A.Şefik Mollamehmetoğlu anısına...

"Gazeteciler,
gördüklerini, bildiklerini ve düşündüklerini samimiyetle yazmalıdır.

GündemArslan Bulut: ''Andımız Millî Menfaatlerimize Göre Düzenlenmiş Bir Metindir''

Arslan Bulut: ”Andımız Millî Menfaatlerimize Göre Düzenlenmiş Bir Metindir”

Gazeteci Arslan Bulut, Yeniçağ gazetesindeki köşesinde Danıştay’ın ”andımız” kararını değerlendirdi.

Yeniçağ gazetesindeki köşesinde Danıştay’ın ”andımız” kararını değerlendiren Bulut, “Andımız” ın Türk çocuğunun, Türk millî menfaatlerine göre yetişmesi için düzenlenmiş bir metin olduğunu vurguladı.

Bulut, ”Andımız kararının ardındaki proje!” başlıklı yazısında şunları dile getirdi :

“Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, Danıştay 8. Dairesi’nin Öğrenci Andı’nı kaldıran Millî Eğitim Bakanlığı yönetmeliğini iptal eden kararını bozdu. Bu kararın ardından artık okullarda Öğrenci Andı okunmayacak.”
Haber böyle… Peki, Danıştay dahil bütün yargı organları, yargı yetkisini kimin adına kullanmaktadır?
Anayasa’nın dokuzuncu maddesi, “Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır.” diyor.
Şimdi bu kararla garip bir durum ortaya çıkıyor. Danıştay 8’inci Dairesi, Türk Milleti’nin hukukunu koruyarak, “Türk’üm, doğruyum, çalışkanım” diye başlayan ilkokul andını iptal eden kararı bozmuştu. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu ise Türklüğü milletin adı olarak değil de bir etnik ad olarak gösterenlerin etkisinde kalarak veya çoğunlukla bu şekilde düşünenlerden oluştuğu için “Türk’üm, doğruyum, çalışkanım” andının kaldırılması yönünde karar verdi!


Anayasa’nın “Başlangıç ilkeleri”nde “Hiçbir faaliyetin Türk millî menfaatlerinin, Türk varlığının, Devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihî ve manevî değerlerinin, Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılâpları ve medeniyetçiliğinin karşısında korunma göremeyeceği ve lâiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının, Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı;” diye bir ifade var!
“Andımız” da Türk çocuğunun, Türk millî menfaatlerine göre yetişmesi için düzenlenmiş bir metindi. Bu metinden sadece etnik ayırımcılık güdenler rahatsızdı. Yoksa “Türk’üm” demekle kimse kendi etnik kimliğini inkâr etmeye zorlanmıyordu. Sadece milletin çocuklarının zihninde “millet olma bilinci” her sabah tazelenmiş oluyordu. Çünkü millet de her gün yeniden doğar!
Kısacası karar, Anayasa’ya aykırıdır!

Aslında andımızla birlikte T.C. tabelalarının ve “Ne mutlu Türk’üm diyene” yazısının dağlardan veya şehir girişlerinden kaldırılması, AKP’nin daha kurulmadan önce ABD’de CFR yetkililerine “yerel yönetimlere özerklik” sözü vermesiyle doğrudan ilgilidir.
Öyle ki “AKP sayesinde hepimiz Türk olmaktan kurtulduk” bile diyebilmişlerdir. Bir Alman, “Hıristiyan Demokrat Partisi sayesinde hepimiz Alman olmaktan kurtulduk” der mi? Diğer milletlerden bir politikacı benzer bir söz söyler mi? Söylerse ne olur acaba?
AKP’nin bu tür kararlarla nereye varmak istediğini son Anayasa değişikliğini hazırlayan ekipten Cumhurbaşkanı başdanışmanı Mehmet Uçum, “Yeni siyasal perspektif yeni Anayasa ile başlayacak bir hukuk reformu sürecini zorunlu kılıyor. Ancak bu reform süreci, ‘Türkiye milletinin inşa süreci’ni tamamlayıp güvence altına alınabilir. Yani ‘dışlayıcı ve baskıcı Türk milleti’nden ‘kapsayıcı ve özgürleştirici Türkiye milleti’ne geçiş sürecinde Kürt sorununun kalıcı çözümünün gerçekleşeceği bir siyasal realite söz konusudur.” diyerek açıklamıştı.
Turgut Özal, “Anadolu milleti” diyordu, AKP şimdilik “Türkiye milleti” diyor. Almanya milleti, İngiltere milleti, Fransa milleti, İspanya milleti, İtalya milleti, Rusya milleti, Suriye milleti gibi… Saçmalık…

Defalarca hatırlattığım gibi “Türk’üm, doğruyum”dan “Türk tarihinin hakkından gelmek lâzım” diyen Karen Fogg‘un şahsında Avrupa ve ABD rahatsızdır. Fakat bu rahatsızlık sadece bir söylem değil, ciddi bir projenin yansımasıdır.
Proje şudur: Mimarlığını Bernard Lewis‘in yaptığı “İstanbul başkentli Ortadoğu Birleşik Devletleri Federasyonu” fikri, Özal tarafından belli belirsiz bir şekilde ortaya atılmışsa da ilk olarak Talabani seslendirmiştir. Talabani, 1996 yılı Mayıs ayında, “Hayalim İstanbul’un başkent olduğu Ortadoğu Birleşik Devletleri’dir” demişti. Projenin asıl sahibi MOSSAD’dır. “Büyük İsrail” dedikleri, Orta Doğu kimliğine dayalı Ortadoğu Birleşik Devletleri’dir… Abdullah Öcalan‘ın savunduğu “Demokratik Konfederalizm” de budur.
Türk Milleti’nin bunları bilerek artık bir karar vermesi gerekir…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

TAKİPÇİLERİMİZİN BİLGİSİNE…

TAKİPÇİLERİMİZİN BİLGİSİNE...

Serkan Balcı:”2010-2011’de şampiyonluğu hak ettiğimizi tüm Türkiye biliyor!”

Serkan Balcı:''2010-2011'de şampiyonluğu hak ettiğimizi tüm Türkiye biliyor!''

Karadeniz’de kafes balıkçılığına tepki

Karadeniz'de kafes balıkçılığına tepki