İYİ Parti lideri Meral Akşener’den Erdoğan’a ‘neler olacak’ yanıtı!

meral-aksener-konusma_16_9_1572516973_16_9_1621461022-1
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

İYİ Parti lideri Meral Akşener, gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.

Akşener, Sedat Peker’in iddiaları için ”AKP’nin aile meselesi” dedi.

Halk TV canlı yayınında gazetecilerin sorularını yanıtlayan Akşener, “Sayın Erdoğan’ın partisi ilk kurulduğu zaman bu konularda çok iddialı, açıktı. 28 Şubat, Susurluk meselesinin üzerine gelen bir iktidardı. Bir baktık ki aile olmuşlar. Her unsurla aile olunmuş. Bu iddiaların her biriyle bir aile meselesi olmuş.” diye konuştu.

Açıklamalarında İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun Peker’den 10 bin dolar alan siyasetçi iddiasına değinen Akşener, “O görevde olan insanlar elinde belge, bilgi olduğu zaman gereğini yapmalılar. ‘10 bin dolar’ işte böyle bir şey değil akla gelen, Sayın Soylu vesayet altında o zaman. Elinde belge bilgi var, bunu söyleyemiyor.” dedi.

Akşener, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Rize’de yaşanan provokasyonlar üzerinden kendisine yönelik, “Daha neler olacak, neler. Bunlar iyi günler” açıklamasına cevap olarak “Ne olacağını ben söyleyeyim; Sayın Erdoğan ne zaman olacağı önemli değil önümüzdeki seçimde gidecek” şeklinde konuştu.

“HDP ile birlikte olmayız” diyen Akşener, Millet İttifakı’nın seçime tek adayla gitmesi gerektiğinin altını çizdi.

Meral Akşener şunları söyledi:

”Hükümetler kanun dışı, kural dışı örgütlenmelerle mücadele etmek üzere geliyor ve eskidikçe bunlar yeniden hayata geçiyor ortaya çıkıyor ve o iktidarlar gidiyor. Sayın Erdoğan’ın partisi ilk kurulduğu zaman bu konularda çok iddialı bir iktidardı bir baktık ki, bu iddiaların her biri ile aile olmuşlar. Ben birincisi aile işlerine karışmıyoruz dedim. Sonra dedim ki, Susurluk Meselesi Doğru Yol Partisi’ni Alaattin Çakıcı Anavatan Partisini götürdü. Millet doğru dürüst ikna edilmesini sağlamazsanız siz de öyle diğerlerinin sonucuna katlanırsınız dedim. Ben hayretler içerisinde kalıyorum bu işlere, kimse, konunun muhatapları Sedat Peker için yalan konuşuyor demiyorlar bir top çeviriyorlar. Bu göreceksiniz, Ak Parti iktidarının attaya gittiğinin son anlarıdır bu şu andaki yaşananlar.

Samimi bir şey söylüyorum Sayın Soylu dedi ki, bir siyasetçi 10 bin dolar Sedat Peker’den maaş alıyor dedi. Bir İçişleri Bakanı elinde belge olmadan bunu konuşmaz. Sayın Soylu vesayet altında elinde belge var bunu söyleyemiyor. Bugün öğrendim Meclis Başkanı mektup yazmış. Mecliste yer almış siyasetçilerin Meclis’in itibarının korunması için bunun açıklanması lazım. Sadece bizde var ebed müddet devlet kavramı.

