A.Şefik Mollamehmetoğlu anısına...

"Gazeteciler,
gördüklerini, bildiklerini ve düşündüklerini samimiyetle yazmalıdır.

Kültür ve SanatTRABZON'DAN ÇIKAN HAYATLAR... "Bir garip şair Oktay Rifat"

TRABZON’DAN ÇIKAN HAYATLAR… “Bir garip şair Oktay Rifat”

Vali Samih Rifat, sanata çok düşkündür. Doğu ve Batı müziğini çok iyi bilen besteci ve müzisyen olmasının yanı sıra döneminin de tanınan şairlerinden biridir. İki evlilik yapar Samih Rifat. İlk evliliği Mutasarrıf Hüseyin Bey’in kızı Saliha Hanımladır. Bu evliliğinden Hatif ve Zeynep isminde iki çocuğu dünyaya gelir. Oğlu Hatif de babası gibi musikiye meraklı bir gençtir. Tanburi Cemil Bey’den dersler alır. Yetenekli bir genç olmasına rağmen, genç yaşında vereme yakalanır. Tanburi Hatif, yakalandığı amansız hastalıkla mücadele edemez ve hayata gözlerini yumar. Saliha Hanım’ın yüreği de oğlunun ölümünü uzun süre kaldıramaz ve o da kısa bir süre sonra vefat eder.

Eşinin ve oğlunun ölümünden sonra kızı Zeynep ile hayatta yapayalnız kalan Samih Rifat, eşinin ölümünden iki yıl sonra Mustafa Celalettin Paşazade Ferik Enver Paşa’nın kızı Münevver Hanım ile ikinci evliliğini yapar. Münevver Hanım, ilk kadın ressamlarımızdan Celile Hanım’ın kız kardeşidir. Celile Hanım aynı zamanda usta şair Nazım Hikmet’in de annesidir. Samih Rifat’ın, Münevver Hanım’dan da bir kız çocuğu dünyaya gelir. Mevlevi olan Samih Rifat, Şeyh Galip’e olan hayranlığından dolayı kızının adını Hüsnü Aşk koyar…

Osmanlının son yıllarıdır. Anadolu’da Kurtuluş Savaşı başlamış, yurdun dört bir yanını işgal güçleri sarmıştır. Samih Rifat, bir yandan ölümlerle dağılıp, daha sonra yeni yuvasını ayakta tutmaya çalışırken aynı zamanda da devlet adamı olarak görevlerini yerine getirmeye çalışır. Konya valiliğinden sonra, 1913 yılında iki yıl kalacağı Trabzon’a vali olarak atanır. Trabzon’da görev yaptığı son yılında ise Türk Edebiyatı Tarihine damga vuracak olan oğlu Oktay Rifat dünyaya gelir.

Oktay Rifat’ın dünyaya gelmesinden beş ay sonra da 1. Dünya Savaşı başlar. Savaşın başlamasıyla Samih Rifat, İstanbul’a döner ve bir süre sonra da Trabzon’daki ailesini yanına almak ister. Aile, İstanbul’a Osmanlıya ait olan Gümüşyan Vapuru ile gitmeyi planlar. Ancak, Samih Rifat, Trabzon’daki ailesine Fransız Vapuru ile dönmeleri için bir telgraf çeker. Ailesi ise telgraftan sonra Fransız Vapuru ile İstanbul’a döner. İstanbul’a döndüklerinde ise Osmanlı vapurunun bombalanıp, battığı haberini alırlar.

Oktay Rifat, okul çağına geldiğinde anne tarafından dedesi olan Celalettin Enver Paşa’nın İstanbul’daki okuluna kayıt olur. O devirde örnek bir okul olan bu okulda Fransızca eğitim alarak, küçük yaşında Fransızca’ya hâkim olur. Aynı zamanda savaş da ilerlemiştir… Samih Rifat, İstanbul’dan sonra Kurtuluş Savaşı’na katılmak için Anadolu’ya geri döner. Anadolu’dayken de müttefik güçler tarafından evi basılır. Samih Rifat, bu olay üzerine çocuklarını Antalya’ya aldırır. Sonraki günlerde ise Atatürk’ten gelen bir mektupla da ailesi ile birlikte Ankara’ya dönmek için yola çıkarlar. At arabası ile yapılan Ankara yolculuğu çilelidir. Yolculuk açlık, susuzluk içinde tam yirmi iki gün sürer. Düşman askerlerinin ölü bedenleri sık sık yollarını keser. Oktay Rifat’ın bitlenmesi de aileye ayrı bir derttir…

Samih Rifat, Ankara’da, Atatürk’ün en yakın çalışma arkadaşlarından biri olur. Maarif Vekâleti Müsteşarı olarak görev yapan Samih Rifat, daha sonra da Türk Dil Kurumu’nun kurucu başkanı olarak tarihteki yerini alır. Ankara, Oktay Rifat için de önemli duraklardan biri olacaktır…

