SINIF ÖĞRETMENİNE…

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Genç meslektaşım, eğitim ve öğretim gönüllüleri!

Meslekte 35 yılını sahada geçirmiş biri olarak deneyimlerimi öğretmenliğe yeni atanan meslektaşlarımla, eğitim gönüllüleriyle paylaşmak istedim. Öğretmen, sınıfta bulunan öğrencilerin her birini sazın telleri gibi görüp, öğrenme aşamasında seslerini aynı anda uyumlu bir şekilde çıkartmalarını sağlamak için düzene koyduktan -akor ettikten- sonra konusunu anlatmaya başlamalıdır.

Mesleğimin 5. Yılında 35 kişilik sınıfın karşısına çıktığımda kendimi ilgi ile dinletmek için şu yöntemi uyguladım: Sınıfa girdiğimde, “günaydın” deyip kürsüye çıktım. Sınıf yoklamasını yaparken 6-7 öğrencinin adını hafızamda kaydettim. Yoklama bittikten sonra ayağa kalkıp kendimi tanıttım ve tekrar kürsüye oturdum.

ogretmen 2267

Öğrencilerin kendilerini tanıtma işine numara sırasına ya da sınıfta oturuş durumuna göre değil de hafızamda tuttuğum öğrencilerden başladım. “İlgisiz hiçbir karşılıklı konuşmanın sağlıklı yürüyemeyeceğini”, karşılıklı konuşmanın demokrasinin nefesi olduğunu bilerek öğrencilere dönüp, “şimdi de arka sağ tarafta oturan Ahmet kardeşimiz kendini tanıtsın, arka sol tarafta oturan Hasan, ortada oturan Ayşe, ön taraftan Hatice ve Emre kendilerini tanıtsınlar,” dedim. Kendini her tanıtanı dikkatle dinledikten, hafızamda başka öğrencilerin kaydını yaptıktan sonra teşekkür edip oturttum. Zaman yetmedi,  bir sonraki derste devam ettik.

Öğrenciler, kendi adlarıyla çağrıldıklarını, dikkatle dinlendiklerini, karşılıklı konuşmanın demokratik bir ortamda olduğunu, öğretmenin yetkeyi olur olmaz yerlerde kullanmadığını, sınıfın birincisi olmaya çalışmadığını görünce daha bir mutlu olduklarını, ürkek ve başkaldıran bir görüntü içinde olmadıklarını, kendilerini daha bir özgür hissettiklerini gördüm. Dinlenildiklerinde iyi bir dinleyici olduklarını, tek başına gerçekleri görüp söyleme istencini gösterdiklerini gördüm. Ancak karşılıklı konuşmayı her tür şeyin konuşulduğu, tartışıldığı bir ortama çevirmekten uzak tutmak öğretmenin en önemli taktiklerinden biri olması gerektiğini gördüm.

Öğrencilerde, belli durumlar ve sorunlar karşısında tepki ve davranış oluşturma, gerektiğinde bunları değiştirip yenilerini edinebilme yeteneğini geliştirirken yol ve yöntemlerin çok önemli olduğunu gördüm. Öğrencilerin kafalarını tahıl ambarı gibi görmek ve istenildiğinde o bilgiyi gidip oradan almak öğrenmede ve öğretmede kural olamadığını ve olmaması gerektiğini öğrendim. Çocuklarda sorgulama zevki, istek ve yargıları aşan güçlü bir coşku; güçlü bir anlamak, öğrenmek, görmek için içten gelen bir istek; bir şeyi yaratma ve gerektiğinde risk alma sevinci kazandırılmak için onlardan biriymiş gibi davranmanın, onlara seçenek hakkı vermenin önemini anladım.

Daha iyi insan olma yolunda “sorumluluk” kavramını öğrenenlere kazandırırken zor ve zorunluluğun sahte kişilik kazandırdığını bilerek şu yöntemi uyguladım: Sınıf kurallarını –söz alarak konuşma, toz kaldırmama, yüksek sesle konuşmama vb.- ben değil, sınıftaki öğrencilerimle belirleyip renkli resim kartona yazdık ve sınıfın uygun yerine astık. Hangi madde kim tarafından söylendiği yazıldığı için bu kurallara uyulduğunu, uymayanların uyarıldığını, öğrenene seçme hakkını vermenin “sorumluluk” duygusunu kazanmada önemli bir adım olduğunu öğreterek öğrendim. 

Öğretmede öğrenciye müdahale etmekten çok onu etki altında bıraktığım, öğrenciyi çocuğum gibi, öğrencinin yazdığı bir yazıyı, okuduğu bir şiiri, anlattığı bir masalı ya da öyküyü, yaptığı bir resmi, el işini vb. şeyleri ise torunum gibi görüp sevdiğim, kucakladığım, hoş gördüğüm ve de yalanı gerçekten büyük göstermediğim zamanlarda çocuklardaki istek ve yaratma arzularının tavan yaptığının ayrımına vardım.

Öğrencilerimin, anne, baba, diğer yakınları ve köylüleriyle ya da mahalle sakinleriyle her bakımdan birleştiğimde, onların geleneklerine, göreneklerine, inançlarına değer verdiğimde –hemhal olduğumda-, sorunların üstesinden nasıl geldiklerini öğrendiğimde düşüncelerimin kanatlandığının, daha bir önemsendiğimin, beni kendilerinden biri kabul edip nasıl daha bir istekle dinlendiğimin ayrımına vardım.

Bugün bilgiye ulaşmanın iletişim araçlarının çokluğu ve kalitesi sayesinde kolay olduğunun herkes farkındadır. Ne zaman bilgiyi, insanın kendisini, çevresini ve olup biteni tanıma, algılama, kavrama aracı olarak kullananların sayısını çoğaltmak için çalıştıysam; yanlışlığı ve olumsuzluğu yapanların korunmadığı, kollanmadığı bir ortamı sağlanmak için çalıştıysam gerçek öğretmen olmaya bir adım daha yaklaştığımı duyumsadım.

SINIF OGRETMENI 2

Değerli meslektaşlarım, anne ve babalar, eğitim-öğretim gönüllüleri!

Çocukları dar görüşlü gericilerin kucağına itmemek için öğlen güneşi gibi tepelerinde durmamaya özen gösterilmelidir. Gündoğumu ya da günbatımı güneşi gibi yere yakın olduğumda, kısacası çocukların eşitiymiş gibi durup konuştuğumda çocuklara ait fiziksel ve ruhsak güzelliklerini daha bir ayrıntılarla gördüğümü söyleyebilirim. Benim duygu ve düşünce doğrularımın dışında düşüncelerin ve yaklaşımların da olduğunu söylediğimde, çocukların bana olan sevgilerinin, saygılarının ve güvenlerinin daha bir yoğunlaştığını, yüreklilik ve yeteneklerle elde edilmiş iyi bir ünün iyesi olmak için olağanüstü uğraş verdiklerini gördüm.

Ne zaman bizleri öteki canlılardan ayıran en belirgin özellik olan dilimizi, “Türkçe”mizi yabancı dillerin kapımından koruyarak, kollayarak kullandıysam öğrencilerimle daha iyi anlaştım; annelerini, babalarını, akrabalarını ve köylülerini yanımda buldum. Geleceğe emin adımlarla yürümek, gelecekte iyesi olunan toplumla varlık göstermek; insandaki farkındalığı, duyguyu, algıyı ve bilgiyi merkez kabul ederek olduğunu; inancı bilimin önüne koyarak olmadığını öğretirken öğrendim.

SINIF ÖĞRETMENİNE…

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

Giriş Yap

Vira Trabzon ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!