ENDİŞELİ BEKLEYİŞ!... 23"/></figure>



<p>Uzun zamandır <strong>Fındıkzade</strong>‘de ki <strong>Trabzon Liselerinden Yetişenler Derneği </strong>Başkanlığı’nı yürütmekte olan<strong> Soysal Algan</strong>, Trabzon Camiasında her görüşten insanların sevdiği ve saygı duyduğu bir şahsiyet olarak hafızalara kazınmıştır.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1440" height="1080" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/01/Soysal-Algan-1.png" alt="Soysal Algan 1" class="wp-image-20143" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR -6- Soysal ALGAN 88" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/01/Soysal-Algan-1.png 1440w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/01/Soysal-Algan-1-768x576.png 768w" sizes="auto, (max-width: 1440px) 100vw, 1440px" /></figure>



<h3 class="wp-block-heading">Arslan BULUT- Al Kan&#8230; Yeniçağ Gazetesi / 24 Ocak 2023 Salı</h3>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Gaziantepli gazeteci-yazar&nbsp;<strong>Necdet Sevinç</strong>,&nbsp;<strong><em>&#8220;milletini sırtında taşıyan adam&#8221;</em></strong>dı&#8230; Diyarbakırlı&nbsp;<strong>Hadi Güzel</strong>, Irak&#8217;ta ve Libya&#8217;da görev yaparken&nbsp;<strong><em>&#8220;devletini sırtında taşıyan adam&#8221;</em></strong>&nbsp;olmuştu. Şırnaklı korucu ve tim komutanı şehit&nbsp;<strong>Nimet Encu</strong>,&nbsp;<strong><em>&#8220;vatanını 30 yıldır gece-gündüz savunan adam&#8221;</em></strong>dı&#8230;</p>
</blockquote>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Trabzonlu&nbsp;<strong>Soysal Algan</strong>&nbsp;da ömür boyu,&nbsp;<strong><em>&#8220;Trabzonluları sırtında taşıyan adam&#8221;</em></strong>dı&#8230; Onu da kaybettik&#8230;</p>
</blockquote>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><strong>Soysal Algan</strong>, Trabzon Liselerinden Mezun Olanlar Derneği Başkanı olarak, İstanbul&#8217;a üniversite öğrenimi için gelen gençlerin ve Fındıkzade&#8217;deki Trabzon yurdunun hamisi olmakla kalmadı, bu yurdu, Türkiye için fikir üreten merkezlerden biri haline getirmeye çalıştı. Çeşitli partilerden gelen adaylık tekliflerini ise&nbsp;<strong>Sadettin Tantan</strong>&#8216;a olan vefası sebebiyle hep reddetti&#8230;</p>
</blockquote>



<p>***</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><strong>Soysal Algan</strong>, herhalde toplum için her türlü fedakârlığı yapmak duygusunu ailesinden almıştı. Mesela Dr.&nbsp;<strong>Celalettin Algan</strong>, insan sağlığı için hayatını feda etmişti. Bir Türk doktoru olarak ömür boyu Afrika&#8217;da salgın hastalıklarla mücadele etmişti. Onun kardeşi Dr.&nbsp;<strong>Nizamettin Algan</strong>, Trabzonspor&#8217;u Trabzonspor yapanlardandır. Aynı aileden&nbsp;<strong>Yüzbaşı Şerafettin</strong>&nbsp;ise İzmir&#8217;in kurtuluşu sırasında, atılan bombayla atı ölmüş kendisi de yaralanmış vaziyetteyken, Türk bayrağını valilik binasında göndere çeken Türk süvarisiydi. Hani Büyük Taarruz sırasında&nbsp;<strong>Mustafa Kemal Paşa</strong>&nbsp;ve&nbsp;<strong>İsmet Paşa</strong>&#8216;nın bellerinde uzun kılıçlarla çekilmiş fotoğrafları vardır ya&#8230; O kılıçları,&nbsp;<strong>Enver Paşa</strong>, Buhara&#8217;dan&nbsp;<strong>Mustafa Kemal Paşa</strong>&#8216;ya zafer dileğiyle göndermişti.&nbsp;<strong>Mustafa Kemal Paşa</strong>, kılıçlardan birini kendisi kuşanmış, ikincisini Garp Cephesi Komutanı&nbsp;<strong>İsmet Bey</strong>&#8216;e vermiş, üçüncüsünü de İzmir&#8217;e ilk girecek Türk zabitine ayırmıştı&#8230; O zabit, sonradan Algan soyadını alacak olan Trabzon/Maçka&#8217;nın Sulufoğulları sülalesinden&nbsp;<strong>Bahriye Hanım</strong>&nbsp;ile&nbsp;<strong>Kırımlı Yüzbaşı İbrahim Bey</strong>&#8216;in oğlu,&nbsp;<strong>Şerafettin</strong>&nbsp;idi&#8230;</p>
</blockquote>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Algan,&nbsp;<strong><em>&#8220;al kan&#8221;&nbsp;</em></strong>demektir ve aile tarafından&nbsp;<strong>Yüzbaşı Şerafettin&nbsp;</strong>gibi gazilerin Türk bayrağına düşen kanına atfen soyadı olarak alınmıştır&#8230;</p>
</blockquote>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><strong>Atatürk</strong>,&nbsp;<strong>Yüzbaşı Şerafettin</strong>&#8216;e ise&nbsp;<strong><em>&#8220;İzmir&#8221;&nbsp;</em></strong>soyadını vermişti&#8230; Adı, İzmir&#8217;in kurtuluşu ile birlikte anılsın diye&#8230;</p>
</blockquote>



<p>***</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-6 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="720" height="960" data-id="20146" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/01/FB_IMG_1674826406292.jpg" alt="FB IMG 1674826406292" class="wp-image-20146" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR -6- Soysal ALGAN 89"></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="640" height="960" data-id="20147" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/01/FB_IMG_1674826400586.jpg" alt="FB IMG 1674826400586" class="wp-image-20147" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR -6- Soysal ALGAN 90" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/01/FB_IMG_1674826400586.jpg 640w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/01/FB_IMG_1674826400586-280x420.jpg 280w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="332" height="416" data-id="20148" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/01/FB_IMG_1674826579063.jpg" alt="FB IMG 1674826579063" class="wp-image-20148" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR -6- Soysal ALGAN 91"></figure>
</figure>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Kısacası&nbsp;<strong>Soysal Algan</strong>&nbsp;gibi insanların ortaya çıkıp topluma önderlik etmesi, kendiliğinden olmuyor! Arkalarında büyük ve tarihî bir aile mirası var. Elbette kendi kararlarıyla ama bütün hücrelerinde taşıdıkları kültürel kodlarla hayatlarına yön veriyorlar&#8230;</p>
</blockquote>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Bu kültür, yüzyıllara, bin yıllara dayanıyor. Türkiye coğrafyasında aklı kalanların stratejik hedefi, işte bu kültürü yozlaştırarak,&nbsp;<strong><em>&#8220;temeli yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyeti&#8221;</em></strong>ni çökertmektir. Bu sebeple toplum, bir taraftan Batı&#8217;nın sapkınlıklarıyla kuşatılırken, diğer taraftan sözde İslam adına, tek eşli Türk kültüründen, 6 yaşındaki çocukla evlenmeyi meşru sayan, insanlık dışı hatta hayvandan aşağı bir uygulamaya doğru sürüklenebilmiştir.&nbsp;</p>
</blockquote>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Avrupa Birliği&#8217;nin temsilcisi, esas olarak Türklüğün ve Türk tarihinin hakkından gelmek istediklerini söylemedi mi?</p>
</blockquote>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Şimdilerde Büyük Orta Doğu Projesi çerçevesinde, ensar-muhacir söylemiyle yani din bir aldatma vasıtası olarak kullanılarak hem Türkiye&#8217;nin nüfus yapısı değiştiriliyor hem de milletini, vatanını bırakıp kaçan insanların kültürü yüceltilerek Türk kültürü yok edilmek isteniyor! Türklüğü Anayasa&#8217;dan çıkaracağını söyleyen siyasetçiler bile var!</p>
</blockquote>



<p>***</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Böyle zamanlarda, Türk çocuğuna, nereden geldiğini hatırlatan ve onun dosdoğru bir istikamette yürümesini sağlayan insanların, dayanışma kültürüyle, dünyaya meydan okuyabilmesi en büyük servetimizdir.</p>
</blockquote>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Trabzonlular, <strong>Soysal Algan</strong>&#8216;ın bu değerinin farkındaydı ve onun hakkını hem yüzüne karşı hem de gıyabında teslim ederlerdi. Tabii ki bütün yurtta <strong>Soysal Algan</strong> gibi milleti için cefaya talip nice değerli insan var. Ülke onların omuzları üzerinde duruyor zaten&#8230;</p>
</blockquote>



<p>*****************************************************************************************************</p>



<p><strong>VİRA TRABZON HABER Ailesi olarak, Değerli Ağabeyimiz Soysal ALGAN&#8217;a Tanrı&#8217;dan Rahmet, Ailesine, Sevenlerine ve Trabzon Camiasına Başsağlığı ve Sabır Dileriz&#8230; </strong></p>



<h3 class="wp-block-heading">         <em>DAİMA KALBİMİZDE OLACAKSIN&#8230; SENİ ASLA UNUTMAYACAĞIZ&#8230; </em></h3>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://viratrabzon.com/trabzondan-cikan-hayatlar-6-soysal-algan-20141/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TRABZON&#8217;DAN ÇIKAN HAYATLAR -5- Dr.Celalettin ALGAN</title>
		<link>https://viratrabzon.com/trabzondan-cikan-hayatlar-5-dr-celalettin-algan-17199/</link>
					<comments>https://viratrabzon.com/trabzondan-cikan-hayatlar-5-dr-celalettin-algan-17199/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Fatih KÖROĞLU]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 Apr 2022 20:15:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TRABZON'DAN ÇIKAN HAYATLAR]]></category>
		<category><![CDATA[ÇİÇEK HASTALIĞI]]></category>
		<category><![CDATA[DR.CELALETTİN ALGAN]]></category>
		<category><![CDATA[KARA AFRİKA&#039;YA HAYAT VEREN TÜRK]]></category>
		<category><![CDATA[RUANDA]]></category>
		<category><![CDATA[SENEGAL]]></category>
		<category><![CDATA[TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://viratrabzon.com/?p=17199</guid>

					<description><![CDATA[<div><img width="400" height="274" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/04/Dr.-Celalettin-Algan-Afrika.jpg" class="attachment-medium size-medium wp-post-image" alt="Dr.-Celalettin-Algan-Afrika" style="margin-bottom: 15px;" decoding="async" loading="lazy" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR -5- Dr.Celalettin ALGAN 92"></div>Dr. Celalettin Algan’ın yaşam öyküsü, insani hizmet ve tıbbi başarıları ülkemiz için gurur vesilesidir. Tıp dünyasındaki mucizevi başarıları, ‘Afrika’da bir Türk Doktoru Ölüme Meydan Okuyor’, ‘Kara Afrika’ya hayat veren Türk’ şeklinde yankılanmıştır. Mehmet Fatih KÖROĞLU / VİRA TRABZON HABER Dr. Celalettin Algan ismi Dünya’da salgınla mücadele konusunda Dünya Sağlık Örgütü tarihine geçmiş, en çok ölümlü&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Dr. Celalettin Algan</strong>’ın yaşam öyküsü, insani hizmet ve tıbbi başarıları ülkemiz için gurur vesilesidir. Tıp dünyasındaki mucizevi başarıları, ‘<strong>Afrika’da bir Türk Doktoru Ölüme Meydan Okuyor</strong>’, ‘<strong>Kara Afrika’ya hayat veren Türk</strong>’ şeklinde yankılanmıştır.</p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/04/Dr.-Celalettin-Algan-Afrika.jpg" alt="Dr. Celalettin Algan Afrika" class="wp-image-17203" width="805" height="551" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR -5- Dr.Celalettin ALGAN 93"></figure>



<p><strong><em>Mehmet Fatih KÖROĞLU / VİRA TRABZON HABER</em></strong></p>



<p><strong>Dr. Celalettin Algan</strong> ismi Dünya’da salgınla mücadele konusunda Dünya Sağlık Örgütü tarihine geçmiş, en çok ölümlü küresel salgınlardan çiçek hastalığının ortadan kaldırılmasına görev almış Türk hekimidir. 1965-1991 yılları arasında Afrika’nın en fakir ülkelerinden olan Ruanda, Senegal, Kongo, Madagaskar, Burindi’de çiçek ve verem hastalıkları ve diğer ölümcül Afrika salgınlarıyla savaştı.</p>



<p>Dünya Sağlık Örgütü Afrika Ofisi bünyesinde, Ruanda, Senegal, Kongo ve Madagaskar’da, Ulusal Verem Savaş, Sağlık Geliştirme, Virüs ve Çiçek Salgını Eradikasyonu gibi çok sayıda ulusal projenin başkanlığı yürütmüştür. Ayrıca, Madagaskar ve Fransa nezdinde Temsilciliğini, Reunion Adalarında Misyon Şefliği yapmıştır.</p>



<p>Dr. Algan ve kurduğu ekip; görev yaptığı Afrika’yı köy köy, kabile kabile dolaşıp, milyonlarca çocuğu kızamık, çiçek, tifo, sarıhumma ve vereme karşı aşılayan insanımızdır.</p>



<p>Ben, <strong>Dr. Celalettin Algan</strong>’ı Sağlık Bakanlığı Dış İlişkiler Dairesi Başkanlığında görev yaptığım 1983-2000 yılları arasında ve DSÖ Türkiye Temsilciliği (2000-2004) görevim sırasında tanıma ve anılan kuruluşların web sitelerinde kamuoyuna tanıtma imkânı bulmuştum. Bunu da o dönemde Dışişleri Bakanlığında görev yapan şimdi emekli olan Büyükelçi Akın Algan, kızı o dönemde Çevre Bakanlığı Dış İlişkiler Dairesi Başkanlığı yapan çevre bilimci Prof. Dr. Nesrin Algan aracılığıyla tanımıştım.</p>



<p><strong>Dr. Celalettin Algan</strong>, “Salgın Hastalıklarla Mücadele” tarihine ismini yazdıran ve Afrika ülkelerinde ve Dünya Sağlık Örgütü’nde halen ismi unutulmayan bir büyük insan ve hekimimizdir. Başta Sağlık Bakanlığımız olmak üzere sağlık ve tıp alanında çalışanlar başta olmak üzere, imkânsızlıklar içerisinde bile nasıl başarılı çalışmalar yürütüldüğünü görmek <strong>Dr. Celalettin Algan</strong>’ı anarak, yaşamını okuyarak ve onun hayata bakışını özümseyerek başarılı olurlar…</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="863" height="1084" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/04/Celalettin-Algan..jpg" alt="Celalettin Algan." class="wp-image-17204" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR -5- Dr.Celalettin ALGAN 94" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/04/Celalettin-Algan..jpg 863w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/04/Celalettin-Algan.-768x965.jpg 768w" sizes="auto, (max-width: 863px) 100vw, 863px" /><figcaption class="wp-element-caption">Celalettin Algan, son görev yeri olan Madagaskar&#8217;da, devletin en üst nişanı olan &#8220;Cumhurbaşkanlığı Ulusal Nişanı&#8221; ile onurlandırıldı.</figcaption></figure>



<h6 class="wp-block-heading">&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;</h6>



<p><strong>Büyükelçi Hasan Sevilir Aşan’ın Dr. Celalettin Algan hakkında yazısı</strong></p>



<p>Yüzyılın ölümcül küresel salgını karşısında tartışmalı şekilde ilaç ve aşı umuduna sarıldığımız şu günlerde, binlerce yıllık başka bir salgına karşı tarihe iz bırakan mücadelesiyle tıp literatürüne geçen bir bilim insanımızı anmak toplumsal görevimizdir.</p>



<p>Doktor Celalettin Algan, geçen yüzyıl içinde 300 milyon can alan çiçek salgınına karşı uluslararası mücadelede önde gelen küresel aktörlerindendir.</p>



<p>Trabzonlu Doktorumuz, ülkemizin birçok coğrafyasında verem savaş hekimliğinden sonra, 1965 yılında Birleşmiş Milletler Dünya Sağlık Teşkilatı (DSÖ) görevlisi olarak gittiği Afrika’da 22 yıl süren olağanüstü hizmetlerde bulunmuştur.</p>