“BEN SAYIN ERDOĞAN’IN YERİNDE OLSAM HİÇ UYUYAMAM”

Yargıdan yürütmeye yürütmeden yasamaya bir kişinin hareketine bağlıysa herşey o devlet olmaktan çıkar. Asıl mesele şantaj unsuru olarak kullanılmasıdır, elimde çok belge var konuşursam yanarsınız. İçişleri bakanlarından, hiçbir bakandan korkulmaz. X bakanından Y bakanından korkuyorsanız demokrasiye gelmeden hukukun üstünlüğü ortadan kalkmış demektir. Böyle bir ortamda ekonomi olmaz, ekonomi büyümez. Biz böyle bir sistemin içinde yaşıyoruz. BU bir zihniyet meselesi bu zihniyetin tercihler silsilesi. Korku yıkılıyor, 32 il gezmişim 138 ilçe gezmişim. İl gezdiğim zamanlarda genellikle konuşmuyordu esnaf kulağıma söylüyordu. Şimdi gezdiğim yerlerde ben sadece nasılsınız diyorum onlar kameraya dönüp konuşuyorlar. Eskiden benim sesim ol diyorlardı şimdi diyorlar ki, beni çıkar ben konuşacağım. Sedat Peker’in açıklamalarının doğrudur diye algılanıyor olması sonucunda Ben Sayın Erdoğan’ın yerinde olsam hiç uyuyamam. Bu itibar konusunun yerle bir olduğu anlamına geliyor bunun önlemini de almadı.

“DEVLETİN ÇİVİSİ ÇIKIYOR”

Asıl mesele devletin çivisi çıkıyor. Biz devlet dediğimiz o kavramı önemseriz. Kurumları vardır kuralları vardır ciddiyeti vardır, siyasetçisi de bu alanlarda kendini yetkili görürü. Partili Cumhurbaşkanlığı meselesiyle birlikte Saray kavramı doğdu. Böyle bir kişinin hükmettiği, cıvık ilişkiler kurulursa bu alanda elbette şantaja açık hale gelirsiniz. Bu cumhurbaşkanlığı sistemi seçilemeyecek. Bütün bu cıvıklığın arka planında her türlü yetkiyi kendinde toplama var. Bakanlıklarda müsteşar yok, ne oluyor, hafıza gitti. Sarayda paralel bir devlet var, paralel bir bürokrasi var. Bir şube müdürü konumunda bir bürokratın bir genel başkan yardımcısını fırçaladığına dair bilgiler var. Sarayda oluşan o paralel yönetim anlayışı apayrı korkutucu bir unsur. Çivinin çıktığı gerek iç bünyede, gerek dış dünyada itibarın yerlere düştüğü ekonominin de sıkıştığı bir ortamla karşı karşıyayız.

Cumhur ittifakı, bir cumhur partisi oldu et ve tırnak oldular, mezara kadar olan bir birliktelik bu. Bu ittifak sistemi ile seçime gideceğiz. Bu iki partinin içinde Doğu Perinçek’in partisi de var, BBP’de var. O kadar çirkin şeyler söylendi ki zamanında birbirlerine ve devamını getirdiler.

“SOYLU’NUN BUGÜN NEREDE DURDUĞUNU ANLAYABİLİRİZ DE YARIN NEREDE DURACAĞINI BİLMİYORUM”

Süleyman Bey’in yolculuğu ilginç, kendisi de kendisinin sivil olduğunu söyleyen bir insan. Ak Parti’ye geçtikten sonra o günkü Süleyman Soylu’nun MHP’yi çok uçta bir yerde görüp eleştirdiği bir duruşu vardı. Bakan olduktan sonra Sayın Soylu’nun dilini ne 80 öncesinde ne 80 sonrasında bugünkü Bahçeli’nin dilinde görmedim. Soylu’nun bugün nerede durduğunu anlayabiliriz de yarın nerede duracağını bilmiyorum.

“HIRSIZLIKLARLA İLGİLİ HUKUKUN İŞLETİLMESİ KESİNLİKLE ŞARTTIR”

Bahçeli her konuşmasında Sayın Erdoğan’a koruma alanı yaratıyor. Mübarek adama kar gitti. Ben en fazla insan hakkı diye kabul edilmesi gereken dini inançlarından dolayı itilip kakılmış bu o hakkı elde etmiş kadın ya da erkek insanların seçime gittiği takdirde bir rövanşla karşılaşma ihtimali var. Devri sabık dediğimiz şey kavga gürültü haline dönülmesi değil ama pek çok hırsızlık var bu ülkede, o hırsızlıklarla ilgili de hukukun işletilmesi kesinlikle şarttır.

