KORKU YALANI BESLER

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Acı çekmenin hiçbir derin anlamı yoktu.

Frank Furedi

Faşizm, toplumsal kahramanlıklar üzerine kurulur ve varlığını devam ettirir. Bireysel ve toplumsal kahramanlıklardan ve korkudan beslenir; ya kendisi yeni kahramanlıklar yaratır ya da eski felaket ve yenilgileri kahramanlık haline getirir. Faşizm, kurban ve mağduriyet kültürüyle tam bir uyum içerisinde hareket eder. Tüm bunlar içinde tarihi ve tarihsel olayları kullanır. Günümüz dünyasında tarih ve tarihçi faşizmin ve korkunun taşeronluğunu yapmaktadır.

Daha önceki “En Kolay Tarih Yalan Tarih”tir (https://viratrabzon.com/kose-yazilari/en-kolay-tarih-yalan-tarih/)  başlıklı yazımda muhacirlik olayına değinmiş ve bunun aslında büyük bir kaçış anlamına geldiğini yazmıştım. Kaçmak; tehlikeli bir durumdan, birinden, bir şeyden kurtulmak için hızla koşup uzaklaşmak olarak tanımlanıyor TDK sözlüğünde. Çarlık Rusya’sının bölgeyi ve Trabzon’u işgali tehlikeli bir durum olduğu için ve bu tehlikeli durumdan kurtulmak için ortaya konulan eylemde kaçmaktır. Kavramları netleştirirsek ve ifade ettikleri biçimde kullanırsak tarihi daha sağlıklı anlarız, yorumlarız. Konuyu kaçmak, göç, muhacirlik ya da ne adla tanımlarsak tanımlansın her insanın yapacağı bir eylemi Trabzonlularda yapmıştır. İnsanın yaşamak yanı hep ağır basar ve ona göre davranış sergiler ki bu dün olduğu gibi bugün de geçerlidir. Trabzonlular sakinleşerek ve dışarıdan bir bakış açısıyla: Ruslar Trabzon’u işgale gelirken yaşamak yanımız ağır bastığı için göçtük demekten utanmamalıdır. Trabzonlu Türk ve Müslümanların Çarlık Rusya’sının işgalinden kaçması insani bir tavır olmakla birlikte bunda utanılacak bir durumda yoktur. İnsanın ve toplumların yaşama isteği ve yaşama tutunma isteği birçok değerden kutsaldır.

IMG 20211229 WA0003

Bu ikinci yazımda ise göç olayının farklı yönlerini ele alacağım.

Trabzon’da kalıp işgale karşı mücadele etmek yerine göçü tercih eden Müslüman ve Türkler bu sefer de göç yolunda çektikleri acıları büyütme duygusu ile hareket etmektedir. Kaçtık, göçtük ama çok acı çektik duygusunu hâkim kılma çabası içindedirler. Toplumsal aidiyet duygusunu oluşturmak için, mağduriyet kültürünü ve çekilen acıları görünür kılmak ya da yaşananlardan mağduriyet ve acılar yaratma telaşı ile hareket ediliyor. Mağduriyetin dayandığı temel ise sizin ne yaptığınız değil, size neler yapıldığı üzerinden şekillenir.

Muhacirlik olayının hiç sorgulanmayan taraflarından birisi de, Çarlık Rusya’sının Trabzon’u işgal edileceği belli olduğunda Trabzon valisi Cemal Azmi Bey’in sadece Türk ve Müslümanlar için muhacirlik kararı almış olmasıdır.