Oktay Rifat, Ankara’da ilk önce Latife Hanım İlk Mektebine yazılır. Lise eğitimi içinse Ankara Erkek Lisesi’ne geçer. Ankara Erkek Lisesi, Oktay Rifat’ın edebi hayatının da başlangıcı olacaktır. Bu lisede edebiyat dersini Ahmet Hamdi Tanpınar’dan alır. Burada kendisi gibi edebiyata meraklı olan çocuklarla, arkadaşlıklar da edinecektir…

Oktay Rifat, babası gibi şiire meraklıdır. Küçük yaşına rağmen birbirinden güzel dizeler kaleme alır. Şiire olan merakı, onu aynı lisede öğrenci olan Orhan Veli ile tanıştırır. Orhan Veli ile derste, teneffüste, bahçede, okul çıkışlarında hep şiirden-sanattan konuşurlar. 1931 yılına gelindiğinde ise bu ikiliye kendilerinden bir yaş küçük olan Melih Cevdet adında bir öğrenci daha katılır. Böylece Ankara Erkek Lisesi’nde yıllarca sürecek olan edebi yoldaşlıkta başlamış olur.

Ankara Erkek Lisesi Mecmua Heyeti, o yıllarda Sesimiz adlı dergiyi yayımlar. Edebiyata meraklı olan üç arkadaşın ilk edebi çalışmaları da bu dergide ilk okuyucularının karşısına çıkar. Orhan Veli’nin, derginin ilk sayısında ‘’Yahudi’nin Fendi Arnavudu Yendi’’ başlıklı, komedi türündeki temsili yayımlanır. Bu temsil on altı yaşındaki Orhan Veli’nin ilk yayını olmasının yanı sıra Latin Harfleri ile de yayımlanan ilk yazısı olur. Oktay Rifat’ın ise bu dergideki ilk şiiri altıncı sayının onuncu sayfasındaki ‘’Hepsi Var, Sevgilim Yok’’ başlıklı dizeleridir.

Edebi hayatına doludizgin devam eden Oktay Rifat, hiç beklemediği acı bir gerçekle karşılaşır. Babası Samih Rifat, Maarif Müsteşarlığı ve Türk Dil Kurumu Başkanlığı görevlerinden sonra Çanakkale Milletvekili olarak seçilip görev yaptığı 3 Aralık 1932 yılında vefat eder. Babasının vefatı, Oktay Rifat’ı derinden sarsmıştır ama bu acı gerçek karşısında yapabileceği hiçbir şeyi yoktur. Arkadaşları ile edebi çalışmalarına devam eder.

Oktay Rifat’ın amcası Cevat Rifat, İzmir’de yayımlanan İnkılap Dergisi’nin baş muhabiri ve yazı işleri müdürüdür. Nisan 1933 tarihinden itibaren de Oktay Rifat, amcasının dergisinde Oktay Samih Rifat adıyla yazı ve şiirlerini yayımlatmaya başlar. Böylece okul dergisinin dışında edebiyata ilk adımını atmış olur.

Oktay Rifat ve Orhan Veli, lisenin son sınıfına gelir. Okulda mezuniyet sınavı yapılacaktır. Sınav heyetinde Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’te yer alır. Sınav esnasında Atatürk, en değer verdiği çalışma arkadaşlarından birinin oğlu olan Oktay Rifat ile tartışmaya girer. Atatürk, tüm yönlendirmelerine rağmen, Yunan medeniyetini Türklerin kurduğu tezini bir türlü Oktay Rifat’a kabul ettiremez. Atatürk’ün hoş karşıladığı tartışmadan sonra, Oktay Rifat, Ankara Erkek Lisesi’nden üçüncü olarak mezun olur.

Mezuniyetten sonra üçlü kısa bir süre de olsa dağılır. Orhan Veli, İstanbul Üniversitesi’ne; Oktay Rifat ve Melih Cevdet ise üniversite eğitimine Ankara’da devam eder… Orhan Veli’nin İstanbul’da olduğu yıllarda üç şairin de sesi soluğu kesilir ve şiir yazmaya ara verirler. Ancak 1936 yılında Orhan Veli’nin tekrar Ankara’ya dönmesiyle üçlü şiir çalışmalarına devam eder. Varlık Dergisi, Nahit Sırrı Örik ve Yaşar Nabi Nayır’ın yardımlarıyla şiirleri yayımlanır. Oktay Rifat’ın bu dergideki ilk şiiri ise ‘’Eza’’dır…

Varlık Dergisi, üç genç şairin şiir hayatına da yön verir. Edebiyatın içinde kalıcı bir yer bulabilmek için hummalı bir çalışma içine girerler. Eski şiir akımlarının yerine yepyeni bir şiir anlayışı ile edebiyat tarihinde yer almak isterler. Arayışları, 1937 yılına kadar devam eder. Bir yaz gününde Orhan Veli ve Oktay Rifat, Ankara’daki Özen Pastanesine gidip, caddeye karşı çevirdikleri sandalyelerine otururlar. Bu sohbetlerinde yeni şiir anlayışının ilk dizeleri, Oktay Rifat’tan gelir. Saksılar adında bir şiir yazmıştır… Pek cesaret edemese de şiirini ilk olarak can dostu Orhan Veli’ye okur. Okuduğu şiirin ne kafiyesi ne de vezni vardır!.. Orhan Veli, duyduğu şiirle heyecanlanır. Hemen o da cebinden bir şiir çıkarır… Şiir, Raymond Radiguet’ten çevirdiği Kelebek’tir! Orhan Veli’nin çeviri şiirini dinledikten sonra heyecanlanma sırası bu sefer Oktay Rifat’tadır. Üç dört gün içinde de kafiyesiz ve ölçüsüz birden fazla şiir yazarlar. Diğer dostları Melih Cevdet ise o günlerde Belçika’dadır ve dostlarına içi şiirlerle dolu mektup gönderir. Mektubun içinden çıkan şiirlerin de ne kafiyesi ne de ölçüsü vardır. Artık Türk Edebiyatı, yeni şiir akımı ile tanışacaktır!

Oktay Rifat ve Orhan Veli, ‘’Garip’’ adını verdikleri yeni şiirlerini ilk olarak 15 Eylül 1937 yılında, Varlık dergisinde yayımlatırlar. Şiirler Belçika’da olan Melih Cevdet’e ithaf edilir… Melih Cevdet’in, yurda dönmesiyle de üçlü tekrar bir araya gelir ve ekim ayında hep birlikte Varlık dergisinin sayfaları arasında yeni şiirleri ile yer alırlar. Ankara Erkek Lisesi’nde tanışan üç dost; Orhan Veli, Melih Cevdet ve Oktay Rifat, akımlarına ‘’Garip’’ adını koyacaktır.

Artık dergi sayfaları yetmez genç şairlere. Şiire ait düşüncelerini tüm edebiyat dünyasına duyurmak için bir manifesto yayınlamak isterler. Bunun için de manifestolarının ve şiirlerinin yer aldığı ‘’Garip’’ adlı kitabı 1941 yılında çıkarırlar… Böylece Türk Edebiyatı’nda ’’Garip’’ akımı doğmuş olur.

1950 yılına gelindiğinde ise üçlünün birlikteliği sonbahar yaprakları gibi dökülmeye başlar. Üçlünün arasından ilk olarak Orhan Veli ayrılır. Ölüm ayırmıştır onları… Oktay Rifat ve Melih Cevdet, kardeşlerinden yakın gördükleri dostlarının aralarından ayrılması ile yıkılmışlardır.

Oktay Rifat ve Melih Cevdet, Orhan Veli’siz, şiir çalışmalarına devam ederler. En yakın dostları Orhan Veli’nin anılarıyla… 1987 yılına gelindiğinde ise Oktay Rifat, son kitabı olan ‘’Koca Bir Yaz’’ adlı kitabını yayınlatır. Kitabının çıkmasından altı ay sonra ise geçirdiği kalp krizi sonucu Garip’in bir yaprağı daha düşmüş olur!

Ölüm anında bile unutamaz dostunu, Oktay Rifat… Öldükten sonra, birlikte şiire başladığı birlikte kitap çıkarttığı Orhan Veli’nin yanına gömülmeyi vasiyet eder. Ancak İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Bedrettin Dalan’a, Vali Cahit Bayar’a sayısız mektup yazılmasına rağmen, Aşiyan mezarlığında yer bulunamadığı için son isteği yerine getirilemez büyük şairin… 20 Nisan 1988 Çarşamba günü Üsküdar Yeni Valide Camiinde kılınan cenaze namazından sonra Karacaahmet Mezarlığı’nda toprağa verilir.

Garip’in son yaprağı ise Melih Cevdet Anday’ın 28 Kasım 2002’de solunum ve böbrek yetmezliği sonucu hayatını kaybetmesiyle düşer…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

TAKİPÇİLERİMİZİN BİLGİSİNE…

TAKİPÇİLERİMİZİN BİLGİSİNE...

Serkan Balcı:”2010-2011’de şampiyonluğu hak ettiğimizi tüm Türkiye biliyor!”

Serkan Balcı:''2010-2011'de şampiyonluğu hak ettiğimizi tüm Türkiye biliyor!''

Karadeniz’de kafes balıkçılığına tepki

Karadeniz'de kafes balıkçılığına tepki