Biz İyileştirilmiş güçlendirilmiş parlamenter sistem ile ilgili bir devlet bir sistem tasarımı yaptık orada maddelerden bir tanesi liyakat. Bu ülke ile ilgili ülkeden gitmenin arkasında liyakatsız insanların kamyonla para alması, var, haksızlık var, kayırmacılık var o gençlerin hayallerini yıkamayız. Hırsızlıkla doktorolar yapılamaz. Yaptığınız doktora ile ilgili atıf yapılmazsa olmaz bütün bunların karşılığı liyakattir. Gençlerimizin o en acı hissettikleri alanı biz iktidar olduktan sonra gözümüzü kapayıp devam edersek olmaz elbette liyakın olduğu, denetlemenin olduğu, hukuka riayet edildiği bir sistem olmalı. Pehlivanlar olmayacak, sahte diplomalar olmayacak. Sınava girip açıkta kalan çocukların hala hakkını kimse vermedi.

27 yıldır aktif politika yapıyorum, 5 dönem milletvekilliği yaptım bakanlık yaptım, ailemde ekonomik durumu iyi olan da var kötü olan da var. Bir kişinin benim makamımı kullanarak fayda sağladığını kimse gösteremez. Kendi içimizde durumu kötü olan akrabalarımıza biraraya gelir yardımımızı yaparız. Geri dönüp baktığımda kimi söyleyebiliriz, bugünkü kadar akrabaların siyasetin içinde olduğu dönem yoktu.

“BECERİKSİZ BİR ORGANİZASYONDU”

Ben Sayın Erdoğan’a Netanyahu’ya benzetirken Netanyahu’nun siyaset etme sistemine bir vurgu yaptım sultancıl liderler üzerinden. Bu bilerek söylediğim bir söz, bilerek bir davranış biçimine vurgu yapmak. Ben 6 Mayıs’ta İkizdere’ye gideceğimi söyledim. Netanyahu konusu daha sonra. Aklıma gelmedi burada bir eylem yapılacağı filan. İkizdereli esnaftan, insanlardan en küçük bir çirkinlik görmedim. Organize bir iş yapmışlardı. Aynı Türkiye’yi bugün yönettikleri gibi bir beceriksizlik vardı. Ben tecrübeli bir vatandaş olarak organizasyon yeteneğinin sıfır olduğunu gördüm. Mesut Bey’in memleketi diye Çayeli’ne gittim. Esnaf kapısına gittiğimde size zarar vermeyeyim girmeden hayırlı işler dediğimde beni elimden tutup içeri çektiler, biz bu değiliz gelin hanım özür dileriz dediler. Ben orada yaşayan insanlar herhangi bir şey görmedim. Ben o dükkanlara girdiğim zaman ilk sözüm ben iktidarı yermeye gelmedim, kendi partimi övmeye gelmedim, propaganda yapmaya gelmedim benim derdim sizlersiniz derdiniz nedir, eksik gedik nedir onlar bana söylüyor. Ondan sonra ekonomistlerimizle o söylenen her bir problemin ekonomik karşılıklarını bulup çözüm önerisi getiriyoruz ve grup konuşmamda söylüyorum.