Trabzon sokaklarında tellallar dolaşıyordu. Trabzon’da yaşayan sivil halk, kadın, yaşlı, çocuk, pür dikkat ve endişeli biçimde tellalların ne dediğini dinliyordu. Tellallar avazı çıktığı kadar “ Muhacirlik var, emir çıktı. Vali Cemal Azmi Bey şehir merkezini Ordu ya taşıyor. Halkın şehri boşaltması, Giresun tarafına doğru acilen yola çıkması, ayağına bağ olacak eşyayı burada bırakması, ancak çok aciliyeti olanları yanına alması, hayati ehemmiyette olanlardan başkasını yük etmemesi…” diye bağırdığını duymuşları. (Naim GÜNEY 1916’da Rus İşgali ve Karadeniz’de Yaşanan Muhacirlik Dramı) Burada kullanılan halk kelimesi sadece Müslüman Türkleri kapsar!

İmparatorluğu yani devleti temsil eden vali, yurttaşları arasında ayrım yapma hakkını kendinde görmüş; Türk ve Müslüman olmayan Trabzonluları işgalci Çarlık Rusya’sı askerlerinin insafına bırakmıştır. Ali Akay, Siyaset Bir Düşünce Alanıdır isimli kitabında bu durumu şöyle tanımlıyor “Devlet ırkçılığı” Vali Azmi Bey’in yaptığı devlet ırkçılığının arkasında bir değerler ve duygular silsilesinin yatmakta olduğunu görürüz. Önce din üzerine kurulu bu ayrım daha sonra da etnik unsurları içine alarak genişletilir ve bugün ki noktaya gelinir.

Trabzon valisi Cemal Azmi Bey’in sadece Türk ve Müslümanlar için muhacirlik kararı almış olması, bir devlet ırkçılığıdır. Bir devlet yurttaşları arasında ayrım yapmıştır. Asıl sorulması gereken “Neden böyle bir ayrım yapılmıştır?” sorusudur. “Cemal Azmi Bey  Hrisantos’a bir mektup göndererek kenti metropolit ile birlikte  George Fosirepulas, Paraşikev Agramatikapulos ve George Kongalides adlı 3 Rum’dan oluşan heyete terk ettiğini “Bu memleketi Rumlardan almıştık şimdi onlara teslim ediyoruz. Camiye tahvil ettiğimiz kiliseleri de size terk ediyoruz. Muvafık görürseniz onları yeniden kiliseye tahvil ediniz. İhtirasınıza mağlup olmayarak onlara dokunmamanız zannedersem daha iyidir” sözleriyle bildirmiştir. (Öztürk 2011:616),

IMG 20211229 WA0002

Türklerin Trabzon’daki 455 yıllık sürecini, Vali Cemal Azmi Bey şöyle özetler; “Bu memleketi Rumlardan almıştık şimdi onlara teslim ediyoruz.” Bu sözler o zamanın ruh halini en iyi şekilde ortaya koyuyor. Osmanlı İmparatorluğunun sürekli toprak ve savaş kaybetmesinin sonucunda oluşan bu ruh hali idarecilerin de sağlıklı kararlar verememesine neden olmuş olabilir. Trabzon valisi Cemal Azmi Bey’in sadece Türk ve Müslümanlar için muhacirlik kararı almış olmasının temelinde de bu duygu mu vardır acaba “bu memleket sizin ve siz onu koruyun mu?”

Trabzon valisi ya da Osmanlı İmparatorluğunun Çarlık Rusya’sının Trabzon’u işgali sürecinde ortaya koyduğu ayrımcı ve ötekileştirici yapı özellikle Trabzon’daki Rumların Osmanlıya bağlılığı ve onun yurttaşı olma bilincini zedelemiş ve bu olaydan sonra kendi milliyetçi örgütlerini kurma konusunda cesaretlenmişlerdir.

Çarlık Rusya’sının Trabzon’u işgalinden sonra Rumlar arasında baş gösteren milliyetçilik duygularını işgale yüklemenin çok anlamı yok. Rumlar işgalde şunu gördü: Osmanlı İmparatorluğu bizi tebaası ve yurttaşı olarak görmüyor. Trabzon valisinin göçle ilgili kararında ortaya koyduğu ayrımcı tavır bunun kanıtı. Osmanlı imparatorluğunun ve devletin Trabzonlu Rumlara bakışını Rumlar net olarak görmüştür. Onu işgalcinin insafına bırakmak, bunun sonucunu Sabahattin Özel, Milli Mücadele’de Trabzon isimli kitabında ortaya koyar “Trabzon’da da Yunanlılık ve Pontus hareketi özellikle Rus işgali sırasında açığa çıkmıştır.” (Özel 2012:53) yine aynı kitapta şunlar yazar “Rus işgaliyle harekete geçen Rumlar “milli haklarını” uygulamaya girişmişler” (Özel 2012 :13)

Yaşanılan kaçışı kahramanlık, tebaa ayrımcılığını ve kalanların yaptıklarını ihanetle suçlamak yersiz ve anlamsızdır. İhanet aranacaksa kalanlarda değil kaçanlarda aranmalıdır.

“Ruslar böylece 18 Nisan akşamı herhangi bir direnişle karşılaşmadan Trabzon’a girmişlerdi. Rumlar ve Ermeniler (15 kadın ve 500 yetim çocuk Trabzon’daki Ermeni sayısı (Öztürk2011: 613) başlarında metropolit ve papazlar olduğu halde Rus Kafkas Ordusu Komutanı General Yüdeniç’i sevinç çığlıkları atarak karşılamışlardır.” (Özel2012:10)

Müslüman ve Türklerin vatan toprağını işgalciye karşı koruması yerine, şehri terk etmesi için emir çıkarıp, gayrimüslimleri işgalcinin insafına bırakan anlayışın, gayrimüslimlerin işgalciyi sevinç çığlıklarıyla karşılamasını, hakir görerek aşağılamasının nasıl bir anlamı olabilir ki? Kendi kaçışını saklamak, kendini mağdur gösterme telaşıyla, şehirde bırakılan gayrimüslimlerin nasıl davrandıklarını incelemek ve ona anlamlar yüklemek komik olsa gerek. Gayrimüslimler ne yapmalıydı? Silahlanıp işgal kuvvetlerine karşı savaşmalı mıydılar? Türk ve Müslümanlar gibi göç mi etmeliydiler?

Dün olduğu gibi bugün de işgalciler işgal ettiği topraklar da sevgi ile karşılanır. Çünkü insanın yaşama ve yaşamda olma isteği her şeyden çok önemlidir. Kaçan da kalan da yaşama isteği ile hareket eder. ABD Irak’ı işgal ederken, büyük bir çoğunluk ABD bayrağı ile sevinçle karşılamıştır işgalcisini.

Müslüman Türk Trabzonluların canlarını, namuslarını, mallarını koruma güdüsüyle şehri terk etmesini normal karşılayıp, kalan gayrimüslim Trabzonluların aynı duygu ile hareket ederek işgalci Çarlık Rusya askerlerini sevinçle karşılamasını anormal karşılamak nasıl bir duygudur!

Muhacirlik olayı aynı zamanda Türk ve Müslümanların, gayrimüslim Osmanlı yurttaşlarına olan kin ve nefretin ortaya konulduğu bir alan olmuştur. Bununla birlikte Trabzon’dan göçmekle yaşanan ve Trabzonlulara miras kalan duygu: şehri kaybetmek korkusu. Trabzonluların zihinlerine Trabzon’un başka devletler tarafından alınacağı, işgal edileceği korkusu hâkimdir. Göç hikâyelerinin gündemde tutulması ve o süreçte yaşanan mağduriyetlerin abartılmasının ardında yatan neden Türk ve Müslümanların şehri kaybetme korkusudur. Tarihi çarpıtarak, onun gerçeğini gizleyerek sadece koyu bir düşmanlığa kin ve nefrete hizmet etmiş oluruz.

KORKU YALANI BESLER

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

Giriş Yap

Vira Trabzon ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!