<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Köşe Yazıları &#8211; Vira Trabzon</title>
	<atom:link href="https://viratrabzon.com/yazar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://viratrabzon.com</link>
	<description>Haber Sitesi</description>
	<lastBuildDate>Sun, 18 Feb 2024 12:32:40 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.3</generator>

<image>
	<url>https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2020/09/cropped-vira-icon-32x32.png</url>
	<title>Köşe Yazıları &#8211; Vira Trabzon</title>
	<link>https://viratrabzon.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>VİETNAM, UKRAYNA, GAZZE VE ABD İÇİN DÖNÜM NOKTASI</title>
		<link>https://viratrabzon.com/yazar/turkererturk/konu/vietnam-ukrayna-gazze-ve-abd-icin-donum-noktasi/</link>
					<comments>https://viratrabzon.com/yazar/turkererturk/konu/vietnam-ukrayna-gazze-ve-abd-icin-donum-noktasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Türker ERTÜRK]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 18 Feb 2024 12:32:40 +0000</pubDate>
				<guid isPermaLink="false">https://viratrabzon.com/?post_type=columist&#038;p=21818</guid>

					<description><![CDATA[<div><img width="1920" height="1080" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/09/TURKER-ERTURK.png" class="attachment-medium size-medium wp-post-image" alt="TÜRKER ERTÜRK" style="margin-bottom: 15px;" decoding="async" fetchpriority="high" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/09/TURKER-ERTURK.png 1920w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/09/TURKER-ERTURK-768x432.png 768w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/09/TURKER-ERTURK-1536x864.png 1536w" sizes="(max-width: 1920px) 100vw, 1920px" title="Köşe Yazıları 1"></div>Artık iki savaş ABD için sürdürülebilir değil. Birincisi 24 Şubat 2024’de ikinci yılını dolduracak olan Rusya-Ukrayna Savaşı, ikincisi ise aynı tarihte 140’ıncı gününü tamamlayacak olan Gazze Savaşı. İki savaş da bir kışkırtmanın ürünü. Birincisinde kışkırtan ABD, ikincisinde ise ABD’nin koşulsuz desteğini alan İsrail. 2 yıl önce henüz başladığında, bu savaşın gerçekte bir ABD-Rusya Savaşı olduğunu,&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Artık iki savaş <strong>ABD</strong> için sürdürülebilir değil. Birincisi 24 Şubat 2024’de ikinci yılını dolduracak olan <strong>Rusya-Ukrayna</strong> <strong>Savaşı</strong>, ikincisi ise aynı tarihte 140’ıncı gününü tamamlayacak olan <strong>Gazze</strong> <strong>Savaşı</strong>. İki savaş da bir kışkırtmanın ürünü. Birincisinde kışkırtan <strong>ABD</strong>, ikincisinde ise <strong>ABD</strong>’nin koşulsuz desteğini alan <strong>İsrail</strong>.</p>



<p>2 yıl önce henüz başladığında, bu savaşın gerçekte bir <strong>ABD-Rusya Savaşı</strong> olduğunu, <strong>Ukrayna</strong>’nın başına demokrasi görünümlü operasyonla getirilen bir kukla vasıtası ile <strong>Ukraynalıların ABD</strong>’nin vekalet savaşçısı durumuna düşürüldüğünü, bu savaşın aynen <strong>Afganistan Savaşı</strong> örneğinde olduğu gibi uzun soluklu bir yıpratma savaşı olarak planlandığını ve <strong>ABD </strong>istemedikçe de bitmeyeceğini köşemizde yazmış ve ekranlarda anlatmıştık.</p>



<p><strong>Rusya Saldırgan ve Yayılmacı mı?</strong></p>



<p>Kışkırtmak; bir kimseyi, kötü bir iş yapması için yönlendirmek, harekete geçirmek ve yüreklendirmek olarak tanımlanıyor sözlüklerde. Bireysel olarak bile -eğer isterseniz- bir kimseyi size yumruk atması için tahrik edebilirsiniz. Yumruk yediğiniz son fotoğraf karesine bakılarak karar verilirse, suçlu size yumruk atandır. Ama önceki fotoğraf karelerine bakılırsa değerlendirme daha farklı olur. 24 Şubat 2022’de <strong>Rusya</strong>’nın <strong>Ukrayna</strong>’ya karşı operasyona başladığı güne bakarak <strong>Rusya</strong>’yı saldırgan veya 17 Mart 2014 tarihinde <strong>Putin</strong>’in <strong>Rusya</strong>&#8216;nın <strong>Kırım</strong>&#8216;ı ilhakını onayladığı güne bakarak hem yayılmacı ve hem de saldırgan ülke olarak görebilirsiniz.</p>



<p><strong>Soğuk Savaş</strong> (1947-1990) biterken <strong>NATO</strong>’nun doğuya doğru genişletilmeyeceğine dair <strong>Rusya</strong>’ya söz verilmişti. Hem de <strong>ABD</strong>’nin ve <strong>NATO</strong>’nun en yetkili ağızlarından. Ama verilen sözler tutulmadı.<strong> Putin </strong>de 2007’de <strong>“NATO’nun Ukrayna’ya genişlemesinin Rusya’nın kırmızı çizgisi olduğunu, NATO’nun 1990’da verdiği genişlememe sözünü tutmadığını, artık bıçağın kemiğe dayandığını ve artık daha ileri gidilmemesi gerektiğini” </strong>söyledi. Buna rağmen zamanın <strong>ABD Başkanı Bush</strong>, 2008’de <strong>Rusya</strong>’yı <strong>Karadeniz</strong>’de çevrelemek için <strong>NATO</strong>’nun <strong>Ukrayna</strong> ve <strong>Gürcistan</strong>’ı içine alacak şekilde genişletilmesi taahhüdünde bulundu.</p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img decoding="async" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2024/02/image.png" alt="image" class="wp-image-21820" width="807" height="424" title="Köşe Yazıları 2"></figure>



<p><strong>Bu İş Putin’in İşi Değil!</strong></p>



<p>Şu anda <strong>CIA Başkanı</strong> olan, 2005-2008 tarihleri arasında ise <strong>ABD</strong>’nin <strong>Rusya Büyükelçisi</strong> görevini yürüten <strong>William Burns</strong>,<strong> Washington</strong>’a gönderdiği raporda; <strong>NATO</strong>’nun genişlemesine yönelik muhalefetin sadece <strong>Putin</strong>’in işi olmadığını, <strong>Rusya</strong> siyasi yelpazesinin her yerinde bu genişlemeye karşı muhalefetin olduğunu rapor etmişti.</p>



<p><br><strong>Ukraynalıların</strong> çoğu da <strong>NATO</strong> üyeliği yerine tarafsızlığı tercih ediyordu. <strong>Ukrayna Parlamentosu (RADA)</strong> 1990’da <strong>“daimi tarafsız bir devlet”</strong> olma temelinde&nbsp;<strong>Ukrayna</strong>’nın egemenliğini ilan etmişti. 2009’da da <strong>Ukrayna</strong> halkı tarafsızlık siyaseti güden <strong>Viktor Yanukoviç</strong>&#8216;i seçti. 2014&#8217;ün başlarında ise <strong>Yanukoviç</strong> bir darbeyle devrildi. İşin içinde <strong>CIA</strong>, <strong>Ulusal Demokrasi Vakfı</strong> ve <strong>Açık Toplum Vakfı </strong>gibi unsurlar vardı. Demem o ki, <strong>Ukrayna ABD</strong>’ye kendini kullandırmasaydı; bugün <strong>Kırım</strong>’ı, <strong>Donbas Bölgesini</strong> ve on binlerce insanının yaşamını kaybetmemiş, milyonlarca insanını yurtdışında göçmen durumuna düşürmemiş ve şehirlerinin birçoğu harabeye dönmemiş olacaktı.</p>



<p><strong>NATO Hangi Maksatla Genişletiliyor?</strong></p>



<p><strong>Zbigniew Brzezinski</strong>; <strong>ABD</strong>’nin küresel üstünlüğünün, dünyanın tek süper gücü olarak devamının jeostratejik gerekliliklerini anlattığı <strong>“Büyük Satranç Tahtası”</strong> kitabında <strong>“Rusya</strong><strong> da bölünmeli ve parçalanmalı”</strong> dedi ve bunun için de hangi hamlelerin yapılması gerektiğini anlattı. <strong>Ukrayna</strong> da bu hamlelerden biriydi. Yoksa <strong>Ukrayna</strong>’nın ve <strong>Ukraynalıların</strong> güvenliği <strong>ABD</strong>’nin umurunda bile değildi.</p>



<p><strong>ABD</strong>’ye göre; <strong>“Batı, kurumlar ve değerler manzumesidir. Bunun içinde hukukun üstünlüğü, demokrasi, özel mülkiyet, çoğulculuk ve liberal ekonomik düzen vardır. Şimdi de mücadele, otoriter rejimlere karşı verilmektedir”</strong>. Tabii ki; bu anlatım dünya kamuoyuna yönelik geliştirilen bir pazarlama taktiğidir. Gerçekte <strong>ABD</strong> için hedef; tek kutuplu dünya düzenini sürdürmek ve hegemonyaya direnenleri itibarsızlaştırmak ve ezmektir. <strong>NATO</strong> bu maksatla, <strong>ABD</strong>’nin bir enstrümanı olarak genişletilmektedir.</p>



<p><strong>Kurallara Dayalı Dünya Düzeni</strong></p>



<p><strong>Rusya-Ukrayna Savaşı</strong>’nın üçüncü yılına girmek üzereyiz. Ama ne <strong>ABD</strong>’nin ne de <strong>NATO</strong>’nun savaşı durdurmaya yönelik bir planı yok. Buna dair son kanıt ise <strong>NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg</strong>’in <strong>“Batı, Rusya ile on yıllar sürecek bir çatışmaya hazırlıklı olmalıdır” </strong>şeklindeki açıklamasıdır.<strong> Putin</strong> ise <strong>“konuşmaya hazırız”</strong> diyor. Sanırım çatışmanın sona ermesini kimin engellediğini anlamak için uzman olmak gerekmez.</p>



<p><strong>ABD</strong>’nin;</p>



<ol class="wp-block-list" type="1">
<li><strong>İsrail</strong>&#8216;in <strong>Gazze</strong>&#8216;deki soykırım saldırısına tüm gücüyle verdiği destek,</li>
</ol>



<ul class="wp-block-list">
<li>İnsan hakları ve uluslararası hukuk konusundaki çifte standardı,</li>
</ul>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>İsrail</strong>’e sınırsız desteğinin yanı sıra, <strong>İsrail</strong>&#8216;e yönelik her türlü eleştiriyi <strong>“antisemitizm”</strong> olarak etiketlemesi ve <strong>Filistin</strong> halkıyla her türlü dayanışma ifadesini doğrudan yasaklamaya çalışan ikiyüzlülüğü,</li>
</ul>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Rusya</strong>&#8216;nın saldırganlığı karşısında ayağa kalkılmalı diyen ama <strong>İsrail</strong>&#8216;in vahşeti, uluslararası ilkeleri ve hukuku hiçe saymasına <strong>“evet”</strong> diyen yaklaşımları nedeniyle, uzun zamandır can çekişen <strong>kurallara dayalı dünya düzeninin</strong> tabutuna son çivi çakılmıştır.</li>
</ul>



<p><strong>ABD</strong>’nin <strong>“Kuralları ben koyarım, işime gelmediğinde uymam ama sen her halükarda uymak zorundasın”</strong> yaklaşımı iflas etmiştir. Artık kurallara dayalı dünya düzeni kurallarının yeniden yazılmasına ihtiyaç vardır. Dünyanın çok kutupluluğa doğru evirilmesi, bu sonucu doğuracaktır.</p>



<p><strong>İsrail Gazze’de Hala Siyasi Hedefine Ulaşamadı</strong></p>



<p><strong>Hamas</strong>’ın 7 Ekim 2023’de <strong>Aksa Tufanı Operasyonu</strong> sonrasında <strong>İsrail</strong>’in <strong>Gazze</strong>’ye yönelik saldırılarında bugüne kadar yaklaşık olarak 29 bin insan yaşamını kaybetti, 70 bin ise yaralı var. 2,3 milyonluk nüfusun yüzde 90’ı yaşadıkları yerleri terk etti, 365 kilometrekarelik <strong>Gazze Ş</strong><strong>eridinde </strong>iseneredeyse taş taş üstünde bırakılmadı ama <strong>İsrail</strong> istediği ve planladığı siyasi hedefine hala ulaşmış değil. Hatta <strong>Hamas</strong>,<strong> Gazze</strong>’de kuşatma altındaki nüfusu kendi etrafında topluyor, <strong>Barı Şeria</strong> ve <strong>Doğu Kudüs</strong>’te yaşayan <strong>Filistinliler</strong> için cazibe merkezi oluyor, <strong>Filistin Yönetimi</strong>’nin işbirlikçi görünmesine ve çökmesine neden oluyor.&nbsp;</p>



<p><strong>Gazze’</strong>deki savaş; <strong>Yüzyılın Anlaşması</strong> ve <strong>İbrahim Anlaşmaları</strong> kapsamında planlanan <strong>Arap Devletleri </strong>ile<strong> İsrail </strong>arasındaki normalleşme sürecini olumsuz etkiliyor, <strong>Küresel Güney</strong>’in <strong>Filistin</strong>’e olan desteğini yükseltiyor, 7 Ekim 2023 öncesine göre gerek <strong>Avrupa</strong>, gerekse <strong>Amerika</strong>’da kamuoyunun <strong>Filistin</strong>’e karşı olan bakış açısını radikal biçimde olumlu yönde değiştiriyor ve <strong>ABD</strong>’yi <strong>Ortadoğu</strong> başta olmak üzere tüm dünyada ötekileştiriyor, düşmanlaştırıyor.</p>



<p><strong>Tet Saldırısı</strong></p>



<p>7 Ekim <strong>Aksa Tufanı</strong> <strong>Saldırısı</strong>; 55 yıl önce 30 Ekim 1968’de <strong>Vietnam Savaşı</strong>’nın en büyük askeri operasyonlarından biri olan <strong>Tet Saldırısı</strong><strong>na </strong>benziyor. <strong>Kuzey Vietnam</strong> ile <strong>Güney Vietnam</strong> yönetiminin çökertilmesi, <strong>Kuzey</strong> ve <strong>Güney Vietnam</strong>&#8216;ın yeniden birleştirilmesi amacıyla oluşturulan silahlı örgüt olan <strong>Vietnam Ulusal Kurtuluş Cephesi</strong>’nin (Viet Cong) beraberce <strong>Güney Vietnam</strong> ve <strong>ABD</strong>’li müttefiklerine karşı yaptıkları saldırı, <strong>Vietnam Savaşı</strong>’nın dönüm noktasıydı.</p>



<p>Bu saldırı;<strong> Vietnam</strong>’ın yeni yıl festivaliolan<strong> Tet</strong> sırasında başlatılan sürpriz bir saldırıydı. <strong>Güney Vietnam</strong> askeri tatildeydi, hazırlıksızdı. <strong>Saygon</strong>’da<strong> ABD Büyükelçiliği</strong> de dahil 100’den fazla şehir ve kasaba eş zamanlı olarak hedef alındı ama sonuç olarak başarısız oldular. <strong>Güney Vietnam</strong>’ın kontrolünü ele geçirmek için yapılan bu saldırıda ve sonrasında 50 bin asker ve militan yaşamını kaybetti. <strong>Güney Vietnam</strong>’ın ve <strong>Amerikalıların</strong> kayıpları ise çok azdı.</p>



<p><strong>Askeri Olarak Başarılı Değildi, Siyasi Olarak Zaferdi</strong></p>



<p><strong>Tet Saldırısı</strong>; askeri olarak başarısız olmasına rağmen, çarpıcı bir propaganda başarısı ve sonuçları itibarıyla siyasi bir zaferdi. Gerek dünya, gerekse <strong>ABD</strong> kamuoyu <strong>Vietnam</strong>’da işlerin iyi gitmediğini, <strong>ABD</strong>’nin anlattıklarından farklı gelişmelerin yaşandığı bir <strong>Vietnam</strong> olduğunu görmeye başladı ve <strong>ABD</strong>’de savaş aleyhtarlığı arttı. Sonuç olarak <strong>Tet Saldırısı</strong>,<strong> ABD</strong>’nin 1973’de <strong>Vietnam</strong>’dan çekiliş sürecini tetikleyen bir dönüm noktası oldu.</p>



<p><strong>Henry Kissinger</strong>, 1969’da bir söyleşide <strong>“Vietnam’da askeri bir savaş yürüttük. Rakiplerimiz ise siyasi ve psikolojik bir savaş yürüttü. Bu süreçte gerilla savaşının en temel öğesini gözden kaçırdık. Gerilla kaybetmediği zaman kazanır. Düzenli ordu ise kazanamazsa kaybeder”</strong> demiştir.</p>



<p><strong>Durum Sürdürülebilir Değil</strong></p>



<p><strong>ABD</strong>’nin koşulsuz destek verdiği <strong>İsrail</strong>’in <strong>Gazze</strong>’deki insanlık dışı vahşeti ve <strong>Rusya</strong>’ya karşı <strong>Ukrayna</strong> üzerinden yapılan vekalet savaşı nedeniyle <strong>ABD</strong> kaybediyor, küresel istikrar ve güvenlik daha fazla risk altına giriyor. Bu durum artık sürdürülebilir değil ve <strong>ABD</strong> için yeni bir dönüm noktası. &nbsp;</p>



<p><strong>Sedef Kabaş</strong>’ın <strong>Destek Yayınları</strong>’ndan çıkan ve çoğunlukla fırtınalı geçen yaşam hikayesini anlatan, bedel ödemeden ve konfor alanlarını riske etmeden mücadele olmayacağını anlatan <strong>“Yandığın Ateş Yoluna Işık Olur”</strong> adlı kitabını okumanızı tavsiye ederim.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://viratrabzon.com/yazar/turkererturk/konu/vietnam-ukrayna-gazze-ve-abd-icin-donum-noktasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SARIKAMIŞ’I ALMANLAR, SURİYE’Yİ AMERİKALILAR AÇTI AMA BİZ SAVAŞTIK</title>
		<link>https://viratrabzon.com/yazar/turkererturk/konu/sarikamisi-almanlar-suriyeyi-amerikalilar-acti-ama-biz-savastik/</link>
					<comments>https://viratrabzon.com/yazar/turkererturk/konu/sarikamisi-almanlar-suriyeyi-amerikalilar-acti-ama-biz-savastik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Türker ERTÜRK]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 23 Dec 2023 18:15:45 +0000</pubDate>
				<guid isPermaLink="false">https://viratrabzon.com/?post_type=columist&#038;p=21802</guid>

					<description><![CDATA[<div><img width="1920" height="1080" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/09/TURKER-ERTURK.png" class="attachment-medium size-medium wp-post-image" alt="TÜRKER ERTÜRK" style="margin-bottom: 15px;" decoding="async" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/09/TURKER-ERTURK.png 1920w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/09/TURKER-ERTURK-768x432.png 768w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/09/TURKER-ERTURK-1536x864.png 1536w" sizes="(max-width: 1920px) 100vw, 1920px" title="Köşe Yazıları 3"></div>Bugün, Osmanlı Ordusu’nun Sarıkamış Harekatı’na (22 Aralık-6 Ocak 1915) başlamasının 109’uncu yılını idrak ediyoruz. Bu harekat dahilinde Osmanlı ile Rusya arasında Sarıkamış ve çevresinde Oltu, Narman, Penek, Horasan, Bardız, Mecingirt, Karaurgan ve Divik’te gerçekleşen muharebelerde Osmanlı çok ağır bir yenilgiye uğramıştır.&#160;&#160; Esasında Sarıkamış; I.Dünya Savaşı (1914-1918) içindeki cephelerden sadece birisiydi. Avrupa merkezli bu küresel savaşın&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Bugün, <strong>Osmanlı Ordusu</strong>’nun <strong>Sarıkamış Harekatı</strong>’na (22 Aralık-6 Ocak 1915) başlamasının 109’uncu yılını idrak ediyoruz. Bu harekat dahilinde <strong>Osmanlı </strong>ile <strong>Rusya</strong> arasında <strong>Sarıkamış</strong> ve çevresinde <strong>Oltu, Narman, Penek, Horasan, Bardız</strong>, <strong>Mecingirt, Karaurgan </strong>ve <strong>Divik</strong>’te gerçekleşen muharebelerde <strong>Osmanlı</strong> çok ağır bir yenilgiye uğramıştır.&nbsp;&nbsp;</p>



<p>Esasında <strong>Sarıkamış</strong>;<strong> I.Dünya Savaşı</strong> (1914-1918) içindeki cephelerden sadece birisiydi. <strong>Avrupa</strong> merkezli bu küresel savaşın bir adı da <strong>Birinci Paylaşım Savaşı</strong>’dır. Bu savaşa; 29 Ekim 1914’de gönderlerine ay yıldızlı bayrak çekilmiş ve personeline fes giydirilmiş <strong>Goeben</strong> (Yavuz) ve Breslau (Midilli) harp gemilerinin bulunduğu ve başında <strong>Alman Amiral Wilhelm Anton Souchon</strong>’un bulunduğu bir filonun <strong>Karadeniz</strong>’de, <strong>Rus</strong> limanlarına gerçekleştirdiği bombardıman sonucunda girdik. Sonrasında da <strong>İngiltere, Fransa</strong> ve <strong>Rusya</strong>, <strong>Osmanlı</strong>’ya savaş ilan etti.</p>



<p><strong>Savaştığımız Tüm Cepheleri Yabancılar Belirledi</strong></p>



<p><strong>Osmanlı</strong> <strong>Ordusu</strong>; <strong>Kanal</strong>’dan <strong>Filistin</strong>’e, <strong>Kût’ül-Amâre</strong>’den <strong>Sarıkamış</strong>’a, <strong>Çanakkale</strong>’den <strong>Galiçya</strong>’ya kadar tüm cephelerde kahramanlar gibi savaştı. Ancak; <strong>Çanakkale</strong> hariç, nerelerde savaşılacağına <strong>Berlin</strong> karar verdi! Hatta <strong>Ermeni </strong><strong>Tehciri</strong> kararı bile <strong>Berlin</strong>’de alındı, <strong>İstanbul</strong>’a uygulatıldı. Biz <strong>Osmanlı</strong>’yı kurtarmak için savaşıyorduk ama netice olarak <strong>Almanya</strong>’nın stratejik çıkarlarına hizmet ediyorduk. <strong>Çanakkale</strong> cephesinin açılmasına ise <strong>İngilizler </strong>karar verdi. Görünürde <strong>Ruslara</strong> yardım götürmek gibi gözükse de gerçek nedeni <strong>Berlin</strong>’den <strong>Mezopotamya</strong>’ya <strong>Mısır</strong>’a ve <strong>Hindistan</strong>’a kadar uzanan <strong>Almanya</strong> tehdidini durdurabilmek için, <strong>Osmanlı</strong>’yı saf dışı bırakmaktı!</p>



