Herkes kendi aklı beğenirmiş.
Böyle denir Karadeniz’de:
Günün birinde akıllar alınmış ve yeniden dağıtılınca, herkes dönmüş dolaşmış ve kendi aklını bulup almış.
Neden?
Bu soru üzerine çok şey söylenebilir.
Ama şayet bir akıl üretmiyorsa,
Bir aklın yaptıkları güven vermiyorsa,
Bir aklın üretimi yoksa,
Bir akıl kendini bile zor idare ediyorsa,
Bir aklın çevreye katkısı yoksa. Bu tür akıllar en değerli olanlardır.
Kimseye muhtaç olmaz.
Çünkü, duydukları ile yetinir,
Başkasından almak yerine, başkasının yönlendirmesi ile yaşar.
Hani derler ya okumayınca,
İletişim kurmayınca,
Merak edip araştırmayınca insan kolayca cahil kalabiliyor.
Cahillik ise öyle güzel bir şey ki; insan her şeyi biliyor.
Bu tür insanların beyninin varlığı bile tartışılır.
Bir süre evvel bir karikatür görmüştüm. Adam bir tarikata gidiyor.
Tam tarikatın kapısında kafası açılıyor ve içindeki beyin alınıyor.
Beyni alan tarikat lideri de: Bundan sonra burada senin buna ihtiyacın yok, diyor.
O zaman haklı olarak düşünen beyinler;
Üretmeyenlere,
Eğitimi reddedenler ki onların önemli bir kısmı bugün Kovit 19 aşısını bile reddediyor.
Araştırmayanlar,
Kafalarını yormayanlar her zaman çile içindedirler.
Her zaman acınacak durumdadırlar.
Her zaman başkalarına muhtaçtır.
Yani yeni yetme çocuk gibidirler çoğu zaman.
Elbette bilgi sermayedir,
Eğitim sermayedir,
Başarı sermayedir,
İnanmak sermayedir.
Ancak bunlardan yoksun insanlar ise sadece başkasının elinde sermayedir.
Yat dediği zaman yatar,
Kalk dediği zaman kalkar,
Şöyle konuş dediklerinde de konuşur,
Şöyle yap denildiğinde de öyle yapar.
Ancaaakkk!
Ya bu tür kişilere bu eylem ve icraatları yaptıranlar,
Bunları takip etmeyenler,
Bunlar için gereğini yapmayanların da farkı var mı?