“ERDOĞAN MİLLETİN OYLARIYLA GİDECEK, MİLLET İTTİFAKI İKTİDAR OLACAK”

Sayın Erdoğan hepimizin babası gibi kabul ettiği için kendisini biz de hepimiz heba. Böyle bir sistemin içinde Sayın Erdoğan bana kızdı, bu ilk değil 31Maart’ta bana o bayanı hapse atacağım demişti. Sayın Erdoğan’ın kendini konumlandırdığı yer öyle bir yer ki, herşeyi yapmaya kadir bir pozisyonda. Halbuki, seçilmiş Cumhurbaşkanı, herkesin Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan orada Ak Parti Genel Başkanı olarak konuştu, İYİ Parti Genel Başkanı olarak verebileceğim çok güzel cevaplar var ama o zaman devreye Cumhurbaşkanı giriyor. Bu vatandaş için de geçerli siyasetçiler için de geçerli. Sayın Erdoğan bana da diğer siyasilere de hakaret edebiliyor. Bu çok tuhaf bir tutum. Daha neler neler olacak sözüyle ne olacak; sayın Erdoğan milletin oylarıyla gidecek. Millet ittifakı iktidar olacak ve iyileştirilmiş güçlendirilmiş parlamenter sistem demokrasisine yeniden geçiş yapılacak ve Türkiye yoluna devam edecek. Bütün bunlar kabus gibi bunların kapandığı beyaz sayfanın açıldığı bir Türkiye ile karşı karşıya kalacağız.

“TEK ADAYLA GİTMEK FAYDALI OLACAK”

Tek adayla gitmenin faydalı olduğunu söylüyorum. Ben olmalıyım demiyorum, şudur budur demiyorum. Sayın Kılıçdaroğlu’nun da bu konuda son derece akılcı davrandığını 24 Haziran seçimlerinde gördüm. Bizim gelişimizle bu ucube sistemin gidişiyle kaybedeceklerinin verdiği bir panik duygusu var. Millet ittifakını kimler oluşturacaksa orada oturacağız çalışma metnini kamuoyu ile çalışacağım. Parlamenter sisteme geçiş için beş yıl uzun bir zaman o kadar sürmeyeceğini düşünüyorum. Partimizin kurulmasından itibaren bir tutum olarak şeffaflığı benimsedim. Ben ne biliyorsam en uçtaki arkadaşımız da onu biliyor. Ben ne biliyorsam Genel İdare onu biliyor, milletvekillerimiz onu biliyor. Farklı farklı partileriz farklı fikirlerimiz var. Gücümüz açıklığımız herşeyimiz orta yerde. Öyle olduğu için dedikodu, entrika olmadı. Şeffaflıktan büyük fayda gördüğümüz için muhataplarımıza aynı şeffaflığı strateji olarak uyguluyoruz. Yaptığımız hiçbir görüşmede adaylığa dair hiç konuşmadık.

“HDP AYRI ADAY ÇIKARMALI”

Bir temel yanlış var, HDP Cumhurbaşkanı adayı çıkarmalı. Bağcılar’da Batmanlı, Bayburtlu, Gümüşhaneli insanlar yaşar apartmanlar birbirinin aynısıdır. Dindar Türkler ve dindar Kürtler olarak baktığınız zaman dindar Kürtler Türklerden daha dindardır mezhepleri nedeni ile. HDP bu etnik aidiyet üzerinden oy alıyor. Bağcılar’da HDP yüzde 14 civarında oy alır yerel seçimde 3,5’a düşer. Bu alanı tanımayan Türkler, iki tip Türk var birincisi dindar Kürdü tanımıyor ama seviyor Kürtleri ve HDP üzerinden tanımlıyor. Bir de HDP’ye bağıran birtakım Türkler var her ikisi de Kürtleri tanımıyor. HDP’ye oy veren her seçmen HDP’nin marabası değil. HDP eğer bir ittifak sistemi içerisinde yer alsın yüzde 10’u geçemez. Dolayısıyla HDP aday çıkarır. HDP bizim çıkardığımız her yerde aday çıkardı. 31 Mart’ta millet ittifakının içinde yerleri yoktu stratejik kararlar aldılar. 31 Mart’taki o sistemle İstanbul alındı, Ankara alındı, Adana alındı, Antalya alındı. Belediyeler eli ile hizmet konusunda sorun olmuyor, yardım alanında söylüyorum. Bunun ortaya koyduğu yeni hükümler bambaşka bir bütünlüğü beraberinde getirdi.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir