A. Şefik Mollametmetoğlu anısına...

"Gazeteciler,
gördüklerini, bildiklerini ve düşündüklerini samimiyetle yazmalıdır."

Sadettin Tantan: ”Türkiye, Kimliksiz ve Kişiliksiz Siyaset Anlayışını Terk Etmelidir.”

Röportaj: Vira Trabzon

Sadettin Tantan, organize suç örgütlerinin korkulu rüyası, bir dönemin  ‘efsane’  polis müdürlerindendi. Görev yaptığı dönemlerde özellikle İstanbul’da eğlence mekanlarına getirdiği nizam ve intizamla bilinen bir isimdi.

Tantan, 1994 yılında emekli oldu ve ANAP’tan siyasete adım atarak Fatih Belediye Başkanı seçildi. 18 Nisan 1999 seçimlerinde 21. Dönem İstanbul milletvekili oldu. DSP-MHP-ANAP koalisyonunun kurduğu 57. Hükümette İçişleri Bakanı olarak görev aldı. İçişleri Bakanlığı döneminde büyük çaplı yolsuzluklara karşı başlattığı operasyonlar kamuoyu gündeminde yer etti. Bu operasyonlar mensubu bulunduğu ANAP ile ters düşmesine neden oldu. 2001 yılı Haziran ayında İçişleri Bakanlığı görevinden alındı. Kendisine  önerilen Gümrüklerden Sorumlu Devlet Bakanlığı teklifini kabul etmedi ve partisinden istifa etti. Ocak 2002’de Yurt Partisi’ni kurdu ve halen bu partinin Genel Başkanlığı’nı yürütmektedir.

Bizler de bilgi ve tecrübelerinden faydalanmak ve kamuoyunu aydınlatmak adına gündemdeki meseleleri Tantan’a sorduk. Yurt Partisi Genel Başkanı Sadettin Tantan, Vira Trabzon Haber Sitesi’ne özel açıklamalarda bulundu.

Geçtiğimiz günlerde, 24 saat içerisinde gerçekleştirilen ve de kamuoyunda “aynı merkezden mi yönlendiriliyorlar” algısına neden olan  KRT TV programcısı Afşin Hatipoğlu, Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Selçuk Özdağ ve Gazeteci Orhan Uğuroğlu’na düzenlenen bir çeşit ‘had bildirme’ tipi saldırılar için Sadettin Tantan ne düşünüyor? Bu ve bunun gibi saldırılar önümüzde ki süreçte yaşayacaklarımızın işaret fişeği olabilir mi? Önümüzdeki süreçte Ülkemizi neler bekliyor?

Bu tip saldırılar daha öncede yapıldı. Kimlere karşı yapıldı? Milliyetçi kökenden gelen insanlara karşı yapıldı. Siyasetçi, gazeteci, işadamı gibi kişilere karşı yapıldı. Ülkücü hareketin içinden gelenler, şimdiki MHP’ ye karşı haklı eleştirilerde bulunuyorlar. Özellikle Genel Başkan Devlet Bahçeli’ye karşı yapılan bu eleştiriler, Bahçeli’ye tabi olmuş kişiler tarafından bir eylemsel harekete dönüşebiliyor ve zaten bunu da itiraf ediyorlar. Geçmişte de oldu, bugün de oldu, yarında olabilecek  eylemler olarak görüyorum.

Hükümetin  bu tip olaylara el koymayıp, üzerine yatmak gibi bir anlayış sergilemesi, geçmişte Bahçeli’nin Mafya olarak adlandırılan bir takım kişilerin serbest bıraktırılması ile ilgili çabaları ve o kişilerle kurulan yakın ilişkiler kamuoyunda rahatsızlık yaratmaktadır. Bir ülke düşünün ki; oluşan bir otorite boşluğunu ortadan kaldırmak için çaba sarf etmek yerine, kendi otoritesini farklı güçlerle paylaşıyor. Bu da ülkede güvensizliği artırıyor ve Adalet sisteminin çökmesine neden oluyor. Eğer bir ülkede adalet sistemi doğru işlemezse; ortaya çıkan boşluğu farklı güçler doldurur. Bu boşluğu yerli ve yabancı istihbarat teşkilatları da doldurabilir yada onların güdümündeki çeşitli organize suç örgütleri de doldurabilir. Tabii ki bu durum halkı tedirgin ve rahatsız eder.

