Aydınlar Karanlığı-2

Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Geçen hafta haddimi biraz fazla aşmışım bazılarına göre. Bazıları derken kendini aydın zanneden bazıları yani. Aydın olmayan köylülerim de var içlerinde. Güya onlara hakaret etmişim. Saymadım kaç kişiydiler. Ama o kadar çoktular ki korktum. Ben kimmişim de aydınlara, yani onlara laf ediyormuşum. Kimmişim de herkese akıl öğretiyormuşum. Her zaman böyle ukalalık yapıyormuşum da falan filan…

Kim olduğumu yazmıştım aslında. Ben bir garip köylüyüm. Köylü de milletin efendisidir. Hepsi bu kadar…

Hem eleştirilmek güzel şeydir aslında, ben buna kızmam. Eleştirmek de güzeldir.Eleştirirken güzel şeyler de söylenebilir ama bu bizim kültürümüze biraz yabancıdır işte. Biz eleştiriyi hakaret etmek, yerden yere vurmak olarak biliriz. Beni de öyle eleştirdiler ve sonunda “adam ol özür dile” dediler. Laf dinlerim ben. Bir hikaye anlatayım özür dileyeceğim, söz…

Zamanın birinde (ki o zaman kesinlikle 12 Eylül 1980’den öncedir) Urfa Siverek’ten İstanbul’a okumak için gelen gençler bir dernek kurarlar. Derneğin adını da İstanbul Yüksek Tahsil Derneği koyarlar, Siverekliler Derneği değil yani. Dernek faaliyetleri arasında bir de aylık dergi çıkartmak vardır. Dergiye verilebilecek en güzel isim de Siverek’tir ve onlar da o ismi verirler. O gençler bir gün Yılmaz Güney’e gidip kedilerini tanıtırlar ve “Siverek adında bir dergi çıkartıyoruz, onun bu ayki sayısına bir yazı yazmanızı istiyoruz” derler. Yok yok hemen şaşırmayın. Dedim ya o zaman 12 Eylül 1980’den önceydi diye. Yani o zamanların sanatçıları aydınları burunlarından kıl aldırmayan özel uçakları olan kral soytarıları değildi. Halkıyla iç içeydiler. Yılmaz Güney de onlardan  biriydi işte. Gençler çok kolay ulaşır kendisine ve bir şey ister o da gençlerin isteğini yerine getirir. Hepsi bu. Aynen şöyle yazar..:

Siverekli Olmak

Bir gün nereli olduğumu sordular. 

– Babam Siverekli’dir dedim. 

Siverek adına şaştılar, hiç duymamışlar. 

– Nerdedir bu Siverek? dediler. 

– Siverek Napoli’nin kazasıdır dedim. 

Düşündüler bir süre, birbirlerine bakındılar. 

– Biz İtalya’yı çok iyi biliriz. Yanlışınız olmasın? Napoli’nin böyle bir kazası yoktur. dediler

Siverek İtalya’da olsa bileceklerdi. Siverek Urfa’nın bir kazasıydı. Urfa da Türkiye’de bir şehirdi. 

Bizim memleketin insanları iyidir, akılları çoktur; İtalya’yı bilirler, Fransa’yı bilirler. Çinistanı, Falanistanı bilirler, lakin kendi yurtlarını bilmezler. Dünyanın öte ucundaki ülkelerin yardımına koşmak için can atarlar. Onlar için şiirler yazar, onlar için ağıt yakarlar. Falanistan köylüsünün acısını anlatan kitaplar kapışılır, benim memleketimin insanlarına sırtları dönüktür, onları görmezler, göremezler…

Rahmetli yaşasaydı ve bugün bir yazı isteseydiler Rabia’yı da yazardı kesinlikle ama nerde o günler. Bugün Siverek’ten İstanbul’a okumak için gelen gençler öyle bir dernek kuracak, öyle bir dergi çıkartacak da gidip İbrahim Tatlıses’ten bir yazı isteyecekler hemi..? Hadi diyelim ki istediler, yazıyı da siz düşünün…

Gelelim özür dileme işine. Özür dilememi isteyenlerden birkaçı da benim köyümdendi. Köyümün İstanbul’da bir derneği var.  Derneğin adı da Aholular Derneği. Ne iş yaparlar bilmem ama tam adında kültür mültür de var. Yani bütün köylerin ilçelerin dernekleri gibi işte. Tamam lan..! Bir dergi çıkartın, söz o dergide bir özür yazısı yazacağım…

Aydınlar Karanlığı-2

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Giriş Yap

Vira Trabzon ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!