Aytekin Çakmakcı’yı Uğurlarken

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

“Hangimizin hayatında sinema yer almadı. Bazen izledik bazen onu yaşadık. Üzüldük, ağladık, sevindik, aşık olduk…”

Aytekin Çakmakçı

WhatsApp Image 2021 03 11 at 11.14.47

”Yazan : Cumali Yardım ”

Nazım Hikmet, Kuvayi Milliye Destanı’nda Karadenizlileri  şöyle anlatır; “Dümende ve başaltılarında insanları vardı ki bunlar, uzun eğri burunlu ve konuşmayı şehvetle seven insanlardı ki sırtı lacivert hamsilerin ve mısır ekmeğinin zaferi için hiç kimseden hiçbir şey beklemeksizin bir şarkı söyler gibi ölebilirlerdi….”

Eğri burunlu olmasa da konuşmayı şehvetle seven, konuşmasını yaşamın ve okumanın engin birikimiyle donatarak, kimseyi kırmadan incitmeden yapan Aytekin Çakmakçı bugün vefat etti.

Aytekin Çakmakçı 10 Ağustos 1949 yılında Trabzon’da doğdu. Henüz 16 yaşında Kamera  2.Asistanı olarak sinema sektörüne giriş yaptı. Uzun yıllar boyunca İrfan Tözüm, Şerif Gören, Yavuz Turgul ve Ertem Eğilmez gibi yönetmenlerle çalışma fırsatı buldu. 1986 yılında “Yılanların Öcü” filmiyle En İyi Görüntü Yönetmeni dalında Altın Portakal ödülünü kazandı. 2013 yılında İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından düzenlenen 31. İstanbul Film Festivali’nde “Sinema Onur Ödülü”ne layık görüldü. Branşında ayrıca Altın Koza ve Altın Kelebek sahibidir

Aytekin Çakmakçı’yı kendi ağzından dinleyelim;

Ben yoksul bir mahallede büyüdüm. Annemin de hiç okula gitmediğini düşünürsek, ekonomik olarak da düşünce olarak da beni kitaba yönlendiren olmadı. Kriton’la çalışmaya başladım, o bana bir kitap verdi. Mesleki değil, serbest bir kitap. Oku dedi. Ben de kitabı alıp eve gittim. Konuyu sevmedim. Kitap okuma alışkanlığımda yok. Atlaya atlaya okuyorum. Şimdi bir şey sorarsa söylerim diye… Sette okudun mu diye sordu, okudum dedim. Şurayı nasıl buldun, dedi. Ama okumadığım yerden sordu. Bu sefer çok kötü oldum. Diyecek laf bulamadım. O da üstelemedi. Al bu kitabı sen git, sonra konuşuruz, dedi. O gece eve gittim ve İstiklal Marşı’nı ezberler gibi tüm kitabı ezberledim. Ertesi gün gittim, sormuyor. Ben konuyu açıyorum, yine sormuyor. Bir yandan da kızıyorum. Sorsa, cevap vereceğim ve rahatlayacağım ama bir türlü sormuyor. Aradan birkaç hafta geçti. Bir kitap daha getirdi. Onu da okudum, onu da sormadı. Sonra asistanlıktan kazandığım parayla kitap almaya başladım. Bir kütüphanem yoktu. Yavaş yavaş penceremin önünde aldığım kitapları diziyordum. Yaklaşık bir sene sonra, konu açıldı ve Kriton usta dedi ki: Benim derdim seni sorgulamak değildi, sadece sana kitap okuma alışkanlığı kazandırmaktı. Görüyorum ki sen bu alışkanlığı kazanmışsın, zaten benim de amacım buydu.

Sinemaya nasıl başladınız?

Babam kaptandı. O zamanlar kaptan maaşları düşüktü. Bir ailenin geçimini sağlamak için yeterli değildi. İlkokuldan beri küçük ağabeyimle yazları çalışıp ertesi senenin okul harçlığını biriktirmeye çalışıyorduk. Yaş ilerledikçe yaptığımız işlerin cinsi de değişti. Nane limon sattık. Niyetçilik, kahveci çıraklığı, fabrikada işçilik gibi pek çok iş yaptık. Sünnet düğünümde büyük ağabeyim hiçbir esprisi olmayan basit bir Bakalit fotoğraf makinesi hediye etti. O zamana kadar benim fotoğrafla hiç alakam yoktu. O makine orada oyuncak gibi duruyor, kullanmayı bilmiyorum ama önemsiyordum. Sonra kafamda düşünce olarak büyütmeye başladım. Prodüksiyon asistanı bir arkadaşım, kamera ikinci asistanına ihtiyaç var, çalışır mısın diye sordu. Hem para kazanır hem de fotoğrafçılığı fotoğraf direktöründen öğrenirsin diye üsteledi. Ben de gittim, çalıştım. Yaptığım iş malzeme getirip götürmekti. Tabii malzemeleri getirip götürürken her birinin ne olduğunu öğreniyorsun. 1965 yılı, siyah-beyaz dönemi. İki filmden sonra babam dedi ki, okul başlıyor bırak artık bu işleri. Ben de bu işe devam edeceğimi söyleyince babam kızdı. Ağabeylerin okudu, sen niye okulu bırakıyorsun, dedi. Ben işe devam edeceğimi söyleyince, öyleyse seni evden kovarım, diyerek tehdit etti. On yedi yaşına yeni girmişim. O güne kadar bir gece dahi evin dışında kalmamışım. Babama rest çekmeme ben de, herkes de şaşırdı. Bu işi yapacağım dedim ve yaptım. O da beni evden kovdu. On sekiz gün Erman Film’in deposunda yatıp kalktım, oradan işe gittim. On sekizinci gün eniştem geldi. Baban kalp krizi geçirdi, dedi. Paldır küldür kalktık eve gittik. Babam evde çizgili pijama, atlet, önünde çilingir sofrası… Beni kandırdınız, dedim. Babam da otur oraya bok yiyenin uşağı… Ne iş yaparsan yap, akşamları eve gel, anneni de üzme, dedi. Annem de bu arada bana kurbanın olayım oğlum deyip sarılıp ağlayıp duruyor. Öğrendiğime göre, babam, aile büyükleri ve büyük ağabeyimin baskısıyla gönülsüz de olsa peki demiş.

Kendi sözü olan Hangimizin hayatında sinema yer almadı”  ifadesinde o hep başrolde oynadı. Güle güle Aytekin Çakmakçı.

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
0
vir_sl_
Virüslü
Aytekin Çakmakcı’yı Uğurlarken

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

1 Yorum

  1. 8 ay önce

    Sevgili Cumali Yardım’ı Kutluyorum, Aytekin Çakmakçı’yı çok güzel anlatmış

    Cevapla
Giriş Yap

Vira Trabzon ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!