Salgın koşullarının yönetimi ve yukarıda bahsedilen saldırılarda ki acziyet,  AKP’nin hükümet etmekteki kontrolünü kaybettiğine dair bir  işaret midir? Yoksa bilinçli olarak mı böyle bir görüntü veriliyor? Bir yönetim boşluğu, bir zafiyet görüyor musunuz?

Uzun zamandır Türkiye’yi kimin yönettiği belli değil. Bugün iktidar ve muhalefet  açısından bakarsak, Türk siyaseti tutsaktır. Tutsak olduğu için dikkat ederseniz; iktidar, itibar kaybediyor. Güvensizlik had safhada…Bu durumda halka güven verecek bir muhalefette maalesef yoktur. Onlar da itibar ve güven kaybediyorlar. İnsanlar kime inanacaklarını şaşırmış durumdalar..

Özellikle bu salgın döneminde Türkiye buna hazırlıksız yakalandı ve bazı gerçekler halktan saklandı ve saklanmaya devam ediliyor.Halk bunun farkında olduğu için insanların bu konuda kafaları hala karışık.

AKP, iktidara gelirken kimlerden icazet aldığını, kimlerin hizmetinde olduğunu 18 yılda yaptığı icraatlarla ortaya koymuştur. İktidarın  niye tutsak alındığı konusu ise; ABD’den icazet alındığı noktada, hala “Amerika ne diyecek” diye beklenen bir noktada; İktidar ve muhalefet anlayışından ne beklenebilir ki? Hiçbir şey beklenemez. Bir iktidar sahibi düşünün ki iktidara geldiği günden beri alt kimlik üst kimlik diyerek Türkiye’yi ayrıştırdı ve hala ayrıştırmaya devam ediyor. Türkiye’nin uluslar arası küresel güçlere karşı içerde birleşip bütünleşmesi gerekirken, mafyamsı hareketler ve tehditlerle ile hanedanlığını devam ettirme çabaları, Türkiye’nin Türkler tarafından yönetilmediği, yönetilemediği bazı güçlerin Türkiye’yi içerden ve dışardan tutsak almak istediği ve parçalamak istediği, bölgemizde iki kara deliğin, iki tane örgütsel yapının tehdidi altında kaldığı gerçeğini göz ardı etmemek gerektiği kanaatindeyim.

Bunlardan biri kuzeyde, Ermenistan ‘Erivan’ Siyasetinin zenginleşerek halkı tehdit etmesi, Rusya dahil oradaki küresel güçlerin bölgede istikrarsızlaştırma çalışmalarının devam etmesi, özellikle Hazar Havzası için Ermenistan’ın bir kara delik olarak kullanılarak, bölgenin terörize edilmesi, yatırımların engellenmesi ve Hazar Havzasının küresel güçler tarafından kontrol altına alınmasıdır.

Güneyde ki proje ise; YPG ve PKK  eliyle Ortadoğu bölgesinin, İran ve Suriye’nin parçalanarak; terörize edilerek bölgenin istikrarsız hale dönüştürülmesi ve küresel güçler tarafından kontrol altına alınmasıdır. Dolayısı ile bu da büyük bir projedir.

Türkiye burada taşeronluk yaptığı için hem Doğu Akdeniz havzasında, hem Ege havzasında, hem de Karadeniz havzasında kaybetti, kaybetmeye devam ediyor.

Aslında Türkiye Cumhuriyeti bölgesinde güç olabilir. Hazar havzasında güç olabilir. Fakat siyaseti tutsak olduğu için, halkı siyaset üzerinden tutsak alındığı için, gerek yurt içinde gerekse yurt dışında çok yetişmiş insan gücü olmasına rağmen bu insan gücü maalesef ülkesine hizmet edemez duruma gelmiştir. İktidar, muhalefet ve medya yapılanmalarına  baktığımız zaman çoğunluğu adeta yabancı servislere hizmet eden kişilerin çıkartıldığı, söylemcilerle  besleme aktörlerle medya üzerinden Türk halkı zehirlenmeye devam ediyor. Bu da büyük bir projedir.

