”İllâ ki Cemile Cevher Söylesin” Adlı Kitap Hakkında Süleyman Şenel İle Bir Söyleşi

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Röportaj: Şamil Kucur

Cemile Cevher Hanım hakkında bu kadar geniş çaplı ve çok yönlü bir kitap hazırlamanıza iten sebep neydi?

1990’lı yılların şartlarına göre; bilhassa TRT yayınlarından adını ve sanatını iyi bildiğimi zannettiğim Cemile Cevher’in hayatını yazma fikrini İ. Gündağ Kayaoğlu ve babası, şâir Ömer Kayaoğlu verdi bana. Ömer Kayaoğlu ve Cemile Cevher, her ikisi de Trabzon/Maçkalı… Ömer Kayaoğlu’nun Cemile Cevher için yazdığı iki tane de şiir var. “İllâ ki Cemile Cevher söylesin/El çırpalım beş-on sefer söylesin” dizeleri de Ömer Kayaoğlu’na ait. Ömer Kayaoğlu, o şiirlerinde; Cemile Cevher’in memleket kültürü için yaptıklarını, hemşerilerine biraz da hayıflanarak anlatıyor ve yeterince anlaşılamadığını söylüyor. Bana da, sağlığında Cemile Hanım’a, hak ettiği saygının gösterilemediğini söylerdi. İşte bu duyguların verdiği şevkle 1998 yılında başladım kitap için materyal toplamaya; bir yıl gibi kısa bir sürede de ana hatları oluşturdum. Kitap hazırlıkları sürerken, Cemile Cevher’i ve onun eşsiz sanatını topluma yeniden hatırlatmanın yollarını da aradık. 2000 yılında, Cemal Reşit Konser Salonu’nda, “50. Sanat Yılı” için bir saygı gecesi düzenledik mesela. O gece, hazırladığım kitaptan özetlenmiş 39 sayfa hacminde “Cemile Cevher/Hayatı-Sanat Hayatı” adlı bir küçük kitap ve “Oy kemençem kemençem” adlı bir kaset, Anadolu Sanat Yayınları adına kurucusu İ. Gündağ Kayaoğlu tarafından seyircilere armağan edilmişti.

WhatsApp Image 2021 07 03 at 11.41.42

Bu kitap, kaç yıllık bir çalışmanın ürünü?

Kitap, 1998 yılında yazılmaya başlandı; ancak tam 14 yıl sonra yayınlayabildi. O da değerli yayıncı/matbaacı dostum Ali Ekber Daşdöğen’in sayesinde… Bu süre içinde kitap sık sık güncellendi. Basılamamasının sebebi ise; yazılmasına vesile olan baba-oğul Ömer ve İ. Gündağ Kayaoğlu’nun, birbiri ardına o mel’un rahatsızlığa yakalanıp birbiri ardına vefat etmelerinden dolayı. Kitabın basımı, bu süreçte sürekli ertelendi. Derken 2010 yılının 26 Şubatında da Cemile Cevher, kendisi için yazılan kitabı göremeden Hakk’a yürüdü. Sanatçı İbrahim Can dostumuzun deyişiyle; onu 27 Şubat günü Şile’nin bereketli topraklarına emânet ettik.

Bu çalışma sürecinde, sizi en etkileyen konular neler oldu?

Süleyman Şenel: Kitabı yazmaya başladığımda, Cemile Cevher’i sanatından dolayı yeterince tanıdığımı sanıyordum; ancak çok yanılmışım. Onun hayatını ve sanatını ancak uzun bir zamanda kavrayabildim. Tanıdıkça da bu zannımdan utandım. Dahası zaman geçtikçe onun hayatını ve bilhassa yaşadığı dönemi araştırmaktan büyük keyif aldım. Gerçi Cemile Cevher’in hayatını yazmak, dağınık hatıraları ve görsel-işitsel belgeleri bir araya toplamak, yeterince yazılmamış bir dönemin tarihçesini yazmak ve bütün bu belge ve bilgileri kurgulayıp birleştirmek bir hayli zor oldu; ama doğrusu bu emeğe değdi.

Bir defa Cemile Cevher’in sanat hayatına atıldığı 1950’li yıllar, büyük bir değişim ve dönüşümün orta noktası imiş. Öncelikle, Cumhuriyet’in ilk çeyreği içinde uygulamaya geçirilen kültür-sanat politikalarının bir sonucu olarak gelişen siyasal, sosyal ve kültürel olayları ve yeni yeni şahsiyet kazanan resmi ve özel kültür-sanat kurumlarının yürüttüğü uygulamaları iyi araştırmak gerekiyordu. Çünkü, 1950’li yıllarda gelişen sürecin aktörleri, bu politikalardan kuvvetli bir şekilde etkilemekte ve gerektiğinde toplumu ve olayları kolayca yönlendirmekte idi. Gün yüzüne çıkan o aktörler arasında “halk müziği sanatçı tipleri”, “derlemeciler” ve “sanat uygulayıcıları” da vardı. İşte, bir grup müzik adamının yarattığı sosyo-kültürel etkiler; 1950’li yıllarda ivme kazanan değişimin tanımlanmasını ve Cemile Cevher’in hayatının bir parçası olarak değerlendirilmesini de zorunlu kıldı. Zor olan ise aradan geçen yarım asırlık sürecin izini sürmek ve karanlıkta kalan bir döneme ışık tutmaktı. Dediğim gibi bir yazar olarak bu dönemi ben çok sevdim. Bir de Cemile Cevher’in titizliğine değinmem gerek. Hatıralarından, bilgisinden ve elindeki materyallerden cömertçe yararlandığım Cemile Cevher’i tanıdıktan sonra, sanatçı titizliğinin ne demek olduğunu çok daha iyi anladım.

Cevher’in genelde Türk Musikisi, özelde Türk Halk Musikisi ve Karadeniz Bölgesi musikisi/folkloru olarak adlandırılan musiki ve kültürüne, bir musikişinas, bir solist olarak katkıları hakkında neler söylersiniz?

En büyük katkısı, temsil ettiği Karadeniz Bölgesi kültür-sanat hayatının geleneksel müziklerini değerli bir ses sanatçısı olarak Türk Halk Müziği genel diskoteğine ve repertuvarına kazandırması; onları Radyo/Televizyon yayınları ve Plâk/Kaset gibi iletişim teknolojileri vasıtasıyla toplum belleğine aktarıp, kuşaklar boyu beğenilmesini sağlaması olmuştur. Onun sayesinde, ulusal müzik kültürümüz zengin bir kaynağa kavuşmuş; Karadeniz çevresi müzik kültürü ülke genelinde daha çok tanınmış ve ülkemizin pek çok yöresinden yaptığı müzik derlemeleri ile de avucumuzdan kolayca uçup giden sözlü kültür verilerinin onlarcası kayıt altına alınmıştır. Derlediklerini notaya almakla da, onların yazılı kültür envanterine kaydedilmesi mümkün olmuştur.
Kendisi zor şartlarda yaşamını idame ettirmeye çalışsa da- ülkemiz kültür-sanat hayatının binlerce temsilcisi sanatçı meslektaşları, bu ve benzeri hizmetlerinden, yıllar boyu yararlanmışlardır ve bundan sonra da yararlanmaya devam edeceklerdir.

WhatsApp Image 2021 07 03 at 11.41.59

Cemile Cevher; sosyal-kültürel-siyasi-ekonomik geçişler yaşayan ve halen de yaşamakta olan ülkemizin insanı, kültürü, musikisi, folkloru ve de özellikle (Karadeniz yöresi) sanatçılar, müzisyenler, folklor araştırmacıları açısından, nasıl ele alınmalı, nasıl değerlendirilmelidir?

Cemile Cevher gibi sanatçılar; her şeyden evvel hayatın akışkanlığı içinde bir kısım sosyal hadiseler, bazı tesadüfler ve tanımlanması çok da kolay olmayan ilişkilerden doğuyor. Ve söz konusu kişiler, kendilerine tanınan imkânlardan yararlanma adına verdikleri mücadele ve yöntemlerle varolmaya çalışıyorlar. Bu bağlamda; Cemile Cevher’i, öncelikle yaşadığı dönemin siyasal ve sosyo-kültürel şartlarına göre değerlendirmek gerekiyor. O dönem de 1950’li yıllara tekabül ediyor. Demek ki müzik kültürümüz açısından 1950’li yılları iyi irdelemek gerekiyor. Bu işin henüz çok yönlü olarak yapılabildiğini düşünmüyorum.

Ancak Cemile Cevher yönünden benim hayranlıkla gözlemlediğim ve dillendirmek istediğimi bir husus var… Cemile Cevher; 1950’li yılların, kendi alanındaki en güçlü sanat aktörleri ile bir arada olmuş, sanat çalışmaları yapmış ve daima aranan bir sanatçı konumunda olup büyük saygı görmüş… Ve yıllar boyu sanatından ödün vermeksizin uzun bir ömür sürmüş.. Ama ne yazık ki profesyonel sanat ömrünü biraz erken noktalamış. Günümüzde, onun adı ile zikredebileceğimiz zengin bir müzik külliyatından söz edebiliyorsak eğer, bu Cemile Cevher’in saygın sanatçı duruşundan ve yaptığı hizmetlerin kalitesinden dolayıdır. Toplumumuz da engin sağduyusu ile onun bu hizmetlerine hak ettiği karşılığı vermiştir ve vermektedir. 1950’li yıllarda başlayan şöhretini bugünlere kadar taşıması ve toplum belleğinde kalıcı izler bırakmış olması, bu hizmetlerinin en önemli göstergesidir. Kitapta da yer verildiği gibi döneminin pek çok değerli sanatçısı, onun hizmetlerini ve kalitesini zarif ifadelerle dillendirmektedirler.