<p>Anlayacağınız; savaştığımız tüm cephelere başkaları karar verdi. Çünkü <strong>Osmanlı</strong> yarı sömürge durumuna gelmişti, çağın gerisine düşmüştü, üretemiyordu, bağımsızlığını kaybetmişti ve sorunlarını çözemiyordu. <strong>Osmanlı</strong>’nın bu savaşın dışında kalması da çok zordu. Çünkü; paylaşılmak istenen coğrafyanın üzerinde oturuyordu ve çok uzun zamandan beri hastaydı! Daha önce yıkılmamasının ve zorla ayakta tutuluyor olmasının nedeni de paylaşımından kimin ne kadar pay alacağı kavgası idi!</p>



<p><strong>Osmanlı Gelişimin Dışında Kaldığı İçin Çöktü</strong></p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/12/image-7.png" alt="image 7" class="wp-image-21805" width="811" height="424" title="Köşe Yazıları 4" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/12/image-7.png 824w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/12/image-7-768x402.png 768w" sizes="auto, (max-width: 811px) 100vw, 811px" /></figure>



<p><strong>Osmanlı</strong>’nın çökmesinin, enkaz haline gelmesinin, yarı sömürge durumuna düşmesinin esas nedeni ise yanı başında bulunan <strong>Avrupa</strong>’daki gelişimi ve değişimi anlayamaması, bunun dışında kalması, <strong>Rönesans</strong>’ı, dinde reformu, <strong>Aydınlanmayı</strong> yaşayamamış ve sonuç olarak akılcı ve bilimsel düşünme evresine geçememiş olmasıydı.</p>



<p><strong>I.Dünya Savaşı</strong>, 28 Temmuz 1914’de başladı. 2 Ağustos 1914’de ise <strong>Osmanlı-Alman</strong> gizli ittifak anlaşması yapıldı. <strong>Almanya</strong>’nın savaş stratejisi <strong>Schlieffen Planı</strong>’na dayanmaktaydı. Bu plana göre; seferberliğini iki haftada tamamlayabilecek olan <strong>Fransa</strong> 39 günde savaş dışı bırakılacak ve müteakiben doğu cephesine dönülerek seferberliğini geniş coğrafyası yüzünden en az altı haftada tamamlayacağı öngörülen <strong>Rusya</strong>&#8216;ya taarruz edilecekti.</p>



<p><strong>Alman Cihadı</strong></p>



<p><strong>Almanya</strong>, bu plan gereğince 4 Ağustos 1914 tarihinde <strong>Belçika</strong>’ya saldırdı. Ancak <strong>Belçika</strong> <strong>Ordusu</strong> hiç umulmadık bir direnme gösterdi. <strong>Almanya</strong>’nın 24 saatte işini bitirmeyi planladığı <strong>Belçika</strong>, 13 gün dayandı. Daha sonra <strong>Fransa</strong>’ya saldırdılar ama <strong>Fransızlar</strong> da <strong>Alman Ordularını</strong><strong> Paris</strong>’e 70&nbsp;km kala, <strong>Marne Nehri</strong>’nde durdurdular. 12 Eylül 1914’de <strong>Almanlar</strong> için <strong>Batı Cephesi</strong> kilitlendi ve doğuda da <strong>Ruslar</strong> olmak üzere iki cephe arasında kaldılar. <strong>Schlieffen Planı</strong> çökmüştü. <strong>Berlin</strong> hemen kararını verdi. Acil olarak <strong>Osmanlı</strong> savaşa sokulmalıydı ve güneyden de <strong>Rusya</strong>’ya cephe açmalıydı.</p>



<p>İşte bu plan kapsamında, 29 Ekim 1914’de <strong>Rus</strong> limanları bombalatılarak <strong>Osmanlı</strong> savaşa sokuldu. <strong>Henüz</strong> 15 gün geçmişti ki; 14 Kasım 1914’de, <strong>Padişah Fermanı</strong> ile <strong>“Kutsal Cihat”</strong> ilan edildi. Buna <strong>“</strong><strong>Alman Cihadı”</strong> da denir. Fikir babası; <strong>Alman</strong> diplomatik çevrelerinde <strong>Ebu Cihad</strong> takma adıyla anılan, anadan <strong>Alman</strong> ve babadan <strong>Yahudi</strong> olan, diplomat, tarihçi ve arkeolog <strong>Max von Oppenheim</strong> idi. <strong>Almanlar </strong>için <strong>Cihat</strong>, kendi ifadeleri ile <strong>“Vahşi İslam İsyanı”</strong>; öncelikle <strong>İngilizler</strong> olmak üzere, <strong>Ruslara</strong> ve <strong>Fransızlara</strong> karşı başlatılmak içindi. <strong>Teşkilat-ı Mahsusa</strong> da <strong>Almanların</strong> isteği ile kuruldu, <strong>Alman</strong> parası ile finanse edildi ve <strong>Almanların</strong> belirlediği hedeflere yönlendirildi. İçinde mücadele edenler de kutsal vatan ve millet duygusuyla görev yapıyorlardı ama kullanıldıklarının farkında değillerdi.</p>



<p><strong>Sarıkamış Harekatı</strong></p>



<p>Bu genel girişten sonra, gelelim 109 yıl önce bugün başlayan <strong>Sarıkamış Harekatı</strong>’na katılan <strong>Tuğgeneral Ziya Yergök</strong>’ün anılarına… <strong>Osmanlı</strong> 2 Ağustos 1914’de seferberlik ilan ettiğinde, <strong>Yergök</strong> 83. Alay Komutanıydı. 3 ay sonra 29 Kasım 1914’de alayın <strong>Gez </strong>köyünden harekat emri almasıyla birlikte, altı yıllık savaş ve esirlik serüveni başlamıştı. <strong>Sarıkamış</strong>; yakın tarihimizin en büyük felaketiydi. <strong>Enver Paşa</strong>’nın tecrübesizliği, çılgınca hataları, lojistik eksikler, hazırlıksızlık, ulaşım zorlukları, imkansızlıklar ve iklim koşulları savaşın sonucunun nasıl olacağını daha baştan gösteriyordu. Askerlerimizin bir kısmı düşmana bir kurşun bile atamadan soğuktan dondu, bir kısmı tifüsten öldü, bir kısmı kurda, çakala ve kuşlara yem oldu, bir kısmı ise esir düştü. <strong>Sarıkamış Harekatı</strong>’na 90 bin muharip mevcutla girilip, 12 bin mevcutla çıkıldı.</p>



<p><strong>Ziya Bey</strong> de esir düşenler arasındaydı. 1 Ocak 1915’den 21 Ağustos 1921’e kadar yaklaşık 6 yıl esirlik ve esirlikten kaçış sürecinde geçti. <strong>Sibirya</strong>’da <strong>Alman, Avusturya</strong> ve <strong>Macar</strong> esirlerle birlikte önce <strong>Krasnoyarsk</strong>, bir süre sonra <strong>Semipalatinsk</strong> esir kamplarında kaldı, kaçış sürecinde ise <strong>Çin Türkistan’ı, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan</strong>, <strong>Azerbaycan</strong> ve <strong>Gürcistan</strong> üzerinden <strong>Türkiye</strong>’ye döndü.</p>



<p><strong>Sarıkamış’tan Esarete</strong></p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1600" height="900" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/12/image-6.png" alt="image 6" class="wp-image-21804" title="Köşe Yazıları 5" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/12/image-6.png 1600w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/12/image-6-768x432.png 768w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/12/image-6-1536x864.png 1536w" sizes="auto, (max-width: 1600px) 100vw, 1600px" /></figure>



<p><strong>Tuğgeneral Ziya Yergök</strong>’ün <strong>Tarihçi Kitabevi Yayınları</strong>’ndan çıkan <strong>“Sarıkamış’tan Esarete”</strong> adlı kitabını okumanızı tavsiye ederim. Özellikle uzun süren esaret yılları, <strong>Sibirya</strong>, esir kampları, buradaki yaşam, <strong>Avrupalı</strong> esirlerin yaşam alışkanlıkları ve durumları, kaçış sürecinde kat edilen<strong> Türkistan</strong> coğrafyası ve insanlarının durumu konusunda edinilen deneyimler bugünlere ışık tutacak nitelikte.</p>



<p>Tarihini bilmeyen milletler pusulasız gemi gibidir; sığınacak liman bulamazlar. <strong>Cumhuriyeti</strong> kuranlar <strong>Sarıkamış</strong> felaketinden, hatta <strong>Osmanlı</strong>’nın son 200 yıl yaşadıklarından ders almışlardı. Ama bundan ders almayanlar da vardı.</p>



<p><strong>Ders Almayanların Sonu Hüsrandır</strong></p>



<p><strong>Birinci Körfez Savaşı</strong> (1990) öncesinde <strong>Turgut Özal</strong>; <strong>ABD</strong>’nin isteği ile savaşı fırsata çevirmek isteyip <strong>“Bir koyup üç alacağız”</strong> dedi ama asker önünü kesti. <strong>İkinci Körfez Savaşı </strong>(2003) öncesinde ise<strong> Ecevit</strong> tehlikenin büyüklüğünü görüp <strong>ABD</strong>’nin teklifini kabul etmediği için operasyon yedi, iktidardan düşürüldü, onun yerine işbirlikçilik konusunda güvence verdiği için <strong>AKP</strong> iktidara getirildi. Daha sonra ise <strong>AKP-ABD-Cemaat</strong> üçlüsü, işbirlikçilik konusunda iktidara zorluk çıkaran <strong>Türk Silahlı Kuvvetleri’</strong>ne kumpas yaptı, itibarsızlaştırdı ve demir parmaklıkların arkasına attı.</p>



<p>Mart 2011’de arkasında <strong>ABD</strong>’nin olduğu <strong>Suriye</strong>’deki vekalet savaşına iktidar balıklama daldı, güneye doğru büyüyebileceğini sandı, <strong>Arap Baharının</strong> ayağına gelmiş bir fırsat olduğu ve <strong>İslam Dünyasının</strong> lideri olacağını sandı. Çünkü <strong>Amerikalılar</strong> buna inandırmıştı. <strong>Almanlar</strong> da yaklaşık 100 yıl önce <strong>Enver Paşa</strong> ve arkadaşlarını aynı şekilde inandırmıştı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://viratrabzon.com/yazar/turkererturk/konu/sarikamisi-almanlar-suriyeyi-amerikalilar-acti-ama-biz-savastik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>YEHOVA’NIN LÜTFU</title>
		<link>https://viratrabzon.com/yazar/turkererturk/konu/yehovanin-lutfu/</link>
					<comments>https://viratrabzon.com/yazar/turkererturk/konu/yehovanin-lutfu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Türker ERTÜRK]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 05 Dec 2023 17:19:29 +0000</pubDate>
				<guid isPermaLink="false">https://viratrabzon.com/?post_type=columist&#038;p=21773</guid>

					<description><![CDATA[<div><img width="1920" height="1080" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/09/TURKER-ERTURK.png" class="attachment-medium size-medium wp-post-image" alt="TÜRKER ERTÜRK" style="margin-bottom: 15px;" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/09/TURKER-ERTURK.png 1920w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/09/TURKER-ERTURK-768x432.png 768w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/09/TURKER-ERTURK-1536x864.png 1536w" sizes="auto, (max-width: 1920px) 100vw, 1920px" title="Köşe Yazıları 6"></div>Katar ve Mısır’ın arabuluculuğu ile İsrail-Hamas arasında tesis edilen yedi günlük ateşkesin ardından Gazze’de İsrail’in sürdürdüğü abluka, yoğun hava bombardımanı ve kara harekatı 1 Aralık 2023’te yeniden başladı ve tüm hızıyla devam ediyor. 7 Ekim’den bu yana Gazze’de yaşamını kaybeden Filistinlilerin sayısı yaklaşık olarak 16 bin kişiye ulaştı. Şu ana kadar kara harekatını Gazze Şeridinin&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Katar</strong> ve <strong>Mısır</strong>’ın arabuluculuğu ile <strong>İsrail-Hamas</strong> arasında tesis edilen yedi günlük ateşkesin ardından <strong>Gazze</strong>’de <strong>İsrail</strong>’in sürdürdüğü abluka, yoğun hava bombardımanı ve kara harekatı 1 Aralık 2023’te yeniden başladı ve tüm hızıyla devam ediyor. 7 Ekim’den bu yana <strong>Gazze</strong>’de yaşamını kaybeden <strong>Filistinlilerin</strong> sayısı yaklaşık olarak 16 bin kişiye ulaştı. Şu ana kadar kara harekatını <strong>Gazze</strong> <strong>Şeridinin</strong> kuzeyi ile sınırlı tutan <strong>İsrail</strong>, geçtiğimiz Pazar (3 Aralık 2023) gününden itibaren bu harekatı güneye doğru genişletmek üzere güneydeki sivil halka yönelik tahliye duyurularına başladı.</p>



<p>Bu ateşkesin uzamayacağını öngörmüştüm. Öngörümün nedeni; <strong>İsrai</strong>l’in başlangıçta belirlediği siyasi hedeflere ve onun gerektirdiği askeri hedeflere ulaşmamış olmasıydı. Zaten ateşkes sırasında bile <strong>Netanyahu</strong> tekrar savaşa başlayacaklarını deklare etmişti. Çünkü <strong>“Aksa Tufanı”</strong> saldırısı <strong>Netanyahu</strong> için iki nedenle <strong>Yehova’nın</strong> lütfu idi. Birincisi; <strong>İsrail</strong>’de muhalefet demokrasiye ve yargıya sahip çıkmak maksadıyla meydanları tekrar doldurmak için&nbsp;<strong>Gazze</strong>’deki savaşın bitmesini bekliyor. Hakkında yolsuzluk suçlamaları ve dosyaları da olan&nbsp;<strong>Netanyahu</strong>&nbsp;ise savaşı uzatmanın ve bölgeyi ateşe vermenin derdindeydi. İkincisi ise; iki devletli çözüm isteklerini tamamen tarihin karanlık sayfalarına gömmek istiyordu. Ve bu istek; esasında <strong>Siyonizm</strong>’in birincil hedefiydi.</p>



<p><strong>Jericho Duvarı</strong></p>



<p>Bu köşeyi takip edip, televizyon ekranlarında <strong>“Aksa Tufanı”</strong> saldırısı hakkında yaptığım değerlendirmelerimi izleyenler bilirler; bu saldırının 11 Eylül 2001’de <strong>El-Kaide</strong>’nin <strong>ABD</strong>’ye yaptığı saldırıya çok benzediğini örnekleriyle anlatmıştım. Çünkü; <strong>“Aksa Tufanı”</strong> gibi bir saldırının en az 1 yılı aşkın bir mühimmat üretim/tedarik, planlama, eğitim ve tatbikat sürecine ihtiyacı olduğunu ve böyle bir hazırlık sürecini<strong> İsrail</strong> istihbaratının fark etmemesinin kesinlikle mümkün olmadığını ve saldırıya yol vermiş olabileceklerini anlatmıştım.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1460" height="913" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/11/image-8.png" alt="image 8" class="wp-image-21772" title="Köşe Yazıları 7" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/11/image-8.png 1460w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/11/image-8-768x480.png 768w" sizes="auto, (max-width: 1460px) 100vw, 1460px" /></figure>



<p>Geçen hafta <strong>İsrail</strong> istihbaratının 40 sayfalık <strong>Jericho Duvarı</strong> kod adlı raporu ortaya çıktı. Bu rapor; <strong>Hamas</strong>’ın saldırı planını, hazırlıklarını ve ayrıntılarını <strong>İsrail</strong>’inbir yıldan daha uzun süredir bildiğini gösteriyor. Ama önleyici bir karşı harekete geçilmemiş. Çünkü planın hayal ürünü olduğu ve gerçekleştirilmesinin mümkün olmadığı değerlendirilmiş. Zaten bu işler böyle olur. Siyasi otorite olarak <strong>“Saldırının önünü açalım!”</strong> gibi bir direktif veremezsiniz. <strong>“Hayal ürünüdür. Böyle bir saldırıyı planlayıp icra edemezler.” </strong>değerlendirmesiyle saldırının önünü açarsınız; daha sonra planladıklarınızı yapabilmek ve halkınızın ve hatta dünyanın desteğini alabilmek için. Gerçekten bu saldırı, bu yönüyle 7 Aralık 1941 <strong>Pearl Harbor</strong>’a, 11 Eylül 2001’e ve 15 Temmuz 2016’ya çok benzer.</p>



<p><strong>II. Oslo Anlaşması</strong></p>



<p><strong>ABD</strong> dahil herkes <strong>“iki devletli çözüm”</strong> diyor ama inanarak ve arkasında durarak değil. Buna <strong>Rusya</strong> ve <strong>Çin</strong> de dahil. <strong>Küresel Güney</strong>, <strong>BRICS</strong> (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika), <strong>İslam</strong> ve <strong>Arap</strong> ülkeleri nerede? Sadece diplomatik girişimler var ama <strong>İsrail</strong> ve <strong>ABD</strong>’ye dişini gösteren ve donanmasını <strong>Doğu Akdeniz</strong>’e gönderen yok.<strong> </strong><strong>Arap</strong> ve <strong>İslam</strong> dünyasının 57 ülkesi, ancak <strong>İsrail</strong> saldırısının 36. gününde toplanabilmişti ama bu bir sonuç getirmedi ve <strong>İsrail</strong>’in akıttığı kanı durdurabilmek açısından hiçbir ağırlığı olmadı. Hatta <strong>Netanyahu</strong> tehdit etti ve<strong> “Eğer iktidarınızı ve çıkarınızı korumak istiyorsanız, yapabileceğiniz tek şey var. O da sesinizi kesmek!” </strong>dedi.</p>



<p>İki devletli çözüme en yakın olunduğu zaman; <strong>Filistin</strong> ile <strong>İsrail</strong> arasında <strong>II. Oslo Anlaşması</strong>’nınyapıldığızamandı. 28 Eylül 1995 tarihinde yapılan bu anlaşma; <strong>Filistin</strong>’in <strong>İsrail</strong>’den daha fazla özerkleşmesini ve <strong>Filistin</strong> topraklarının özyönetime sahip olmasını öngörüyordu. Ama pek çok <strong>Filistinli</strong>, özellikle de seküler olmayan<strong> İslamcı </strong>kesim bu anlaşmayı bir teslimiyet olarak gördü. <strong>Yahudilerin</strong> çoğunluğu, özellikle aşırı sağcılar ve radikaller de <strong>II. Oslo Anlaşması</strong>’na karşı çıktı. Bu anlaşma; 6 Ekim 1995’de <strong>İsrail Parlamentosu Knesset’te</strong>, <strong>Arap </strong>milletvekillerinin desteği ile tek oy farkla onaylandı. Bu tarihten yaklaşık olarak bir ay sonra ise <strong>İsrail Başbakanı Yitzhak Rabin</strong> bir suikast sonucunda öldürüldü.</p>



<p><strong>Yigal Amir ve </strong><strong>Lee Harvey Oswald</strong><strong></strong></p>



<p>Rabin’e yapılan suikasttan mahkum edilen Yigal Amir, aşırı sağcı bir gelenekten geliyordu. Yigal Amir, İsrailli yetkililer tarafından kaçık olarak damgalandı ve 15 yıl hücre hapsinde tutuldu. Ancak çoğu İsrailli onun tek suikastçı olmadığına, daha geniş ve derin bir planın parçası olduğuna inanıyordu. Aynen 22 Kasım 1963’te ABD’nin 35. Başkanı John Fitzgerald Kennedy’nin Dallas’ta Lee Harvey Oswald tarafından öldürülmesi olayında olduğu gibi.</p>



<p>Artık durum 1967 ve 1995’teki gibi değil. Köprülerin altından çok sular aktı. Hem küresel hem de bölgesel resim değişti ve her iki tarafta da radikaller duruma hakim. İsrail, radikalleri kazanmak için Filistin tarafını da radikalleştirdi. Bu kapsamda İsrail; Hamas’ı destekledi ve aynı zamanda Filistin mücadelesini bölmek için Gazze’de Hamas’ın iktidara gelmesinin önünü açtı. Şimdi de nihai hedefine doğru ilerliyor.</p>



<h5 class="wp-block-heading">İsrail-Filistin Çözümü Daha da Zora Girecek</h5>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1280" height="720" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/12/image.png" alt="image" class="wp-image-21775" title="Köşe Yazıları 8" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/12/image.png 1280w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/12/image-768x432.png 768w" sizes="auto, (max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></figure>



<p>Bu gelişmeler <strong>Filistin</strong>’i ve özellikle <strong>Batı Şeria</strong>’yı daha da radikalleştirecek. Başarılı olan <strong>“Aksa Tufanı” </strong>saldırısı ve 7 gün süreli ateşkes sırasında rehine karşılığında<strong> Filistinli</strong> mahkumların serbest bırakılması; <strong>Ramallah</strong> başta olmak üzere <strong>Batı Şeria</strong>’da <strong>Hamas</strong>’ın itibarını iyice yükseltti. Bu gelişmeler ise <strong>Mahmut Abbas</strong> liderliğindeki <strong>Filistin Yönetimi</strong>’nin daha da itibar kaybetmesine ve işbirlikçi görülmesine yol açarak, <strong>Hamas</strong>’ın tüm <strong>Filistin</strong>’in liderliğine taşıyabilecek gelişmeleri tetikleyebilecektir. Bu da çözümün daha da zorlaşmasına neden olacaktır.</p>



<p><strong>Recai Aksu</strong>’nun <strong>Dorlion Yayınları’</strong>ndan piyasaya yeni çıkan <strong>“Laiklik Yolunda Bir Ömür: Şahin Ulusoy”</strong> adlı kitabını okumanızı tavsiye ederim.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://viratrabzon.com/yazar/turkererturk/konu/yehovanin-lutfu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ABD’NİN İSRAİL’İ KOŞULSUZ DESTEKLEMESİNİN NEDENİ NE?</title>
		<link>https://viratrabzon.com/yazar/turkererturk/konu/abdnin-israili-kosulsuz-desteklemesinin-nedeni-ne/</link>
					<comments>https://viratrabzon.com/yazar/turkererturk/konu/abdnin-israili-kosulsuz-desteklemesinin-nedeni-ne/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Türker ERTÜRK]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 18 Nov 2023 18:15:46 +0000</pubDate>
				<guid isPermaLink="false">https://viratrabzon.com/?post_type=columist&#038;p=21768</guid>

					<description><![CDATA[<div><img width="1920" height="1080" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/09/TURKER-ERTURK.png" class="attachment-medium size-medium wp-post-image" alt="TÜRKER ERTÜRK" style="margin-bottom: 15px;" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/09/TURKER-ERTURK.png 1920w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/09/TURKER-ERTURK-768x432.png 768w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/09/TURKER-ERTURK-1536x864.png 1536w" sizes="auto, (max-width: 1920px) 100vw, 1920px" title="Köşe Yazıları 9"></div>Arap ve İslam Dünyasının en önemli örgütü olan İslam İşbirliği Teşkilatı’nın (İİT) üye 57 ülkesinin liderleri ve hükümet başkanları, Gazze’deki tek taraflı savaşın ve Filistinlilere yönelik etnik arındırmanın başlamasının üzerinden geçen 36 gün sonra ancak toplanabildi. 11 Kasım 2023 Cumartesi günü Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da toplanan İİT, 31 maddelik ortak açıklama yaptı. Ama açıklamanın İsrail’in&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/11/image-6.png" alt="image 6" class="wp-image-21770" width="810" height="425" title="Köşe Yazıları 10"></figure>



<p><strong>Arap</strong> ve <strong>İslam Dünyasının</strong> en önemli örgütü olan <strong>İslam İşbirliği Teşkilatı</strong>’nın (İİT) üye 57 ülkesinin liderleri ve hükümet başkanları, <strong>Gazze</strong>’deki tek taraflı savaşın ve <strong>Filistinlilere</strong> yönelik etnik arındırmanın başlamasının üzerinden geçen 36 gün sonra ancak toplanabildi. 11 Kasım 2023 Cumartesi günü <strong>Suudi Arabistan</strong>’ın başkenti <strong>Riyad</strong>’da toplanan <strong>İİT</strong>, 31 maddelik ortak açıklama yaptı. Ama açıklamanın <strong>İsrail</strong>’in akıttığı kanı durdurabilmek açısından hiçbir ağırlığı yok.</p>



<p><strong>Arap </strong>ve <strong>İslam Dünyası</strong> ortak bir açıklama yaptı ama içinde <strong>İsrail</strong>’e yönelik ortak karar, eylem, diplomatik ilişkilerin askıya alınması veya seviyenin düşürülmesi, yaptırım, ambargo, <strong>İbrahim Anlaşmaları</strong><strong>nın</strong> gözden geçirilmesi yoktu. <strong>İsrail</strong>’in arkasında olan <strong>Bat</strong>ı ülkelerine karşı petrol ambargosunu akıllarına bile getirmek istemediler. <strong>Suudi Arabistan</strong>’ın petrol ambargosu konusunda kötü deneyimleri vardı ve açıkça söylemek gerekirse<strong> ABD</strong> başta olmak üzere <strong>Batı</strong>’nın bu konuda misilleme yapmasından korktular.</p>



<p><strong>Laf Çoktu Lakin Sonuç Yoktu</strong></p>



<p><strong>Petrol İhraç Eden Arap Ülkeleri Birliği</strong>, <strong>1973 Yom Kippur</strong> <strong>Savaşı</strong>’nda, <strong>ABD</strong>’nin <strong>İsrail Ordusu</strong>’na destek vermesine karşı petrol ambargosu ilan etmiş, ambargoya öncülük eden <strong>Kral Faysal</strong>, ambargonun başlamasından iki yıl sonra, 25 Mart 1975’de kendi sarayında öldürülmüştü. Suikastın faili ise, Kral’ın uzun yıllardır <strong>Amerika</strong>’da yaşayan yeğeni <strong>Faysal bin Musâid</strong>’di. <strong>Netanyahu Arap</strong> ülkelerinin liderlerine <strong>“Eğer iktidarınızı ve çıkarınızı korumak istiyorsanız, yapabileceğiniz tek bir şey var, o da sesinizi kesmek!” </strong>derken; geçmişi, suikastları ve <strong>Arap Baharını</strong> anımsatarak tehdit ediyordu. Sanırım <strong>Arap</strong> liderler mesajı aldı. <strong>Arap</strong> ve <strong>İslam Dünyasında</strong> kendi kamuoylarına yönelik bol bol nutuk, çok laf, hamaset ve kınama vardı ama <strong>Filistin</strong>’de akan kanı durdurmak açısından hiçbir sonuç yoktu.</p>



<p><strong>İsrail</strong>, <strong>1973 Savaş</strong>ı’ndan ve 1982’de <strong>Lübnan</strong>’ı işgal etmesinden bu yana en sürekli, en kapsamlı ve en zor askeri operasyonunu sürdürüyor. Süreç uzadıkça <strong>İsrail</strong>’in yaptıklarına yönelik uluslararası tepkiler büyüyor, hatta antisemitizm tekrar yükseliyor. Ama savaşı durduracak eylemsel bir girişim yok. Hatta; <strong>ABD</strong> başta olmak üzere <strong>Batı</strong>’nın <strong>İsrail</strong>’e verdiği destek hala devam ediyor. Kınamanın, eleştirmenin ve <strong>Birleşmiş Milletlerde</strong> (BM) diplomatik girişim yapmanın ötesinde, savaşı durduracak ciddi hiçbir girişim yok. <strong>Küresel Güney</strong>’den, <strong>Çin</strong>’den de ciddi bir tepki yok! Hatta <strong>Hindistan</strong>,<strong> İsrail</strong>’e destek veriyor.</p>



<p><strong>Savaşı Durduracak Tek Güç</strong></p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1280" height="720" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/11/image-7.png" alt="image 7" class="wp-image-21771" title="Köşe Yazıları 11" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/11/image-7.png 1280w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/11/image-7-768x432.png 768w" sizes="auto, (max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></figure>



<p>Ne yazık ki bugün savaşı durduracak tek güç; uluslararası kamuoyunun yani halkların gücüdür. <strong>Batı</strong>’daki eylemler, kendi hükümetleri üzerinde savaşı durduracak bir girişim yapmaları için baskı unsuru olabilir. Ayrıca <strong>Arap Halklarının</strong> hareketlenmesi ve protesto eylemleri; demokratik olmayan iktidarları üzerinde <strong>Arap Baharı </strong>gibi bir korku yaratabilir ve <strong>Filistin</strong> konusunda radikal bir politika değişikliğine zorlayabilir. Bunların dışında savaşı durduracak bir güç şimdilik yok.</p>



<p><strong>İsrail</strong>,7 Ekim&#8217;den bu yana <strong>Gazze</strong>&#8216;ye yaklaşık olarak 25.000 ton patlayıcı attı. 6 Ağustos 1945&#8217;de <strong>Hiroşima</strong>&#8216;ya atılan nükleer bomba ise 15.000 tona eşdeğerdi. Sanırım bu kıyaslamayla <strong>İsrail</strong>&#8216;in <strong>Gazze</strong>&#8216;ye yönelik devam ettirdiği tek taraflı savaşın ne kadar yıkıcı olduğu daha iyi anlaşılabiliyordur<strong>.</strong><strong></strong></p>



<p><strong>Olmasaydı ABD İcat Etmek Zorunda Kalacaktı</strong></p>



<p>Merak edilen konu şu; <strong>ABD</strong>’nin <strong>Gazze</strong>’de insanlık ve savaş suçları işleyen <strong>İsrail</strong>’e sınırsız destek vermesinin nedeni nedir? Bir görüşe göre; <strong>ABD</strong> <strong>Başkanlarının</strong> <strong>İsrail</strong>’e kendi iradesini zorlamaya güçleri yetmez. Çünkü <strong>Yahudi</strong> <strong>Lobisinin</strong> <strong>ABD</strong> <strong>Kongresi</strong>’ndeki gücü, A<strong>BD Başkanlarının</strong> gücünden daha fazladır. Bu yanlış bir değerlendirme değil ama durum farklı ve bayağı ötesinde.</p>



<p><strong>İsrail</strong>’in <strong>ABD</strong>’ye ihtiyacından daha çok, <strong>ABD</strong>’nin <strong>İsrail</strong>’e ihtiyacı var. <strong>İsrail</strong> dünyanın en kritik bölgesinde ve <strong>ABD</strong>’nin jeopolitik gücünün bir uzantısı durumunda bulunuyor. Bugün <strong>ABD</strong>’nin başkanı olan <strong>Biden</strong>’ın 1980’li yıllarda senatörken söylediği, bugünlerde anımsanan ve hatta kendisinin <strong>İsrail</strong>’i ziyareti sırasında tekrar ettiği bir sözü var; <strong>“İsrail olmasaydı, ABD onu icat etmek zorunda kalacaktı” </strong>diye.</p>



<p><strong>ABD’nin İsrail’e Olan İhtiyacı Eskisinden Daha Fazla</strong></p>



<p>Dünyanın ekonomik, siyasi ve askeri ağırlık merkezi doğuya kayarken, dünya çok kutupluluğa doğru evirilirken,eskisine göre göreceli olarak güç kaybeden <strong>ABD</strong>’nin enerji bakımından zengin olan <strong>Ortadoğu</strong> bölgesinde bulunan <strong>İsrail</strong>’e eskisinden daha çok ihtiyacı var. Ayrıca <strong>Ortadoğu</strong>, <strong>Çin</strong>’in <strong>Kuşak Yol Projesi </strong>açısından ve <strong>Asya</strong> ile <strong>Avrupa</strong>’yı birbirine bağlaması nedeniyle de stratejik öneme sahip. <strong>ABD</strong>, bu yüzden <strong>Kuşak Yol Projesini </strong>sekteye uğratmak ve karşı seçenekler yaratmaya çalışmaktadır. <strong>Hindistan</strong>’dan <strong>Basra Körfezi</strong>’ne ve oradan da <strong>İsrail</strong> üzerinden <strong>Avrupa</strong>’ya uzanan ticaret yolu girişimi de bu kapsamdadır.</p>



<p>Geçmişte <strong>Suudi Arabistan</strong>, <strong>ABD</strong>’nin sadık ve sözünden dışarı çıkmaz bir müttefiki idi. Hatta <strong>Körfez</strong> <strong>Ülkeleri</strong> de bu bağlamda değerlendirilebilir. Ama günümüzde dünyanın çok kutupluluğa evirilmesi ile birlikte farklı jeopolitik seçenekler peşinde koşuyorlar, daha bağlantısız dış politikalar izliyorlar ve eskisi gibi söz dinlemiyorlar.</p>



<p><strong>Biden</strong>,<strong> Gazze</strong>’de insanlık dışı bombalama sürerken ve<strong> Filistinlilere </strong>etnik arındırma yapılırken <strong>İsrail</strong>’e gitti, <strong>“ama”</strong> ve <strong>“fakat”</strong> demeden <strong>İsrail</strong>’e koşulsuz destek verdi. Çünkü; <strong>Biden</strong>’ın da defalarca ifade ettiği gibi <strong>İsrail</strong>, <strong>ABD</strong>’nin <strong>Ortadoğu</strong>’daki emperyalist gücünün uzantısıdır ve eğer var olmasaydı <strong>ABD</strong> onu icat etmek zorunda kalacaktı.</p>



<p><strong>İş Sevip Sevmeme Meselesi Değil</strong></p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1460" height="913" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/11/image-8.png" alt="image 8" class="wp-image-21772" title="Köşe Yazıları 12" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/11/image-8.png 1460w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/11/image-8-768x480.png 768w" sizes="auto, (max-width: 1460px) 100vw, 1460px" /></figure>



<p><strong>İsrai</strong><strong>l</strong>’i, <strong>İngiltere</strong> <strong>Ortadoğu</strong>’daki petrol kaynaklarını ve emperyalist çıkarlarını kontrol altına almak için <strong>Balfour Deklarasyonu</strong> ile icat etti. <strong>Balfour Deklarasyonu</strong>;<strong> Lloyd George</strong>&#8216;un başbakanlığındaki <strong>Britanya Savaş Kabinesi</strong>’nde dışişleri bakanı olan <strong>Arthur Balfour</strong> tarafından başlatılan ve sonuçta <strong>Filistin</strong>&#8216;de bir <strong>Yahudi</strong> devletinin yani <strong>İsrail</strong>’in kurulmasıyla sonuçlanan girişimdir.</p>



<p><strong>İkinci Dünya Savaşı</strong>’ndan sonra <strong>İsrail</strong>’i destekleme görevini <strong>ABD</strong> üstlendi. <strong>ABD</strong>, her yıl yaklaşık 4 milyar dolar ve görünmeyen kalemlerle birlikte bunun çok daha da fazlası ile <strong>İsrail</strong>’e yardım ediyor. <strong>İsrail </strong>açıkça insanlık ve savaş suçları işlerken bile <strong>ABD</strong> desteklemeye devam ediyor. Bu; <strong>Biden</strong> ve 1948’den bu yana <strong>ABD</strong>’yi yönetenlerin <strong>Yahudileri</strong> ve <strong>İsrail</strong>’i sevmeleri veya <strong>Yahudi L</strong><strong>obisinin</strong> iradesine teslim olunması meselesi değildir. &nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://viratrabzon.com/yazar/turkererturk/konu/abdnin-israili-kosulsuz-desteklemesinin-nedeni-ne/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BU İKTİDARIN VE MECLİSİN YENİ ANAYASA YAPMA HAKKI VE YETKİSİ YOK!</title>
		<link>https://viratrabzon.com/yazar/turkererturk/konu/bu-iktidarin-ve-meclisin-yeni-anayasa-yapma-hakki-ve-yetkisi-yok/</link>
					<comments>https://viratrabzon.com/yazar/turkererturk/konu/bu-iktidarin-ve-meclisin-yeni-anayasa-yapma-hakki-ve-yetkisi-yok/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Türker ERTÜRK]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 Sep 2023 07:55:20 +0000</pubDate>
				<guid isPermaLink="false">https://viratrabzon.com/?post_type=columist&#038;p=21587</guid>

					<description><![CDATA[<div><img width="1920" height="1080" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/09/TURKER-ERTURK.png" class="attachment-medium size-medium wp-post-image" alt="TÜRKER ERTÜRK" style="margin-bottom: 15px;" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/09/TURKER-ERTURK.png 1920w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/09/TURKER-ERTURK-768x432.png 768w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/09/TURKER-ERTURK-1536x864.png 1536w" sizes="auto, (max-width: 1920px) 100vw, 1920px" title="Köşe Yazıları 13"></div>Çağdaş anlamda dünyanın en eski anayasası sayılan 17 Eylül 1787 tarihli ABD Anayasasından başlamak üzere günümüze kadar hazırlanan bütün anayasaların arkasında kurucu irade, meşruiyeti aldığı güç ve silah vardır. Arkasında kurucu irade ve zorlayıcı yaptırım gücü olan silah yoksa; anayasa da yoktur. ABD Anayasasının arkasında meşruiyeti olan zorlayıcı güç ve silah; Büyük Britanya’ya karşı verilen&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Çağdaş anlamda dünyanın en eski anayasası sayılan 17 Eylül 1787 tarihli <strong>ABD Anayasasından</strong> başlamak üzere günümüze kadar hazırlanan bütün anayasaların arkasında kurucu irade, meşruiyeti aldığı güç ve silah vardır.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1200" height="630" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/09/image-2.png" alt="image 2" class="wp-image-21590" title="Köşe Yazıları 14" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/09/image-2.png 1200w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/09/image-2-768x403.png 768w" sizes="auto, (max-width: 1200px) 100vw, 1200px" /></figure>



<p>Arkasında kurucu irade ve zorlayıcı yaptırım gücü olan silah yoksa; anayasa da yoktur. <strong>ABD Anayasasının</strong> arkasında meşruiyeti olan zorlayıcı güç ve silah; <strong>Büyük Britanya</strong>’ya karşı verilen bağımsızlık savaşının başkomutanı<strong> George Washington</strong>, onun komuta ettiği ordu ve destekleyen sivil güçlerdi. Bu güç olmasa ve başarıya ulaşamasaydı <strong>ABD Anayasası</strong> da olmazdı.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>İnsan Derisi ile Kaplıdır</strong></h3>



<h5 class="wp-block-heading"><strong>Fransa</strong>’nın başkenti <strong>Paris</strong>’te bulunan, <strong>Paris</strong>’in tarihine adanmış bir müze olan <strong>Carnavalet Müzesi</strong>’nde bulunan ve kapağında <strong>“İnsan derisi ile kaplıdır” </strong>yazan <strong>Fransızların</strong> ilk anayasasının arkasındaki irade 1789 tarihli <strong>Fransız Devrimi</strong>, yaptırım gücü ve meşruiyeti ise devrimin ideolojisi ve silahlı güçleridir. Bugün <strong>Fransa</strong>’da 1958 tarihli anayasa yürürlüktedir. Bu anayasanın değiştirilemez maddeleri ile <strong>Fransız Devrimi</strong>’nin ruhu korunmaktadır. Özetle; <strong>“Üniter yapı ve cumhuriyet değiştirilemez. Ülkenin bütünlüğüne zarar verecek hiçbir değişiklik usulüne girişilemez ve böyle bir usul sürdürülemez. Cumhuriyetin niteliği değişiklik konusu yapılamaz.”</strong> diyor, <strong>Fransa</strong>’nın halen yürürlükte olan 1958 tarihli anayasası.</h5>



<h3 class="wp-block-heading">&nbsp;</h3>



<h5 class="wp-block-heading">Yani <strong>Fransa</strong>’da bazı densizler ve haddini bilmezler çıkıp; <strong>“Biz Bourbon Hanedanı’nın torunlarıyız, son kralımız XVI. Louis’yi giyotine gönderen zihniyetten hesap soracağız. Keşke Fransız Devrim Ordularına karşı monarşi yanlısı Avrupa Koalisyon Orduları kazansaydı! İnsan ve Yurttaş Hakları bildirisini değil, Hristiyan şeriatını, krallığı ve teokrasiyi istiyoruz” </strong>diyemez, demelerine müsaade edilmez ve hadleri bildirilir.&nbsp;</h5>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>İşgal Güçleri Yeni Anayasa Yaptırır</strong></h3>



<p>1947 tarihli <strong>Japonya Anayasasının</strong> arkasındaki kurucu irade <strong>Japonya</strong>’yı kayıtsız şartsız teslim alan <strong>ABD</strong>, zorlayıcı gücü ise <strong>ABD</strong> işgal gücüdür. <strong>ABD </strong>işgal kuvvetleri komutanı<strong> Douglas MacArthur</strong>; emrinde bulunan hukukçularına bir taslak hazırlatmış, bunu <strong>Japonlara</strong> dayatmış ve ufak tefek değişikliklerle kabul ettirmiştir.</p>



<p>23 Mayıs 1949 tarihli <strong>Federal Almanya Cumhuriyeti Anayasasını</strong> hazırlatan irade <strong>II. Dünya Savaşı</strong> sonunda <strong>Almanya</strong>’yı işgal eden müttefikler ve onun başat gücü olan <strong>ABD</strong>’dir. 2005 tarihli <strong>Irak Anayasasının</strong> arkasındaki irade bu ülkeyi istila eden <strong>ABD</strong>, zorlayıcı gücü ise <strong>ABD</strong> işgal kuvvetleridir. Bu anayasa ile <strong>Irak</strong> federal sistem altında yapılandırılmış, toplum etnik ve mezhepsel kompartımanlara ayrılmıştır. Ayrıca bu anayasa; <strong>Irak</strong>’ın istikrarsızlaştırılmasına ve zaman içinde bölünmesine neden olacak elverişli ortamı yaratmıştır. Bu haliyle <strong>Irak</strong>’ta istikrar olmaz, olamaz. Zaten olması istenmediği için 2005 Anayasası yaptırıldı.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Kurucu İdeolojisi Değiştirilemez!</strong></h3>



<p><strong>Türkiye Cumhuriyeti</strong>’nin 1921 tarihli<strong> Teşkilat-ı Esasiye Kanunu</strong>, <strong>1924 Anayasası</strong> ve 1937’de yapılan son değişiklikle kurucu ideolojisi şekillenmiştir. Arkasındaki irade <strong>Türk Milleti</strong>’nin bu topraklarda hür ve bağımsız yaşama arzusu, silahlı gücü ise <strong>Kurtuluş Savaşını</strong> yapan <strong>Mustafa Kemal Paşa</strong> ve onun komuta ettiği <strong>Türk Ordusu</strong>’dur. Kurucu irade budur, bu iradenin ortaya koyduğu kurucu ideoloji asla değiştirilemez.</p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/09/image-1.png" alt="image 1" class="wp-image-21589" width="807" height="448" title="Köşe Yazıları 15"></figure>



<p>Dünyada bugüne kadar yapılmış tüm anayasaların mutlaka bir devrim, karşı devrim veya işgal sürecinden sonra yapıldığı düşünülürse; <strong>Türkiye</strong>’de gündemimize oturtulmaya çalışılan yeni anayasa hangi sürecin sonucudur? Yürürlükteki <strong>1982 Anayasasında</strong> <strong>TBMM</strong>’nin yeni bir anayasa yapmasına yasal olarak izin verilmemesine hatta böyle bir girişimin suç olmasına rağmen <strong>Türkiye</strong>’de yeni anayasa yapılmasını isteyen irade kimdir? Bu iradenin zorlayıcı yaptırım gücü kimlerdir?</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Emperyalist Güçler Türkiye’de Yeni Anayasa İstiyor</strong></h3>