ABD seçimleri sonuçlarının bölgemize ve ülkemize yansımalarının nasıl olacağı yönünde bir öngörünüz var mıdır? Bu konudaki değerlendirmeleriniz alabilir miyiz?

ABD derin devletinin projesi vardır. Seçim sonuçları o projeleri pek fazla etkilemez. O sekteye uğramadan devam ediyor. O projenin içten ve dıştan aktörleri kendilerini Türkiye de ifade ediyorlar. Ortadoğu ve Hazar Bölgesinde hangi kimliklerin olacağı açıkça  belli. Uzun süredir bu konuda raporlar yayınlanıyor. Bu raporlar doğrultusunda hangi parti iktidara gelirse gelsin, onlar yolunda devam ediyorlar. Yolunda devam etmesi için sistemleri belli. ABD kullanılabilir üst yapısını İncirlik’ten Erbil’e taşıdı. Erbil de tüm teknik alt yapıları hazır. Özellikle Irak ve Suriye de kendi kontrolünde olan dini kullanan örgütlerle, Müslüman’ı Müslüman’a kırdırmaya devam ediyor. Irak ı bölerken; Suriye’yi de üçe ve dörde bölmeye devam ediyor. Erbil’de Pjak üzerinden hazar havzasına çıkmak ve egemen olmak istiyor. PKK üzerinden de Karadeniz’e çıkmak istiyor. Ermenistan da dahil olmak üzere, YPG-PKK üzerinden Doğu Akdeniz havzasına, Kızıldeniz ve  Basra Körfezine hakim olmak istiyor. YPG silahlı gücü ile tehdit edip oralarda hakimiyet kurmak istiyor. YPG oralarda güçlenirken, peki  Türkiye ne yaptı? Kendi toprağı olan Süleyman Şah türbesini terk etti. Bir anayasal suç işledi. Ne yaptı? Çözüm süreci çerçevesi içerisinde bir terör örgütü ile İngiliz istihbaratı başkanlığında Oslo’da Türkiye Cumhuriyeti’ni masaya oturttular. Bu da anayasal bir suçtur.

Şimdi HDP’nin kapatılması ile ilgili bir tavır almaya çalışıyor. Ama asıl gerekeni yapmıyor mesela. Neyi  yapmıyor? Uluslararası antlaşmalar var. Bu antlaşmalar Türkiye’ye bir takım haklar sağlıyor fakat Türkiye’nin bu konuda bir kararlılığı yok. Terör örgütlerinin finans kaynaklarının engellenmesi ve kara paraya el koyma hakkı varken bu konuda adım atmıyor. Kişiliksiz ve kimliksiz siyaset burada kendini gösteriyor. Terörle mücadelede yurt dışında da faaliyette bulunabilecek kişiler yetiştirmesi gerekiyor. Türkiye sadece konuşuyor. Çünkü siyaseti tutsaktır. Çünkü Eğit-Donat Projesinde o gün ki yabancı servisler ‘bu örgütlere ateş etmeyeceksiniz’ diye söz aldılar. Bu da Türk İstihbaratı tarafından bilinen bir gerçektir.

Şimdi siz kukla devlet Barzani ile görüşüyorsunuz ama Birleşmiş Milletler’in tanıdığı ,Avrupa devletlerinin görüştüğü Beşşar Esad ve Suriye Devleti ile görüşmüyorsunuz. İngiliz ve Amerikan istihbarat örgütlerinin desteklediği Müslüman Kardeşler Örgütünü savunuyorsunuz ve neden savunduğunuzu halka açıklamıyorsunuz.