<p>Görev aldığı her ülkede özverili çalışmaları ile kendisinden ‘’Müthiş Türk’’ şeklinde bahsedilmesini sağlamış bir tıp adamı ve şairdir.</p>



<p>Meslektaşlarım Büyükelçi Akın Algan ve Sibel Algan ile Nermin Canalioğlu ve Çevrebilimci Prof. Dr. Nesrin Algan’ın babaları Doktor Algan’ın yaşamöyküsü, insani hizmet ve tıbbi başarıları ülkemiz için gurur vesilesidir.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Kaldıkça Sevdim, Sevdikçe Kaldım</strong></h3>



<p>Dünya Sağlık Örgütünün ‘En muhtaç ülke’ kayıtlı dosyasıyla gitmiş olduğu Ruanda’da başlayan Afrika serüveninden, genç yaşlarda gittiği Afrika’dan saçları beyazlamış halde yurda döndüğünde, hissiyatını ‘‘Kaldıkça sevdim, sevdikçe kaldım” şeklinde dile getirmişti.</p>



<p>Afrika ülkelerinin bağımsızlık dalgalanmalarına denk düşen çalkantılı zor yıllarında Ruanda, Kongo, Senegal, Madagaskar ve Burundi’de çiçek ve verem hastalıkları ve diğer ölümcül Afrika salgınlarıyla savaştı.</p>



<p>Dünya Sağlık Örgütü bünyesinde, Ruanda, Senegal, Kongo ve Madagaskar’da, Ulusal Verem Savaş, Sağlık Geliştirme, Virüs ve Çiçek Salgını Eradikasyonu gibi çok sayıda ulusal projenin başkanlığı yapmış, Örgütün Afrika Bölge Müdürlüğüne getirilmiştir.</p>



<p>Dünya Sağlık Örgütünün Madagaskar ve Fransa nezdinde Temsilciliğini, Reunion Adalarında Misyon Şefliği yapmıştır.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-7 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="400" height="400" data-id="17209" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/04/Dr-C-Algan-400x400-1.jpg" alt="Dr C Algan 400x400 1" class="wp-image-17209" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR -5- Dr.Celalettin ALGAN 95"></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="400" height="538" data-id="17208" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/04/Dr.-Celalettin-Algan-400x538-1.jpg" alt="Dr. Celalettin Algan 400x538 1" class="wp-image-17208" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR -5- Dr.Celalettin ALGAN 96"></figure>
</figure>



<p>***</p>



<p>Bugün, 35 yaş üstü Afrikalıların çoğunluğunun hayatta kalmasının, Kıtayı köy köy, kabile kabile dolaşıp, milyonlarca çocuğu kızamık, çiçek, tifo, sarıhumma ve vereme karşı aşılayan Doktorumuza borçlu olduğu anlatılır.</p>



<p>Özel eğitimli ekibi ile bazı günler kişi başına 1.500 aşı olmak üzere rekor düzeyde aşı yaptıkları bilinir.</p>



<p>***</p>



<p>Dr. Celalettin Algan ve Ailesi</p>



<p>Madagaskar Cumhurbaşkanlığı ulusal nişanı ile onurlandırılmıştır.</p>



<p>Dünya Sağlık Örgütü, Ruanda ve Burundi’deki çiçek eradikasyonu başarılarından dolayı özel nişan ile taltif etmiştir.</p>



<p>***</p>



<p>Tıp dünyasındaki mucizevi başarıları, ‘Afrika’da bir Türk Doktoru Ölüme Meydan Okuyor’, ‘Kara Afrika’ya hayat veren Türk’ şeklinde yankılanmıştır.</p>



<p>Görev yaptığı Afrika ülkelerini, meşakkatli şartlarda köşe bucak gezen Doktorumuz, Ruanda’da kırsal bir bölgedeki aşı kampanyası kuyruğunda sürekli ağlayıp, annesinin arkasına saklanmaya çalışan bir çocuğun ‘Beyaz Adam geldi, bizi yiyecek’ diye feryat ettiğini hatıralarında nakleder.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Çiçek Salgını</strong></h3>



<p>Tarihin akışını değiştiren, en çok ölümlü küresel salgınlardan çiçek hastalığı 3 bin yıl sürmüş, sadece geçen yüzyılda 300 milyon ölüme yol açmıştır. Aşısı 1796 yılında bulunmasına rağmen hastalık ancak 184 yıl sonra 1980 yılında kurutulabilmiştir.</p>



<p>Dünya Sağlık Örgütü,1980 yılında, çiçek salgınının kökünün tamamen kazındığını, tarihin en büyük sağlık zaferi olarak ilan etmiştir.</p>



<p>Bu zaferin kazanılmasında, soğuk savaşın en şiddetli olduğu yıllarda Amerika ve Rusya’nın, çiçek virüsünü ideoloji gözetmeyen ‘ortak düşman’ olarak kabul edip, birlikte mücadele etmesinin rolü önemlidir.</p>



<p>İnsanlığın, üstesinden gelebildiği ilk ve tek bulaşıcı hastalık olan çiçeğin bitişinin 40. yılı vesilesiyle (1980-2020) geçtiğimiz günlerde Dünya Sağlık Örgütünce yayınlanan kitapta Dr. Celalettin Algan’a özel bir bölüm ayrılmıştır.</p>



<p>***</p>



<p>Türkiye’ye döndüğünde Dünya Sağlık Örgütü Başkan Vekilliği yapmış, emekli olduğunda 22 yıllık Afrika deneyimini içeren bilimsel rapor ve özel arşivini, İhsan Doğramacı’nın da önerisi üzerine Sağlık Bakanlığına kazandırmak istemişse de ilgisizlik nedeniyle bu gerçekleşememiştir.</p>



<p>***</p>



<p>2005 yılında aramızdan ayrılan Dr. Celalettin Algan’ın Trabzon Meydan Parkına dikilen anıt büstü daha sonra siyasi entrikalarla yerinden sökülmüştür.</p>



<p>Şiirleri, 1950’li yıllarda, Şadırvan ve Beş Sanat gibi İstanbul dergileri ile Hamsi isimli Trabzon dergisinde yayınlanan eserleri oğlu Büyükelçi Akın Algan tarafından ‘Sebil’ adlı bir kitapta toplanmıştır.</p>



<p>Gururla, saygıyla anıyoruz&#8230;</p>



<p></p>



<h6 class="wp-block-heading">&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;</h6>



<p></p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/04/Celalettin-Algan..png" alt="Celalettin Algan." class="wp-image-17201" width="810" height="563" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR -5- Dr.Celalettin ALGAN 97" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/04/Celalettin-Algan..png 814w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/04/Celalettin-Algan.-768x535.png 768w" sizes="auto, (max-width: 810px) 100vw, 810px" /></figure>



<h5 class="wp-block-heading">&#8220;BÜSTÜNÜ GÖRDÜĞÜNÜZ CELALETTİN ALGAN&#8217;DIR&#8221;  SUNAY AKIN 3 MART 2020 ( KİŞİSEL SOSYAL MEDYA )</h5>



<p>Büstünü gördüğünüz Celalettin Algan’dır. Trabzonlu bir doktor. Ülkesinde hekimlik yaptıktan sonra 1965 yılında, Birleşmiş Milletler Sağlık Teşkilatı tarafından Afrika’ya gönderilir. Çünkü, verem ve çiçek hastalığı binlerce can alıyor, bilginin ışığından uzak olan kara kıta, acılar içinde kıvranıyordu.</p>



<p>Ruanda’da göreve başlar Doktor Algan. Mücadele etmesi gereken sadece hastalıklar değildi; Ruanda’nın kadın sağlık bakanı evlenince görevi kocası almıştı, öyle olması gerekiyordu! Kabile savaşlarından dolayı kimsenin gitmediği, korktuğu bir coğrafyada dolaşarak, bulaşıcı hastalıklara ve o dönemin Afrika’sında yaşamanın getirdiği tüm zorluklara karşı amansız bir savaşa başlar. Ruanda’da kalmaz, Senegal’e geçer. Oradan Kongo’ya&#8230; Madagaskar’a&#8230; </p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1200" height="675" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/04/SUNAY-AKIN.webp" alt="SUNAY AKIN" class="wp-image-17220" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR -5- Dr.Celalettin ALGAN 98" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/04/SUNAY-AKIN.webp 1200w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/04/SUNAY-AKIN-768x432.webp 768w" sizes="auto, (max-width: 1200px) 100vw, 1200px" /></figure>



<p>Koca kıtada bir sağlık ordusu kurar ve kendisi de iki kez ölümcül hastalığa yakalansa da teslim olmaz; 21 yıl, evet tam 21 yıl insanlığa hizmet eder, bir kıtayı bulaşıcı hastalıklara karşı savunur. Dünya Sağlık Örgütü tarafından “Çiçek Eradikasyonu Nişanı” ile ödüllendirilir. Afrika’nın önünde saygıyla eğildiği bu Türk doktor ülkesine geri döner ve 2005 yılında dünyadan ayrıldığında, hayatını kurtarmaya yetişemediği için arkalarından gözyaşı döktüğü insanlar tarafından karşılanır! </p>



<p>Trabzon’un Cumhuriyet Meydanı’ndaydı gördüğünüz büst. Kaldırıldı! Evet, yanlış okumadınız, kaldırıldı. Yanındaki Trabzon’un yetiştirdiği sanatçıların büstleriyle birlikte söküldü yerinden. “Kurtarıcı” ilan edilen nice futbolcunun parasını almadığı için terk ettiği bir kentten, bulaşıcı hastalıklara karşı hayat kurtaran ve o kentten yetişen gerçek bir kahramanın büstü yok edildi!.. “Eski belediye başkanının kayınpederi” denildi, “Görevini yapıyordu” denildi&#8230; Denildi de denildi. </p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/04/BUST.jpg" alt="BUST" class="wp-image-17206" width="805" height="413" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR -5- Dr.Celalettin ALGAN 99"></figure>



<p>Bu olayı duymadınız, biliyorum. Celalettin Algan’ın büstünü kaldıranların bahanelerini de duymadınız, bunu da biliyorum. Ama şu sosyal medyada bu hastalıklı sesleri duyuyorsunuz. Sağlık emekçileri için “görevlerini yapıyorlar” diyen, en az hastalık kadar geleceğimizi karartan o çiğ sesleri duyuyoruz. Kazanan yine bilim olacak, bu zor günleri bilimin ışığını taşıyan sağlık emekçilerimizin elleriyle aşacağız ve Dr. Algan’ın daha görkemli bir heykelini dikeceğiz! </p>



<p><strong>Sunay AKIN</strong>. (3 Mart 2020 Kişisel Sosyal Medya)</p>



<h6 class="wp-block-heading">&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;</h6>



<p></p>



<h3 class="wp-block-heading">&#8220;Bir Maçka&#8217;lı Olarak Utanıyorum&#8221;  Turhan EYÜBOĞLU (Kuzey Ekspres Gazetesi- 24 Ocak 2018)</h3>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="800" height="450" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/04/Celalettin-Algan..webp" alt="Celalettin Algan." class="wp-image-17205" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR -5- Dr.Celalettin ALGAN 100" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/04/Celalettin-Algan..webp 800w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/04/Celalettin-Algan.-768x432.webp 768w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /></figure>



<p>Bildiğiniz üzere 2017 yılının ocak ayında Cumhurbaşkanının Afrika&#8217;yı ziyaret etmesiyle Afrika ülkelerinin gelişmelerinin çağımızın ne kadar gerisinde kaldıklarını, içme sularının olmadığını, hala daha kanalizasyon sistemini bile kuramadıklarını, oturacak evlerinin dahi olmadığını haberlerde birkaç gün dinledik ve gördük. Bu haberleri hangi yılda dinlemiştik? 2017 yılında! Şimdi sizi bundan elli üç yıl öncesine götüreceğim. Bakalım siz de benim gibi bir Maçkalı olarak utanacak mısınız?</p>



<p>İnsanlığı derinden etkileyen, katkıları olmasına rağmen, bu insanın, ne Maçka’da ne Trabzon’da ne de Türkiye’deki konuşmalarda adı geçer. Son yıllarda yaptıklarının değerinin ne derece anlamlı olduğu görünse de kendisine değer vermemek adına görmemezlikten gelinmesi ısrarla sürdürülmektedir. Bu konuda haksızlığa uğrayan, ülkesini temsil ederken yüreğinde boylu boyunca memleket hasreti olan bu insanın değeri er geç anlaşılacaktır. O Maçka’ ın, Trabzon’un Türkiye’nin gurur duyacağı bir semboldür.</p>



<p>Koskoca Afrika’nın ortasında Maçkalı bir Türk doktoru!&nbsp; Birleşmiş Milletler Sağlık Teşkilatı’ndan 1965 yılında almış olduğu bir öneri üzerine Türkiye’deki işlerini bırakıp el değmemiş, balta girmemiş ormanlara, Afrika insanlarının sağlığı için kendi sağlığını hiçe sayarak Afrika’ya gitti.</p>



<p>Televizyonlarda acıyarak izlediğimiz ülkelerin halini gördüğümüzde insanlığımızdan utanıyoruz. O doktor bu yoksul ülkelere bundan elli üç yıl önce giderek yirmi yedi yıl sağlık getirmediği tek bir ülke kalmadan çalıştı. İnsanlarla tek tek ilgilenerek ve onları aşılayarak sağlığına kavuşturmak için bir ömür geçiren bu adamdan utanıyorum!</p>



<p>Neden biliyor musunuz? Bu onurlu ve insansever kişinin adını Maçka&#8217;da bir sağlık kuruluşuna dahi veremeyişimizden utanıyorum! Onu yeterince anlatamayışımızdan utanıyorum! Bir heykelini dahi yapamayışımızdan utanıyorum! Maçkalı&#8217;yı dünyaya tanıtıp dünyanın da bu kişi sayesinde Türk&#8217;ü tanıdığını yeni nesillere anlatamayışımızdan utanıyorum!</p>



<p>Bu koca yürekli adam, Afrika&#8217;nın en ücra köşesinde bulunan köylerinde insanların karınca sürüsü gibi ölmesini engellemek için Karadenizli&#8217;nin zekasını ortaya çıkararak günde bin beş yüz Afrikalıyı aşılayarak dünyada bir ilki başardı. &#8216;Bunu nasıl başardınız?&#8217; diye sorulduğunda &#8216;şoförlerden başlayarak yanımda bulunanlara aşı yapmayı öğrettim.&#8217; diye cevap verdi. Böylelikle bu uygulama Afrika&#8217;da bulunan bütün ülkelere yayıldı.</p>



<p>Afrika&#8217;da gel-git olayı sıklıkla yaşanır. O çaresiz insanlar, bu doğa olayından her fırsatta yararlanmak isterlerdi. Deniz metrelerce yükselir, araziyi tamaman kaplardı. Daha önce açılan çukurları sular doldurur. Deniz çekilince de Senegalliler güneşten buharlaşan sudan arta kalan tuzları kuyuların içine girerek her ne pahasına olursa olsun toplamaya çalışırlardı. Orada yaşayan insanların başlıca geçim kaynağı buydu. Kaderleri böyle yazılmıştı.</p>



<p>İşte doğum yapan bu kadın da binlerce tuz kuyusunun birinin içinde çalışırken bebeğini dünyaya getirmişti. Hem de bir başına sessiz sedasız, kimseler görmeden. Tek insani belirtisi biraz inlemiş olmasıydı. İşte bu adam o inleme sayesinde onu fark etti. Hemen kucağına alarak onu hastaneye götürmek için arabasına taşıdı. Bu hareket Afrika&#8217;da bir ilk olmuştu. Yüzlerce insan ilk defa bir beyazın doğum yapmış bir siyah kadını kucağına alarak hastaneye götürmesine şaşkın bakışlarıyla tanık olmuşlardı.</p>



<p><strong>İşte şimdi, Afrikalılar ne zaman bir beyaz önlükte Türk bayrağı görseler ilk ona koşuyorlar bu adam sayesinde.</strong></p>



<p>Şimdi bu koca yürekli adamın Afrika&#8217;da çalıştığı yıllara gelelim:</p>



<p>1965-1970 WHO&#8217;nun Rwanda Ulusal Verem Savaş Çiçek Hastalığı Endikasyonu proje ekip şefi;</p>



<p>1971-1975 WHO&#8217;nun Senegal Ulusal Temel Sağlık Hizmetlerinin Geliştirilmesi projesi;</p>



<p>1975-1984 WHO&#8217;nun Afrika Bölge Müdürlüğü Danışmanı (Virus ve Çiçek hastalıkları endikasyonu geliştirilmiş aşılama);</p>



<p>1984-1986 WHO&#8217;nun Madagaskar ve Reunion Adaları misyon şefi;</p>



<p>1991&nbsp;&nbsp; WHO&#8217;nun Ankara bürosunda WHO&#8217;nun temsilcisine vekalet.</p>



<p>Aldığı Dünyaca unvanlar:</p>



<p>1976 WHO&#8217;nun Çiçek Hastalığı Endikasyon Nişanı</p>



<p>1985 Madagaskar Cumhurbaşkanından &#8220;Officier de Ordre National&#8221; unvan ve nişanı</p>



<p>Şimdi sizi okurken duyuyorum! &#8216;Neden Bir Maçkalı olarak utanıyorsun da bir Trabzonlu olarak utanmıyorsun?&#8217; Evet, evet sizi de duyuyorum! &#8216;Neden bir Maçkalı veya bir Trabzonlu olarak utanıyor da bir Türk olarak utanmıyorsun?&#8217; diyorsunuz. Hepinize hak veriyorum.</p>



<p>Hep derler ya resmin bütününe bakacaksın!</p>



<p>Sevgili kardeşim ben tersini yapmak istedim. Ben resmin bir köşesine bakıp da bu koca yürekli adamı Maçka&#8217;da göremediğim için resmin bütününe bakamadım. Resmin bütününe de baksak bir şey fark etmiyor. Maçka&#8217;nın, Trabzon&#8217;un, Türkiye&#8217;nin yetiştirdiği bu adam gibi adamı resmin hiçbir yerinde ne görselini ne ruhsalını ne de anıldığını görüyorum. Onun için ilk olarak kendimden utanıyorum. Başka utanacak adam yoksa bu utanç durumunu &#8216;İçimde yaşayayım!&#8217; diyorum.</p>



<p>Size bu yazımda bahsettiğim, özür dilerim bahsedemediğim bu koca yürekli insanı dünya &#8216;Müthiş Türk&#8217;, &#8216;Rekortmen Türk&#8217;, &#8216;Kara Afrika&#8217;ya Hayat Veren Türk&#8217; olarak tanıyor.</p>



<p>Afrika&#8217;da sağlık hizmeti vermek için gitmediği ülke kalmamış. Dört buçuk milyon Ruandalı ile beş milyon Senegalli&#8217;yi aşılamayı başarmış. Dünya aşılama literatürlerine geçmiş. Dünya Sağlık Örgütünden ve Afrika ülkelerinden çeşitli nişan ve unvanlar almış; ancak Maçka&#8217;da, Trabzon&#8217;da ve de Türkiye&#8217;de adı hiç bir yerde anılmamış olan bu Koca Yürekli Türk 1926 yılında soğuk bir 4 Aralık günü&nbsp; Trabzon ili, Maçka ilçesi, Yeşilyurt Köyü&#8217;nde dünyaya gelmiş olan Göğüs Hastalıkları Uzmanı <strong>Dr. Celalettin Algan</strong>&#8216;dır.</p>



<p>Sayın Celalettin Algan beni duyuyorsanız sizden özür dilerim! Umarım bir Maçkalı olarak beni ve Maçka&#8217;da, Trabzon&#8217;da, Türkiye&#8217;de bulunan siyasetçiler ve yöneticileri affedersiniz!</p>



<p>Mekanınız cennet, ruhunuz şadolsun.</p>



<p>Not: &#8220;Bu yazdıklarım, bu koca yürekli adamı tanımamızın başlangıcı bile olamaz. Bunu bilmenizi isterim&#8221;</p>



<h6 class="wp-block-heading">&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;</h6>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="900" height="417" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/04/DR.CELALETTIN-ALGAN.jpg" alt="DR.CELALETTIN ALGAN" class="wp-image-17221" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR -5- Dr.Celalettin ALGAN 101" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/04/DR.CELALETTIN-ALGAN.jpg 900w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/04/DR.CELALETTIN-ALGAN-768x356.jpg 768w" sizes="auto, (max-width: 900px) 100vw, 900px" /></figure>



<h3 class="wp-block-heading">&#8220;BEYAZ ADAM BİZİ YİYECEK!&#8221; MEHMET KUVVET 12.10.2019 KUZEY EKSPRES</h3>



<p><strong>Ağustos 1971 Hürriyet gazetesi manşeti:</strong>&nbsp;“Afrika’da bir&nbsp;<strong>Türk</strong>&nbsp;doktoru ölüme meydan okuyor.” Bu hekim 1953 İTÜ Tıp Fakültesi mezunu olan kahramanımızdır.&nbsp;<strong>Türkiye</strong>’de Cide, İnebolu, Akçaabat,&nbsp;<strong>Trabzon</strong>, İkizdere ve Heybeliada’da toplam on iki yıl görev yapar.<br>&nbsp;&nbsp;<strong>1965’de Birleşmiş Milletler Sağlık Teşkilatının</strong>&nbsp;teklifi ile&nbsp;<strong>Türkiye’</strong>den Afrika’nın balta girmemiş ormanlarında yaşayan dünyanın en ilkel insanlarının sağlığı ile ilgilenmeye başlar.&nbsp;<strong>“Rekortmen Doktor”</strong>&nbsp;diye tanınır.&nbsp;<br>&nbsp; Bin bir tepe ülkesi diye adlandırılan Ruanda’da verem ve çiçek hastalığıyla mücadele eder. Aşı konusunda yetiştirdiği şoför ve hamallarla birlikte günde kişi başı&nbsp;<strong>1500 aşı</strong>&nbsp;yaparak&nbsp;<strong>Dünya Sağlık Örgütünü</strong>&nbsp;şaşırtacak işler başarır<strong>. 4,5 milyon</strong>&nbsp;nüfuslu diye bilinen&nbsp;<strong>Ruanda</strong>’da beş yılda altı milyon kişiye aşı yaparak bir nevi nüfus sayımını da gerçekleştirir. Bu sırada&nbsp;<strong>Ruanda</strong>’da tanıştığı Belçikalı Miriam ile evlenir.<br>Ruanda görevinden sonra Batı Afrika’da Dakar’a gönderilir. Bu kez sıtma ile mücadele başlar. Burada da&nbsp;<strong>“Müthiş Türk”</strong>&nbsp;diye tanınır. Senegal, Kongo, Malezya ve Madagaskar’da hekimlik yapar ve Afrika’da yirmi iki yılını tamamlar.<br>Madagaskar’da&nbsp;<strong>“Büyük Nişan”</strong>, çiçek hastalığının kökünü kazıdığı için Dünya Sağlık Örgütü tarafından da&nbsp;<strong>“Çiçek Eradikasyonu Nişanı”</strong>&nbsp;ile ödüllendirilir.<br>Aşıladığı insanların oluşturduğu kuyruk,&nbsp;<strong>Beşiktaş-Bostancı</strong>&nbsp;dolmuş kuyruğu değildi. Beklentisi olan milyonlarca insana umut ve sağlık aşılıyordu. Kuyrukta ölen insanlara üzülse de yakınlarının sessizce alıp gittikleri ölülerin ardından, kalanlara sağlık dilemekten başka bir şey yapamıyordu.&nbsp;<br>&nbsp; İnsanlar ramazan ayında oruç bozulur diye aşı olmak istemiyordu ama durum kritikti. Camilerde aşı olmayanların diğer insanların ölümüne sebep olacağını ve bunun günah olduğunu söylettirerek aşılama işini hızlandırdı.&nbsp;<br>Belçika’nın himayesinde olan Ruanda’da insanlar&nbsp;<strong>Türkiye</strong>’yi Belçika’da düşünüyor ve kahramanımızın Belçikalıyım demesini bekliyorlardı.&nbsp;<strong>Türkler</strong>&nbsp;hakkında bilgi sahibi değillerdi.<br>&nbsp; Ruanda’ya ilk gidişinde kendisini ayağında terliklerle karşılayan 22 yaşındaki kız Ruanda Sağlık Bakanıydı. Bakan evlendiğinde bakanlık görevi otomatik olarak kocasına devredildi. Buna anlam veremese de bu ülkenin kadına verdiği değer bu kadardı. Burada kadın hakları, özgürlük, hepsi hikayeydi.&nbsp;&nbsp;<br>&nbsp; &nbsp;<strong>Aşı çalışmalarının dışında özel aracıyla bazen köylere ailesi ile ziyarete giderdi. Böyle bir günde köye girdiklerinde araçlarından indiler.</strong>&nbsp;Çatlamış toprak üzerinde çırılçıplak oyun oynayan siyahi çocuklar aniden karşılarında giyinik ve kravatlı beyaz adamı görünce ağlayarak annelerinin yanına kaçarlar. Beyaz adam çocuklar için çok korkunç ve garipti. Kahramanımız çocuklara gülücükler göndererek annelerini selamladı. Gülümseyen annelerinin kucaklarında ağlamaya devam eden çocuklar annelerine:&nbsp;<strong>“Beyaz adam bizi yiyecek.”</strong>&nbsp;diyorlarmış meğer.<br>Bir diğer aile ziyareti de Karamaçon kabilesini ziyaretti. Köye vardıklarında yerlilerin takı ve boncuklarından satın alırlar. Ayrıca erkeklerin sürekli yanlarında taşıdıkları taburelerden satın almak istediklerini söylerler ama ne verirlerse versinler bu taburelerden satın alamazlar. Çünkü bu tabureler belden aşağıları çıplak olan Karamaçon erkekleri oturduklarında erkeklik organlarının yere değmesini engellemekteymiş. Bu durumun erkeklerin asaletini artırdığına inanan kabile erkekleri ayrıca sığır kemresi ve kanının bulamacından elde ettikleri yapışkan karışımla saçlarını yukarıya doğru dik tutarlarmış. Kabilede bu durumlar asalet ve güzellik demekmiş.<br><strong>Tarlalarda çıplak,</strong>&nbsp;köylerde yarı çıplak gezinen Afrikalılar, Avrupalılarla karşılaştıkça kıyafet giyinmeyi öğrendiler.<br>Bazı ülke insanları tarafından sömürü devam ediyordu. En basiti eksikliklerini giderdikleri Pazar yeriydi. Pazarın hâkimi Ummanlı Araplardı. Ruandalıları sömürüyorlardı. Bir kutu kibriti üç yumurta karşılığında veriyorlardı. İşçi ücretleri günlük bir paket sigara bedeliydi. Kahramanımız iki sigara bedeli verdiğinde müthiş tepki alıyordu. Piyasayı artırmaması isteniyordu.<br><strong>Yerli halk Met – Cezir’in</strong>&nbsp;çok olduğu bu bölgede sular çekilince ortaya çıkan tuz kuyularından tuz çıkarmaktadırlar. Kahramanımız eşiyle bir tuz kuyusunun yanından geçerken iniltiler duyup duruyorlar. Kuyuya gittiklerinde doğum yapmış olan bir kadınla karşılaşıp tüm direnmesine karşın, suçunun fazla inlemek olduğunu düşünen kadını hastaneye getiriyorlar.<br>Otuz sekiz yaşında genç bir doktorken gittiği Afrika’dan yirmi iki yıl sonra beyazlamış saçı ve sakalıyla dönen şair ruhlu doktor&nbsp;<strong>“Kaldıkça sevdim, sevdikçe kaldım.”</strong>&nbsp;diye özetliyor Afrika günlerini. Kederlenip memleket hasreti çektiği zamanlar kalem ve kâğıda sarılıp şiirler yazıyordu. Bir şiirinin bazı dizeleri şöyleydi:&nbsp;&nbsp;<br><strong>“…mısra mısra türkülerde ağlarsın</strong><strong><br>kara bahtın kem talihinden tutturup<br>dolarsın kaderi ayaklarına<br>zehir zıkkım edersin yaşamayı<br>anadolu’m yüreğimi dağlarsın…”</strong></p>



<p><strong>1926, Trabzon / Maçka</strong>&nbsp;doğumlu kahramanımız; 22 Haziran 2005’te Cenevre’den sevdiklerine el sallar ve onca birikimiyle yaşama veda eder.<br>Bu öykü kahramanımız Şair Doktor Celalettin ALGAN</p>



<h6 class="wp-block-heading">&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;&amp;</h6>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/04/Dr.-Celalettin-Algan-Afrika.jpg" alt="Dr. Celalettin Algan Afrika" class="wp-image-17203" width="806" height="552" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR -5- Dr.Celalettin ALGAN 102"></figure>



<p><strong>Dr. Celalettin Algan Kimdir? (15 Şubat 1926- 22 Haziran 2005)</strong></p>



<p>Dr. Celalettin Algan, 15 Şubat 1926 tarihinde Maçka’ nın Yeşilyurt köyünde doğmuş. 1939’da Maçka ilkokulunu, 1940’ta Trabzon Kemerkaya Ortaokulu’nu, 1946’da Erzurum Lisesi’ni bitirmiştir. 1946 yılında bir sömestre İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne devam etmiş fakat daha sonra tıp okumak istediğinden 1947 yılında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi girmiş ve 1953 yılında mezun olmuştur.</p>



<p>1953-1954 yıllarında Cide Hükümet Tabibi ve Sağlık İdaresi Baştabibi,&nbsp; 1954-1955’te İnebolu Sağlık İdaresi Baştabibi,&nbsp; 1955-1956’da Akçaabat Sağlık Merkezi Tabibi, 1956-1957’de Trabzon Hükümet Tabibi olarak Trabzon Belediyesinde görev yapmıştır.</p>



<p>1957’de İzmir Bademli’de Sahra Sıhhiye Hizmet Okulunda eğitim gördükten sonra 1958 yılında 66.Piyade Tümeni Topçu Kumandanlığında tabiplik yapmış, 1959-1960 yıllarında İkizdere Sağlık Merkezi Baştabibi ve İkizdere Hidroelektrik Santrali İnşaat Şantiyesi anlaşmalı SSK hekimi olarak görev yapan Celalettin Algan, 1960-1965 yılları arasında İstanbul Heybeliada Sanatoryumu ve Haseki Hastanesi İç Hastalıklar Kliniğinde Asistan 1964’ten itibaren Göğüs Hastalıkları Uzmanı olarak Verem Savaşı Hastane ve Dispanserlerinde Koordinatör olarak çalışmıştır. 1965 yılında B.C.G Kampanyası Göğüs Hastalıkları Mütehassısı (Uzmanı) kadrosu ile yurtiçindeki Verem Savaş Hastane ve Dispanserlerinin teşhis ve tedavi metotlarının standardizasyon ve koordinasyonu ile görevlendirilmiştir.</p>



<p>Dr. Celalettin Algan, 1965-1991 yılları arasında, DSÖ Afrika Bölge Ofisi Salgın Hastalıklar Danışmanı olarak çalıştığı yıllarda…</p>



<p>Dr. Celalettin Algan, 1965-1991 yılları arasında, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Afrika Bölge Ofisi Salgın Hastalıklar Danışmanı olarak çalışmıştır.</p>



<p>1965-1970 yılları arasında, DSÖ Rwanda Ulusal Verem Savaşı ve Çiçek Hastalığı Eradikasyonu Projeleri Şefi; 1970-1975 DSÖ’nün Senegal Ulusal Temel Sağlık Hizmetlerinin Geliştirilmesi Projesinde Epidemiyolojist olarak çalışmış ve 1976 yılında DSÖ Çiçek Eradikasyonu Ödülü almıştır.</p>



<p>1975-1984 yılları arasında, DSÖ Afrika Bölge Ofisi Danışmanı olarak; Virus Hastalıkları, Çiçek Hastalığı Eradikasyonu, Genişletilmiş Aşılama Programı “EPI” çalışmalarında görev yapmıştır.</p>



<p>1984-1986 yılları arasında, DSÖ Madagaskar ve Reunion Adası Temsilcisi ve Misyon Şefi; 1986 yılında Madagaskar’dan ‘Officier de 1’Orde National” unvan ve nişanını Döneminin Madagaskar Devlet Başkanından almıştır. 1991 yılında Türkiye’ye dönen Dr. Celalettin Algan, 1991-1992 yılları arasında DSÖ Türkiye Temsilciliğinde Danışman olarak çalışmış ve sonra da emekli olmuştur.</p>



<p><strong>Yararlanılan Kaynaklar</strong></p>



<p>“Küresel Salgın Hastalıklar ve Uluslararası Sağlık Örgütlenmeleri – Dünya Sağlık Örgütü ve Türkiye İlişkileri” Kitabı, Yazarı Bekir Metin, Temmuz 2020, Sonçağ Matbaası, Ankara</p>



<p>Büyükelçi Hasan Sevilir Aşan’ın Dr. Celalettin Algan hakkında yazısı, Yeni Adana Gazetesi, 6.06.2020</p>



<p>Dr. Celalettin Algan’ın şiirleri ‘SEBİL’ adlı kitapta toplandı. (Fatma Yavuz, Kuzey Ekspres Gazetesi, 23.06.2019)</p>



<p>DSÖ Cenevre Merkez Ofisinin yayınladığı, Çiçek Hastalığının Eradikasyonunun 40. Yılı yazısı (2020)</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://viratrabzon.com/trabzondan-cikan-hayatlar-5-dr-celalettin-algan-17199/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TRABZON&#8217;DAN ÇIKAN HAYATLAR&#8230;-4-                       &#8220;Oktay Rifat&#8221;</title>
		<link>https://viratrabzon.com/trabzondan-cikan-hayatlar-bir-garip-sair-oktay-rifat-3859/</link>
					<comments>https://viratrabzon.com/trabzondan-cikan-hayatlar-bir-garip-sair-oktay-rifat-3859/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Melih Yıldız]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 24 Dec 2020 12:13:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TRABZON'DAN ÇIKAN HAYATLAR]]></category>
		<category><![CDATA[Bir Garip Şair Oktay Rifat]]></category>
		<category><![CDATA[Oktay Rifat]]></category>
		<category><![CDATA[Trabzon&#039;dan Çıkan Hayatlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://viratrabzon.com/?p=3859</guid>

					<description><![CDATA[<div><img width="560" height="315" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/04/image-7-edited.png" class="attachment-medium size-medium wp-post-image" alt="image-7" style="margin-bottom: 15px;" decoding="async" loading="lazy" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR...-4- &quot;Oktay Rifat&quot; 103"></div>Bir garip şair Oktay Rifat...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h3 class="wp-block-heading">&#8220;Bir Garip Şair Oktay RİFAT&#8221;</h3>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2020/12/oktay-rifat.jpg" alt="oktay rifat" class="wp-image-3860" width="809" height="455" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR...-4- &quot;Oktay Rifat&quot; 104"></figure>



<p><strong><em>Melih YILDIZ / VİRA TRABZON HABER</em></strong></p>



<p>Vali Samih Rifat, sanata çok düşkündür. Doğu ve Batı müziğini çok iyi bilen besteci ve müzisyen olmasının yanı sıra döneminin de tanınan şairlerinden biridir. İki evlilik yapar Samih Rifat. İlk evliliği Mutasarrıf Hüseyin Bey’in kızı Saliha Hanımladır. Bu evliliğinden Hatif ve Zeynep isminde iki çocuğu dünyaya gelir. Oğlu Hatif de babası gibi musikiye meraklı bir gençtir. Tanburi Cemil Bey’den dersler alır. Yetenekli bir genç olmasına rağmen, genç yaşında vereme yakalanır. Tanburi Hatif, yakalandığı amansız hastalıkla mücadele edemez ve hayata gözlerini yumar. Saliha Hanım’ın yüreği de oğlunun ölümünü uzun süre kaldıramaz ve o da kısa bir süre sonra vefat eder.</p>



<p>Eşinin ve oğlunun ölümünden sonra kızı Zeynep ile hayatta yapayalnız kalan Samih Rifat, eşinin ölümünden iki yıl sonra Mustafa Celalettin Paşazade Ferik Enver Paşa’nın kızı Münevver Hanım ile ikinci evliliğini yapar. Münevver Hanım, ilk kadın ressamlarımızdan Celile Hanım’ın kız kardeşidir. Celile Hanım aynı zamanda usta şair Nazım Hikmet’in de annesidir. Samih Rifat’ın, Münevver Hanım’dan da bir kız çocuğu dünyaya gelir. Mevlevi olan Samih Rıfat, Şeyh Galip’e olan hayranlığından dolayı kızının adını Hüsnü Aşk koyar…</p>



<p>Osmanlının son yıllarıdır. Anadolu’da Kurtuluş Savaşı başlamış, yurdun dört bir yanını işgal güçleri sarmıştır. Samih Rifat, bir yandan ölümlerle dağılıp, daha sonra yeni yuvasını ayakta tutmaya çalışırken aynı zamanda da devlet adamı olarak görevlerini yerine getirmeye çalışır. Konya valiliğinden sonra, 1913 yılında iki yıl kalacağı Trabzon’a vali olarak atanır. Trabzon’da görev yaptığı son yılında ise Türk Edebiyatı Tarihine damga vuracak olan oğlu Oktay Rifat dünyaya gelir.</p>



<figure class="wp-block-image is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://im.haberturk.com/2020/04/22/ver1587616774/2655061_620x410.jpg" alt="Oktay Rifat: Sülale boyu sanatçı | Kültür-Sanat Haberleri" width="798" height="528" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR...-4- &quot;Oktay Rifat&quot; 105"></figure>



<p>Oktay Rifat’ın dünyaya gelmesinden beş ay sonra da 1. Dünya Savaşı başlar. Savaşın başlamasıyla Samih Rifat, İstanbul’a döner ve bir süre sonra da Trabzon’daki ailesini yanına almak ister. Aile, İstanbul’a Osmanlıya ait olan Gümüşyan Vapuru ile gitmeyi planlar. Ancak, Samih Rifat, Trabzon’daki ailesine Fransız Vapuru ile dönmeleri için bir telgraf çeker. Ailesi ise telgraftan sonra Fransız Vapuru ile İstanbul’a döner. İstanbul’a döndüklerinde ise Osmanlı vapurunun bombalanıp, battığı haberini alırlar.</p>



<p>Oktay Rifat, okul çağına geldiğinde anne tarafından dedesi olan Celalettin Enver Paşa’nın İstanbul’daki okuluna kayıt olur. O devirde örnek bir okul olan bu okulda Fransızca eğitim alarak, küçük yaşında Fransızca’ya hâkim olur. Aynı zamanda savaş da ilerlemiştir… Samih Rifat, İstanbul’dan sonra Kurtuluş Savaşı’na katılmak için Anadolu’ya geri döner. Anadolu’dayken de müttefik güçler tarafından evi basılır. Samih Rifat, bu olay üzerine çocuklarını Antalya’ya aldırır. Sonraki günlerde ise Atatürk’ten gelen bir mektupla da ailesi ile birlikte Ankara’ya dönmek için yola çıkarlar. At arabası ile yapılan Ankara yolculuğu çilelidir. Yolculuk açlık, susuzluk içinde tam yirmi iki gün sürer. Düşman askerlerinin ölü bedenleri sık sık yollarını keser. Oktay Rifat’ın bitlenmesi de aileye ayrı bir derttir…</p>



<p>Samih Rifat, Ankara’da, Atatürk’ün en yakın çalışma arkadaşlarından biri olur. Maarif Vekâleti Müsteşarı olarak görev yapan Samih Rifat, daha sonra da Türk Dil Kurumu’nun kurucu başkanı olarak tarihteki yerini alır. Ankara, Oktay Rifat için de önemli duraklardan biri olacaktır…</p>



<p>Oktay Rifat, Ankara’da ilk önce Latife Hanım İlk Mektebine yazılır. Lise eğitimi içinse Ankara Erkek Lisesi’ne geçer. Ankara Erkek Lisesi, Oktay Rifat’ın edebi hayatının da başlangıcı olacaktır. Bu lisede edebiyat dersini Ahmet Hamdi Tanpınar’dan alır. Burada kendisi gibi edebiyata meraklı olan çocuklarla, arkadaşlıklar da edinecektir&#8230;</p>



<p>Oktay Rifat, babası gibi şiire meraklıdır. Küçük yaşına rağmen birbirinden güzel dizeler kaleme alır. Şiire olan merakı, onu aynı lisede öğrenci olan Orhan Veli ile tanıştırır. Orhan Veli ile derste, teneffüste, bahçede, okul çıkışlarında hep şiirden-sanattan konuşurlar. 1931 yılına gelindiğinde ise bu ikiliye kendilerinden bir yaş küçük olan Melih Cevdet adında bir öğrenci daha katılır. Böylece Ankara Erkek Lisesi’nde yıllarca sürecek olan edebi yoldaşlıkta başlamış olur.</p>



<p>Ankara Erkek Lisesi Mecmua Heyeti, o yıllarda Sesimiz adlı dergiyi yayımlar. Edebiyata meraklı olan üç arkadaşın ilk edebi çalışmaları da bu dergide ilk okuyucularının karşısına çıkar. Orhan Veli’nin, derginin ilk sayısında <em>‘’Yahudi’nin Fendi Arnavudu Yendi’’</em> başlıklı, komedi türündeki temsili yayımlanır. Bu temsil on altı yaşındaki Orhan Veli’nin ilk yayını olmasının yanı sıra Latin Harfleri ile de yayımlanan ilk yazısı olur. Oktay Rifat’ın ise bu dergideki ilk şiiri altıncı sayının onuncu sayfasındaki <em>‘’Hepsi Var, Sevgilim Yok’’</em> başlıklı dizeleridir.</p>



<p>Edebi hayatına doludizgin devam eden Oktay Rifat, hiç beklemediği acı bir gerçekle karşılaşır. Babası Samih Rifat, Maarif Müsteşarlığı ve Türk Dil Kurumu Başkanlığı görevlerinden sonra Çanakkale Milletvekili olarak seçilip görev yaptığı 3 Aralık 1932 yılında vefat eder. Babasının vefatı, Oktay Rifat’ı derinden sarsmıştır ama bu acı gerçek karşısında yapabileceği hiçbir şeyi yoktur. Arkadaşları ile edebi çalışmalarına devam eder.</p>



<p>Oktay Rifat’ın amcası Cevat Rifat, İzmir’de yayımlanan İnkılap Dergisi’nin baş muhabiri ve yazı işleri müdürüdür. Nisan 1933 tarihinden itibaren de Oktay Rifat, amcasının dergisinde Oktay Samih Rifat adıyla yazı ve şiirlerini yayımlatmaya başlar. Böylece okul dergisinin dışında edebiyata ilk adımını atmış olur.</p>



<p>Oktay Rifat ve Orhan Veli, lisenin son sınıfına gelir. Okulda mezuniyet sınavı yapılacaktır. Sınav heyetinde Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’te yer alır. Sınav esnasında Atatürk, en değer verdiği çalışma arkadaşlarından birinin oğlu olan Oktay Rifat ile tartışmaya girer. Atatürk, tüm yönlendirmelerine rağmen, Yunan medeniyetini Türklerin kurduğu tezini bir türlü Oktay Rifat’a kabul ettiremez. Atatürk’ün hoş karşıladığı tartışmadan sonra, Oktay Rifat, Ankara Erkek Lisesi’nden üçüncü olarak mezun olur.</p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/01/image-3.jpeg" alt="image 3" class="wp-image-15672" width="792" height="416" title="TRABZON&#039;DAN ÇIKAN HAYATLAR...-4- &quot;Oktay Rifat&quot; 106"></figure>



<p>Mezuniyetten sonra üçlü kısa bir süre de olsa dağılır. Orhan Veli, İstanbul Üniversitesi’ne; Oktay Rifat ve Melih Cevdet ise üniversite eğitimine Ankara’da devam eder… Orhan Veli’nin İstanbul’da olduğu yıllarda üç şairin de sesi soluğu kesilir ve şiir yazmaya ara verirler. Ancak 1936 yılında Orhan Veli’nin tekrar Ankara’ya dönmesiyle üçlü şiir çalışmalarına devam eder. Varlık Dergisi, Nahit Sırrı Örik ve Yaşar Nabi Nayır’ın yardımlarıyla şiirleri yayımlanır. Oktay Rifat’ın bu dergideki ilk şiiri ise ‘’Eza’’dır…</p>



<p>Varlık Dergisi, üç genç şairin şiir hayatına da yön verir. Edebiyatın içinde kalıcı bir yer bulabilmek için hummalı bir çalışma içine girerler. Eski şiir akımlarının yerine yepyeni bir şiir anlayışı ile edebiyat tarihinde yer almak isterler. Arayışları, 1937 yılına kadar devam eder. Bir yaz gününde Orhan Veli ve Oktay Rifat, Ankara’daki Özen Pastanesine gidip, caddeye karşı çevirdikleri sandalyelerine otururlar. Bu sohbetlerinde yeni şiir anlayışının ilk dizeleri, Oktay Rifat’tan gelir. <em>Saksılar</em> adında bir şiir yazmıştır… Pek cesaret edemese de şiirini ilk olarak can dostu Orhan Veli’ye okur. Okuduğu şiirin ne kafiyesi ne de vezni vardır!.. Orhan Veli, duyduğu şiirle heyecanlanır. Hemen o da cebinden bir şiir çıkarır… Şiir, Raymond Radiguet’ten çevirdiği Kelebek’tir! Orhan Veli’nin çeviri şiirini dinledikten sonra heyecanlanma sırası bu sefer Oktay Rifat’tadır. Üç dört gün içinde de kafiyesiz ve ölçüsüz birden fazla şiir yazarlar. Diğer dostları Melih Cevdet ise o günlerde Belçika’dadır ve dostlarına içi şiirlerle dolu mektup gönderir. Mektubun içinden çıkan şiirlerin de ne kafiyesi ne de ölçüsü vardır. Artık Türk Edebiyatı, yeni şiir akımı ile tanışacaktır!</p>



<p>Oktay Rifat ve Orhan Veli, ‘’Garip’’ adını verdikleri yeni şiirlerini ilk olarak 15 Eylül 1937 yılında, Varlık dergisinde yayımlatırlar. Şiirler Belçika’da olan Melih Cevdet’e ithaf edilir… Melih Cevdet’in, yurda dönmesiyle de üçlü tekrar bir araya gelir ve ekim ayında hep birlikte Varlık dergisinin sayfaları arasında yeni şiirleri ile yer alırlar. Ankara Erkek Lisesi’nde tanışan üç dost; Orhan Veli, Melih Cevdet ve Oktay Rifat, akımlarına ‘’Garip’’ adını koyacaktır.</p>



<p>Artık dergi sayfaları yetmez genç şairlere. Şiire ait düşüncelerini tüm edebiyat dünyasına duyurmak için bir manifesto yayınlamak isterler. Bunun için de manifestolarının ve şiirlerinin yer aldığı ‘’Garip’’ adlı kitabı 1941 yılında çıkarırlar… Böylece Türk Edebiyatı’nda ’’Garip’’ akımı doğmuş olur.</p>



<p>1950 yılına gelindiğinde ise üçlünün birlikteliği sonbahar yaprakları gibi dökülmeye başlar. Üçlünün arasından ilk olarak Orhan Veli ayrılır. Ölüm ayırmıştır onları… Oktay Rifat ve Melih Cevdet, kardeşlerinden yakın gördükleri dostlarının aralarından ayrılması ile yıkılmışlardır.</p>



<p>Oktay Rifat ve Melih Cevdet, Orhan Veli’siz, şiir çalışmalarına devam ederler. En yakın dostları Orhan Veli’nin anılarıyla… 1987 yılına gelindiğinde ise Oktay Rifat, son kitabı olan ‘’Koca Bir Yaz’’ adlı kitabını yayınlatır. Kitabının çıkmasından altı ay sonra ise geçirdiği kalp krizi sonucu Garip’in bir yaprağı daha düşmüş olur!</p>



<p>Ölüm anında bile unutamaz dostunu, Oktay Rifat… Öldükten sonra, birlikte şiire başladığı birlikte kitap çıkarttığı Orhan Veli’nin yanına gömülmeyi vasiyet eder. Ancak İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Bedrettin Dalan’a, Vali Cahit Bayar’a sayısız mektup yazılmasına rağmen, Aşiyan mezarlığında yer bulunamadığı için son isteği yerine getirilemez büyük şairin… 20 Nisan 1988 Çarşamba günü Üsküdar Yeni Valide Camiinde kılınan cenaze namazından sonra Karacaahmet Mezarlığı’nda toprağa verilir.</p>



<p>Garip’in son yaprağı ise Melih Cevdet Anday’ın 28 Kasım 2002’de solunum ve böbrek yetmezliği sonucu hayatını kaybetmesiyle düşer…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://viratrabzon.com/trabzondan-cikan-hayatlar-bir-garip-sair-oktay-rifat-3859/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