Bugün Karadeniz Bölgesi müziği ile ilgilenen ses ve saz sanatçılarının icra tarzı, sahne performansı, repertuvar ve müzikal bilgi ve kalitesi açısından bakıldığında nasıl değerlendiriyorsunuz?

Her şeyden evvel Cemile Cevher; temsil ettiği sanat ve topluma kazandırdığı eserlerle birlikte, TRT’nin ve TRT dışı müzik sektörünün yayıncılık adına ortaya koyduğu prensip ve uygulamalar yörüngesinden değerlendirilmelidir. “Yurttan Sesler” sanatçı prototipi içinde düşünülmeli; karakteristik ses tonu, okuyuş üslubu ve kendine has repertuvarı ile bilhassa Karadeniz bölgesinin kuvvetli bir kadın sanatçı temsilcisi olarak kabul görmelidir. Kendi şartlarına ve kendi zaman dilimi içerisindeki uygulamalara göre; sanatın içinde yer aldığı dönemde, sanat uygulamaları bakımından kendinden sonra yetişen gençler için bir rol-modeldir. Toplum belleğine kazandırdığı pek çok türkünün, hâlâ onun okuyuş üslubunda seslendiriliyor olması da bu anlamda çarpıcı örneklerden biri olabilir. Toplum belleğine kazandırdığı eserlerden birkaç tanesini hatırlarsak; onun etki gücünü belki daha iyi kavrarız. Şu türkülerin hangisinden vazgeçebiliriz mesela? Hangisini unutabiliriz?

Genç kızlık yıllarından kalan hatıralarla, bir dönem yol arkadaşlığı yaptığı Maçkalı Hasan Tunç ve Rize Hasan Sözeri’nin hatıralarını taşıyan: “Ayağundaki mesler”, “Çay elinden o yani giderum yali yali”, “Dirvana vurdim uşti”, “Divâne âşık gibi dolaşırım yollarda”, “Hasta oldum derdune”, “Kemençemun telleri”, “Maçka’nun yoli daşluk”, “Oynayın kız oynayın (Derule)”, “Sabahtan kalkar gızlar”, “Sen bu yaylaları yayliyamasun”, “Garardi Garadeniz”, “Gemiye çektuk yelken”, “Gökte yildız ay misun”, “Haldoz’un portikali”, “Peştemal tezgahına”, “Salına salına suya gidersin” ya da “Türki deyurum sağa” türkülerinden nasıl vazgeçebiliriz? Giresun’un “Püsküllüdür püsküllü” veya “Yayla çimeni budur” türkülerini mi yoksa Aydın’ın “Eklemedir koca konak ekleme” türküsünü mü unutabiliriz? Ya da, Afyonkarahisar’ın “Karahisar kalesi yıkılır gelir” türküsünü mü? Saymakla bitmez…

Eğer toplum içinde yaşayan bireyler olarak bir araya geldiğimizde, hep birlikte bir takım ezgileri tereddüt etmeden mırıldanabiliyor, oynayabiliyor, hüzünlenebiliyor ya da ağlayabiliyorsak; bunu öncelikle Cemile Cevher gibi gizli sanat kahramanlarına borçluyuz. Cemile Cevher; kendi repertuvarını kendi sağlayan bir sanatçı prototipine mensup bir sanatçı olarak, temsil ettiği sanatının tırnaklarıyla tutunduğu sanat yücelerinden, vefatın sonra da bizlere unutulmaz mesajlar iletiyor. Bu nedenle; Cemile Cevher gibi sanat temsilcilerini; günümüz sanat algılayışları, uygulamaları ve zevkleri yönünden değerlendirmemeliyiz. Güncel beğeni ve tercihlere feda etmemeliyiz. Popüler kültürün acımasız, her şeyi kolayca yutan ve feda etmekten çekinmeyen acımasız çarkının dişlerine şuursuzca atmamalıyız. Biz geride kalanların görevleri arasında; ahde vefa ve minnet duygularıyla, onun hizmetlerinden ve geride bıraktıklarından yararlanıp, armağan ettiklerini gelecek kuşaklara taşımanın çarelerini aramak da var. İnanıyorum ki, eser bırakanlar madden ölseler de rûhen ve mânen ölmezler. Cemile Hanım’ın aziz hatırası önünde hürmetle, minnetle eğiliyorum. Rûhu şâd, mekânı cennet olsun.

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
0
vir_sl_
Virüslü
”İllâ ki Cemile Cevher Söylesin” Adlı Kitap Hakkında Süleyman Şenel İle Bir Söyleşi

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

Giriş Yap

Vira Trabzon ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!