<p>Tüm anayasaların birer ruhu, nitelikleri ve ideolojisi vardır. Dünyanın neresine giderseniz gidiniz; her ülkenin anayasasının esasını oluşturan temel ilkeleri vardır. Bu ilkeler, o ülkenin siyasi rejiminin özünü oluşturmaktadır. İşte bu öze asla dokunulamaz ve değiştirilemez. Ne demek mi istiyorum? Dünyanın hiçbir yerinde ve ülkesinde savaş ve olağanüstü şartlar olmadan, sadece meclisteki çoğunluğa dayanılarak anayasaların özü değiştirilemez ve değiştirilmemiştir.&nbsp;Bırakınız yazılı anayasaları; yazılı anayasası olmayan, sadece tarihin derinliklerinden gelen geleneklere sahip olan <strong>İngiltere</strong>’de bile parlamentonun her şeye gücü yetiyor olmasına rağmen<strong> “Westminster Modeli”</strong> olarak da bilinen parlamenter monarşi sisteminin&nbsp;başkanlık sistemine veya başka bir rejime çevrilmesi pek olanaklı değildir.</p>



<p><strong>Erdoğan</strong>, 4 gün önce yaptığı açıklamada; <strong>“İnsanı önceleyen, milletin çeşitliliğini ve zenginliğini yansıtan, toplumun gerisinde kalan değil, topluma dinamizm katan bir anayasa hedefliyoruz.”</strong> dedi. Bunun açılımı yani söylenemeyen bölümü ile birlikte anlamı -ama bilinçli ama bilinçsiz olarak- <strong>“Ulus kimlikten ve ulus devletten uzaklaşan, üniter yapıdan federalizme rota kıran, toplumu etnik, dinsel ve mezhepsel kompartımanlara ayıran ve laikliği kağıt üzerinde de yok eden bir değişiklik arzu ediyoruz”</strong> demektir. Emperyalist güçlerin kendi çıkarları ve emperyalist hedefleri açısından <strong>Türkiye</strong>’de böyle bir değişiklik istediğini ve baskılar yaptıklarını da biliyoruz.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>İktidarın Sicili Bozuk</strong></h3>



<p>Ayrıca iktidarın sicili çok bozuk. İktidar; demokrasi, hukuk, insan hak ve özgürlüklerinden ve toplumsal eşitsizliği düzeltmekten yana değil.&nbsp; Anayasayı ve kanunları umursamıyor, hatta kendi yaptıklarını bile! Her istediğinde mevcut anayasayı ihlal etti ve etmeye de devam ediyor. İktidar; anayasamızın vazgeçilemez ve değiştirilemez niteliklerine, kurucu ideolojimize ve demokrasinin olmazsa olmazı durumunda olan <strong>“laikliğe karşı eylemlerin odağı olmaktan” </strong>hüküm giydi.<strong> Erdoğan,</strong> dördüncü defa <strong>Cumhurbaşkanı</strong> olma peşinde. Özel hüküm koymalarına lüzum bile yok. Anayasanın 101’inci maddesine rağmen, bu maddeyi arkadan dolaşan gayri hukuki gerekçeleri, yeni anayasa veya anayasa değişikliği durumunda da söz konusu olacak.</p>



<p>Kurguladıkları ve rüyalarını gördükleri yeni anayasa ile insan hak ve özgürlüklerini dinsel gerekçelerle sınırlamanın, demokratik kitle örgütlerini ve meslek odalarını iptal eden veya kısıtlayan ama tarikat ve cemaatlerin önünü açan değişiklikler yapmanın peşindeler. Anayasalar; bir anlamda toplumsal sözleşmelerdir. Yani kurucu meclislerin işidir. Halen Cumhuriyet tarihinin halk iradesini temsil etme açısından en kötüsü olan bugünkü Meclis ile yeni anayasa işine girişilemez.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>“Sivil Anayasa” Kavramı Uyduruktur!</strong></h3>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="980" height="550" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/09/image-3.png" alt="image 3" class="wp-image-21591" title="Köşe Yazıları 16" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/09/image-3.png 980w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/09/image-3-768x431.png 768w" sizes="auto, (max-width: 980px) 100vw, 980px" /></figure>



<p>177 madde olan <strong>1982 Anayasasının</strong> bugüne kadar 134 maddesi değişmiştir. 2002 öncesini de hesaba katarsak; <strong>1982 Anayasasının</strong> yüzde 80’i değişmiştir. Diğer taraftan; Anayasa Hukukunda <strong>“Sivil Anayasa” </strong>diye bir kavram yoktur. Bu kavram; halkı kandırmak ve algı yaratmak için uydurulmuştur.&nbsp;</p>



<p>Sonuç olarak; <strong>Türkiye Cumhuriyeti</strong>’nin kurucu ideolojisi; <strong>Osmanlı</strong> tarihinin acılı ve çile dolu sayfalarından alınan derslerle, <strong>Kurtuluş Savaşında</strong>, <strong>İnönü</strong>’de, <strong>Sakarya</strong>’da ve <strong>Dumlupınar</strong>’da dökülen kanla, emperyalizme karşı verilen mücadelenin ruhuyla ve çağdaş medeniyet seviyesine ulaşmak için insanlığın olmazsa olmazı olan sorgulayıcı aklı ve pozitif bilimi esas alan, çağdaşlaşmanın önündeki engelleri ortadan kaldırmaya çalışan <strong>Aydınlanma Devrimleri</strong> ile oluşturulmuştur ve asla değiştirilemez. Ama bu demek değildir ki; anayasamız daha demokratik hale getirilemez ve insan hak ve özgürlükleri genişletilemez. Ancak; iktidarın niyeti bu değil. 22 yıldır iktidarın demokrasi, özgürlükler, hak, hukuk, adalet, çağdaşlık, ekonomik kaynaklarımızın hakça bölüşümü ve iç barışımıza yönelik icraatları hakkındaki sicili çok kötü!</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://viratrabzon.com/yazar/turkererturk/konu/bu-iktidarin-ve-meclisin-yeni-anayasa-yapma-hakki-ve-yetkisi-yok/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SISU</title>
		<link>https://viratrabzon.com/yazar/turkererturk/konu/sisu/</link>
					<comments>https://viratrabzon.com/yazar/turkererturk/konu/sisu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Türker ERTÜRK]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Sep 2023 18:43:02 +0000</pubDate>
				<guid isPermaLink="false">https://viratrabzon.com/?post_type=columist&#038;p=21541</guid>

					<description><![CDATA[<div><img width="1920" height="1080" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/09/TURKER-ERTURK.png" class="attachment-medium size-medium wp-post-image" alt="TÜRKER ERTÜRK" style="margin-bottom: 15px;" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/09/TURKER-ERTURK.png 1920w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/09/TURKER-ERTURK-768x432.png 768w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/09/TURKER-ERTURK-1536x864.png 1536w" sizes="auto, (max-width: 1920px) 100vw, 1920px" title="Köşe Yazıları 17"></div>Geçen hafta; Finlandiya’nın Lahti kentindeydik. Nedeni ise; burada yapılan ve kızım Deniz Sinem’in de katıldığı Ironman yarışmalarıydı. Yüzme, bisiklet ve koşu sporlarının peşi sıra yapılmasıyla meydana gelen ve 3 branşın bir arada olduğu bir spor, Ironman. Bu yarışın bir Ironman 70.3 olarak adlandırılan yarım hali, bir de Ironman 140.6 olarak adlandırılan tamamı var. Bu yarışmanın&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Geçen hafta; <strong>Finlandiya</strong>’nın <strong>Lahti</strong> kentindeydik. Nedeni ise; burada yapılan ve kızım <strong>Deniz Sinem</strong>’in de katıldığı <strong>Ironman</strong> yarışmalarıydı. Yüzme, bisiklet ve koşu sporlarının peşi sıra yapılmasıyla meydana gelen ve 3 branşın bir arada olduğu bir spor, <strong>Ironman</strong>. Bu yarışın bir <strong>Ironman 70.3</strong> olarak adlandırılan yarım hali, bir de <strong>Ironman 140.6</strong> olarak adlandırılan tamamı var.</p>



<p>Bu yarışmanın<strong> Ironman 140.6</strong> ismini alması; yarışın başından sonuna toplam mesafesinin 140 mil, yani yaklaşık 225 km olmasından, aynı şekilde diğerinin adının da <strong>Ironman 70.3 </strong>olmasının sebebi; mesafesinin 70 mil, yani 113 km olmasından kaynaklanıyor. <strong>Laht</strong><strong>i</strong>’de benim izlediğim yarış; <strong>Ironman 70.3</strong>’tü. Sporcular; ilk olarak <strong>Vesijärvi Gölü</strong>’nde 1,9 km yüzerek başladılar, arkasından hiç ara vermeden ormanların ve göllerin arasında 90 km bisiklet üzerinde pedal bastılar ve yine hiç ara vermeden 21.1 km koşarak yarışmayı tamamladılar. Toplam olarak 113 km’lik, insan vücudunun tüm sınırlarını sonuna dek zorlayan bu yarışmada bitiş çizgisini geçebilmek dahi başlı başına bir başarı olarak kabul ediliyor.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1200" height="630" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/09/image.png" alt="image" class="wp-image-21543" title="Köşe Yazıları 18" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/09/image.png 1200w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/09/image-768x403.png 768w" sizes="auto, (max-width: 1200px) 100vw, 1200px" /></figure>



<p><strong>Cesaret ve İç Güç</strong></p>



<p><strong>Lahti’</strong>de düzenlenen bu önemli dünya şampiyonasına 115 ülkeden 6 bin 200 sporcu katıldı. İlk gün kadınlar, ikinci gün erkekler olmak üzere, yaş gruplarının en iyi amatör sporcuları profesyonellerle birlikte yarıştı. <strong>Lahti’</strong>deki bu yarışmanın mottosu <strong>“Sisu” </strong>idi. <strong>Motto</strong>; yabancı bir kelime ama <strong>Türkçe</strong> de dahil birçok dilde kullanılıyor. Anlamını ise; bir kişinin, kurumun veya organizasyonun felsefesini belirleyen kısa söz veya özdeyiş olarak ifade edebiliriz.</p>



<p><strong>Fince “Sisu”</strong>; zorluklar karşısında insanüstü bir cesaret, azim ve kararlılığın ötesini anlatan ve insanın içinde bulunan ama ortaya çıkarılması kolay olmayan mistik bir gücü anlatmaya çalışan bir yaşam felsefesi. Etimolojik olarak da <strong>“iç”</strong> anlamına gelen kök sözcüğünden geliyor. Bu nedenle <strong>“Sisu”</strong>; <strong>&nbsp;“cesaret”</strong> ve <strong>“iç güç” </strong>olarak tanımlanıyor. Gerçekten de doğru bir motto seçmişler. 113 km’lik böyle zorlu bir parkur; ancak <strong>“Sisu”</strong> olarak adlandırılabilecek bir iç güçle bitirilebilir.</p>



<p><strong>Bu İç Gücü Atatürk Ortaya Çıkardı</strong></p>



<p><strong>“Sisu”</strong> kelimesinin ne zaman ortaya çıktığına dair farklı anlatımlar olsa da <strong>Finlandiyalılar</strong>;<strong> İkinci Dünya Savaşı</strong>’nda bağımsızlıklarını koruyabilmelerini <strong>“Sisu” </strong>dedikleri bu iç güce bağlıyorlar. Savaşta her bakımdan kendilerinden üstün <strong>Sovyetler Birliği</strong>’ne karşı kazanabilmelerini bu yaşam felsefesine borçlu olduklarını söylüyorlar. Bu felsefenin özünde; her birimizde göründüğünden daha fazla güç olduğu fikri var. <strong>“Sisu” </strong>araştırmacısı ve sosyal aktivist <strong>Emilia Lahti</strong>; <strong>“</strong><strong>Sisu; sebatın ve cesaretin bittiği yerde başlar. Bireyin zihinsel veya fiziksel kapasitesinin sınırlarına ulaştıktan sonra gelen, zihinsel dayanıklılığın&nbsp;ikinci rüzgarıdır”</strong> diyor.</p>



<p><strong>Birinci Dünya Savaşı</strong> sonunda yenilen, teslim olan, önemli merkezleri işgal edilen, orduları dağıtılan, küçük bir coğrafyada yaşamaya mahkum edilen, onuru ayaklar altına alınan ve yokluklar içinde bulunan bir toplumun ayağa kalkarak <strong>Kurtuluş Savaşını</strong> yapması da ancak <strong>Finlerin “Sisu”</strong> dedikleri bu esrarengiz iç güçle başarılabilirdi. Bu iç gücü ortaya çıkaran ve buna liderlik eden <strong>Gazi Mustafa Kemal Atatürk</strong>’ü, en büyük eserim dediği Cumhuriyetin 100.yılında bir defa daha saygı ve minnetle anıyorum.</p>



<p><strong>Beyaz Zambaklar Ülkesinde &nbsp;</strong></p>



<p><strong>Finlandiya</strong>; 340 bin km’lik yüzölçümü ve 5,5 milyonu biraz aşan nüfusu ile harika bir ülke. Adeta bir cennet gibi ama bu cenneti kendileri yaratmışlar. Özgürlükler ülkesi; yeter ki başkalarının özgürlük alanlarını ihlal etme. Dünyadaki mutluluk ve huzur sıralamasını ölçmek için her yıl <strong>Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Çözümleri Ağı</strong> tarafından yayınlanan <strong>Dünya Mutluluk Raporu</strong><strong>na</strong> göre <strong>Finlandiya</strong>; 2023 de dahil, son altı yıldır dünyanın en mutlu ülkesi. <strong>Finlandiya </strong>halkının mutlu olmasının birçok nedeni var. Eğitimin çoğunlukla ücretsiz olması, sağlık hizmetlerinin kalitesi, eşitliği ve hatta bu alanda dünyanın en iyi yedi ülkesinden birisi olması, kamu sağlığı hizmetlerinin mali durumunuza bakılmaksızın herkese açık olması, çalışanların ücretlerinin yeterliliği ve tatile çıkma imkanları bu nedenlerden sadece bazıları.</p>



<p>Evet, bu cenneti kendileri yaratmış. Okumanızı da tavsiye edeceğim <strong>Grigory Petrov</strong>; <strong>“Beyaz Zambaklar Ülkesinde”</strong> adlı kitabında 1800’lerin son döneminde <strong>Finlandiya</strong> halkının içinde bulunduğu durumu, yoksulluğu, cehaleti, ülke doğasının sadece bataklıklardan ve kayalardan oluştuğunu ve bir grup<strong> Fin </strong>aydının önderliğinde bu durumdan kurtulmak, modernleşmek ve kalkınmak için tüm insanlığa örnek olacak şekilde verilen mücadeleyi anlatıyor. Kitap, adeta ders verir nitelikte yazılmış. Okuduğunuzda size kendi yaşamınızı, anlamınızı ve ülkenizin durumunu sorgulatan, düşünmeye ve harekete geçmeye tetikleyen bir eser. <strong>Petrov</strong>, eserinde <strong>Finlandiya</strong>’nın <strong>Rusya</strong>’ya karşı verdiği mücadeleyi de tüm yönleriyle ele alıyor. Kitap;&nbsp;bataklık bir bölgenin, üzerinde beyaz zambakların açtığı güzel bir alana dönüştürülmesini hem gerçek hem de sembolik yönüyle anlatıyor.</p>



<p><strong>Atatürk</strong> bu kitabı okuduğunda, <strong>Finlandiya</strong>’nın bu destansı başarısına tek kelimeyle hayran olmuştu. Derhal kitabın ülkemizdeki okulların, özellikle askeri okulların müfredatına dahil edilmesini emretti. <strong>Atatürk</strong>’ün <strong>Cumhuriyet</strong> ve arkasından <strong>Aydınlanma Devrimleri</strong> ile başlattığı süreç de buydu esasında. Çok mesafede kat edildi ama tamamlanamadı. Ömrü vefa etmedi ne yazık ki. Daha da kötüsü; bugün <strong>Türkiye</strong> tam tersi bir rotada seyrediyor.</p>



<p><strong>Mutluluk Farkı&nbsp; &nbsp;</strong></p>



<p>Bugün dünyanın en mutlu ve huzurlu ülkesi olan <strong>Finlandiya</strong>’da nüfusuna göre yüzde 10 oranında sığınmacı olsa; ülkede huzur kalmaz, suç oranı artar, ırkçılık ve sosyal gerilim yükselir, ekonomi kötüleşir, demografi yıllara sari olarak her geçen zaman diliminde daha da bozulur, mutlulukları yok olur ve ülke cennet iken cehenneme döner. Bu farkındalık içinde olan <strong>Finlandiya</strong><strong>lı</strong> siyasetçiler ülkelerini koruyorlar. Kısıtlı sayıda mülteci alıyorlar ve vatandaşlık için en az 4-5 yıl <strong>Finlandiya</strong>’da ikamet etme zorunluluğu var. Ülkelerinin pasaportunu parayla satmıyorlar ve askerleri de sınırlarını koruyor.</p>



<p><strong>Türkiye</strong>’nin sığınmacılarla birlikte nüfusu 100 milyonu aştı ama Gayrisafi Yurt İçi Hasılası(GSYİH) 845 milyar ABD Doları, kişi başına düşen milli geliri ise 10 bin ABD Doları. <strong>Finlandiya</strong>’nın ise 5,5 milyon nüfusuyla Gayrisafi Yurt İçi Hasılasının 302 milyar ABD Doları ve kişi başına milli gelirinin de 61 bin ABD Doları olduğunu göz önüne aldığımızda, iki ülke arasındaki refah farkı kolayca ortaya çıkıyor. Bu da yolda gördüğünüz insanların güler yüzlü, huzurlu ve mutlu olmasını etkiliyor. Tabii ki tek başına ekonomi mutluluk için yeterli değil. Bunun üstüne demokrasi, özgürlükler, hukuk, eşitlik, insanların kendilerini geliştirebilme imkanları eklendiğinde; <strong>Finlandiya</strong> dünyanın en mutlu ülkeleri sıralamasında birinci, <strong>Türkiye</strong> ise 2023 raporuna göre 137 ülke arasında 106. sırada yer alıyor.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://viratrabzon.com/yazar/turkererturk/konu/sisu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>RUSYA’DAN KUŞATMAYI YARMA OPERASYONU VE AFRİKA’DAKİ VEKALET SAVAŞLARI</title>
		<link>https://viratrabzon.com/yazar/turkererturk/konu/rusyadan-kusatmayi-yarma-operasyonu-ve-afrikadaki-vekalet-savaslari/</link>
					<comments>https://viratrabzon.com/yazar/turkererturk/konu/rusyadan-kusatmayi-yarma-operasyonu-ve-afrikadaki-vekalet-savaslari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Türker ERTÜRK]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 Aug 2023 20:34:53 +0000</pubDate>
				<guid isPermaLink="false">https://viratrabzon.com/?post_type=columist&#038;p=21502</guid>

					<description><![CDATA[<div><img width="1920" height="1080" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/09/TURKER-ERTURK.png" class="attachment-medium size-medium wp-post-image" alt="TÜRKER ERTÜRK" style="margin-bottom: 15px;" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/09/TURKER-ERTURK.png 1920w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/09/TURKER-ERTURK-768x432.png 768w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/09/TURKER-ERTURK-1536x864.png 1536w" sizes="auto, (max-width: 1920px) 100vw, 1920px" title="Köşe Yazıları 19"></div>Rusya-Ukrayna Savaşı’nın 18’inci ayı içindeyiz. Daha ilk ayı içindeyken bunun bir vekalet savaşı olduğunu ve uzun soluklu olacağını bu köşede yazmıştık.O zaman da demiştik ki; ABD istemedikçe bu savaş bitmez ve bitmeyecek de. Birinci Soğuk Savaş (1947-1990), kapitalist ideolojiye sahip ABD liderliğindeki Batı ile sosyalist ideolojiye sahip Sovyetler Birliği arasında yapıldı. Sonuçta Batı kazandı ve&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Rusya-Ukrayna Savaşı</strong>’nın 18’inci ayı içindeyiz. Daha ilk ayı içindeyken bunun bir vekalet savaşı olduğunu ve uzun soluklu olacağını bu köşede yazmıştık.O zaman da demiştik ki;<strong> ABD</strong> istemedikçe bu savaş bitmez ve bitmeyecek de. <strong>Birinci Soğuk Savaş </strong>(1947-1990), kapitalist ideolojiye sahip <strong>ABD</strong> liderliğindeki <strong>Batı</strong> ile sosyalist ideolojiye sahip <strong>Sovyetler Birliği</strong> arasında yapıldı. Sonuçta <strong>Batı </strong>kazandı ve <strong>Sovyetler Birliği</strong> çözüldü. Halen içinde olduğumuz <strong>İkinci Soğuk Savaş</strong> da <strong>Batı</strong> ve <strong>Doğu</strong> arasında sürüyor. Ama buradaki <strong>“Batı” </strong>ifadesi, coğrafi bir kavram değil. Örneğin; <strong>Japonya</strong> ve <strong>Kore</strong>, coğrafi olarak doğudadır ama <strong>Batı</strong>’nın değerler sistemi içindedir. Şimdiki <strong>“Doğu”</strong> kavramının içinde ise <strong>Rusya, Çin</strong> ve <strong>ABD</strong> hegemonyasına direnenler var, <strong>İran </strong>gibi. <strong>ABD</strong>; <strong>NATO</strong>’yu, <strong>Avrupa</strong>’yı ve tüm <strong>Batı</strong>’yı farklı yöntemlerle zorlayarak, ikna ederek ve arkasına alarak <strong>Rusya</strong>’yı askeri, siyasi ve ekonomik olarak kuşatmakta ve dünyadan tecrit etmeye çalışmaktadır. Uzun soluklu olması planlanan bu savaşa <strong>Rusya</strong>’nın ne kadar dayanabileceği ise savaşa devam edebilme azmine, başarısına ve kuşatmayı yarabilme becerisine bağlıdır.</p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/03/RUSYA-UKRAYNA-1.jpg" alt="RUSYA UKRAYNA 1" class="wp-image-16818" width="806" height="424" title="Köşe Yazıları 20"></figure>



<p>Şimdiye kadar bu savaşın tek kazananı <strong>ABD</strong> olsa da özellikle <strong>Avrupa</strong> açısından işler iyi gitmiyor ve <strong>Avrupa</strong> bu savaştan çok zarar görüyor. Hayat pahalılığı, yükselen enerji fiyatları, enflasyon, ekonomide daralma, <strong>Ukraynalı</strong> sığınmacılar, artan işsizlik, özellikle <strong>Almanya</strong> için kaybedilen <strong>Rus</strong> doğal gazı ve <strong>Rusya</strong> pazarı, kitlelerde savaşa karşı oluşan tepkiler, <strong>Avrupa </strong>açısından görülen zararların sadece bazıları. Bu mücadele; birbirinin parmağını ısıran hasımlardan hangisinin daha önce pes edeceği beklentisi gibi. <strong>Avrupa</strong> pes ederse, <strong>ABD</strong> de savaşı bitirmek zorunda kalabilir. Bu arada savaşacak <strong>Ukraynalı </strong>bulabilmek de zaman içinde sorun olabilir.</p>



<p><strong>Küresel Güney</strong></p>



<p><strong>Rusya</strong>; bu kuşatmayı yakın coğrafyadan, hem de bir <strong>NATO</strong> üyesi olan <strong>Türkiye</strong> ile yardı. <strong>Türkiye</strong>’nin jeopolitik konumu, <strong>Rusya</strong>’ya olan enerji bağımlılığı, savaş öncesi <strong>Erdoğan</strong>’ın <strong>Batı</strong> tarafından tecrit edildiği dönemde <strong>Putin</strong>’in <strong>Erdoğan</strong> ve <strong>Türkiye</strong>’ye yönelik doğru hamleleri; savaşın başından bugüne kadar <strong>Türkiye</strong>’nin <strong>Rusya</strong> için nefes borusu olma sonucunu doğurdu. <strong>Çin</strong> ve<strong> İran </strong>da <strong>Rusya</strong>’nın kendine yönelik kuşatmayı yarabildiği ve destek aldığı coğrafyalar.</p>



<p><strong>Rusya-Ukrayna</strong> savaşının başlamasından bu yana <strong>Küresel Güney</strong>,<strong> ABD</strong>’nin <strong>Rusya</strong> karşıtı politikalarını ve ekonomik ambargolarını destekleme konusunda isteksiz davrandı. <strong>Küresel Güney</strong>; <strong>Birinci Soğuk Savaş</strong> (1947-1990) sonrası meydana gelen <strong>ABD</strong> tek kutupluluğunun ortaya çıkardığı bir kavram. <strong>“Küresel Kuzey” </strong>ve<strong> “Küresel Güney”</strong> de aynen geçmişteki <strong>“Batı” ve “Doğu” </strong>gibi coğrafi değil, daha çok politik ve ekonomik anlamı olan kavramlar. <strong>Küresel Güney</strong> üç ana bölgeyi kapsar; <strong>Asya, Afrika</strong> ve <strong>Güney Amerika</strong>. <strong>Avrupa</strong> refahının çoğu, yüzyıllardır <strong>Küresel Güney</strong>’in yağmalanmasından ve sömürülmesinden elde edilmiştir. <strong>Avustralya</strong> ve <strong>Yeni Zelanda</strong> ise güney yarım kürede olmasına rağmen, <strong>Küresel Kuzey</strong> kavramı içindedir. Günümüzde, <strong>Küresel Güney</strong> sorgusuz sualsiz <strong>ABD’</strong>yi desteklemiyor. Bu eğilim dünya çok kutupluluğa doğru evirilirken, daha da güçleniyor. <strong>ABD</strong> hegemonyasının zayıflaması ise <strong>Küresel Güney</strong> ülkelerinin farklı jeopolitik ve ekonomik seçeneklerini keşfetmelerine ve çeşitlendirmelerine yol açıyor.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1199" height="674" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/05/ABD-1.jpg" alt="ABD 1" class="wp-image-17590" title="Köşe Yazıları 21" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/05/ABD-1.jpg 1199w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/05/ABD-1-768x432.jpg 768w" sizes="auto, (max-width: 1199px) 100vw, 1199px" /></figure>



<p><strong>Afrika Varlık İçinde Yokluk Çekiyor</strong></p>



<p><strong>Afrika</strong>,<strong> Rusya</strong>’nın kendisine yönelik kuşatma ve tecridi yarmaya çalıştığı çok önemli bir coğrafya. <strong>Afrika</strong>’nın <strong>Rusya</strong> için elverişli bir coğrafya olabilmesinin nedeni; burada <strong>Batı</strong>’nın sicilinin kötü ve bagajının dolu olmasıdır. <strong>Fransa</strong> başta olmak üzere, buradaki sömürge güçleri sömürge döneminin kapanmasından sonra bile ekonomik kontrolü elde tutarak kıtayı sömürmeye devam etmişler. Fransa’nın elektrik enerjisinin yüzde 70’i nükleer santrallerden geliyor. Bu tesisleri çalıştırmak için gerekli uranyumun yüzde 20’si ise <strong>Nijer</strong>’den alınıyor ama <strong>Nijer</strong>’in sadece yüzde 15’inin elektrik şebekesine erişimi var.</p>



<p><strong>Nijer</strong>,<strong> Avrupa</strong>’da kullanılan uranyumun dörtte birini sağlıyor. <strong>Nijer</strong>, kömür ve altın gibi madenler de dahil, maden kaynakları açısından da çok zengin. Ama ülke yoksullukla boğuşuyor. <strong>Afrika</strong>,dünyadaki maden zenginliğinin yüzde 30’una ev sahipliği yapıyor. Yine <strong>Afrika</strong>, dünya elmas üretiminin yüzde 65’ine, altının yüzde 40’ına, petrolün yüzde 12’sine ve doğal gazın 8’sine sahip ama yoksul!&nbsp;</p>



<p><strong>Darbeciler Darbecilere Destek Veriyor</strong></p>



<p>26 Temmuz 2023’de <strong>Nijer’</strong>de yapılan darbe sonrasında <strong>Batı</strong>, bütçenin yüzde 40’ını oluşturan ve insani gerekçelerle yapılan yardımı kesti. Çünkü devrik lider <strong>Bazoum</strong>, <strong>Batı</strong>’nın müttefikiydi. <strong>Batı Afrika Devletleri Topluluğu </strong>(ECOWAS); devrik <strong>Cumhurbaşkanı </strong><strong>Muhammed Bazoum</strong>’u yeniden iktidara getirmek için güç kullanmayı planlıyor ve toplantılar düzenliyor. <strong>Batı Afrika Devletler Topluluğu</strong>’nun arkasında ise <strong>Çin</strong> ve <strong>Rusya</strong>’nın kıtaya nüfuz etmesini engellemeye çalışan <strong>Batı</strong> var.</p>



<p><strong>Mali </strong>ve <strong>Burkina Faso</strong>,<strong> Nijer</strong>’e yapılacak müdahaleyi kendileri için savaş ilanı sayacaklarını duyurdu. <strong>Mali</strong>’de 18 Ağustos 2020’de ve <strong>Burkina Faso</strong>’da 30 Eylül 2022’de darbe yapılmıştı. Her iki darbenin de <strong>Fransa</strong> ve <strong>ABD</strong>’nin yeni sömürgecilik anlayışına karşı yapıldığı ifade ediliyor. Yani emperyalizme ve sömürgeciliğe karşı halkın desteğini alan askeri darbelerdi. Şimdi ise darbeciler darbecilere destek veriyor ama itici güç; sömürgecilik karşıtlığı. <strong>Nijer’</strong>e müdahale <strong>Pandora</strong>’nın kutusunu açabilir ve kıtada tam bir <strong>Batı</strong> karşıtlığının ve savaşın fitilini yakabilir.</p>



<p><strong>Fransa Dışarı, Rusya İçeri!</strong></p>



<p>Bir zamanlar <strong>Afrika</strong>’nın yüzde 35’ini yöneten ve sömüren <strong>Fransa Afrika</strong>’da gittikçe geriliyor, ticareti azalıyor, askeri varlığı zayıflıyor, hatta bazı yerlerinde <strong>Fransızca</strong> bile yasaklanmaya çalışılıyor. Ama <strong>Çin Afrika</strong>’da gittikçe yayılıyor. <strong>Rusya</strong> da <strong>Afrika</strong>’da etkinliğini arttırmaya ve kendisine yönelik kuşatmayı bu bölgelerden yarmaya çalışıyor. <strong>Çin</strong> ve <strong>Rusya</strong>’nın en büyük şansı; <strong>Batı</strong> gibi bu kıtada sömürgecilik geçmişlerinin olmaması. <strong>Rusya</strong>,geçmişte <strong>Sovyetler Birliği’</strong>ninyaptığını yapmaya çalışıyor; tahıl yardımı, hibe, borçları silme, askeri eğitim ve işbirliği, radikal <strong>İslami</strong> terör örgütlerine karşı eğitim ve ortak mücadele, silah satışı ve enerji işbirliği gibi. <strong>Sovyetler Birliği</strong> de <strong>Afrika</strong> ülkelerinin bağımsızlıklarını kazanma sürecinde ekonomik, siyasi ve askeri destek vermiş, alt yapı desteği için teknik personel göndermiş ve binlerce <strong>Afrikalı</strong> öğrenciye burs vererek <strong>Sovyetler Birliği</strong>’nde okumalarına imkan sağlamıştı.</p>



<p><strong>Mali, Burkina Faso</strong> ve <strong>Nijer</strong>’deki darbeler de <strong>Rusya</strong>’ya yaradı. <strong>Fransızlardan</strong> boşalan üslere şimdi <strong>Wagner</strong> yerleşiyor. <strong>Nijer</strong>’de darbeyi destekleyen göstericiler, <strong>Rus</strong> bayrağı açıyor. <strong>Wagner</strong>’in <strong>Ukrayna</strong>’da rolü azalsa da <strong>Afrika</strong>’daki rolü artıyor<strong>. </strong>Ayrıca; askeri eğitim veren, liderlere ve enerji tesislerine koruma sağlayan başka <strong>Rus</strong> güvenlik şirketleri de var <strong>Afrika</strong>’da.</p>



<p><strong>Sömürgecilikten Kurtulma Hareketi</strong></p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1060" height="663" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/08/image-19-edited.png" alt="image 19 edited" class="wp-image-21506" title="Köşe Yazıları 22" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/08/image-19-edited.png 1060w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/08/image-19-edited-768x480.png 768w" sizes="auto, (max-width: 1060px) 100vw, 1060px" /></figure>



<p>Geçen ay (27-28 Temmuz 2023), <strong>St. Petersburg</strong>’da ikinci <strong>Afrika-Rusya Zirvesi</strong> düzenlendi. İlki, 2019’da <strong>Soçi</strong>’de düzenlenmişti. <strong>Wagner</strong>’in lideri olan, kısa bir süre önce <strong>Moskova</strong>’ya karşı başarısız bir başkaldırı yapan, bu olaydan sonra da ortalıkta pek gözükmeyen ama <strong>Nijer</strong>’de yapılan darbe için <strong>“Sömürgecilerden kurtulma hareketidir”</strong> şeklinde bir açıklama yapan <strong>Prigojin</strong>’i,<strong> St. Petersburg</strong>’da <strong>Afrikalı </strong>liderleri karşılarken gördük.<strong> Afrikalı</strong> liderler de geçtiğimiz Haziran’da <strong>Rusya-Ukrayna Savaşı</strong>’nın sona erdirilmesi için 10 maddeden oluşan bir öneri paketi sunmuştu.</p>



<p><strong>Fransa </strong>ve<strong> ABD</strong> başta olmak üzere<strong> Batı</strong>’nındesteklediği<strong> Batı Afrika Devletler Topluluğu</strong> eğer <strong>Nijer</strong>’e müdahale ederse; <strong>Mali </strong>ve <strong>Burkina Faso Wagner</strong>’in desteğinde savaş başlar, kısa sürede yayılır ve bu <strong>Afrika</strong>’da yeni sömürgecilik hamlesi olarak algılanır. Bu hamle; aynı zamanda <strong>Rusya </strong>ile <strong>Afrika</strong>’da sıcak bir vekalet savaşının önünü açar. <strong>Afrikalıların</strong> bir sözü var: <strong>“Kendi isyanının sorumluluğunu almayan bir köle acınmayı hak etmez!”</strong></p>



<p><strong>Aşkın Zengin Akkuş’un Dark İstanbul Yayınları</strong>’ndan yeni çıkan <strong>“Kutsal Günah” </strong>adlı kitabını okumanızı tavsiye ederim.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://viratrabzon.com/yazar/turkererturk/konu/rusyadan-kusatmayi-yarma-operasyonu-ve-afrikadaki-vekalet-savaslari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SIRADIŞI BİR FELSEFE ADAMI NEYZEN TEVFİK </title>
		<link>https://viratrabzon.com/yazar/yilmazozdemir/konu/siradisi-bir-felsefe-adami-neyzen-tevfik/</link>
					<comments>https://viratrabzon.com/yazar/yilmazozdemir/konu/siradisi-bir-felsefe-adami-neyzen-tevfik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yılmaz Özdemir]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 09 Aug 2023 09:39:33 +0000</pubDate>
				<guid isPermaLink="false">https://viratrabzon.com/?post_type=columist&#038;p=21449</guid>

					<description><![CDATA[<div><img width="1920" height="1080" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/02/Yilmaz-Ozdemir.jpg" class="attachment-medium size-medium wp-post-image" alt="Yılmaz Özdemir" style="margin-bottom: 15px;" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/02/Yilmaz-Ozdemir.jpg 1920w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/02/Yilmaz-Ozdemir-768x432.jpg 768w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/02/Yilmaz-Ozdemir-1536x864.jpg 1536w" sizes="auto, (max-width: 1920px) 100vw, 1920px" title="Köşe Yazıları 23"></div>‘’Her şey, ama her şey bu alem içinde mana itibarını, zavallı beşerin korku ve aczinde bulmuştur.’’ Neyzen Tevfik ne yaşadığı dönemde ne de bugün yeterince anlaşılamamış, kimine göre ayyaş bir serseri, kimine göre önüne gelene küfreden bir küfürbaz, kimine göre de tedavi edilmesi gereken bir deli.&#160; Çocukken geçirdiği bir rahatsızlık sonucu hayatının belli dönemlerinde tedavi&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>‘<strong>’Her şey, ama her şey bu alem içinde mana itibarını, zavallı beşerin korku ve aczinde bulmuştur.’’</strong> Neyzen Tevfik ne yaşadığı dönemde ne de bugün yeterince anlaşılamamış, kimine göre ayyaş bir serseri, kimine göre önüne gelene küfreden bir küfürbaz, kimine göre de tedavi edilmesi gereken bir deli.&nbsp;</p>



<p>Çocukken geçirdiği bir rahatsızlık sonucu hayatının belli dönemlerinde tedavi olmak zorunda kalan Neyzen Tevfik bir süre İzmir’de yaşamış İzmir Mevlevihanesi’ne gitmiş, İstanbul’a geldikten sonra Bektaşi Tekkesinin değişmez takipçisi olmuştur. Bu iki tasavvuf görüşünün üzerindeki etkisini şöyle anlatır&nbsp;&nbsp;</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><strong>’’Mey&#8217;de Bektaşi göründüm, ney&#8217;de Mevlevi.</strong>&nbsp;<br><strong>Meşrebim mollayı Rumi, mezhebim Bektaşidir.&#8221;</strong>&nbsp;</p>
</blockquote>



<p>Neyzen İstanbul’da Mehmet Akif’ten Arapça ve farsça öğrenirken O’na ney üflemeyi öğretmiştir. Abdülhamit’i baskıcı bir yönetim uyguladığı için hicvetmiş daha sonra cezalandırılacağını anlayınca bir süre Mısır’da yaşamak zorunda kalmıştır. </p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/08/image.png" alt="image" class="wp-image-21451" width="809" height="359" title="Köşe Yazıları 24" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/08/image.png 924w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/08/image-768x342.png 768w" sizes="auto, (max-width: 809px) 100vw, 809px" /></figure>



<p>Neyzen Tevfik tasavvufta olan Enel Hak yani insan yaratıcının yeryüzündeki yansımasıdır ve yaratan insanda gizlidir inanışını dizelere dökerek dile getirmiştir.&nbsp;</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><strong>Felsefemdir kitab-ı imanım, </strong>&nbsp;<br><strong>Taparım kendi ruhumun sesine, </strong>&nbsp;<br><strong>Secde eyler hakikatim her an, </strong>&nbsp;<br><strong>Kalbimin ateş-i mukaddesine.</strong>&nbsp;</p>
</blockquote>



<p>Dünya meselelerine de oldukça duyarlı olan Neyzen, İkinci Dünya Savaşı yıllarında basında yer alan ‘’Hitler bombalı saldırıda yaralandı’’ haberlerinin yalanlanması konusunda ne düşündüğü sorulunca şu dörtlüğü yazar.&nbsp;</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><strong>Bay Hitler yaralandı, dediler</strong>&nbsp;<br><strong>Menhus yıldız çabuk doğar bulunur;</strong>&nbsp;<br><strong>Sen köpeğe kuduz de de geçiver,</strong>&nbsp;<br><strong>Nasıl olsa bir öldüren bulunur.</strong>&nbsp;</p>
</blockquote>



<p>Dünyayı takip ediyor olmasının bir örneği de Şekspir’e (William Shakespeare) yazdığı şu şiirdir. </p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><strong>Şekspir’ in bütün âsârını değil, birine</strong>&nbsp;<br><strong>Feda imiş Britanya o hikmet-efserine</strong>&nbsp;<br><strong>Ne muhteşem, ne derin bir mehâbet-i takdir</strong>&nbsp;<br><strong>Yeter bu İngilizin ilme aşkını tasvir</strong>&nbsp;<br><strong>Revân eder acı sözlerle tayf-ı hikmetini</strong>&nbsp;<br><strong>Bu serzeniş ile sezmiş vatan muhabbetini.</strong>&nbsp;</p>
</blockquote>



<p>Neyzen Tevfik’i anlatmanın en doğru yolu O’nun hangi şiiri kime ya da hangi olaya yazdığını incelemek olsa gerek. O çok sevdiği köpeği <strong>Mernuş</strong> öldüğü zaman günlerce ağlamış ve <strong>Mernuş</strong>’a şu şiiri yazmış. </p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><strong>Bu engin ayrılık canıma yetti,</strong>&nbsp;<br><strong>Başımdan aşıyor kederim Mernuş,</strong>&nbsp;<br><strong>Bu yolda yazılmış fermanı kaza,</strong>&nbsp;<br><strong>Bunu da gösterdi kaderim Mernuş.</strong>&nbsp;<br><strong></strong>&nbsp;</p>



<p><strong>Bağlanmıştım bütün kalbimle sana,</strong> <br><strong>Şu fani cihanı okuttun bana.</strong> <br><strong>Sen göçtükten sonra ben yana yana,</strong> <br><strong>Hicranla gözyaşı dökerim Mernuş.</strong> <br> <br><strong>Bu yolda cahilim, bildiğim kısa,</strong> <br><strong>Sen girdin toprağa ben düştüm yasa.</strong> <br><strong>Haklı haksız hatırını kırdımsa,</strong> <br><strong>Affet günahımı beşerim Mernuş.</strong> </p>
</blockquote>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img decoding="async" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/08/image-8-edited.png" alt="image 8 edited" class="wp-image-21461" width="809" title="Köşe Yazıları 25"></figure>



<p>Söz konusu Neyzen olunca özellikle çıkarcılara yazdığı hicivler akla gelir. İşte siyaset üzerinden çıkar sağlayanları ve ahlaki değerleri hiçe sayanları hicvettiği şiirlerinden biri. </p>



<figure class="wp-block-pullquote"><blockquote><p><strong>Hikmet-i hukuku önceden düzer,&nbsp;</strong>&nbsp;<br><strong>Taşdelen suyunu kalburdan süzer,</strong>&nbsp;<br><strong>Partinin tasması boynunda gezer, </strong><br><strong>Gereği zımmında bir köpek gibi.</strong> </p></blockquote></figure>



<p>Yaşadığı dönemde maddi çıkardan padişaha kadar hiçbir değere değer vermeyen Neyzen Tevfik’in tek saygı duyduğu değer Atatürk ve Kurtuluş Savaşı’dır. Atatürk’e olan hayranlığını şu dizeler çok güzel anlatıyor.&nbsp;</p>



<figure class="wp-block-pullquote"><blockquote><p><strong>Öyle bir belasın ki,</strong> <br><strong>Garbın nuruna,</strong> <br><strong>Bir kırık kağnı ile çıktın,</strong> <br><strong>Fenni harbin turuna.</strong> </p></blockquote></figure>



<p>Atatürk’e Çakır Efe diyen Neyzen Tevfik 1925 yılında O’na şu dörtlüğü yazar.&nbsp;</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><strong>Cebrâil&#8217;i, İncil&#8217;i, Kur&#8217;an’ı,</strong>&nbsp;<br><strong>Yaktı attı bir alevin devranı. </strong>&nbsp;<br><strong>Türk oğlunun istiklâl kürsüsünde </strong>&nbsp;<br><strong>Okunuyor Çakır Efe fermanı.</strong>&nbsp;</p>
</blockquote>



<p>Neyzen Tevfik gibi bir dehayı birkaç sayfa yazıda anlatmanın mümkün olmadığını biliyorum. Umudum odur ki; edebiyat tarihimizde haklı bir yer edinen Neyzen gelecek kuşaklara doğru anlatılsın. </p>



<p>Mezarı Kartal’da olan Neyzen Tevfik’in Kartal’a heykeli de dikilerek O’nun ismi Kartalla birlikte anılır hale geldi.&nbsp;</p>



<p>Dünya’da bir şairin, bir yazarın kısa süreli dahi olsa konakladığı mekanlar müzeye dönüştürülürken, yöneticilerin bulundukları kenti cazibe merkezi yapmak için tarihi kişiliklerle ilinti kurma çabaları varken, mezarı Kartal’da olan ney ve hiciv ustası Neyzen Tevfik’in adının Kartal’la birlikte anılmasından daha doğal ne olabilir ki?&nbsp;</p>



<p>Yazıyı hazırlarken Kırşehir’de bulunan Muharrem Ertaş anıtıyla ilgili yıllar önce dinlediğim bir olay aklıma geldi. Kırşehir’e  Muharrem Ertaş’ın elinde saz bulunan bir anıtı dikilir. Anıtın açılışından sonra şehre gelen bir köylü anıtı seyretmeye başlar epeyce seyrettikten sonra şöyle der; ‘<strong>’Ey büyük Atatürk, Memleketi kurtardığını biliyordum emme eyi saz çaldığını bilmiyordum’’</strong>. Köylü haksız değil ki ülkeyi yönetenler yıllarca kültür sanat adına halka bir şey vermedikleri gibi resimden sinemaya , heykelden şiire kadar sanatla ilgilenenleri yok saydılar. </p>



<p>Kartal Belediyesi&#8217;nin önceki Başkanı Dr. Altınok Öz döneminde; mezarı Kartal’da bulunan bir sanatçı ve düşün adamı olan Neyzen Tevfik’in heykelini yine Kartallı olan genç heykeltıraşlara yaptırarak  onun ismini Kartalla birlikte anılır hale getirmek için önemli bir adım atmıştır. Kartallılara düşen görev, bu adımı sonuna kadar desteklemek olmalıdır. </p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/08/WhatsApp-Image-2023-08-09-at-11.44.55.jpeg" alt="WhatsApp Image 2023 08 09 at 11.44.55" class="wp-image-21452" width="809" height="517" title="Köşe Yazıları 26"></figure>



<p>Yazımı Neyzen Tevfik’in şu düşüncesiyle bitirmek istiyorum.&nbsp;</p>



<p><strong>‘’İnsanlık, tarih boyunca; oltacıların oltasına hem yem hem de balık olmaktan kurtulamamıştır. Kimi bilgiyi, kimi siyaseti, kimi ticareti, kimi dini, kimi de hurafeleri olta olarak kullana gelmiştir. Medeni kılıklı nice dervişler emek mahsullerinin soygunculuğu ile geçinmişler ve hükümlerini yürütmüşlerdir. İnsanlık bunlara yem olmaktan acaba kurtulabilecek midir?’’</strong> </p>



<p><em>              Sevgi, saygı ve sanatla kalın. </em></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://viratrabzon.com/yazar/yilmazozdemir/konu/siradisi-bir-felsefe-adami-neyzen-tevfik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>III. DÜNYA SAVAŞI NE ZAMAN VE NEREDE BAŞLAR</title>
		<link>https://viratrabzon.com/yazar/turkererturk/konu/iii-dunya-savasi-ne-zaman-ve-nerede-baslar/</link>
					<comments>https://viratrabzon.com/yazar/turkererturk/konu/iii-dunya-savasi-ne-zaman-ve-nerede-baslar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Türker ERTÜRK]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 05 Aug 2023 16:07:20 +0000</pubDate>
				<guid isPermaLink="false">https://viratrabzon.com/?post_type=columist&#038;p=21447</guid>

					<description><![CDATA[<div><img width="1920" height="1080" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/09/TURKER-ERTURK.png" class="attachment-medium size-medium wp-post-image" alt="TÜRKER ERTÜRK" style="margin-bottom: 15px;" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/09/TURKER-ERTURK.png 1920w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/09/TURKER-ERTURK-768x432.png 768w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/09/TURKER-ERTURK-1536x864.png 1536w" sizes="auto, (max-width: 1920px) 100vw, 1920px" title="Köşe Yazıları 27"></div>NATO, 11 Temmuz 2023’de 90 maddelik Vilnius Bildirisi’ni&#160;yayınladı. Bildiride özetle; “savaşa devam edilecek” deniyordu. Ayrıca bildiride, daha önce 2008 Bükreş Zirvesi’nde Ukrayna’ya verilen NATO üyeliği taahhüdünün yinelendiğinin de altı çizilerek; “Ukrayna&#8217;nın kendi güvenlik düzenlemelerini seçme hakkını tamamen destekliyoruz. Ukrayna&#8217;nın geleceği NATO&#8217;dadır” ifadesi de yer alıyordu. NATO Zirvesi sonunda ise 31 ülke liderinin yaptığı açıklamada; Ukrayna&#8217;ya&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>NATO, 11 Temmuz 2023’de 90 maddelik Vilnius Bildirisi’ni&nbsp;yayınladı. Bildiride özetle; “savaşa devam edilecek” deniyordu. Ayrıca bildiride, daha önce 2008 Bükreş Zirvesi’nde Ukrayna’ya verilen NATO üyeliği taahhüdünün yinelendiğinin de altı çizilerek; “Ukrayna&#8217;nın kendi güvenlik düzenlemelerini seçme hakkını tamamen destekliyoruz. Ukrayna&#8217;nın geleceği NATO&#8217;dadır” ifadesi de yer alıyordu.</p>



<p>NATO Zirvesi sonunda ise 31 ülke liderinin yaptığı açıklamada; Ukrayna&#8217;ya NATO&#8217;ya katılma daveti teklifi yapılmasının kabul edildiği ama Ukrayna&#8217;nın buna hazır olmadığı konusundan bahsedilerek; “Tüm müttefik ülkeler kabul ettiğinde ve Ukrayna katılmak için koşulları yerine getirdiğinde davet alacak” deniyordu. Sonuç olarak; katılımın nasıl ve ne zaman olacağı hala belirsiz.</p>



<p>Belli ki; Ukrayna’yı oyalıyorlar ama savaşa da devam etmesi için motive etmeye çalışıyorlar. Çünkü, Ukrayna&#8217;nın NATO&#8217;ya girmesi demek; NATO-Rusya Savaşı demek ve bu da aynı zamanda nükleer silahların da kaçınılmaz olarak kullanılacağı III. Dünya Savaşı demektir. Avrupa, özellikle de Almanya ve Fransa ikilisi; Ukrayna’nın NATO’ya girmesine asla yeşil ışık yakmaz. Gerçi bu safhada Ukrayna’nın NATO’ya dahil olmasını ABD de istemez ve istemiyor da. Çünkü ABD’nin hedefi ve çıkarları küresel bir sıcak savaştan yana değil. Hedefi; geçmişte kendisinin öncülüğünü yaptığı, fakat kendi yararına çalışmayan ve Çin’in yükselişini tetikleyen küreselleşmeyi iyice terk etmek ve bu maksatla Donald Trump döneminde başlatılmış olan II. Soğuk Savaşı daha da tırmandırarak Rusya ile uzun soluklu bir yıpratma savaşı yapmaktır.</p>



<p><strong>Şimdilik Tek Kazanan Amerika</strong></p>



<p>Ukrayna&#8217;nın görünür bir gelecekte NATO&#8217;ya katılması mümkün değil. Rusya&#8217;nın Vilnius’ta yapılan NATO Zirvesi sonuç bildirisindeki şartları karşılaması da söz konusu değil. Bu nedenle; savaş devam edecektir. Geçen yıl, Ukrayna Savaşı başladığında da bu savaşın Sovyetler Birliği’nin Afganistan’da yaptığı savaş gibi uzun soluklu olacağını hem yazmış hem de ekranlarda anlatmıştım. Afganistan’daki savaş 9 yıl sürmüş ve Sovyetler Birliği çekildiğinde yaklaşık olarak 14500 askerini ve 450 savaş uçağını kaybetmişti. Ukrayna Savaşı ise başlayalı henüz 17 ay oluyor ama tablo Afganistan’a göre çok daha ağır. Ayrıca; Rusya için karşıdaki cephe de çok daha büyük. Bu savaş; çok önemli gelişmeler olmadığı sürece, en az 5 yıl daha sürer, hatta belki de daha fazla. ABD için muhtemel plan budur. Bu süre içinde Rusya’da iktidar ve rejim değişikliği olması da ABD’nin beklentileri arasında. Rusya için yıllarca savaş ekonomisini sürdürmek ister istemez halkta memnuniyetsizliklere ve kıpırdanmalara yol açabilir ve bunlar provoke edilebilir. Ayrıca; Rusya için savaşa katılacak eğitimli asker havuzunu büyütmek de sorun. Bu konuda epey sıkıntı yaşadılar. Bu maksatla askere alma yaş tavanını 27’den 30’a çıkaran yasayı daha yeni Rusya Parlamentosu’na getirdiler. Wagner gibi paralı askeri yapılanmalara, sorunlar yaşansa da bu nedenle ihtiyaç duyuluyor.</p>



<p>Tabii ki Batı’da ve özellikle Avrupa’da da işler iyiye gitmiyor. Hayat pahalılığı, yükselen enerji fiyatları, enflasyon, ekonomide daralma, Ukraynalı sığınmacılar, artan işsizlik, kitlelerde savaşa karşı tepki, Fransa’da yaşanan ve neredeyse bir iç savaş görüntüsü veren ayaklanmalar, Avrupa’nın ekonomik devi Almanya’nın Rus enerjisinden koparak, Rus pazarını kaybederek ve ABD enerjisine bağımlılığı kabul ederek adeta sanayisine büyük darbe vurması bunlardan sadece bazıları. Savaş uzarsa Avrupa’daki bu memnuniyetsizlik ve sorunlar daha da artarak sert toplumsal hareketlere neden olabilecektir.</p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/05/NATO.webp" alt="NATO" class="wp-image-17588" width="812" height="406" title="Köşe Yazıları 28" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/05/NATO.webp 1200w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/05/NATO-768x385.webp 768w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/05/NATO-570x285.webp 570w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/05/NATO-370x185.webp 370w" sizes="auto, (max-width: 812px) 100vw, 812px" /></figure>



<p>Şimdilik, bu savaşın tek kazananı ABD. Tek bir askerini dahi kaybetmeden ve yaşamını riske atmadan küresel hedeflerine yönelik bir mücadeleyi sürdürüyor ve bu kapsamda hem Rusya ile savaşıyor hem de NATO ve Avrupa’yı kendi arkasında dizayn ediyor, NATO ülkelerinin savunma bütçelerinin arttırılmasını sağlıyor, kendi silah ve enerji sektörünü canlandırıyor, pazar payını yükseltiyor, NATO’nun Kuzey kanadına Finlandiya ve İsveç’in katılımı ile birlikte Baltık Denizi’nde de Rusya karşı olan kuşatmayı tamamlıyor.</p>



<p><strong>Zaman Çin’in Lehine İşliyor</strong></p>



<p>ABD şu ana kadar savaşın tek kazananı da olsa, küresel çapta hegemonyası zayıflıyor. Örneğin; Suriye’de istediklerini yapamadı, Ortadoğu’da farklı arayışlar var ve Çin boşluğu doldurmaya çalışıyor. ABD’nin geleneksel müttefiki olan Suudi Arabistan, Çin ile işbirliğini geliştiriyor. Kuşak-Yol Projesi, ABD’nin tüm muhalefetine rağmen ilerliyor. İran, tüm ambargolara karşın hala ayakta ve Körfez Ülkeleri; Katar ve BAE ile iyi ilişkiler geliştiriyor. Rusya ile Suudi Arabistan’ın enerji işbirliği de artarak devam ediyor. Hindistan söz dinlemiyor ve Rusya’dan silah almaya devam ediyor. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Sonuç olarak dünya; ister istemez çok kutupluluğa doğru eviriliyor ve bu kapsamda ABD dolarının saltanatına son verecek girişimler birbiri ardına geliyor. Tüm bu kayıplara rağmen ABD, küresel liderliğini ve hegemonyasını devam ettirebilmek adına bu mücadeleyi şimdi vermek zorunda olduğunu, yarının ise çok geç olacağını değerlendiriyor. Zaman, Çin’in lehine çalışıyor.</p>



<p>22 Temmuz 2022’de Türkiye’nin arabuluculuğu ile Rusya, Ukrayna ve BM “Tahıl Koridoru Anlaşması” imzaladılar. Bu anlaşmanın amacı; Odessa, Çornomorsk ve Yuzhne limanlarından, amonyak dahil olmak üzere, tahıl ve gıda maddeleri ve gübre ihracatı için güvenli seyrüseferi kolaylaştırmaktı. Bu anlaşmanın imzalandığı gün Rusya ile Birleşmiş Milletler (BM) Sekreterliği arasında Rus gıda ve gübre ürünlerinin satışının desteklenmesi ve dünya pazarlarına ulaştırılması için mutabakat zaptı da imzalandı. Bu anlaşmaların Ukrayna bölümü gerçekleşti. Rusya ise ambargolar, swift ve sigorta engelleri nedeniyle hiç tahıl ve gübre ihracatı yapamamıştı. Sonunda Rusya, tam bir yıl sonra, Tahıl Koridoru Anlaşması’ndan çekildi. Ayrıca Afrika’da, “Ukrayna tahılı alamadığı için insanlar ölüyor” söyleminin de doğru olmadığı ortaya çıktı. Çünkü bir yılda Ukrayna’dan ihraç edilen tahılın sadece yüzde 12’si Afrika’ya, yüzde 40’ı ise Avrupa’ya gönderilmişti.</p>



<p>Son gelişmeler de Rusya’nın Tahıl Koridoru Anlaşması’ndan çekilmesini provoke etmişti. Anlaşma zaten tek taraflı yürüyordu ve Rusya bacağı fiili olarak çalışmıyordu. ABD’nin Ukrayna’ya misket bombalarını vermesi ve kullanımı, Donbas Saldırısı, Kırım Köprüsü’nün vurulması, Erdoğan-Zelenski&nbsp;görüşmesi sonrasında Nazi Azov Taburu komutanlarının Ukrayna’ya iadesi gibi konular ve Erdoğan’ın da ABD baskısına dayanamayarak Vilnius NATO Zirvesi öncesi İsveç’in NATO üyeliğine yeşil ışık yakması, Rusya’nın bu anlaşmadan çekilmesini tetikledi.</p>



<p><strong>Türkiye, Rusya İçin Nefes Borusu Oldu</strong></p>



<p>Türkiye, NATO’nun bir üyesi olmasına rağmen, Ukrayna Savaşı’nın başından itibaren nispeten tarafsız bir politika izlemeye çalıştı. Bunun başat nedenleri; Türkiye’nin jeopolitik konumunun yarattığı mecburiyet, Rusya’ya olan enerji bağımlılığı, ticari ilişkiler ve savaş öncesi Erdoğan’ın Batı tarafından tecrit edildiği dönemde Putin’in Erdoğan ve Türkiye’ye yönelik doğru hamleleri ve desteğiydi. Bu yüzden Erdoğan yönetimindeki Türkiye, Ukrayna Savaşı süresince Rusya için adeta bir nefes borusu oldu. ABD, başlangıçta Türkiye’nin bu tavrından hoşnutsuzdu ve kontrollü tepkiler verdi. Ama zaman içinde Türkiye’nin bu rolünü ihtiyati olarak benimsedi. Çünkü hedef; uzun soluklu bir yıpratma savaşıydı. Rusya’nın kontrol edebildikleri kanaldan savaşı sürdürebilmesi için destekleniyor olması, yarın istendiğinde bu kanalın çeşitli yöntemlerle kapatılamayacağı anlamına gelmiyordu.</p>



<p>Rusya&#8217;nın Tahıl Koridoru Anlaşması’ndan çekilmesinden sonra tahıl fiyatları bundan hemen etkilendi ve aynı gün sadece buğday, bir günde yüzde 8 fiyat artışına uğradı. Bu durumun devamının tahıl ve gıda fiyat arışlarını daha da olumsuz olarak etkileyeceği aşikar. 26 Temmuz 2023’de, NATO-Ukrayna Konseyi, Rusya&#8217;nın Tahıl Koridoru Anlaşması’ndan çekilmesinden sonra bölgedeki güvenlik durumunu görüşmek üzere toplandı. Yapılan açıklamaların satır aralarından önümüzdeki günlerde Karadeniz&#8217;de suların ısınacağı anlaşılmaktadır. ABD ve NATO için şimdi sıra güneydeki kanatta ve Karadeniz’de. Bu nedenle özellikle bu gelişmeler ve ABD’nin Ukrayna Savaşı’na ve Karadeniz’e yönelik muhtemel hamleleri için çok dikkatli ve uyanık olunmalıdır.</p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/02/ABD-USLERI-e1691251438422.webp" alt="ABD USLERI e1691251438422" class="wp-image-20243" width="812" height="440" title="Köşe Yazıları 29" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/02/ABD-USLERI-e1691251438422.webp 1600w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/02/ABD-USLERI-e1691251438422-768x417.webp 768w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/02/ABD-USLERI-e1691251438422-1536x833.webp 1536w" sizes="auto, (max-width: 812px) 100vw, 812px" /></figure>



<p>Doğru olan hamle; Rusya ile anlaşmak ve Tahıl Koridoru Anlaşmasını, Rusya için olan bölümüne de işlerlik kazandırarak uzatmaktır. Yanlış hamle ise; Rusya&#8217;ya rağmen Ukrayna&#8217;dan tahıl ihracını güç kullanarak yapmaya çalışmaktır. Bu, Karadeniz’de savaş demektir. Bu nedenle Türkiye, güvenliği ve çıkarları için çok dikkatli olmalı, Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nden asla taviz vermemeli ve kuzey komşusu olan Rusya ile kesinlikle cepheleşmemelidir.</p>



<p><strong>Türkiye’den Neler Talep Edebilirler?</strong></p>



<p>ABD ve NATO’nun Karadeniz’de muhtemelen olabilecek hamleleri ve Türkiye’den talepleri neler olabilir?</p>



<p><strong>Seçenek 1. </strong>NATO’nun Karadeniz’deki en büyük deniz gücüne sahip olan Türkiye’nin bir deniz görev grubu oluşturarak Ukrayna Limanlarından uluslararası pazarlara intikal ettirmek üzere İstanbul Boğazı’na yönelik tahıl taşıyan gemileri NATO’dan istihbarat desteği alarak Rus denizaltı, suüstü ve hava tehditlerine karşı koruması. Bu seçenek; Montrö Boğazlar Sözleşmesini delmez ama Türkiye’yi Rusya ile cepheleştirir ve deniz görev grubuna Rusya’nın müdahalesini tetikler. &nbsp;</p>



<p><strong>Seçenek 2. </strong>Türkiye liderliğinde Bulgaristan ve Romanya&#8217;dan müteşekkil bir deniz görev grubu ile Karadeniz&#8217;de Ukrayna limanlarından İstanbul Boğazına yönelik tahıl taşıyacak gemilere olası Rus denizaltı, suüstü ve hava tehdidine karşı koruma yapmak. Bu seçenek de Montrö Boğazlar Sözleşmesini delmez ama Türkiye’yi Rusya ile cepheleştirir ve deniz görev grubuna Rusya’nın müdahalesini tetikler.</p>



<p><strong>Seçenek3. </strong>Bir veya iki ABD uçak gemisini de ihtiva eden NATO deniz güçlerinden müteşekkil bir deniz görev grubu ile koruma yapmak. Böyle bir güce müdahale etmeyi Putin 100 kere düşünür. Çin’in onayını almak zorunda bile kalabilir. Kolay kolay karar verebileceği bir husus değil. Müdahale ederse kolayca ve süratle tırmanır ve III. Dünya Savaşı başlar. Müdahale etmez ise Putin biter. Bu seçenek; artık geriye dönülmez bir biçimde Montrö Boğazlar Sözleşmesini deler, kadük eder ve yeni bir sözleşme yapmayı gerektirir.</p>



<p><strong>Montrö, Savaşı Engeller</strong></p>



<p>Karadeniz, II. Dünya Savaşının bitiminden itibaren son yıllara kadar hep barış ve istikrar denizi olmuştur. Bu istikrar ve barış ortamının tesisinde hiç şüphe yok ki 1936 tarihli Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin sağladığı iklimin önemi çok büyüktür. Birinci Soğuk Savaş (1947-1990) döneminin en zorlu günlerinde bile Karadeniz, iki süper gücü karşı karşıya getiren bir mücadeleye sahne olmamıştır. Bunda en büyük etken; Montrö Boğazlar Sözleşmesi, onun Karadeniz’in güvenliği için tesis ettiği ortam ve Türkiye’nin bunun üzerine inşa ettiği dengeli dış politikasıdır.</p>



<p>Eğer Birinci Soğuk savaş döneminde Montrö Boğazlar Sözleşmesi ve onun kıyıdaş olmayan devletlerin savaş gemilerine getirdiği kısıtlamalar olmasaydı; Karadeniz iki süper güç arasında karşılıklı olarak savaş gemilerinin yoğunlaştığı bir ortam haline gelir ve gerginliğin odak noktası olurdu. Böyle bir ortamda Türkiye, istese de dengeli bir dış politika izleyebilme imkanını elde edemezdi.</p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2020/10/Putin-Erdogan.jpg" alt="Putin Erdogan" class="wp-image-1861" width="811" height="406" title="Köşe Yazıları 30" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2020/10/Putin-Erdogan.jpg 800w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2020/10/Putin-Erdogan-768x384.jpg 768w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2020/10/Putin-Erdogan-570x285.jpg 570w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2020/10/Putin-Erdogan-370x185.jpg 370w" sizes="auto, (max-width: 811px) 100vw, 811px" /></figure>



<p>Sonuç olarak Türkiye; Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni deldirecek ve Karadeniz’i gerginlik ve çatışmaların odak noktası yapabilecek ve küresel savaşı tetikleyebilecek girişimlerden uzak olmalı, Rusya ile cepheleşecek ve çatışacak seçeneklerden kaçınmalı ve NATO’da ve uluslararası diğer platformlarda bölge tahılının Karadeniz yoluyla uluslararası pazara intikali için doğru seçeneğin Rusya ile anlaşmaktan geçtiğini ısrarla anlatmalıdır. Türkiye’nin ekonomik olarak zor durumda bulunması, acil sıcak para ihtiyacı ve Erdoğan’ın bugüne kadarki çizgisi güçlü bir direnç gösterilebileceği konusunda şüpheler yaratmaktadır.</p>



<p>Türkiye, Rusya-Türkiye doğal gaz boru hatlarının sabotaja karşı hassas durumda olduğunun bilincinde olmalı, bu maksatla kendi kıta sahanlığındaki doğalgaz çıkarma ve kıyıya ulaştırma alt yapısı da dahil olmak üzere sabotajlara karşı koruma planı yapmalı ve bu kapsamda havadan, su üstünden ve su altından keşif-gözetleme-karakol faaliyetleri icra ederek caydırıcı olmalıdır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://viratrabzon.com/yazar/turkererturk/konu/iii-dunya-savasi-ne-zaman-ve-nerede-baslar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>RAKİBİ BIRAK! MANZAK&#8217;I TUT&#8230;</title>
		<link>https://viratrabzon.com/yazar/ahmet-temel/konu/rakibi-birak-manzaki-tut/</link>
					<comments>https://viratrabzon.com/yazar/ahmet-temel/konu/rakibi-birak-manzaki-tut/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Temel SAKARYA]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 21 Jul 2023 08:51:30 +0000</pubDate>
				<guid isPermaLink="false">https://viratrabzon.com/?post_type=columist&#038;p=20746</guid>

					<description><![CDATA[<div><img width="1896" height="1080" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/07/Ahmet-Temel-SAKARYA.png" class="attachment-medium size-medium wp-post-image" alt="Ahmet-Temel-SAKARYA" style="margin-bottom: 15px;" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/07/Ahmet-Temel-SAKARYA.png 1896w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/07/Ahmet-Temel-SAKARYA-768x437.png 768w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/07/Ahmet-Temel-SAKARYA-1536x875.png 1536w" sizes="auto, (max-width: 1896px) 100vw, 1896px" title="Köşe Yazıları 31"></div>Değerli Vira Trabzon Haber Okurları; Okuyacağınız bu yazıyı, uzun süre yazıp-yazmama ve yayınlayıp-yayınlamama konusunda yaşadığım tereddütler ardından yayınlamasına karar verdiğimi belirterek başlayayım. Aslına bakarsanız bu yazının büyük bir kısmını seçimden önce kaleme almış ancak 30 yıllık bir partili olarak CHP&#8216;nin yürüttüğü seçim kampanyasına halel getirmemek ve sürü psikolojisi ile &#8216;aforoz edilecekler&#8217; listesinde yer almamak için&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Değerli Vira Trabzon Haber Okurları;</strong></p>



<p><em>Okuyacağınız bu yazıyı, uzun süre yazıp-yazmama ve yayınlayıp-yayınlamama konusunda yaşadığım tereddütler ardından yayınlamasına karar verdiğimi belirterek başlayayım. Aslına bakarsanız bu yazının büyük bir kısmını seçimden önce kaleme almış ancak 30 yıllık bir partili olarak <strong>CHP</strong>&#8216;nin yürüttüğü seçim kampanyasına halel getirmemek ve sürü psikolojisi ile &#8216;aforoz edilecekler&#8217; listesinde yer almamak için yayınlamayı uygun görmemiştim. Seçimden sonra da yazıyı yayınlama konusunda 8-10 kez düşündüm ama yayınlamadım. Bir müddet daha beklemeyi ve gelişmeleri takip etmeyi daha doğru buldum. </em></p>



<p><em>Beklentim; <strong>CHP</strong>&#8216;nin özellikle <strong>6 Ok</strong>&#8216;undan birisi olan <strong>Devrimcilik</strong> ilkesi perspektifinde bir yenileşme ve silkinip kendine gelmesi yönünde umut verici emareler ve değişime dönük adımlar atılması ya da bu yönde mesajlar verilmesiydi. Ancak CHP Genel Merkezi tarafından parti tabanına böyle bir emare ve mesaj verilmediği gibi, seçimde alınan %48&#8217;lik oyun bir başarı olarak; hem <strong>CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu</strong> hem de bazı parti yöneticisi ve bazı partililer tarafından seslendiriliyor olması beklenilen yenileşme ve değişimin önünü tıkamaya doğru gittiğini fark ettim. Bu tıkanmışlık, kuşkusuz ki <strong>CHP</strong>&#8216;nin önünü de tıkayacaktır endişesi ile düşüncelerimi paylaşmak istedim.  </em></p>



<p><em>Gelinen süreçte Cumhurbaşkanlığı Seçiminin ikinci turu üzerinden bir buçuk aydan fazla bir zaman geçmesine rağmen, <strong>CHP</strong>&#8216;de gerçek bir öz eleştiri yapılmadığını, seçim sonuçlarından bırakın bir ders çıkarmayı ve &#8216;biz nerede hata yaptık?&#8217; diye kendine sormayı aklından geçirmeyen <strong>Kılıçdaroğlu</strong> başkanlığındaki <strong>CHP</strong> yönetiminin bu vurdum-duymaz tavrı karşısında ve her gün kamuoyuna yansıyan olumsuz gelişmeleri görmüş, şahitlik etmiş olmanın üzüntüsü içerisinde beklerken; CHP İzmir Milletvekili <strong>Yüksel Taşkın</strong>&#8216;ın 13 Temmuz 2023 tarihinde <strong>TBMM</strong> Genel Kurulu&#8217;nda <strong>CHP</strong> Grubu adına yaptığı konuşmadan duyduğum rahatsızlık ve sonrasında Genel Başkan <strong>Kemal Kılıçdaroğlu</strong>&#8216;nun dün gece <strong>Habertürk TV</strong> ekranlarındaki açıklamalarından sonra bu yazıya son şeklini verip, yayınlanmasına karar verdim. </em></p>



<p><strong><em>(Bknz: Yüksel Taşkın&#8217;ın TBMM Genel Kurul Konuşması <a href="https://twitter.com/yukseltaskinn/status/1679533306004529157?s=20" target="_blank" rel="noreferrer noopener nofollow">https://twitter.com/yukseltaskinn/status/1679533306004529157?s=20</a>)</em></strong>  </p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/07/image-19.png" alt="image 19" class="wp-image-21339" width="808" height="454" title="Köşe Yazıları 32"></figure>



<h1 class="wp-block-heading">***</h1>



<h1 class="wp-block-heading">Futbol, Siyaset ve CHP</h1>



<p>Futbol maçlarını pek çoğumuz takip ederiz. Karşılaşmalar öncesinde futbol otoriteleri ve taraftarlar <strong>&#8216;maçın favorisi kimdir?&#8217;</strong> diye analiz ve yorumlarda bulunurlar. Özellikle derbi maçlarında bu analiz ve yorumlar çok daha fazla ön plana çıkar. Ben de seçim sürecini ve sonuçlarını bu bakış açısı üzerinden değerlendireceğim.</p>



<p>Bir kere, <strong>14 Mayıs 2023 </strong>tarihinde yapılan <strong>13. Cumhurbaşkanlığı ve TBMM 28. Dönem Milletvekilliği </strong>seçimine kadar yapılan tüm seçimlerde üstün ya da favori diye adlandırabileceğim taraf, <strong>Recep Tayyip Erdoğan</strong> ve <strong>AKP</strong> İktidarı idi. Tüm şartlar, fırsatlar ve koşullar hep İktidardan yanaydı ve iktidar önemli bir hata yapmadıkça seçimi kaybetmeyecekti. Öyle de oldu. Büyük hata yapmadılar ya da yapılan büyük hataları, kamuoyu nezdinde bir şekilde kapatmayı bildiler. Kamuoyunda bilindik bazı seçim hilelerini de devreye sokarak iktidarda kalmayı bir şekilde başardılar demek sanırım yanlış olmaz. </p>



<p>Seçim süreci başlamadan önce kamuoyunda büyüyen bir muhalefet vardı. İş öyle bir noktaya erişmişti ki; geçmişte <strong>AKP</strong>&#8216;ye oy verenler bile <strong>Recep Tayyip Erdoğan</strong> ve <strong>AKP</strong> Hükümeti&#8217;nden rahatsızlıklarını alenen dillendirmeye başlamışlardı. Bunu kişisel sohbetler hatta sokak röportajlarında bile ifade etmekten çekinmiyorlardı. </p>



<p><strong>14 Mayıs 2023</strong> seçimlerine gelindiğinde ise; işler tersine dönmüş ve özellikle ekonomik göstergelerin olumsuzluğu ve siyasal yıpranmışlık, <strong>Recep Tayyip Erdoğan</strong> ve <strong>AKP</strong>&#8216;yi favori olmaktan çıkarmış ve muhalefeti karşılaşmanın favorisi haline getirmişti. Bu dakikadan sonra seçimin sonucunu belirleyecek olan ana etken; iktidar tarafı değil, muhalefet tarafıydı. Muhalefet ciddi, bariz bir hata yapmadığı taktirde seçimin kazanan tarafı olacaktı. O yüzden süreç dikkatli ve doğru yönetilmeliydi.</p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/07/image-25.png" alt="image 25" class="wp-image-21356" width="810" height="455" title="Köşe Yazıları 33" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/07/image-25.png 1020w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/07/image-25-768x432.png 768w" sizes="auto, (max-width: 810px) 100vw, 810px" /></figure>



<p>Kamuoyunun en büyük beklentisi ise; <strong>Millet İttifakı</strong>&#8216;nın yani <strong>6&#8217;lı Masa</strong>&#8216;nın adayının kim olacağı ve nasıl bir strateji izleyeceği üzerineydi. Yapılan anketler ve kamuoyunda vatandaşların ortaya koyduğu yaklaşımlar Cumhurbaşkanlığının el değiştireceğini işaret ediyordu. Özellikle ekonomik göstergelerin dip yaptığı, hayat pahalılığının tavan yaptığı bir ortamda vatandaşların oldukça zorlandığı ve her yapılan işte yandaşların korunduğundan oldukça şikayet edilmekteydi. Bunun gibi pek çok önemli olayın sandığa yansıyacağı görüşü hakimdi. Bu olumsuzlukların tamamı 13. Cumhurbaşkanlığının el değiştireceğine dair işaret vermekteydi.</p>



<p><strong>Peki, öyle mi oldu? Elbette ki hayır. </strong></p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Kılıçdaroğlu&#8217;nun başarısızlığı, Erdoğan&#8217;ı başarılı kılmıştır.</strong></h3>



<p><strong><em>Özellikle derbi maçlarında maçın favorisi gösterilen takım eğer mağlup oluyorsa; mağlubiyetin nedenini, rakibinin başarısında değil kendi bireysel hata ya da takımın başarısızlığında aramak gerekir</em>.</strong> Bunu futbol otoriteleri analizlerinde; taraftarlar ise, yorumlarında böyle değerlendirirler. Ben de bu düşüncenin doğruluğuna inanarak, <strong>Millet İttifakı</strong> ve <strong>Kemal Kılıçdaroğlu</strong>&#8216;nun seçim mağlubiyetini bu açıdan değerlendirmek isterim.   </p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/07/image-23.png" alt="image 23" class="wp-image-21352" width="810" height="455" title="Köşe Yazıları 34" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/07/image-23.png 1440w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/07/image-23-768x432.png 768w" sizes="auto, (max-width: 810px) 100vw, 810px" /></figure>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Peki, hata ve yanlışlar nerelerde yapıldı? </strong></h3>



<p>Bana göre hatalar zincirinin başlangıcı ve en önemlisi, masayı genişletmek için <strong>Deva</strong> ve <strong>Gelecek Partisi</strong>&#8216;nin <strong>Millet İttifakı</strong>&#8216;na dahil edilmesidir. <strong>14</strong> ve <strong>28 Mayıs</strong>&#8216;ta ortaya çıkan seçim sonuçları, <strong>Millet İttifakı</strong>&#8216;nda tek kazanan tarafın <strong>Ali Babacan</strong> ve <strong>Ahmet Davutoğlu</strong> olduğunu ortaya koyması, zaten bu iddiayı doğruluyor.</p>



<p><strong>AKP</strong>&#8216;de kullanılmış, dışlanmış ve Merkez Sağ cenahında hiç bir karşılığı olmayan <strong>Ahmet Davutoğlu </strong>ve <strong>Ali Babacan</strong> gibi isimlerden medet ummak yanlış bir strateji olduğu gibi, kendilerine verilen siyasi imtiyazlar ise; şuan hala kamuoyunda ki en büyük gündem konusudur. Herkes bir birine aynı soruyu soruyor: <strong><em>&#8216;Kemal Kılıçdaroğlu, Gelecek Partisi ve Deva&#8217;ya seçilebilir yerden bu kadar milletvekili kontenjanını neden verdi? Kendisini adaylaştırmak için miydi?&#8217;</em></strong>   </p>



<p>Öyle ya; <strong>Kılıçdaroğlu</strong>, <strong>Deva</strong> ve <strong>Gelecek Partisi</strong>&#8216;ni <strong>Millet İttifakı</strong>&#8216;na dahil etmeseydi, sözü edilen bu iki parti <strong>Cumhur İttifakı</strong>&#8216;na mı dahil olacaktı? Tabii ki asla&#8230; Ayrıca gitseler ne olur? Kendilerinden başka kimseyi <strong>Cumhur İttifakı</strong>&#8216;na taşıyabilirler mi? Asla. Bu &#8216;eşyanın tabiatına aykırıdır.&#8217; Bu iki partiye oy verecek muhtemel seçmen zaten<strong> AKP</strong>&#8216;den kopacak ya da kopmak isteyen seçmendir.  </p>



<p>Öncelikle şunu ifade etmek lazım. Siyasetle uğraşanlar ve kafa yoranlar bilirler: Siyasette <strong>2&#215;2=4</strong> etmez. Yani siyasi partilerin oy potansiyeli, yapılacak olan ittifakta sandığa yansıyacak diye bir durum, çoğu zaman yanıltıcı olabilir ki; Öyle de oldu. Geçmişte bu tip durumlar çokça yaşanmış ve bu seçimde de yaşanma ihtimali güçlü bir şekilde ortada iken, bu ihtimali gözden kaçırmak siyasi acemilik olarak ta bence ifade edilemez. </p>



<p><strong>6&#8217;lı Masa</strong> oluşumuna yapılan en ciddi eleştiri ve uyarı: <em>&#8220;<strong>Millet İttifakı&#8217;</strong>nda yer alan <strong>DEVA</strong>, <strong>Gelecek Partisi </strong>ve <strong>Saadet Partisi</strong>&#8216;nin tabanının <strong>CHP</strong>&#8216;ye oy vermekte zorlanacağı, kendi Parti logoları ile seçime girmeleri durumunda <strong>Cumhur İttifakı</strong>&#8216;na oy vermek istemeyen ya da kararsız muhafazakar seçmenlerden daha çok oy alacağı ortada iken; Bu üç partinin <strong>CHP</strong> ile yakınlaşması, <strong>CHP </strong>listelerinden seçime girmeleri, bu üç partiden birine oy vermeyi düşünen muhafazakar seçmeni tekrar <strong>Cumhur İttifakı</strong> bileşenlerine oy vermeye zorlayabilir.</em>&#8221; iddiasının gerçeğe dönüştüğünü ortaya koymuştur. Bazı kesimlerce bu yönde yapılan uyarılar, <strong>Kemal Kılıçdaroğlu</strong> tarafından kulak arkası yapıldığı da ortadadır.</p>



<p>Aynı şey <strong>CHP</strong> için de geçerlidir. <strong>CHP</strong>&#8216;nin milletvekilliği listesinde bulunan tartışmalı isimler, <strong>CHP</strong>&#8216;ye oy verecek potansiyel seçmenin gönülsüz davranmasına; <strong>İYİ Parti</strong>, <strong>ATA İttifakı, Yeşil Sol Parti İttifakı</strong> ve <strong>Türkiye İşçi Partisi</strong>&#8216;ne oy vermesine neden olmuştur. Kendi potansiyel seçmenlerinde yaşadıkları bu kaybı, hesapladıkları gibi ittifak partilerinin seçmenlerinden alamadıkları da ortadadır. Bu durum, hesap uzmanı olan Sayın <strong>Kılıçdaroğlu</strong>&#8216;nun hesap hatası yaptığını da işaret etmektedir. </p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/07/image-24.png" alt="image 24" class="wp-image-21354" width="811" height="486" title="Köşe Yazıları 35" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/07/image-24.png 1000w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/07/image-24-768x461.png 768w" sizes="auto, (max-width: 811px) 100vw, 811px" /></figure>



<p>Futbol ile mukayese ederek yazıya devam edersem; Sahaya çıkacak olan takım kadrosunu belirleyen Teknik Direktör <strong>Kemal Kılıçdaroğlu</strong>&#8216;nun; milletvekili aday listelerinde ki tercihleri, yani sahaya sürdüğü kadro tercihi seçmenlerden yani taraftarlardan geçer not almadığı gibi, <strong>Yüksel Taşkın</strong> ve <strong>Sadullah Ergin</strong> gibi tartışmalı oyuncuların seçmenlerce protesto edilmesine-taraftarlarca yuhalanmasına neden olmuştur. Normal şartlarda <strong>CHP</strong>&#8216;ye oy verecek olan milliyetçi ve Atatürkçü bir kesimin <strong>CHP</strong>&#8216;den uzaklaşmasına ve bu kesimin oylarının<strong> İYİ Parti</strong> ve <strong>ATA İttifakı</strong>&#8216;na, Cumhurbaşkanlığı tercihinde de <strong>Sinan Oğan</strong>&#8216;a yöneldiklerini ifade etmek isterim. </p>



<p><strong>Millet İttifakı</strong>&#8216;nda yaşanan masa genişletme çalışmaları için yapılan tercih hataları, bazı handikapların ortaya çıkmasına ve kamuoyunda yüksek sesle seslendirilmesine neden oldu. Özellikle <strong>14 Mayıs</strong>&#8216;tan sonra oluşacak olan <strong>TBMM</strong> aritmetiğinin muhalefet seçmeninde yarattığı endişe ve rahatsızlık, sandığa da yansıdığı görülmektedir.</p>



<h1 class="wp-block-heading"><strong>***</strong></h1>



<p>Bu seçimi bir de hikâyelendirmeyle anlatmak isterim; &#8220;Geçmiş dönemlerde çeşitli nedenlerden dolayı küslük yaşamış olduğunuz bir kişi ya da ailenin, zaman içerisinde hatasını anlamış ve içinde barışma duygusu ile mahcup bir şekilde sizin kapınızın önüne kadar geldiğini ve orada ortak dostlarınızla sohbet ettiğini düşünün. Gözlerindeki ışıltıdan siz onların duygularını anlar ve eve davet edersiniz. Gelmek istemez/istemezler ama maharet işte orada ortaya çıkar ve onlarla kuracağınız doğru diyalog ile onları eve alırsınız. Sonrasında yaşanan tatsızlık ve küslük karşılıklı olarak unutulur ve gider.&#8217; Anadolu&#8217;da bu tip durumlarla çokça karşılaştığımız olmuştur. </p>



<p>İşte bu seçim, <strong>AKP</strong>&#8216;ye geçmişte oy vermiş ve pişman olmuş, son seçimde <strong>AKP</strong>&#8216;ye oy vermek istemeyen ve <strong>CHP</strong>&#8216;nin kapısına kadar gelmiş olan seçmeni ikna edip eve alamayan bir yönetim anlayışını tarif eden bir seçimdir.</p>



<p>Yani işin özeti şudur: <strong>Kemal Kılıçdaroğlu </strong>ve <strong>CHP</strong> yönetiminin muhafazakar sağ seçmenden oy almak üzerine yaptığı hamle, mantık olarak doğru olsa da uygulanan yanlış yöntemlerle sonuç vermediği gibi adeta <strong><em>&#8220;Dimyat&#8217;a pirince giderken, evdeki bulgurdan olmak&#8221;</em></strong> deyiminin tezahür etmesine ve eldeki seçmenin bir kısmının küstürülüp, başka partilere oy vermesine neden olmuştur.  </p>



<p><strong>Trabzonspor Kulübü</strong>&#8216;nün efsane Teknik Direktörü ve Eski Başkanı <strong>Özkan Sümer</strong>&#8216;in çok doğru bulduğum güzel bir ifadesi vardır: <strong><em>&#8220;Rakiplerinize benzeyerek, onlarla yarışamazsınız&#8221;</em></strong> diye söyler. Bir de bilindik bir deyim var: <strong><em>&#8220;Bir şeyin taklidi, aslını yaşatmak ve yüceltmekten başka bir işe yaramaz.&#8221; </em></strong> </p>



<p><strong>AKP</strong>&#8216;den çıkma, kullanıp kenara attığı, kamuoyunda karşılığı olmayan siyasileri <strong>CHP</strong>&#8216;nin içine almak ya da <strong>AKP</strong>&#8216;ye öykünmeye kalkmak siyasi açıdan pozitif bir etki yaratmaz ve yaratmamıştır. Zaten millet bu siyasi figürlerden bıkmış ve değişim istiyorken; aynı tip siyasetçileri milletin önüne koymak, <em>&#8216;aslı varken neden kopyası ile zaman geçireyim?</em>&#8216; düşüncesine neden olur ki; bence de tam tezahür etmiştir. Bu olayın seçim sonuçlarına önemli derecede yansıdığını görmek gerekir.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="831" height="442" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/07/Snapshot_1.png" alt="Snapshot 1" class="wp-image-21366" title="Köşe Yazıları 36" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/07/Snapshot_1.png 831w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/07/Snapshot_1-768x408.png 768w" sizes="auto, (max-width: 831px) 100vw, 831px" /></figure>



<p><strong>Ayrıca; ülkemize dolan mülteciler, nasıl ki; demografik yapımızı tehdit ediyorsa, CHP&#8217;nin içerisine alınan siyasi mülteciler de partinin demografik yapısını tehdit ettiğini görmek gerekir. </strong></p>



<h1 class="wp-block-heading">***</h1>



<p>28 Mayıs&#8217;ta ki Cumhurbaşkanlığı ikinci tur seçimi öncesi <strong>Zafer Partisi </strong>Genel Başkanı<strong> Ümit Özdağ</strong> ile yapılan seçim ittifakı halkta karşılık bulmadığı gibi ülkemizde yoğunlaşan mülteci nüfusunun milletimizde yarattığı tepkiyi siyasi bir güce evirmeyi başaran <strong>Ümit Özdağ</strong> başkanlığında ki <strong>Zafer Partisi</strong> ile imzalanan protokolde bahsi geçen &#8216;<em>Anayasanın değiştirilemez ilk üç maddesini güvence altına almak amacıyla yazılan madde&#8217;</em> <strong> CHP</strong>&#8216;liler için tam bir skandal ve utanç verici bir durum olduğunu belirtmek gerekir. </p>



<p><strong>CHP</strong>, <strong>Türkiye Cumhuriyeti</strong>&#8216;ni kuran ve laik, demokratik, sosyal bir hukuk devleti ilkelerinin güvencesi olan bir partidir. <strong>Ümit Özdağ</strong>&#8216;ın <strong>Kemal Kılıçdaroğlu</strong> ile imzaladığı seçim ittifakı protokolünde; <em>&#8216;anayasamızdaki değiştirilemez ilk 3 maddeyi değiştirmeme güvencesi verilmesi&#8217;</em> yönünde yaptığı teklif, şeklen kabul edilebilir değildir. </p>



<p>Çünkü; 29 Ekim 1923&#8217;te Cumhuriyet&#8217;in ilanından sonra 20 Nisan 1924&#8217;te yürürlüğe giren ve hala yürürlükte olan <em><strong> &#8216;değiştirilemez ilk 3 madde&#8217; </strong></em> anayasamıza <strong>CHP</strong> tarafından eklenmiştir. Dolayısı ile bunun yürürlükten kaldırılmayacağına dair bir başka partinin <strong>CHP</strong>&#8216;den güvence istemesi, en hafif tabir ile hadsizliktir. Böyle bir teklifin gelmesi ve <strong>Kılıçdaroğlu</strong> tarafından imzalanması ise; <strong>CHP</strong>&#8216;liler açısından düşündürücüdür.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Bir kaç soru&#8230;</h3>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Ümit Özdağ, Kemal Kılıçdaroğlu</strong>&#8216;na bu teklifi getirme cesaretini ve haddini nereden bulmuştur?  </li>



<li><strong>Ümit Özdağ</strong>&#8216;ın bu teklifi protokol metnine koydurma cesaretini göstermesinde <strong>Kemal Kılıçdaroğlu</strong>&#8216;nun izlediği siyasi çizginin yaratmış olduğu boşluğun katkısı var mıdır?</li>



<li><strong>Ümit Özdağ</strong>&#8216;ın getirdiği bu tekliften hiç bir rahatsızlık duymadan protokol metnini imzalayan <strong>CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu</strong>&#8216;nun bu tavrı, şuan ki <strong>CHP</strong>&#8216;ye ve <strong>CHP</strong>&#8216;yi yönetenler hakkında yapılan <strong><em>&#8220;HDP ile yakınlaşma, Atatürkçüleri dışlama ve kuruluş felsefesinden uzaklaşma&#8221;</em></strong> yönündeki eleştirileri haklı çıkarmıyor mu? Yani bu davranış, malumun ilanı anlamına gelmiyor mu? </li>



<li>Seçmenler, basın ve kamuoyuna yansıyan bu durum karşısında; <em>&#8220;CHP, ilk 3 maddeyi değiştirmek mi istiyor?&#8221;</em> şeklinde düşünmüş ve <strong>Kılıçdaroğlu</strong>&#8216;na oy vermemiş olabilirler mi?</li>



<li><strong>Ümit Özdağ</strong>&#8216;ın bu teklif ile masaya gelmesinde <strong>Millet İttifakı </strong>ortağı ve <strong>Deva Genel Başkanı Ali Babacan</strong>&#8216;ın, anayasada vatandaşlık tanımını düzenleyen <strong><em>&#8217;66.Maddeyi değiştirelim&#8217; </em></strong> çıkışının ve <strong>CHP</strong>&#8216;nin sessiz kalışının etkisi var mıdır? </li>
</ul>



<p><strong>CHP</strong>&#8216;lilerin ve seçmenlerin kafasında zafiyete neden olmuş ya da olabilecek bir kaç soruyu sıraladım. Teklifi yapana mı kızmak lazım yoksa bu teklif yapılana ve imza atana mı? Ben ikisine de kızgınım. Sizi bilemem&#8230;</p>



<h1 class="wp-block-heading">*** </h1>



<p><strong>Futbol-Siyaset ve CHP</strong> içerikli ve seçim değerlendirmesi amaçlı kaleme aldığım bu yazımı yine duayen futbol adamı <strong>Özkan Sümer</strong>&#8216;den yaşanmış bir olayı örnekleyerek bağlamak istiyorum.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="2145" height="1341" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/07/image-29-edited.png" alt="image 29 edited" class="wp-image-21368" title="Köşe Yazıları 37" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/07/image-29-edited.png 2145w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/07/image-29-edited-768x480.png 768w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/07/image-29-edited-1536x960.png 1536w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/07/image-29-edited-2048x1280.png 2048w" sizes="auto, (max-width: 2145px) 100vw, 2145px" /></figure>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><strong>Özkan Sümer</strong>, futbolu bıraktıktan sonra <strong>Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ)</strong> futbol takımının hocalığını yapmaktadır. Üniversiteler arası futbol turnuvasına aldığı davetle katılan <strong>KTÜ</strong> <strong>Futbol Takımı</strong>, turnuva sırasında oynanan bir maçta takımda defans oyuncusu olarak görev yapan <strong>Manzak</strong> soyadlı ve lakaplı futbolcu ile girdiği diyalog bazı kitaplara konu edilmiş cinstendir.</p>



<p>Görev yeri defans olan ve maç esnasında ileri çıkan <strong>Manzak</strong>, yaptığı kafa vuruşu ile takımını 1-0 öne geçirir.</p>



<p>Başka bir pozisyonda yine ileri çıkan <strong>Manzak</strong>, rakip defanstan dönen topa vurur ve top bir kaç oyuncuya çarparak gol olur. <strong>KTÜ</strong> 2-0 öne geçmiştir. Buraya kadar her şey yolundadır.</p>



<p><em>İkinci yarının başlaması ile birlikte işler tersine döner. Defans oyuncusu <strong>Manzak</strong>, ikinci yarıda yaptığı hatalarla takımını çok zor duruma düşürür. </em></p>



<p>Rakip oyuncuyu ceza sahası içerisinde gereksiz bir hamle ile yere düşüren <strong>Manzak</strong>, penaltıya neden olur ve maç 2-1 olur.</p>



<p>Bir başka pozisyonda, rakibin <strong>KTÜ</strong> kalesine geldiği bir anda yapılan ortaya ters kafa vuruşu yapan <strong>Manzak</strong>, kendi kalesine gol atar ve maç 2-2 skora gelir.</p>



<p>Artık maçın son dakikaları yaklaşmıştır. <strong>Manzak</strong>, rakip sahada pas atarken topu kaptırır. Topu kapan rakip takım, 3 kişi ile kontratağa kalkar.<strong> KTÜ</strong> takımı geri dönmekte geç kalır ve rakibi karşılayabilecek mesafede iki oyuncusu geriye koşmaktadır. <strong>Manzak</strong> ve <strong>Temel</strong>.</p>



<p><em><strong>Özkan</strong> <strong>Hoca</strong>, kulübesinden maçı ve özellikle <strong>Manzak</strong>&#8216;ı endişe izlemektedir ve maçın tüm kaderi ile oynayan, hata yapan, söyleneni yapmayan <strong>Manzak</strong>&#8216;a çok kızgındır. </em></p>



<p>Maç esnasında oyuncunun motivasyonunu düşürmemek için sessizliğini korumayı başaran <strong>Özkan</strong> <strong>Hoca</strong>, kızgınlığını muhafaza etmeye çalışsa da, rakibin geliştirdiği bu ataktan oldukça endişelenir; sonunda daha dayanamaz ve patlar. </p>



<p><strong>Manzak</strong> ile birlikte geri koşan ve rakibin atağını kesmek için pozisyon almaya çalışan defans oyuncusu <strong>Temel</strong>&#8216;e, kulübesinden çıkarak &#8216;avazı çıktığı kadar&#8217; bağırır: &#8220;<strong>Ulaa! Temeeel! Temeeel! Rakibi bırak! Manzak&#8217;ı tut, Manzak&#8217;ı tut&#8230;&#8221;</strong> </p>
</blockquote>



<p>İşte bu maçta olduğu gibi, 14 Mayıs ve 28 Mayıs seçimlerinde, tüm kararları kendisi vererek; seçimin tüm kaderi ile oynayan <strong>Kemal Kılıçdaroğlu</strong> için, <strong>CHP</strong>&#8216;li yol arkadaşlarımıza sesleniyorum&#8230; <strong>&#8220;Rakibi bırak! Kılıçdaroğlu&#8217;nu tut&#8230;&#8221;  </strong>   </p>



<p><strong>AKP </strong>döneminde muhalefetin kazanmaya en yakın olduğu seçimi, tüm yetkileri kendi üzerinde toplayarak; yaptığı teknik ve stratejik hatalar sonucunda kendi elleriyle siyasi rakibi <strong>Recep Tayyip Erdoğan</strong>&#8216;a kaptıran <strong>CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu</strong>, kaybettiği 13 mağlubiyetin faturasını kendisi ödemek yerine, futbolculara, malzemecilere hatta taraftarlara ödetme yoluna gitmiştir. </p>



<p><strong>Bir futbol kulübünde, peş-peşe 13 maç kaybedilmesi durumunda bırakın teknik direktörü, kulüp başkanı bile o makamda kalamaz. Sanırım, siz anladınız onu&#8230;</strong></p>



<p> </p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://viratrabzon.com/yazar/ahmet-temel/konu/rakibi-birak-manzaki-tut/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>REUTERS İLE YUMUŞAK KARNIMIZA VURDULAR, VİLNİUS’TA SONUÇ ALDILAR!</title>
		<link>https://viratrabzon.com/yazar/turkererturk/konu/reuters-ile-yumusak-karnimiza-vurdular-vilniusta-sonuc-aldilar/</link>
					<comments>https://viratrabzon.com/yazar/turkererturk/konu/reuters-ile-yumusak-karnimiza-vurdular-vilniusta-sonuc-aldilar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Türker ERTÜRK]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 13 Jul 2023 10:11:31 +0000</pubDate>
				<guid isPermaLink="false">https://viratrabzon.com/?post_type=columist&#038;p=21331</guid>

					<description><![CDATA[<div><img width="1920" height="1080" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/09/TURKER-ERTURK.png" class="attachment-medium size-medium wp-post-image" alt="TÜRKER ERTÜRK" style="margin-bottom: 15px;" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/09/TURKER-ERTURK.png 1920w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/09/TURKER-ERTURK-768x432.png 768w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/09/TURKER-ERTURK-1536x864.png 1536w" sizes="auto, (max-width: 1920px) 100vw, 1920px" title="Köşe Yazıları 38"></div>İktidarın “U” dönüşlerinin ve zikzaklarının ne kadar baş döndürücü olduğu malumumuz ama şaşırmıyoruz ve şaşırmamalıyız. Çünkü iktidarın doğal zihniyeti bu! Peşinden gittiği hiçbir ilkesi ve değeri yok. Buna din de dahil. Siyasi çıkarları neyi gerektiriyorsa bugüne dek onu yaptı ve yapacak. Ayrıca gücünün sınırlarının da fakında. Daha büyük bir gücü görünce nerede ve ne zaman&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>İktidarın <strong>“U”</strong> dönüşlerinin ve zikzaklarının ne kadar baş döndürücü olduğu malumumuz ama şaşırmıyoruz ve şaşırmamalıyız. Çünkü iktidarın doğal zihniyeti bu! Peşinden gittiği hiçbir ilkesi ve değeri yok. Buna din de dahil. Siyasi çıkarları neyi gerektiriyorsa bugüne dek onu yaptı ve yapacak. Ayrıca gücünün sınırlarının da fakında. Daha büyük bir gücü görünce nerede ve ne zaman çark edeceğini iyi biliyor. Ben asıl iktidarı her hal ve şartta desteklemek zorunda olan yandaşlarına ve medyasına acıyorum. Bu keskin dönüşlere yetişmek için nasıl kılıktan kılığa girdiklerini ve bir kaptan ötekine geçebilmek için nasıl çırpındıklarını görüyor ve onların adına üzülüyorum. Bırakın bizi, bu yaptıklarını yarın çocuklarına bile anlatamayacaklar ve bunun utancını yaşayacaklar. Bu yandaş davranış biçimi uzun dönemde ruhsal travmalar yaratır ve insanın karakterini olumsuz yönde etkiler.</p>



<p>Hatırlarsınız; eski<strong> ABD Başkanı Trump</strong>,görevde olduğu dönemde ülkemizdeki iktidara tehdit ve hakaretlerde bulunmuştu. Emin olun; sarf ettikleri sözler, mahalle kavgasında bile söylenmeyecek sözlerdi. Bunların hepsini sineye çektiler. Hatta <strong>Trump</strong>’ın hakaretamiz o vahim mektubunu da milletten sakladılar. Eğer mektubu <strong>Trump</strong> basına vermeseydi, bu durumdan haberimiz bile olmayacaktı. Ama tehdit başarılı oldu ve <strong>Trump Papazını</strong> aldı. <strong>Alman Şansölyesi Merkel</strong> de iktidarı elindeki kozlarla tehdit etti ve gazetecisini aldı. Bu olaylar tüm dünyaya en yüksek perdeden <strong>Türkiye</strong>’de yargının bağımsız olmadığını, aksine siyasi iktidarın tam kontrolü altında olduğunu gösterdi.</p>



<p><strong>Tehdit Eden Ödünü Alıyor</strong></p>



<p>Halen görevde olan <strong>ABD Başkanı Biden</strong>, iktidarla yaptığı kapalı görüşmede rica veya tehdit etti, <strong>ABD</strong> <strong>Afganistan</strong>’dan çekilirken, işbirliği yaptıkları <strong>Afganlar</strong> sığınmacı olarak ülkemize doluştu. <strong>İran</strong>’ı baştanbaşa geçerek <strong>Türkiye</strong>’ye akın akın gelen genç <strong>Afgan</strong> erkeklerinin buraya nasıl geldiğini ve <strong>İran</strong> sınırımızın nasıl kolayca aşıldığını hep beraber gördük. Son olarak; <strong>Vilnius</strong>’taki <strong>NATO Zirvesi</strong>’ne 15 gün kala, dünyanın en önde gelen medya kuruluşlarından olan <strong>Reuters</strong>’de<strong> “ABD ve İsveç&#8217;teki yolsuzlukla mücadele makamları, bir ABD şirketinin İsveç şubesinin, Erdoğan&#8217;ın oğluna Türkiye&#8217;de hakim bir pazar konumu elde etmesine yardım etmesi karşılığında rüşvet ödemeyi taahhüt ettiği iddia edilen bir şikayeti inceliyorlarmış” </strong>şeklinde bir haber çıktı. Bu haber hakkında <strong>Türkiye</strong>’den itiraz gelmesi sonrasında <strong>Reuters</strong>;<strong> “Haberimizin arkasındayız.” </strong>şeklinde bir açıklama yaptı. Yani; <strong>“Belgemiz var, boş konuşmuyoruz.”</strong> demek istiyorlardı. Esasında bu hamle; <strong>NATO Zirvesi </strong>öncesinde <strong>“İsveç’in NATO’ya katılımı için itirazını geri çek, yoksa karışmayız.”</strong> demekti ve yine gereği yapıldı.</p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/07/image-18.png" alt="image 18" class="wp-image-21333" width="807" height="424" title="Köşe Yazıları 39"></figure>



<p>Bugün ülkemizi yöneten iktidarın <strong>Türkiy</strong>e’nin çıkarlarını ve güvenliğini koruyabilmesi iki nedenle mümkün değildir. Birinci nedeni; <strong>Türkiye</strong>’nin iflas ettirilmiş ve kolay kolay düzelme imkanı olmayan ekonomisidir. Ekonomi; bir ülke için en başta gelen beka sorunudur. Hatta ekonomi; tank, tüfek, savaş uçağı ve savaş gemisinden de önemlidir, bir ülkenin güvenliğini ve çıkarlarını korumak için. Ekonomisi bozulmuş ve iflas etmiş bir ülke; uzun dönemde güvenliğini ve çıkarlarını koruyamaz ve kolaylıkla çıkarları ve güvenliği hilafına ödünler verir ve/veya verdirilir.</p>



<p><strong>Halkını Kandırmak İçin Bize Sövebilirsin!</strong></p>



<p>Sorun sadece verilen bu ödünlerin halka nasıl yutturulacağı meselesidir. Bu kapsamda ödünü verdiren dış güçler; ödünü aldıkları iktidarı kendi halkının önünde zor durumda bırakmamak için yardımcı da olurlar. Hatta kitlesel tatmin için kendilerine sövülmesine ve meydan okunmasına bir dereceye kadar müsaade de ederler. Halkın kandırılmasında kullanılan en iyi argümanlar ise din ve milliyetçiliktir. Bir de elinizde otoriter devlet gücü ve medya varsa, sorun yok demektir.</p>



<p>Tabii ki ülkemizin ekonomisi düzeltilebilir. Ama popülist, keyfi, akıl ve bilim dışı uygulamalardan vazgeçerek, yolsuzlukları ve partizanlığı yok ederek, liyakati esas alarak, uzun vadeli yapısal reformlar yaparak ve en önemlisi de hukuku egemen kılarak ekonomiyi düzeltebilmek mümkündür. Ama bunları bu iktidar yapamaz.</p>



<p>İkinci neden ise iktidarın yaptıklarıyla <strong>Türkiye</strong>’nin adeta yumuşak karnı olması. <strong>Suriye</strong>’deki icraatları, <strong>ABD</strong>’de devam eden <strong>Halk Bankası</strong> davası, <strong>Zarrab</strong> olayı, yurt dışındaki mal varlıkları hakkındaki iddialar gibi konular; iktidarın kolayca esir alınabileceği ve şantaja uğratılabileceği alanlardan bazıları. En son örneğini de <strong>Reuters</strong>’in yumuşak karından vuruşu ve <strong>İsveç</strong>’le ilgili alınan sonuçla gördük.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://viratrabzon.com/yazar/turkererturk/konu/reuters-ile-yumusak-karnimiza-vurdular-vilniusta-sonuc-aldilar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SEN ANLAT KARADENİZ</title>
		<link>https://viratrabzon.com/yazar/omerfarukciravoglu/konu/sen-anlat-karadeniz/</link>
					<comments>https://viratrabzon.com/yazar/omerfarukciravoglu/konu/sen-anlat-karadeniz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ömer Faruk Ciravoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 23 Jun 2023 18:16:28 +0000</pubDate>
				<guid isPermaLink="false">https://viratrabzon.com/?post_type=columist&#038;p=21178</guid>

					<description><![CDATA[<div><img width="1920" height="1080" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/08/OMER-FARUK-CIRAVOGLU.png" class="attachment-medium size-medium wp-post-image" alt="ÖMER FARUK CİRAVOĞLU" style="margin-bottom: 15px;" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/08/OMER-FARUK-CIRAVOGLU.png 1920w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/08/OMER-FARUK-CIRAVOGLU-768x432.png 768w, https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2022/08/OMER-FARUK-CIRAVOGLU-1536x864.png 1536w" sizes="auto, (max-width: 1920px) 100vw, 1920px" title="Köşe Yazıları 40"></div>Ulaş Tuna Astepe &#38; İrem Helvacıoğlu &#38; Sinan Tuzcu Bu tür yapımların “şoven”lik içereceğini düşündüğümden, rastlamış olsam bile izleme ihtiyacı duymamışımdır. Ta ki arkadaşlarım İlyas ve Fazilet “izle ilgini çeker” diyene kadar. Böylece tereddütlü de olsa düğmeye bastım. “Vedat ve “Genco” karakterlerinin yarattığı şiddet, taciz, entrika tablolarıyla örülen bu saçma sapan senaryodan, böylesi harika bir&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Ulaş Tuna Astepe</strong> <strong>&amp; İrem Helvacıoğlu</strong> <strong>&amp; Sinan Tuzcu</strong></p>



<p>Bu tür yapımların “<strong>şoven</strong>”lik içereceğini düşündüğümden, rastlamış olsam bile izleme ihtiyacı duymamışımdır. Ta ki arkadaşlarım<strong> İlyas</strong> ve <strong>Fazilet</strong> “izle ilgini çeker” diyene kadar. Böylece tereddütlü de olsa düğmeye bastım.</p>



<p>“<strong>Vedat</strong> ve “<strong>Genco</strong>” karakterlerinin yarattığı şiddet, taciz, entrika tablolarıyla örülen bu saçma sapan senaryodan, böylesi harika bir Trabzon, hatta genel olarak Karadeniz resmi çıkması imkansıza eş, görsel bir şölen sunuyor bize.</p>



<p>Dizi, Karadenizi, şivesini, geleneklerini, yemeklerini, alışkanlıklarını, kızgınlığını, küfürünü, sevecenliğini, öfkesinin sabun köpüğü kıvamını harika yansıtmış.</p>



<p>Havasını, manzarasını, denizini, türkülerini de.</p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://viratrabzon.com/wp-content/uploads/2023/06/image-21.png" alt="image 21" class="wp-image-21180" width="808" height="435" title="Köşe Yazıları 41"></figure>



<p><strong>“Dağların dumanı hiç geçit vermez,</strong></p>



<p><strong>Dalgalar alır da geriye vermez</strong></p>



<p><strong>Nefesum haramdır yangınım dinmez,</strong></p>



<p><strong>Anlat Karadeniz nefesim yetmez</strong>”</p>



<p><strong>“Kara İncir”</strong>ini de gördük, elma hırsızlığını da,belki sadece”<strong>Karayemiş</strong>” dikkatlerden kaçmış.</p>



<p><strong>Deli Tahir</strong> rolündeki <strong>Ulaş Tuna Astepe</strong>, karakterini,gereksiz yere kahramanlık övgüsüne uygun abartırken, “<strong>Sümüklü Mercan</strong>”ın, “<strong>Deli Mercan</strong>” olarak yansıtılması yadırgatıyor.</p>



<p>“<strong>Uluyan kurt</strong>” repliğine aldırmayın, çocuklarını “<strong>küçük prens</strong>”le uyutuyorlar.</p>



<p>Anlaşılan diziyi tasarlayan ve uygulayanlar sağ eğilimli kişiler.</p>



<p>İlk etapta, senarist adını yazmama kararı almıştım ama yansıttıkları tablo, hak ettiklerini bana da gösterdi<strong>. Nehir Erdem</strong> ve<strong> Ayşe Ferda Eryılmaz’ı</strong> saygıyla yazabilirim.</p>



<p>Ne yalan söyleyeyim sevdim onları.</p>



<p>Tasarımcıların sağ eğilimlerine uygun dinsel noktalara değinirken, bu konular olması gerektiği gibi, sağlıklı dile getirilmiş.Dizi, cami hocası <strong>“Osman Hoca</strong>” şahsında, yobazlığa prim vermemiş.</p>



<p>Yine, kadın haklarını, şiddeti ve onunla mücadeleyi üstüne basarak dile getirmiş. Susmamak gerektiğinin üstüne basılmış. Umudum yok ama, dilerim bu tavır hedefine ulaşır ve ilham olur.</p>



<p>Belki tuhaf bulacaksınız, belki de yanılıyorumdur ama, ben bu dizide “Kurtuluş yok tek başına, Ya hep beraber, Ya hiç birimiz” mesajı aldım.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://viratrabzon.com/yazar/omerfarukciravoglu/konu/sen-anlat-karadeniz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