1960 lı yıllarda ki El-Rabıta Örgütü’nden dolayı özellikle küresel güçler tarafından ‘kullanılabilir bir İslam anlayışı’nı devam ettirmek için kullanılan bir aktör olduğunuzu, Türk-İslam sentezinden neden uzaklaştığınızı, selefiliği ve Vahabiliği bu millete neden dayatmaya çalıştığınızı bu millete çıkıp anlatın. Bunları anlatmıyorsunuz.

tantan ic

Az önce çeşitli terör konularına temas ettiniz. Terörle mücadele kapsamında HDP’li  belediyelerinin Kayyuma devredilmesini doğru buluyor musunuz? Yoksa Hükümet bu konuda bir kolaycılığa mı kaçmaktadır?

Siz PKK’nın malvarlığına el koyun. Yurt içi ve yurt dışı lobi faaliyetlerini engelleyin, o zaman nasıl siyaset yapacaklar. Siz kayyum atayarak bir yere varamazsınız. Orada kanaat önderleri ile devlet olarak ayrıştırmadan yana değil, birleştirmeden yana olursanız, oradaki insanları kazanabilirsiniz. Oradaki insanlarımızı PKK’nın kucağına bırakmamak lazım. Orada PKK ve dini kullanan diğer terör grupları kendilerine yandaş bulmak için  vatandaşa erzak dağıtıyor. Bundan hükümetin haberi var ancak  hiçbir tedbir alınmıyor ve Hükümet sadece konuşuyor. Başka bir şey yapmıyor. Yapamıyor, Yapamadığını niye söylemiyor? Çünkü hanedanlığını kaybetmekten korkuyor ve panik içerisindedir.

Geçen hafta gündeme gelen ve kamuoyunda da yer edinen, ABD seçimleri sonrası devir-teslim konusu, yaşanan olaylar aynı şeylerin önümüzdeki süreçte Ülkemizde de yaşanabilir mi  sorularının sorulmasına neden oldu.  Aynı şeyler önümüzdeki süreçte Ülkemizde de  yaşanır mı?

Burası Türkiye Cumhuriyeti Devleti. Burası Amerika değil. Burada sağ duyu sahibi insanlar var. Artık Amerikan Milliyetçiliği, Amerikan solculuğu, Amerikan dinciliği  İflas etmiş durumdadır. Yeniden Türkiye kendi köklerine dönüp, Atatürk Milliyetçiliğine dönmek zorundadır. Halkımız, İslami değerleri çökerten bir iktidar partisinin neden tutsak alındığını biliyor. Kendi İslami anlayışına doğru yönelim gösterecektir. Bundan kimsenin şüphesi olmasın. Atatürk ve Arkadaşlarının kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devleti, gerek Türk milliyetçiliği bakımından gerekse de Türk-İslam anlayışı bakımından ayrıştırıcı değil, bütünleştirici bir anlayış olmakla beraber Türk Dünyasına da el uzatan  bir anlayışa sahiptir. Bu yönü ile önümüzdeki süreçte halkımız tarafından daha çok sahiplenileceğini düşünüyorum. Tarihi geçmişi çok iyi analiz etmemiz gerekiyor.

Gerek Kurtuluş savaşı ve gerekse Türkiye  Cumhuriyeti’nin kuruluş sürecinde görev alan Türk Milleti olarak ağaç dikmeyi bilmeyen, elbise dikmesini bilmeyen sadece savaşarak yorgun düşmüş, yaralanmış insanların kalkınmayı ve sanayiyi kısa sürede başarıp Ülkesini ve Milletini kalkındırmış olması dünyada çok az rastlanan bir durumdur. O bakımdan, bu millet kendi önderlerinin açtığı yolda kendi geleceğini hızlıca kurup toparlanabilecek bir kabiliyete sahiptir. Bunu yeniden yapabilecektir.

Amerikan derin devleti yada yeni yönetimi Türkiye’yi görmezden gelerek bu coğrafyada gezme şansı yoktur. Türkiye Çağın gereklerini yerine getirip, kimseye tabi olmadan bu coğrafya da özgür ve bağımsız güçlü bir devlet olarak devam edecek kabiliyet ve birikime sahiptir. Bunu yapabilecek geleneğe sahiptir.

en soon tantan
reklam 1 scaled e1598636241256

Benzer Haberler

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

reklam 1
reklam 1 reklam 1 reklam 1 reklam 1 reklam 1 reklam 1

Son Eklenenler