Bir Gün Tek Başına

    0

    Yok hayır. Vedat Türkali’nin o unutulmaz eserinden bahsetmeyeceğim. Bu ara fazlasıyla gündem oldu zaten. Bahsedeceğim konu malum; Sedat Peker “bir gün tek başına” kaldı ve bir zamanlar birlikte yürüdüğü iktidarın öde gelen isimlerine savaş açtı.

    Nedendi, nasıldı analizlerine girmeyeceğim. Şikâyetim başka. Sedat Peker, “bir gün tek başına” kaldı ve herkesin bir numaralı gündem maddesi haline geldi. Hepimiz de heyecanlanarak, umutlanarak, beklentiye girerek takip ettik. Çünkü muhalefetin sorması gereken hesabı sormaya başlamıştı. Muhalefetin halkta yaratması gereken heyecanı, umudu, beklentiyi o yaratmaya başlamıştı. Evet bu çok açık; bir “suç örgütü liderinin” sözlerinden medet umar hale geldik. Bu da bize dert olsun!

    Çoğu kişi onun aslında ne kadar kültürlü olduğunu fark edip içten içe takdir etti. Çünkü memlekette kültürlü insanlar iyi yerlere gelemiyordu ve iyi yerlere gelenlerin de ne kadar cahil olduğuna artık şaşıramayacak kadar alışmıştık.

    Bilip de söylemeye cesaret edemediğimiz ‘pislik’leri ortalığa saçıyordu da onun gemileri yakmaktaki cesaretinden dem vuruyorduk. Haksız kazanç elde edenlerin ipliğini bir bir pazara çıkarıyordu da biz ipin ucunun daha nerelere kadar gideceğini hevesle bekliyorduk. Haksız yere makam, mevki, konum elde edenleri rezil rüsva ediyordu da biz onların tuttuğu köşe başlarından birer ikişer nasıl ayrılmak ve ortalıktan kaybolmak zorunda kalmalarına tanık oluyorduk, zevkle.

    Peker’i izlemek için çalar saatler kuruyor, uykumuzdan feragat ediyor, planlarımızı ona göre ayarlıyorduk. Çünkü milyonlarca seçmeni olan hiçbir muhalefet partisinin çekemediği ilgiyi çekmeyi başarmıştı. Yüz milyonlarca izlenmeye birkaç ayda ulaşırken on yıllardır, “Böyle bir şey olabilir mi?” demekten öteye gidemeyenlerden çok daha etkili olduğunu görüyorduk, utanarak.

    Çakma gazeteciler, çakma solcular, çakma İslamcılar derken haksız mıydı söylediklerinde? Şüphesiz haklıydı. Etrafımızı her konunun çakması sarmamış mıydı gerçekten? Elbette bir Sedat Peker güzellemesi değil bu. Ama bütün bunlar doğru mu, değil mi? Peki bir “suç örgütü liderinden” medet ummakta kabahat bizde mi? Diyeceksiniz ki belgesiyle de konuşsan seni ya tazminata ya hapse mahkûm ediyor. Doğru. Peki vaziyeti bu kadar vahim hale kim getirdi? Bu hale gelmesine kim sebep oldu? Buna sebep olanın kendi başarısızlıkları olduğunu bal gibi bilmelerine rağmen, kimler vazgeçemediler koltuklarından, konumlarından, konforlarından? Temsil hakları bile birer ikişer ellerinden alınırken, her önüne gelen hapsedilirken neden çıkmadılar meydana? Neden rahatlarından ödün verip sokak sokak, mahalle mahalle, kapı kapı anlatmadılar haksızlığı, hukuksuzluğu, yolsuzluğu da herkes Pazar sabahlarını bekler oldu? Bir çift söz söylemekten imtina etti fikirlerine en güvendiklerimiz… Ahmet Şık buna cevabı çoktan verdi: “ ‘Muhalefet nerede?’ diye soranlar; muhalefetin kendisi olduğunu anımsayıp konforundan vazgeçtiğinde bitecek bu sessizlik.”

    Unutmadan… Videolarda, masasına koyduğu kitaplar satış listelerini alt üst etmeye başladı. Çevirip sorsanız on kişiden dokuzunun tanımayacağı üstatlar keşfedilmeye başlandı. Bir mafya babası ülkedeki kitap okuma oranını artıyor adeta! Biz ise gülsek mi ağlasak mı bilemeyeceğimiz çelişkileri yaşıyoruz. Vedat Türkali görse, ne derdi bilemiyorum ama ondan alıntılayarak bitirelim, konuyu özetleyen cümlesiyle:

    “Her yerde, her dönemde egemen güçlerin bağladığı yerde otluyordu aydın sürüleri; karanlığı yaratan da buydu. Aydın o sürüye katılmayana denirdi.”

    Önceki İçerikİman Doğruysa Bu Yalan Niye
    Sonraki İçerikFırsat Düşkünü
    Hakan Aytaç
    1989 yılında İstanbul’da doğdu. Aslen Trabzonludur. İstanbul Ticaret Üniversitesi’nde Bankacılık ve Finans bölümünden mezun olduktan sonra Marmara Üniversitesi’nde yüksek lisans yaptı. Atilla İlhan Kültür Merkezi'nde "Yaratıcı Yazarlık Yöntemleri" üzerine eğitim aldı. Çeşitli gazete, dergi, internet sitelerinde yazarlık ve editörlük yaptı. Cumhuriyet Gazetesi'nin gençlik sayfasında ilk yazıları yayımlandıktan sonra Levent Kırca’nın "Olacak O Kadar" programının skeç yazarlığı kadrosunda yer aldı. Türkiye'nin ilk davul ve bas gitar içerikli "Drum & Bass Magazine" isimli enstrüman dergisinde yazarlık ve editörlük yaptı. 2011 Genel Seçimlerinde "Halkın Gazetesi" isimli İstanbul İl propaganda dergisinde, 2014 Yerel Seçimlerinde "Ajans Adalar" dergisinde ve 2014-2019 arasında yayımlanan "Adalar Gerçek" gazetesinde yazarlık ve editörlük yaptı. Kavaklıderem Derneği’nin düzenlediği "Ülkem Kentim Semtim" isimli yazı yarışmalarında 2012 ve 2019 yıllarında iki sefer ikincilik ödülü aldı. 2018 yılında "Aya Kitap" etiketiyle yayımlanan "Tılsım: İstanbul" isimli bir romanı bulunmaktadır. Halen çeşitli gazete ve dergilerde yazıları yayımlanmakta olup hikaye, roman çalışmalarına devam etmektedir. Cafe işletmeciliği yapmaktadır, evli ve ikiz çocuk babasıdır.

    CEVAP VER

    Lütfen yorumunuzu giriniz!
    Lütfen isminizi buraya giriniz